Echo Bilgi Yönetim Sistemleri A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Nevzat Aslan, Fintechtime Ocak sayısı için yazdı “Ütüm Düzgün Yüzüm Kırışık! Bir garip yılgın beyaz yakalı tribi”.
“Makalemde, modern dünyanın yorgun beyaz yakalısını şanssızlık masalından uyandırıp paranın görünmeyen yasalarıyla yüzleştiriyorum. Enflasyon, borç ve kriz; rastlantı gibi sunulan fakat gücü merkeze yakın olanlara doğru akıtan sistematik araçlar olarak ele alınıyor. Para, adaletli bir dolaşım vaadi taşımıyor; Cantillon etkisiyle kaynağına yakın olanları beslerken kalabalığı seyreltilmiş umutlarla oyalıyor. Borç özgürlük kılığında bir kontrol mekanizmasına dönüşürken, krizler servetin el değiştirdiği stratejik eşikler hâline geliyor. Metnin çağrısı basit: Oyundan şikayet etmek yerine oyunun kodlarını okumak, korkuyla savrulmak yerine akışın kaynağını görmek ve sahte güven ağrı kesicilerini bırakıp zihinsel uyanışı seçmek.”
Ütüm Düzgün Yüzüm Kırışık!
Bir garip yılgın beyaz yakalı tribi
Hiç merak ettiniz mi, neden bazı insanlar hayatta her zaman kazanıyor gibi görünürken, siz her gün yorulmaksızın çalıştığınız halde bir şekilde hâlâ geride kalıyormuş gibi hissediyorsunuz?
Bu ne şans ne de basit bir komplo; bu, kimin yükseleceğine ve kimin kapana kısılmış kalacağına sessizce karar veren görünmez para yasaları…
Darphane değil Darp Hane!
Altının hâlâ para olduğu günlerden doğan kadim bir kural vardır. Özü basittir: Sahte para sistemi doldurduğunda gerçek para ortadan kaybolur.
Yüzyıllar önce krallar altının içine ucuz metaller karıştırıp para bastılar; halk ise saf altın paraları biriktirdi ve sadece seyreltilmiş olanları harcadı. Yavaş yavaş gerçek altın piyasadan kayboldu ve geride sahte paranın Orta Çağ versiyonu kaldı. Bugün o ucuz metal bakır veya çinko değil, yeni adları var: borç, kredi ve güven.
Merkez bankaları daha fazla para basar, hükümetler kurtarma paketleri çıkarır, fiyatlar yükselir, maaşlar donar ve elinizdeki para, tıpkı o eski bozulmuş altın paralar gibi, her geçen gün değer kaybeder. Tasarruf etmek için bütün bir yıl çalışırsınız ama bir yerlerde bir bas düğmesine tek bir basışla çabanız enflasyonla buharlaşır bu sizin suçunuz değil, bu mekanizmadır. “Bilge bir hükümdarın halktan kılıçla almasına gerek yoktur; sadece oyunun kurallarını değiştirerek alır.” buyurdu Zerdüşt! Kimse paranızı zorla almaz, sadece yükselen fiyatlar aracılığıyla rızanız ile alır. Kriz vurduğunda yeni para sihir gibi ortaya çıkar (para arzı artar, yeni paralar basılır sıcağı üzerinde). İnsanlar kurtarıldığını hisseder ama onu ilk kim alır? Siz değil, işçiler değil; ama para basma makinesine en yakın olanlar: bankalar, finans kurumları, hedge fonları ve politikacılar. Onlar yeni parayı; varlıklar, hisse senetleri, gayrimenkul ve altın almak için kullanırlar. O para sizin elinize ulaştığında fiyatlar zaten iki katına çıkmıştır ve tuttuğunuz para, ona dokunduğunuz an değerini kaybetmiştir.
Darphane değil, Darp Hane! Ve dahi, biriktirmenin sizi zengin edeceğine inanıyorsanız şunu unutmayın: enflasyonist bir sistemde biriktirmek, sadece zenginliği daha yavaş kaybetmek anlamına gelir.
Finansal Ajitasyon or Hipertansiyon
Çünkü sistem, yüzyıllardır bile isteye bize bu kuralları öğretmedi. Oyunun kurallarını bilmezseniz, içinde olduğunuzu bile fark etmezsiniz ve işte tam da bu yüzden, bizler modern dünyanın en büyük aydınlanma krizlerinden birini yaşıyoruz.
Uçak icat ettik, yapay zekâ geliştirdik ama hâlâ geri bildirimi birine nasıl vereceğimizi ve alacağımızı çözemiyoruz.
Bir düşünün: Mağara devrinde yaşıyorsunuz.
Arkadaşınız mağaraya berbat bir mamut resmi çizmiş. Ona dürüst geri bildirim vermek yerine, mağarayı terk ediyorsunuz.
Sonuç? Sanat gelişmiyor, mağara duvarları çöp oluyor ve Van Gogh doğmuyor.
Finansal sistemler ve hayatı algılayışımız için de durum farklı değil.
