Strategic Advisor at Web2 & Web3 Bülent Bulut, Fintechtime Aralık sayısı için yazdı “2026’da Fintech Ödemenin Karbon Bedelini Konuşacak”.
“Fintech dünyası 2026’da artık hız ya da maliyet yerine karbon etkisini konuşacak. Ödeme sistemlerinin geleceği, yapılan her işlemin gezegene bıraktığı izle ölçülecek bir döneme ilerliyor. Kullanıcılar fiyat avantajı kadar çevresel etkiyi de dikkate alırken, şirketler TL bazlı ekstrelerin yanında karbon karşılıklarını da görmek isteyecek. Bu dönüşümde yapay zekâ, karbon hesaplamalarını yöneten görünmez motor haline gelirken, “yeşil fintech” kavramı yeni rekabetin merkezine yerleşecek.”
2026’da Fintech Ödemenin Karbon Bedelini Konuşacak
2026 yılında ödeme dünyasının gündemi artık sadece hız, maliyet ve kullanıcı deneyimi ile sınırlı değil. Her yaptığımız işlemin arkasında bıraktığı karbon izi de masamızda. Yıllardır Fintech sektöründe birçok kuruma danışmanlık veren biri olarak şunu net görüyorum: Bizim “sıradan” gördüğümüz ödeme verisi aslında “Bu harcama gezegene ne kadar maliyet üretti?” sorusunun cevabını da içeriyor.
Bugüne kadar fintech’te inovasyonu genelde “daha hızlı, daha ucuz, daha sorunsuz” döngüsü içerisinde durduk. Kart şemaları yeni ürün çıkardı, bankalar süreçlerini dijitalleştirdi, ödeme kuruluşları kullanıcı deneyimini iyileştirmeye odaklandı. Ama 2026’ya yaklaşırken soru değişmeli:
“Bu ürünü yaparken kullanıcıya kolaylık sağlıyoruz, güzel… Peki iklim tarafında neyi tetikliyoruz, neyi azaltıyoruz?”
Karbon izi havada uçuşan teorik bir kavram değil. Tam tersine, bizim sektörün elinde bunu dataya dökmek için gereken tüm ham veri var. Harcama hangi sektörde, hangi ülkede, dijital mi fiziksel mi, tek seferlik mi abonelik mi, lojistik nasıl… Bunların hepsi karbon hesabının girdisi. Eğer bu kadar detaylı veri tutan bir sektör hâlâ “Benim işim sadece tahsilat, gerisi beni ilgilendirmez” diyorsa, büyük resmi kaçırıyor.
Bence çok uzak olmayan bir gelecekte kart ekstresi şöyle olacak: Tarih – Tutar – Üye işyeri… ve yanında “tahmini karbon etkisi”. İlk başta kullanıcı sadece merak edip bakacak, “Vay bu kadar mıymış?” diyecek. Ama zamanla aynı hizmeti sunan iki seçenek arasında, karbon izi daha düşük olanı tercih eden ciddi bir kitle oluşacak. Bu da klasik fiyat rekabetine yepyeni bir parametre ekleyecek: karbon rekabeti.
Finansal Teknolojilerin avantajı şu: Biz sadece “raporlayan” tarafta kalmak zorunda değiliz, davranışı da yönlendirebiliriz. Mesela bir ödeme kuruluşu şunları yapabilir:
– Kullanıcının aylık karbon izini hesaplayıp basit ve anlaşılır bir ekranda gösterebilir
– Düşük karbonlu harcamaları küçük ödüllerle teşvik edebilir
– Yüksek karbonlu kategorilerde “Aynı işi şunlarla yapsan etki daha düşük olurdu” diye öneri sunabilir
– “İstersen bu işlemi şu tutarla dengeleyelim” seçeneğini tek tıkla ödeme ekranına yerleştirebilir.
Kurumsal tarafta konu daha da büyüyor. KOBİ’ler ve şirketler sürdürülebilirlik raporu, tedarik zinciri emisyonları, regülasyon baskısı derken klasik “sadece TL bazlı ekstre” ile yetinemiyor. Firma, tedarikçisine ödediği her faturanın TL karşılığını da karbon karşılığını da görmek istiyor.
Bence 2026 ve sonrasında “yeşil fintech”in asıl fark yaratacağı yer burası:
– Kullanıcı tarafında: şeffaf, kafasını karıştırmayan bir görünürlük
– İşletme tarafında: veri bütünlüğünü anlamlandıran bir katman
– Regülatör tarafından: denetlenebilirlik, standart veriler
Bunların bütünün kontrolü ve takibinde de yapay zeka da devreye giriyor. Karbon hesaplama, “kategoriye göre sabit çarpan uygulayalım” kadar basit değil. Aynı kategori içinde bile tedarikçinin coğrafyası, kullandığı enerji tipi, lojistik modeli, ürünün yaşam döngüsü derken birçok değişken var. Bunların hepsini milyonlarca işlem bazında elle hesaplamak mümkün değil. Tam bu noktada yapay zeka, hangi işlem için hangi karbon faktörünün kullanılacağını dinamik seçen, modeli yeni veriyle sürekli güncelleyen ve hatalı verileri işleyebilen bir motor haline geliyor.
Tabii işin bir de sorumluluk tarafı var. Karbon izi etiketi koymak aslında kullanıcıya “bilgilendirme ve yönlendirme” yapıyorsun demek. Yani koyduğun her rakam bir noktadan sonra sana dönebilecek bir sorumluluk oluşturuyor. Hatalı bir modelle hesaplanmış karbon verisi kullanıcıyı yanlış yönlendiriyorsa bunun yarın tüketici hukuku ve regülasyon tarafında nasıl tartışılacağını şimdiden düşünmek lazım. Belki klasik ürün bilgi formlarına benzer şekilde karbon tarafında da metodoloji, varsayımlar ve hata payını açıklayan bir çerçeve standart haline gelecek.
Ben ödeme sistemlerinin geleceğini sadece “daha akıllı dolandırıcılık motorları, daha iyi yönlendirme algoritmaları” üzerinden okumuyorum. Evet onlar teknik olarak olmazsa olmaz ama işin ruhu bence şurada:
Dünya nereye gidiyor ve iklim krizi finansal mimarinin neresinde duruyor?
2026 ve sonrasında beni asıl heyecanlandıran şey; ödeme verisinin karbon izine dokunduğu, kullanıcının bunu görüp düşünmeye başladığı ve regülatörün de yavaş yavaş bu yeni standardı sahiplenmeye başladığı dönem.
Fintech kuruyorsak sadece “Ne kadar hızlı büyürüz?” diye değil aynı zamanda “Bu iş bittiğinde geride nasıl bir iz bırakacağız?” diye de sormamız gereken yıllara giriyoruz. Karbon izi işte tam bu sorunun merkezinde duruyor.
Ve inanıyorum ki bu alanı gerçekten ciddiye alan metodolojisini şeffaf kuran kullanıcıya da samimi bir dille anlatan oyuncular hem işini büyütür hem de gerçekten işe yarar bir şey yapmış olur.
