Linktera Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü Taşkın Osman Aksoy ile Fintechtime Ocak 2026 sayısı için gerçekleştirdiğimiz özel röportaj yayında.
“Linktera, Türkiye’de finansal teknolojiler alanındaki dönüşümün kritik aktörlerinden biri olarak konumlanırken, aynı zamanda küresel pazarlarda odaklı bir büyüme stratejisiyle etkisini genişleten bir teknoloji danışmanlık ve FinTech şirketi olarak öne çıkıyor.
2025 yılı, finans sektörü için hız, regülasyon ve teknoloji ekseninde bir dönüşüme girerken; Linktera’nın inovasyon yetkinliği, ürünleşme yaklaşımı ve global açılım adımları dikkat çekti.
2026’ya girerken rekabetin kuralları yeniden şekilleniyor, teknolojik yetkinlikler derinleşiyor ve finansal kurumların beklentileri daha net ama aynı zamanda daha sofistike hale geliyor. Bu çerçevede, Linktera’nın Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü Taşkın Osman Aksoy ile geride kalan yılı, şirketin ürün ve teknoloji stratejisini, sürdürülebilir büyüme planlarını ve Linktera’nın gelecek vizyonunu konuştuk.”
2025’te finans sektörünün oldukça dalgalı ve regülasyon ağırlıklı bir dönem geçirdiğini gördük. Bu tabloya baktığınızda, Linktera açısından nasıl bir yıl geride kaldı? Sektördeki değişimlerden en çok hangi alanlarda fırsat doğdu?
2025, birçok kurum için belirsizliklerin yönetilmeye çalışıldığı bir yıl oldu; Linktera açısından ise doğru konumlanmanın ve stratejik derinliğin karşılığının alındığı bir dönemdi. Artan regülasyonlar ve sıklaşan değişiklikler, finansal kurumları yalnızca uyum sağlamaya değil, aynı zamanda teknoloji altyapılarını yeniden düşünmeye ve dönüştürmeye zorladı.
Biz bu süreci bir baskı unsuru olarak değil; yapay zeka, ileri veri analitiği ve doğru teknoloji mimarileriyle kalıcı fark yaratılabilecek bir fırsat alanı olarak ele aldık. Özellikle dijital bankaların ve FinTech oyuncularının sayısındaki artış, geleneksel bankalarda dijital dönüşüm talebini belirgin biçimde hızlandırdı.
Bu dönemde en net fırsatların; regülasyon teknolojileri (RegTech), kurumsal veri yönetimi ve yapay zeka destekli risk ve raporlama çözümleri alanlarında ortaya çıktığını gördük. Artan talep, Linktera olarak müşterilerimizin sadece bugünün gereksinimlerine değil, geleceğin regülasyon ve iş modellerine de hazır olmalarını sağlayacak çözümler geliştirmemiz için önemli bir ivme yarattı.
2026’ya girerken Linktera’nın stratejik önceliklerini nasıl tanımlarsınız? Hangi iş birimleri veya ürün grupları büyümenin ana kaldıraçları olacak?

2026’yı Linktera için üç net ve birbiriyle bütünleşen stratejik başlık altında ele alıyoruz.
Birincisi: Yapay zekayı gerçekten işe yarar hale getirmek.
Bugün birçok kurum yapay zekaya yatırım yapıyor; ancak bu yatırımların önemli bir kısmı iş sonuçlarına doğrudan yansımıyor. Bizim odağımız teknolojinin kendisi değil, ürettiği somut değer. Bu nedenle yapay zekayı; riskin önden tahmini, raporlama, onay ve karar mekanizmalarının yeniden tasarlanması gibi alanlarda uçtan uca süreç dönüşümünün merkezine yerleştiriyoruz.