Ekonomi Profesörü Loic Sadoulet’in dediği gibi: Kavram olarak kullandığımız dijitalleşmeyi, ergenlik döneminde gençlerin sürekli cinsellik konuşmasına benzetiyoruz. Aslında tam olarak ne olduğunu kimse bilmiyor ama sürekli onun hakkında konuşuyoruz. ‘Para’ için de geçerli bu tanım bence…
İşte bu anlamama ve kavrayamama hâlinin getirdiği tedirginlikle, değişim ve dönüşüme, anlama çabasına “acaba bu sebeple bana bir şey olacak mı?” endişesiyle yaklaşıyoruz. Reddettiklerimizin çoğunu anladığımız için değil; anlamadığımız, içinde kendimizi göremediğimiz ve tedirginlik hissettiğimiz için reddediyoruz. Tekinsiz çağın tedirgin insanlarıyız biz. Bu, bizim yeni “normal” imiz. Neyi bilmediğini bile bilmemen asıl meselen. Bu bilinmezlik, korkuya sebebiyetin; o bitmek tükenmek bilmeyen distopyan. Doğrul ve öğren!
Entelektüel tevazu!
Paraya sahip olanlar sadece daha akıllıca çalışmazlar, gücün kaynağına daha yakın dururlar. Her kriz onları daha zengin yapar, her toparlanma onları daha da ileri iter. “İnsanlar gerçekten çok, yanılsamayla yönetilirler!” buyurdu Zerdüşt. Bu para konusunda hiçbir yerde olmadığı kadar doğrudur. Unutmayınız ki; iyi bir ekonomist, tutmayan öngörülerinin neden tutmadığını, tutmayacak bir sonraki öngörüsüne insanları inandıracak kadar iyi analiz edip açıklayandır.
Hadi gelin o zaman; bu oyunda size karşı değil, sizin için çalıştığı yerde nasıl duracağınızı öğrenebilmeniz için gücün bu sessiz kodlarını irdeleyelim.
Akışın Kaynağına Konumlanma
Para eşit bir şekilde akmaz, adil değildir; her zaman gücün yönünde hareket eder. Cantillon Etkisi veya Yakınlık Yasası, paranın kaynağına en yakın olanların her zaman kazanacağını belirtir. Parayı bir nehir gibi hayal edin; merkez bankalarının onu yarattığı yüksek dağlarda, su berraktır ve akıntının başında duranlar kovalarını önce doldurur. Vadilere ulaştığında ise su çamurlu, seyreltilmiş ve neredeyse bitmiştir.
Her kurtarma paketinden, her teşvikten ilk faydalananlar siz değil, bankalar ve yatırım fonlarıdır. “Tehlikeyi ilk duyan ilk hazırlanan olur” buyurdu Zerdüşt! Bugün kral, para sistemini kontrol edendir ve krala yakın olanlar, para akışının ne zaman değişeceğini bilenlerdir. Bu oyunda adalet bir yanılsamadır, konum ise güçtür. Bir kâğıda adalet yaz ve bir köşede yak!
%1 %99’u Yönettiğinde,
Güç, Güzel Şeylerin Arkasına Saklandığında,
Borç Bir Kontrol Aracı Olduğunda,
Kriz Stratejiye Dönüştüğünde,
Özgürlük Sadece Bir Yanılsama Olduğunda,
Oyunu Anlamak!
Neye yarar, Ey Zerdüşt!
%1 %99’u Yönettiğinde
Toplum ne kadar değişirse değişsin, her zaman zirvede küçük bir grup durur. Bu kader değil, Tahakküm Yasası olarak bilinen bir matematiktir. En zengin %1, dünya servetinin %90’ından fazlasını kontrol eder. Güç ne zaman oluşursa doğal olarak yoğunlaşır ve kimsenin bunu emretmesine gerek yoktur, kendi kendine yer çekimi gibi olur biter her şey.
Krizler bir kaza değil, serveti panikleyenlerden sabırlı olanlara aktarmak için tasarlanmış bir temizlik döngüsüdür. Kalabalık duyguyla yatırım yaparken, elit soğukkanlılıkla yatırım yapar. Zerdüşt’ün prense tavsiyesi şuydu: Gücü korumak isteyen, doğru olanı yanlış zamanda yapmayı öğrenmelidir; yani başkaları korktuğunda siz hareket eder, kalabalık inandığında siz şüphe edersiniz.
Güç, Güzel Şeylerin Arkasına Saklandığında
Gerçek güç her zaman kendini nasıl saklayacağını bilir. Bugün finansal gücü elinde tutanlar taç giymezler, takım elbise giyerler ve ilham verici tweetler atarlar. Ekonomiyi kurtardıklarını sanırsınız, gerçekte inancı yönetiyorlar. “Bilgeler zorla değil algıyla yönetirler” buyurdu Zerdüşt!
