Echo Bilgi Yönetim Sistemleri A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Nevzat Aslan, Fintechtime Şubat 2026 sayısı için yazdı “Tamamlanmamış İnfial”.
“2026’ya geldiğimizde, varoluşsal sorgularla şekillenen bireysel kırılmaların küresel finans düzeninde de karşılık bulduğunu görüyorum. Dolar merkezli sistem, borç sarmalı, stagflasyon ve enerji eksenli güç mücadeleleriyle birlikte kendi sürdürülebilirliğini sorgulatan bir eşikte duruyor. Yapay zekâ bu tabloda yalnızca teknolojik bir atılım olarak değil, büyük bir ekonomik ve jeopolitik gerilimi taşıyan yeni anlatı katmanı olarak öne çıkıyor. Servetin el değiştirdiği bu dönemde, kâğıt sistemlere yaslananlarla fiziksel ve sınırlı varlıkları okuyanlar arasındaki ayrışma hızlanıyor. 2026, ekonomik tercihlerden çok zihinsel cesaretin ve farkındalığın sınandığı bir yıl olarak şekilleniyor.”
Tamamlanmamış İnfial!
Teselli
“Kimse bilerek dünyaya gelmedi. Kimse bir yere ait değil. Herkes ölecek. Hadi gel televizyon izleyelim.”
[Rick and Morty 1. Sezon 8. Bölüm (Rixty Minutes) 18.sn]
Morty Smith’in kız kardeşi Summer’a söylediği bu sözler, sadece dizinin değil, modern televizyon tarihinin en güçlü Varoluşçu (Existentialist) ve Nihilist anlarından biri olarak kabul edilir.
Makaleme neden böyle bir replikle giriş yaptığımı sonunda anlayacaksınız…
(Optimist Nihilizm) “Kimse bilerek dünyaya gelmedi.” İfadesi felsefedeki “Fırlatılmışlık” (Geworfenheit) kavramına selam çakar. Martin Heidegger tarafından ortaya atılan bu kavram, insanın kendi seçimi olmadan, belirli bir zamana, mekana ve aileye “fırlatılmış” olduğunu savunur. Rick ve Morty evreninde bu, kozmik bir tesadüftür. Eğer varlığımızın arkasında ilahi bir plan veya kozmik bir amaç yoksa, bu durum ilk bakışta korkutucu görünse de aslında özgürleştiricidir. “Eğer bir amacım olması için doğmadıysam, o zaman ne olacağıma ben karar veririm.”
(Kimlik Krizi ve Kozmik Kaygı) “Kimse bir yere ait değil” Morty bunu söylerken Summer’a, aslında kendisinin de başka bir evrenden geldiğini, gerçek abisinin öldüğünü ve bahçeye gömüldüğünü hatırlatıyor. Bu, Jean-Paul Sartre’ın Varlık ve Hiçlik eserindeki düşüncelerine ne kadar yakın, öyle değil mi? Sabit bir özümüz (essence) yoktur; biz sadece var oluruz. “Aitlik” hissi aslında bir illüzyondur. Ait olduğun yer, senin seçtiğin andır; geçmişin veya genetiğin değil.
(Memento Mori) “Herkes ölecek” Dizi, ölümü bir trajedi olarak değil, hayatın değişmez bir parametresi olarak sunar. Stoacıların “Memento Mori” (Öleceğini Hatırla) öğretisiyle örtüşür. Ölüm gerçeği, hayatın geçiciliğini kabul etmeyi sağlar. Eğer son kaçınılmazsa, büyük acılar ve küçük dertler arasındaki fark önemsizleşir.
(Absürdizm) “Hadi gel televizyon izleyelim” İşte bu cümle, bence konuşmanın zirve noktasıdır. Albert Camus’ün Absürdizm felsefesinin bir özetidir. Camus’e göre hayat anlamsızdır ve insan bu anlamsızlığa karşı üç şey yapabilir: İntihar etmek, inançlara sığınmak (felsefi intihar) veya başkaldırmak. Buradaki “televizyon izlemek” bir kaçış değil, anlamsızlığa karşı bir başkaldırıdır.