Bu yaklaşımı hayata geçirirken açık kaynak teknolojilerin yanı sıra, stratejik iş ortaklarımız olan SAS’ın analitik platformları ve UiPath’in Agentic AI yaklaşımı ile entegre çözümler üretmeye devam ediyoruz. Bankacılıktan sigortaya, ödeme sistemlerinden e-ticarete, üretimden lojistiğe kadar farklı sektörlerde lider kurumlarla yürüttüğümüz tüm projelerde bu bakış açısını standart hale getiriyoruz.
İkinci ve en stratejik başlığımız ise ürünleşme.
Son altı yılda FinTech spin-off’umuza, Linktera Labs çatısı altında, 300 milyon TL’ye yaklaşan bir Ar-Ge yatırımı gerçekleştirdik. Ancak bizi ayrıştıran unsur yatırımın büyüklüğünden çok, ürünleri nasıl ve kiminle geliştirdiğimiz.
Banking Reporting Manager, Payify, CreditBoost, RateLink, proFIT ve DataAnomaly; masa başında kurgulanmış fikirler değil. Bu ürünlerin her biri, finansal teknolojilerde en derin uzmanlığa sahip olduğumuz alanlarda, müşterilerimizin sahada işi yaşayan ekipleriyle birlikte geliştirildi. Bu sayede yalnızca teknik olarak güçlü değil; süreçleri, regülasyonu ve operasyonel gerçekleri uçtan uca kapsayan çözümler ortaya koyduk.
2026 yılında bu ürünlere 100 milyon TL’nin üzerinde ek yatırım yapmayı planlıyoruz. Amacımız tekil ürünler satan bir oyuncu olmak değil; bölgesel ölçekte FinTech ve RegTech çözümleri üreten, ihracat yapan bir teknoloji üreticisi olarak konumumuzu kalıcı hale getirmek.
Üçüncü başlığımız ise Talent Factory iş modelimiz.
Kurumlara yalnızca teknoloji sunmuyoruz; dönüşümü hayata geçirecek ekipleri, yetkinlikleri ve çalışma modellerini de birlikte sağlıyoruz. Talent Factory yapımız, kurumların dönüşüm projelerini ölçeklenebilir kılan bir model olarak konumlanıyor.
Linktera Talent Factory, Linktera Robotics ve yurtdışı ofisler ile artık önemli bir grup yapısı oluşturdunuz. Bu yapı Linktera’nın rekabet gücünü nasıl etkiliyor? 2026’da grup şirketleri özelinde yeni açılımlar veya yatırımlar planlanıyor mu?
Bugün Linktera’yı; farklı uzmanlık alanlarını tek bir çatı altında buluşturan ve müşterilerine uçtan uca, ölçülebilir ve sürdürülebilir değer üreten bütüncül bir grup yapısı olarak konumluyoruz.
Talent Factory, teknoloji ekosisteminin ihtiyaç duyduğu nitelikli yeteneği kurumların yazılım ve dönüşüm projelerine entegre eden sürdürülebilir ve ölçeklenebilir bir model sunuyor. Linktera Robotics tarafında ise otomasyon, ileri analitik ve agentic yaklaşımlar üzerinden kurumların operasyonel verimliliğini ve karar alma kabiliyetini somut biçimde artıran çözümler geliştiriyoruz.
Yurtdışı ofislerimiz, Linktera’nın bilgi birikimini ve ürünlerini global pazarlara taşıyabildiğimiz, aynı zamanda yerel regülasyonlara ve ihtiyaçlara uyumlu çözümler üretebildiğimiz stratejik bir erişim alanı yaratıyor. Bu bütünsel yapı sayesinde müşterilerimize yalnızca tekil çözümler sunmuyor; uzun vadeli ve sürdürülebilir bir dönüşüm yolculuğunda güvenilir bir teknoloji iş ortağı olarak eşlik ediyoruz.
Bugün geldiğimiz noktada, Türkiye’de finansal teknolojiler ve kurumsal yazılım alanında en kapsamlı “one-stop shop” yapılardan biri olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim.
