pınar yücel sarı


Pınar Yücel Sarı

FASTACASH
COUNTRY MANAGER


Teknolojinin, hayatımızın ve iş dünyasının hemen her noktasını değiştirdiği bir dönemdeyiz. Finansal hizmetler pazarında erişim, maliyet ve etki açısından bulunan fırsatları doğru değerlendirmek ve iyi analiz etmek gerekiyor.

Clayton Christensen’ın 1997 yılında doktora tezi olarak çalıştığı, yıkıcı inovasyon kavramını hayatımıza sokan ve teknolojinin iş dünyasına getirdiği hızlı, kaçınılmaz etkisini stratejik bakış açısıyla anlatan Yenilikçilerin İkilemi kitabı, günümüzün en önemli iş kitaplarındandır. Kitapta bilgisayar çipi örneği üzerinden incelenen ürün geliştirme, fiyatlama, pazarlama ve yenilikçi ürün modellerinin şirket iş yapış yöntemlerine ve organizasyonuna etkisi günümüzde sağlık, enerji, otomotiv gibi birçok sektöre uyarlanabilir.

Müşterinin İsteğinden Ziyade İhtiyacı Önemlidir

Finans teknolojileri üzerine çalışan birçok startup son yıllarda önemli yatırımlar aldı. Mobilitenin etkisi ve finans sektörünün hali hazırda dijitalleştirilmiş bir değerin üzerine kurulu olması bu yatırımların en büyük nedenleri arasında. Şimdiye kadar bankaların, iç süreçlerini iyileştirmek ve müşteriye ulaşmak için alternatif dağıtım kanalı olarak kullandığı teknoloji yetenekleri, bankaların müşterilerinin ihtiyaçlarını daha iyi, hızlı ve erişilebilir olarak karşılamalarını mümkün kılabilir. Christensen’a göre bu noktada soru müşterinin “isteğinin” değil “ihtiyacının” ne olduğudur. Yenilikçi olmak için müşterilerinin şartlarını bilmek ve problemlerine çözüm üretmek önemlidir. Örnek olarak 2007 yılında Kenya’dan çıkan mobil bankacılık çözümü M-Pesa milyonlarca kişiyi finans sistemine dahil etmiş, bu başarıyı takiben ürün Afrika, Hindistan ve Doğu Avrupa bölgelerinde pazara sürülmüştür. Ürün, müşterisinin finansal sisteme erişim sorununu mobil teknolojiler kaldıracıyla en sade yolla çözerek kısa zamanda yayılmış, milyonlarca insanın hayatını değiştirmiştir.

Yaygın olarak bulunan bir ürünün, uygun fiyata sunulması prensibiyle kitlelerin kullanım alışkanlıklarının değişmesi her zaman zor ve zaman alacak bir süreç olmayabilir. Christensen’a göre yıkıcı yeniliğin kabul edilmesinde iki yol bulunur. Birinci olarak işlerliği reddedilemeyecek kadar iyi bir iş modelinin oluşturulması gelir. Bu sava örnek olarak 1998 yılında Elon Musk ve Peter Thiel’in içinde bulunduğu parlak bir ekiple kurulan online ödeme sistemi PayPal’ı verebiliriz. Ödeme ve kripto teknoloji şirketi olarak başlayan şirket, ödeme dünyasına getirdiği yenilikçi yaklaşımla daha başlangıçta Nokia ve Deutsche Bank’ın ilgisini çekebilmiş, 4 yıl içinde 1,5 milyar dolara eBay’e satılmıştı.

Yıkıcı Yeniliklerin başarısındaki ikinci yöntem ise güçlü oyuncuların yeniliği kabulüdür. Örnek olarak, Bitcoin teknolojisinin üzerinde çalışan Hyperledger projesine katılan elliye yakın şirketin arasında IBM, Intel, Hitachi, Fujitsu, Accenture, JP Morgan, Cisco gibi teknoloji üreticileri, entegratörler, bankalar ve etkili kurumlar bulunması; Christensen’in tanımladığı inovasyonun başarılı olması ve kabul görmesi için gerekli değer ağına çok güzel bir örnektir. Yıkıcı yeniliklerin, iş yapış modellerini, yazılım ve donanım ihtiyaçlarını değiştirdiğini düşünürsek bu ekosistemi yaratmanın ve işletmenin önemi daha da iyi anlaşılır.

Uygun Fiyatlı ve Karlı Ürün Oluşturmak

Hakim şirketlerin yenilikçiliğe yaklaşımı da aynı kitapta incelenir. Hakim şirketlerin inovasyonu gerçekleştirdikten sonra, fikri kısıtlı müşteriye tanıtması, ürünün önceliklendirilmemesi ve sonuçta pazara çıkmada gecikmesiyle biten süreçte, hakim şirketlerin genellikle “iyileştirmeler” yaparak mevcut ürünlerini geliştirdikleri görülür. Buna örnek olarak son yıllarda bankaların güncellemelerle desteklediği, içerik ve işlev olarak birbirine çok benzeyen mobil cüzdan ürünleri verilebilir. İstisnalar dışında birbirine çok benzeyen bu ürün ve servisler aynı pazara ve müşteriye konumlanarak, yeni bir değer yaratmakta, mevcut pazarı büyütmekte veya erişilebilir, uygun fiyatlı ve karlı ürünler oluşturmakta zorlanmaktadır.

Hakim şirketler aslında tüm “önemli” işleri iyi yaparlar. Yeniliği kendi içlerinden çıkarabilirler. Örneğin, %58 küresel pazar payına sahip Visa finansal teknolojiler alanında en çok patenti bulunan şirkettir. Bunun yanında Visa Collab ile yenilikçilik merkezi oluşturarak yenilikleri izleyip, gerektiğinde ortak olacağı bir ekosistem kurmuştur. Visa’nın bu stratejisi Christensen “Yenilikçinin Reçetesi” tezine (startup fırsatlarını takip etmek ve bu fırsatlar bir kere doğrulandığında o şirketi satın almak) uymaktadır.

Kısacası yıkıcı inovasyonlar, yükselmekte olan müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamayı hedefler. Bu ihtiyaçları basitleştirip, erişilebilir ve yaygın bir çözüm haline getirebilen şirketler doğru ekosistemi ve yetenekleri kazanırlarsa başarırlar. 2014 verilerine göre finansal sistem dışı yetişkin nüfusu %44, yaş ortalaması 30 olan nüfusu ile Türkiye yenilikçi ve iyi planlanmış ürünlere uygun ve açık bir pazar. Tam da bu nedenle ödeme ve elektronik para şirketleri cesur, donanımlı ve yaratıcı olmaya hazır olmalılar.