Bugün kontrol kılıçlarla değil, ekranlarla gelir. Kimsenin sizi zorlamasına gerek yok, sadece bunu sizin seçtiğinize inanmanızı sağlarlar. Güç ne kadar az görünürse o kadar şiddetli olur. Piyasalar çöktüğünde başlıklar “sakin olun, her şey yoluna girecek” der ve siz inanırsınız. Modern hükümdarlar gücü ilerleme kelimesinin altına saklarlar.
Bu durum, post-truth (hakikat sonrası) çağımızın temelidir: Gerçek, sizin ısrarla inandığınızdır; evet: istikrarlı hayal hakikattir!
Borç Bir Kontrol Aracı Olduğunda
“Hiçbir güç insanların kendi boyunlarına isteyerek geçirdikleri güçten daha güçlü değildir” buyurdu Zerdüşt! Bugün o güç borçtan geliyor; borç modern dünyanın yeni dini haline geldi. Kimse sizi imzalamaya zorlamaz ama siz yine de imzalarsınız, çünkü sistemin kılıçlara ihtiyacı yok, sadece vaatlere ihtiyacı var.
Borçlu olduğunuzda artık özgür değilsiniz; zincirleri kendiniz taşırsınız. “Demirle bağlı bir adam serbest bırakılabilir ama yükümlülükle bağlı olan asla” buyurdu Zerdüşt! Güçlüler de borçlanır, ama tüketmek için değil, varlık yaratmak için borçlanırlar; borcu esaret olarak değil, kaldıraç olarak kullanırlar.
Kriz Stratejiye Dönüştüğünde
Çoğu insanın inandığı rahatlatıcı bir yanılsama vardır: krizler kazadır. Kriz bir kaza değil o bir mekanizmadır. Serveti panikleyenlerden sabırlı olanlara aktarmak için tasarlanmış bir temizlik döngüsü. Dünyayı bir ekin tarlası gibi hayal edin her birkaç yılda bir yeni tohumların ekilebilmesi için tarla yakılır. Finansta da aynı şey olur, güç ve değerin birleştirilebilmesi için piyasalar yakılır. Krizler sırasında büyük şirketler küçükleri yutar büyük bankalar zayıfları yutar nakdi olanlar avcı olur borcu olanlar av.
“Fırtına geldiğinde, zayıflar duvarlar inşa eder; güçlüler yelkenler inşa eder” buyurdu Zerdüşt! Krizleri felaketler olarak görmeyi bırakır ve onları oyunun yeni bir turunun başladığına dair sinyaller olarak görmeye başlarsanız sürüklenmezsiniz, hareketsiz kalırsınız ve beklersiniz. “Bilge bir hükümdar, krizlerin onu zayıflatmasına izin vermez; onları zayıfları ortadan kaldırmak için birer araca dönüştürür.” buyurdu Zerdüşt. Koyunun ömrü kurt korkusuyla geçmektedir; ancak çoban tarafından yenmiştir!
Özgürlük Sadece Bir Yanılsama Olduğunda
“Bir adam, onu kontrol edenin bunun kendi fikri olduğuna ikna etmesi durumunda, kontrol edildiğini asla fark etmez.” buyurdu Zerdüşt.
Bu, özgürlük yanılsamasıdır.
Kafes artık demirden yapılmıyor, dopaminden yapılıyor.
Sistemin en çok korktuğu şey, kendi tasarımıyla yaşamak için onaya, eğlenceye, izne ihtiyacı olmayan bir insandır. Bu modern esaretin bir adı da “boşanamayan kuşağın kızı” sendromudur. Çoğu insan özgürlük arzulamaz; sadece özgür olduklarına inanırken güvende hissetmek ister…
Oyunu Anlamak
Uyanış, peşinden koşulan her şeyin oyunun sadece başka bir aracı olduğunu fark etme anıdır. “Dünyayı yöneten, daha fazlasına sahip olan değil; dünyanın nasıl işlediğini anlayan kişidir.” buyurdu Zerdüşt! Yasaları anladığınızda para artık sizi korkutmaz. Zayıflar oyundan şikâyet eder, güçlüler onu oynamayı öğrenir. Sistemi yok etmenize gerek yok, sadece onu bükmeyi öğrenmeniz yeterli.
Kaderini yönetmek isteyen, kalabalıktan uzaklaşma cesaretine sahip olmalıdır.
Gerçek güç, oyunu kırmaktan değil; bütün tahtayı görüp tam olarak ne zaman hamle yapacağınızı bilmekten gelir.
İşte o an, size sunulan Para Setamol’ün sahte bir ağrı kesici olduğunu fark ettiğiniz andır.
Hangimiz gerçek, hangimiz kalp?
Son Söz…
Eşref-i Rûmî’ye sorarlar:
-Niçin böyle zehir zemberek hicviyeler yazıyorsun da kime yazıldığını söylemiyorsun?
Şair Eşref şu cevabı verir:
– Benim hicivlerim numarasız gözlük gibidir; kime uyarsa, o taksın.
Sağlıcakla, felsefe ve teknolojiyle kalın…