2026 yılında bu grup yapısını hem derinleştirerek hem de seçici global iş birlikleri ve hedefli yatırımlarla daha da güçlendirmeyi planlıyoruz. Önceliğimiz; ölçeklenebilir, ihracat potansiyeli yüksek ve Linktera’nın uzmanlık alanlarını tamamlayan açılımlar olacak.
Linktera’nın ürün portföyü son yıllarda oldukça genişledi. Payify, SpineX, CreditBoost, ve diğer çözümler hem Türkiye’de hem globalde hangi ihtiyaçlara yanıt veriyor? Bu ürünler 2026’da nasıl bir yol haritasına sahip olacak?
Linktera’nın tüm ürünlerinin ortak çıkış noktası, finansal kurumların giderek karmaşıklaşan süreçlerini daha sade, yönetilebilir ve ölçeklenebilir hale getirmek. Türkiye’de regülasyon yoğunluğu, operasyonel verimlilik ve işlem etkinliği ön plandayken; global pazarlarda bu ihtiyaçlara ek olarak standartlaşma, esneklik ve farklı pazarlara uyum yetkinliği belirleyici oluyor. Biz ürünlerimizi tam olarak bu iki dünyanın kesişiminde konumlandırıyoruz.
Bu çerçevede Payify, ödeme süreçlerinde çeviklik ve yüksek entegrasyon esnekliği sunarak hem yerel regülasyonlara hem de farklı pazar dinamiklerine hızlı uyum sağlayabilen bir yapı oluşturuyor. SpineX, hazine ve fiyatlama yönetimini daha bütüncül ve akıllı bir çerçevede ele alarak kurumların hem yerel hem de uluslararası uyum ve optimizasyon ihtiyaçlarını karşılıyor. CreditBoost ise kredi süreçlerinde veri temelli, tutarlı ve güvenilir karar alma mekanizmalarıyla risk yönetimini güçlendirirken operasyonel verimliliği artırmayı hedefliyor.
2026’ya girerken ürün yol haritamızda; bu çözümlerin modülerliğini artırmak, farklı pazarlara uyum kabiliyetlerini güçlendirmek ve kurumların mevcut teknoloji mimarilerine daha hızlı ve düşük maliyetle entegre olabilecek yapılar sunmak öncelikli olacak. Amacımız her pazarda aynı ürünü sunmak değil; aynı değer yaklaşımını, farklı ihtiyaçlara uyarlanabilir, esnek ve sürdürülebilir ürünlerle hayata geçirmek.
Payify, son dönemde ödemeler alanında dikkati çeken çözümlerinizden biri.
Payify’ın sektördeki konumunu ve 2026’da hedeflediğiniz büyümeyi nasıl tanımlarsınız?

Payify’ı; kurumların elektronik para ve ödeme ihtiyaçlarını, modern teknoloji altyapısı üzerinde esnek, modüler ve güvenli bir çerçevede ele alan bir ödeme platformu olarak konumlandırıyoruz. Farklı iş modellerine ve entegrasyon gereksinimlerine uyum sağlayabilen mimarisi sayesinde, kurumların mevcut sistemleriyle uyum içinde çalışırken yeni ödeme senaryolarını kontrollü ve sürdürülebilir biçimde hayata geçirmelerine olanak tanıyor.
Payify’ın en önemli farkı, her kurumun ihtiyaçlarına göre mikro servis mimarisi tabanlı özelleştirilebilir bir yapı sunması. Geniş entegrasyon kabiliyeti ve çok kanallı kullanım desteğiyle, ödeme süreçlerinin uçtan uca yönetilebildiği bütüncül bir deneyim sağlıyor. Bu yaklaşım, kurumların mevcut altyapılarını zorlamadan dönüşmelerini ve yeni iş modellerini güvenle devreye almalarını mümkün kılıyor.
2026’ya yönelik hedefimiz agresif bir yayılma değil; Payify’ın ürün yetkinliklerini derinleştirerek farklı pazarlarda kalıcı ve ölçülebilir değer üreten bir platform haline gelmesi. Biz büyümeyi sayıdan çok etkiyle ölçüyoruz. Bu nedenle Payify’ı, kısa vadeli hacim artışından ziyade, uzun vadeli değer üreten ve güven inşa eden bir gelişim yolculuğunun parçası olarak görüyoruz.
- SpineX, özellikle finans kurumlarının en kritik alanlarından biri olan hazine ve fiyatlama süreçlerini dönüştürüyor. SpineX’in sektörde yarattığı etkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
SpineX, hazine ve fiyatlama süreçlerini yalnızca yerine getirilmesi gereken operasyonel bir zorunluluk olmaktan çıkarıp, kurumlar için ölçülebilir bir stratejik avantaja dönüştürüyor. Gerçek zamanlı veri kullanımı, merkezi risk görünürlüğü ve entegre iş akışları sayesinde finansal kurumlar hazine ve fiyatlama süreçlerini daha hızlı ve daha doğru yönetebiliyor; piyasa hareketlerine çevik biçimde yanıt verirken regülasyonlara uyumu da güvenle sürdürebiliyor.
Biz SpineX’i sadece bir yazılım ürünü olarak değil; finansal operasyonların ele alınış biçimini yeniden tanımlayan stratejik bir dönüşüm platformu olarak görüyoruz. Bu yaklaşım, karar alma süreçlerini anlamlı biçimde hızlandırırken, kurumların riskleri daha erken görmesini, fiyatlama kabiliyetlerini güçlendirmesini ve FinTech dönüşümünü daha sağlam bir zeminde ilerletmesini sağlıyor.
Kredi pazarında risk modelleri ve skorlamanın yeniden şekillendiği bir dönemde CreditBoost nasıl bir fark yarattı? Kurumların kredi süreçlerindeki verimliliği artırırken hangi sorunlara çözüm sunuyor?
CreditBoost, kredi kararlarını hızlandırırken riskten ödün vermeyen bir yaklaşım sunuyor. Geleneksel, geçmişe bakan modellerin ötesine geçerek ileri analitik ve yapay zeka destekli yapısıyla daha öngörülü ve daha tutarlı kararlar üretiyor. Bunun sonucu olarak kredi tahsis süreleri kısalıyor, portföy performansı daha sağlıklı bir zemine oturuyor.
Platformun en önemli farklarından biri, risk ekiplerine IT bağımlılığı olmadan hareket edebilme çevikliği kazandırması. No-code mimarisi sayesinde kredi politikaları ve skorlama kuralları aylar süren geliştirme süreçleri olmadan hızla devreye alınabiliyor; bu da kurumların pazardaki değişimlere çok daha hızlı tepki vermesini sağlıyor.
CreditBoost, sektör verileriyle eğitilmiş hazır bir yapay zeka modeliyle geliyor ve bu model kurumun kendi verileriyle özelleştirilebiliyor. Böylece özellikle yeni müşteri segmentlerinde ve sınırlı veri bulunan alanlarda daha isabetli risk tahminleri mümkün hale geliyor. Gömülü izleme ve performans analizleri sayesinde risk yönetimi statik değil, sürekli izlenebilir ve dinamik bir yapıya kavuşuyor.
Modern ve ölçeklenebilir mimarisiyle CreditBoost, mevcut sistemlere kolayca entegre olurken artan işlem hacimlerinde performans kaybı yaşatmıyor. Bu nedenle CreditBoost’u bir skor motoru değil; kredi süreçlerini stratejik bir hızlandırıcıya dönüştüren bir platform ve model kütüphanesi olarak konumlandırıyoruz.
Linktera Robotics’in San Jose yapılanması, global teknoloji odaklı otomasyon çözümlerinde neler sağlıyor? Yapay zeka destekli otomasyon 2026’da hangi sektörlerde hızlanacak?
San Jose yapılanmamız, Linktera Robotics’in yapay zeka destekli otomasyon alanındaki vizyonunu küresel teknoloji ekosisteminin kalbine taşıyor. Bu yapı sayesinde hem en güncel otomasyon ve agentic AI yaklaşımlarını yakından takip edebiliyor hem de global ölçekte ölçeklenebilir çözümleri müşterilerimize daha hızlı sunabiliyoruz. San Jose, bizim için yalnızca bir ofis değil; inovasyon, iş birlikleri ve ileri mühendislik yetkinliklerinin birleştiği stratejik bir merkez.
2026’ya baktığımızda yapay zeka destekli otomasyonun en hızlı ivmeleneceği sektörlerin başında FinTech ve bankacılık geliyor. Özellikle uyum süreçleri, müşteri kimlik doğrulama ve risk değerlendirme gibi karmaşık alanlarda AI destekli otomasyon, hem insan hatasını azaltacak hem de müşteri deneyimini belirgin biçimde iyileştirecek. Sigorta sektöründe poliçe yönetimi, hasar süreçleri ve dolandırıcılık tespitinde akıllı otomasyonların ciddi bir verimlilik ve maliyet avantajı yaratmasını bekliyoruz.
Bunun yanı sıra telekomünikasyon, sağlık hizmetleri ile perakende ve e-ticaret alanlarında; büyük veriyle beslenen süreç otomasyonları, müşteri hizmetleri, operasyonel optimizasyon ve kişiselleştirilmiş deneyimler üzerinden güçlü bir dönüşüm öngörüyoruz.
Özetle 2026’da yapay zeka destekli otomasyon, yalnızca verimlilik sağlayan bir araç olmaktan çıkıp kurumların iş yapış biçimini yeniden tanımlayan stratejik bir dönüşüm bileşeni haline gelecek. Linktera Robotics olarak biz de bu dönüşümü müşterilerimizle birlikte tasarlayan ve hayata geçiren bir rol üstleniyoruz.
Yapay zekanın finans sektörüne etkisi artık stratejik bir başlık. Linktera’nın AI + veri analitiği odağında geliştirdiği projeler size nasıl bir rekabet üstünlüğü sağlıyor?
Finans sektöründe teknoloji artık bir destek fonksiyonu değil, işin kendisi.
Linktera olarak en güçlü rekabet avantajımız; ileri teknolojiyi, derin finansal alan uzmanlığıyla birleştirerek gerçek iş sonuçları üretebilmemizdir.
Yapay zeka ve veri analitiği projelerimizde yarattığımız katma değer üç temel noktada öne çıkıyor.
Birincisi, hibrit uzmanlık yaklaşımımız. Geliştirdiğimiz modeller yalnızca teknik olarak güçlü değil; aynı zamanda BDDK, Basel ve IFRS gibi regülasyonlarla uyumlu, risk, hazine ve kredi ekiplerinin günlük karar süreçlerine doğrudan entegre edilen yaşayan sistemlerdir. Yapay zekayı laboratuvarlardan çıkarıp sahadaki gerçek finansal problemlere indiriyoruz.
İkincisi, veriden karara uzanan uçtan uca sahiplik. Verinin toplanmasından, analitik modele, karar destek ekranlarına kadar tüm değer zincirini modern, ölçeklenebilir mimarilerle kurguluyoruz. Bu sayede kurumlar, verileri üzerinde gerçek zamanlı hâkimiyet kurarken hantal altyapılardan da kurtuluyor.
Üçüncüsü ise uzun vadeli stratejik ortaklık bakışımız. Çözümlerimiz yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamaz; stres testleri, senaryo analizleri ve pazar değişimlerine hazırlık gibi geleceği öngören karar mekanizmalarını da mümkün kılar. Yapay zekayı kurumlar için bir “kara kutu” değil; şeffaf, açıklanabilir ve denetlenebilir bir stratejik güç haline getiriyoruz.
Özetle Linktera, yapay zeka ve veri analitiğini karmaşık bir teknoloji başlığı olmaktan çıkarıp, finans kurumları için sürdürülebilir rekabet avantajına dönüştüren bir dönüşüm ortağıdır.
Linktera Labs’in ürünleşme ve inovasyon süreçlerinizdeki rolü nedir? 2026’da yeni ürün veya teknoloji alanlarında sürpriz beklemeli miyiz?
Linktera Labs bizim Ar-Ge birimimiz değil; ürün motorumuz. Fikirlerin doğduğu değil, ürüne dönüştüğü yer. Hızlı düşünen, hızlı deneyen, hızlı ölçekleyen bir yapı. Burada inovasyon tesadüf değil; tasarlanmış, ölçülen ve tekrarlanan bir yetkinlik. Labs sayesinde yenilik, şirket kültürümüzde bir refleks, bir kas, bir süreklilik.
Bu yapının omurgası net: fail fast, learn faster. Bizim için hata yapmak sorun değil; hatayı geç fark etmek pahalı. Fikirler Labs’te steril sunumlarda değil, gerçek müşteri senaryolarında sınanır. Ölçeklenmeyen, değer üretmeyen, sahada karşılığı olmayan yaklaşımlar erken elenir. Böylece zamanımızı, enerjimizi ve sermayemizi gürültüye değil, gerçek etkiye yatırırız.
Müşterilerimiz bizim için “ürün kullanıcıları” değil, ortak mimarlar. Sahadan gelen ihtiyaçlar Labs’te filtrelenmez; ürün yol haritalarına dönüşür. Bu yakın temas, çözümlerimizin sadece teknik olarak doğru değil, iş sonuçları üreten ürünler olmasını sağlar.
2026’ya giderken sürprizlere açığız, ama pusulamız sabit. RegTech, yapay zeka ve karar otomasyonu ekseninde; Türkiye’de doğan, global pazarlarda karşılık bulan ürünlerle portföyümüzü büyütüyoruz. Linktera Labs, bugünü yakalayan çözümler üreten bir yer değil; sektörün yarınını yazan ürünlerin çıktığı yer olmaya devam edecek.
Global yapılanma sizin için büyümenin stratejik bir parçası. 2026’da Linktera’nın uluslararası yol haritasında hangi bölgeler öncelikli olacak?
Global yapılanmayı Linktera için sadece yeni ülkelere açılmak olarak görmüyoruz. Bizim için bu, yetkinliklerimizi gerçekten değer üretebileceğimiz pazarlarla bilinçli şekilde eşleştirme süreci.
Bu nedenle 2026 uluslararası yol haritamızı hızlı yayılma üzerine değil; odaklı, seçici ve sürdürülebilir büyüme anlayışıyla kurguluyoruz. Önceliğimiz, finansal teknolojilerin olgunlaştığı, regülasyon çerçevesi net ve teknoloji yatırımlarının stratejik önem taşıdığı pazarlar.
Bu kapsamda Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Amerika ve Türk Cumhuriyetleri; özellikle ürünleşmiş çözümlerimiz, otomasyon yetkinliğimiz ve regülasyon odaklı teknoloji yaklaşımımız açısından öncelikli bölgeler arasında yer alıyor.
Yaklaşımımız, her pazarda olmak değil; doğru pazarlarda, doğru iş birlikleriyle ve uzun vadeli değer yaratacak şekilde konumlanmak. Global büyümeyi adım adım, kontrollü ve kalıcı etki yaratacak bir stratejiyle sürdürmeye devam edeceğiz.
Sizce 2026 ve sonrasında finansal teknolojilerde oyunu değiştirecek üç kritik teknoloji veya yaklaşım ne olacak?
2026 ve sonrasında finansal teknolojilerde oyunu değiştirecek başlıkları, Linktera’nın sahada en net gördüğü üç alanda okuyorum.
Birincisi, regülasyonla uyumlu ama regülasyonun ötesine geçen akıllı platformlar. Bankalar ve finansal kurumlar artık yalnızca “uyumlu” olmak istemiyor; regülasyonu operasyonel yük olmaktan çıkaran, karar süreçlerini hızlandıran ve yönetime gerçek zamanlı görünürlük sağlayan çözümler arıyor. Risk, raporlama, hazine ve kredi tarafında entegre çalışan, veriyle beslenen platformlar oyunun merkezine yerleşecek.
İkincisi, işe dokunan ve ölçeklenebilir yapay zeka. Önümüzdeki dönemde fark yaratan AI projeleri; laboratuvarda kalan, soyut modeller değil, kredi tahsisinde, risk yönetiminde, fiyatlamada ve operasyonel kararlarda doğrudan sonuç üreten yapılar olacak. Açıklanabilir, denetlenebilir ve regülasyonla uyumlu yapay zeka artık bir tercih değil, zorunluluk. Linktera’nın güçlü olduğu nokta da tam olarak burada: AI’ı teknoloji gösterisi değil, karar mekanizmasının gerçek bir parçası haline getirmek.
Üçüncüsü ise, ürünleşmiş dönüşüm yaklaşımı. Kurumlar her problemi proje olarak çözmek istemiyor. Kanıtlanmış, modüler, entegre edilebilir ve farklı pazarlara taşınabilir ürünler arıyor. CreditBoost, SpineX, Payify gibi çözümlerle gördüğümüz şey şu: Geleceği şekillendirenler, danışmanlık bilgisini ürünleştirebilen ve bunu sürdürülebilir hale getirebilen oyuncular olacak.
Özetle, 2026 ve sonrasında oyunu değiştirenler;
en yeni teknolojiyi kullananlar değil süreçlerinde doğru konumlayıp net sonuçlar yaratabilenler olacak.
Linktera’yı bu denklemde güçlü kılan da tam olarak bu kesişim noktası.
Finans ve teknoloji şirketlerinin maliyet baskıları yoğunlaştı. Bu ortamda Linktera’nın avantajı nerede? Sürdürülebilir rekabeti nasıl tanımlıyorsunuz?
Maliyet baskısının arttığı dönemler, kimin gerçekten değer ürettiğini çok hızlı biçimde ortaya çıkarır. Bugünü kurtaran çözümlerle değil, yarını ayakta tutan yatırımlarla ayakta kalanlar ayrışır.
Linktera’nın avantajı tam olarak burada. Biz maliyetleri düşürmeyi bir hedef olarak değil, doğru mimariyi kurmanın doğal sonucu olarak görüyoruz. Ölçeklenemeyen, sürekli yeniden yazılması gereken, her değişiklikte IT bağımlılığı yaratan çözümler yerine; ürünleşmiş, modüler ve uzun ömürlü yapılar kuruyoruz. Bu da müşterilerimizin toplam sahip olma maliyetini zaman içinde aşağı çekerken, esnekliklerini artırıyor.
Sürdürülebilir rekabeti biz üç eksende tanımlıyoruz:
ölçeklenebilir teknoloji mimarileri,
sahada kanıtlanmış ve ürünleşmiş çözümler,
ve regülasyonla uyumlu ama iş sonuçlarına odaklı bir yaklaşım.
Bu sayede Linktera, dalgalı dönemlerde küçülen değil; aksine müşterileriyle birlikte daha sağlam bir zemine oturan bir yapı kuruyor. Çünkü biz rekabeti fiyatla değil, uzun vadeli değer üretme kapasitesiyle kazanıyoruz.
Büyük kurumlar hız, çeviklik ve maliyet optimizasyonunu aynı anda yönetmeye çalışıyor. Linktera bu gereksinimlere nasıl yanıt veriyor?
Büyük kurumların yaşadığı temel sorun, hız, çeviklik ve maliyet optimizasyonunu aynı anda başarmaya çalışırken bunları birbirine rakip hedefler gibi yönetmeleri. Biz Linktera’da bu üçlüyü bir tercih değil, doğru tasarımın doğal sonucu olarak ele alıyoruz.
Yaklaşımımızın merkezinde süreç var. Önce süreçleri sadeleştiriyor, gerçekten değer üreten adımları netleştiriyoruz. Ardından otomasyon, veri ve modüler mimarilerle bu süreçleri destekliyoruz. Bu sayede kurumlar hem daha hızlı karar alabiliyor hem de değişen ihtiyaçlara çok daha çevik yanıt verebiliyor. Maliyet optimizasyonu ise sonradan yapılan bir kesinti değil; baştan doğru kurulan mimarinin bir çıktısı haline geliyor.
Linktera’nın farkı, dönüşümü parça parça değil, uçtan uca ve ölçeklenebilir biçimde ele alması. Biz kısa vadeli kazanımlar peşinde koşmuyoruz. Kurumların bugününü hızlandırırken, yarın karşılaşacakları değişimlere de hazır olmalarını sağlayan yapılar kuruyoruz. Bu nedenle kendimizi bir tedarikçiden çok, müşterilerimizin dönüşüm yolculuğunda stratejik bir iş ortağı olarak konumlandırıyoruz.
Teknoloji yatırımlarında sürdürülebilirlik nasıl bir öncelik haline geldi? Linktera’nın uzun vadeli büyüme modelini nasıl özetlersiniz?
Teknoloji yatırımlarında sürdürülebilirlik artık “ne kadar yatırım yaptığınızla” değil, neyi, ne zaman ve hangi mimariyle inşa ettiğinizle ölçülüyor. Bugün kurumlar için asıl mesele, hızla eskiyen teknolojiler yerine uzun yıllar değer üretebilecek yapılar kurabilmek.
Linktera’nın uzun vadeli büyüme modeli bu anlayış üzerine kurulu. Danışmanlık projelerinden gelen derin sektör bilgisini, ürünleşme ve ölçeklenebilir teknoloji yatırımlarıyla birleştiriyoruz. Böylece tek seferlik projeler değil; zaman içinde değerini artıran, farklı pazarlara taşınabilen ve kurumların değişen ihtiyaçlarına uyum sağlayabilen çözümler üretiyoruz.
Biz büyümeyi hızlı genişleme ile değil, odaklı, seçici ve kalıcı değer üreten yatırımlarla tanımlıyoruz. Müşterilerimizin stratejileriyle uyumlu hareket ediyor, onların dönüşüm yolculuklarında bir tedarikçi değil; uzun vadeli bir teknoloji ve dönüşüm ortağı olarak konumlanıyoruz.
Son olarak, Linktera’nın 2026’ya dair hem müşterilere hem sektöre vermek istediği ana mesaj nedir?
Linktera’nın 2026 mesajı çok net: Karmaşıklığı sadeleştiriyor, teknolojiyi gerçekten işe yarar hale getiriyoruz.
Finans sektörü artık teknoloji bolluğu değil, doğru teknoloji ihtiyacı yaşıyor. Biz 2026’da FinTech uzmanlığımızı, danışmanlık birikimimizle birleştirerek kurumların sadece bugünkü problemlerini değil, yarının senaryolarını da tasarlamalarına yardımcı olmayı hedefliyoruz.
Linktera’yı farklı kılan şey; değişimi uzaktan izleyen değil, sahada yöneten bir oyuncu olması. Regülasyonu, veriyi, yapay zekayı ve süreçleri tek bir çerçevede ele alarak kurumlar için somut sonuç üreten yapılar kuruyoruz.
Kurumlara bir tedarikçi değil, geleceği birlikte inşa edebilecekleri bir yol arkadaşlığı sunuyoruz.
2026’da da FinTech dönüşümünü takip eden değil, şekillendiren tarafta olmaya devam edeceğiz.