Morty, Summer’ın yaşadığı ailevi dramın evrensel ölçekte “hiç” olduğunu hatırlatarak onu teselli ediyor. Eğer hiçbir şeyin önemi yoksa, o zaman üzülmenin de bir anlamı yoktur. Önemli olan tek şey, şu an sahip olduğun deneyim ve yanındaki insandır.
Bu sahne, Rick’in yıkıcı nihilizmine karşı Morty’nin “yapıcı/optimist nihilizmini” temsil eder. Rick anlamsızlık yüzünden her şeyi yakıp yıkarken, Morty anlamsızlık sayesinde huzur bulmayı seçer…
Babil Kulesi
Bizler sadece birer ekonomik özne değiliz; bizler aslında devasa bir finansal tiyatronun, başrolünde görünmeyen bir elin hüküm sürdüğü o büyük oyunun “epistemolojik” kurbanlarıyız.
Tokyo’daki bir kahve zinciri Brezilya’dan çekirdek alırken masada ne Japon Yeni ne de Brezilya Reali bulunur; oysa ABD masada fiziken yer almasa bile, parası masanın tam ortasında küresel bir lisan olarak arz-ı endam eder. 1944 yılında Bretton Woods’un tozlu ve kibirli salonlarında, savaş sonrası 44 ülkeden temsilcilerin katıldığı bu toplantıda, dünya altın rezervlerinin %70’ine sahip olmanın verdiği o güçle inşa edilen bu hegemonya, 1971’de (15 Ağustos 1971) Nixon’ın altın desteğini bir gece yarısı askıya almasıyla aslında bir “inanç sistemine” dönüşmüştür. Bretton Woods Konferansı, ABD dolarını merkezine alan ve küresel kapitalist düzeni kurumsallaştıran savaş sonrası ekonomik mimarinin doğum noktasıdır.
Doların bugün hâlâ uluslararası ödemelerin %60’ını domine etmesi, rasyonel bir tercihten ziyade, herkesin bu dili konuşması nedeniyle başkasının da konuşmak zorunda kaldığı o amansız “Ağ Etkisi” ve Amerikan hukuk sistemine duyulan—belki de biraz safça—kurumsal güvenin bir sonucudur.
Doların bu konumu ABD’ye ucuz kredi kullanma imkanı sunmakta ve hükümeti yıllık 80 milyar dolarlık faiz ödemesinden kurtarmaktadır. Öte yandan, aşırı değerli dolar Amerikan mallarını yurt dışında pahalı hale getirerek ihracatçının rekabet gücünü kırmakta ve dış ticaret açığına yol açmaktadır.
Ancak bu lisan, artık kelimelerini yitirmekte; küresel rezervlerin %58’ini oluşturan bu devasa yapı, Çin’in BAE’den Yuan ile enerji alması (Çin, 2023 Mart ayında BAE’den ilk kez Yuan kullanarak LNG -sıvılaştırılmış doğal gaz- satın almıştır) veya BRICS’in (Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika) “The Unit” (Doların yerine geçecek ortak bir değer ölçüsü fikrinin sembolik adıdır) gibi altına dayalı alternatifler aramasıyla, kendi Babil Kulesi’nin altında kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Tekinsiz Hegemonya
Dedik ya, bu hegemonik dilin arkasında yatan matematik artık işlemiyor; karşımızda freni patlamış, yokuş aşağı giden ve her saniye 70.000 dolar borç üreten devasa bir kamyon var. Amerika’nın 38,5 trilyon doları aşan borç dağı, her gün 6 milyar dolar artarken, bu borcun reel parayla ödenmesinin imkansızlığı artık bir sır değil, matematiksel bir kesinliktir.
Fed’in “enflasyon geçici” vaatleri 2026 itibarıyla duvara toslamış; piyasa hem hayat pahalılığının altında ezildiği hem de canlılığını yitirdiği o tekinsiz “stagflasyon” çukuruna düşmüştür. Fed şu an tarihin en büyük çıkmazındadır: Enflasyonu düşürmek için faizi artırsa 38,5 trilyon dolarlık borcun faiz yükü sistemi çökertecek; artırmasa paranın alım gücü enflasyon canavarı tarafından yutulacaktır. Öyle ki, 2020 yılındaki 100 doların alım gücünün bugün 76 dolara gerilemiş olması, cebindeki paranın dörtte birinin çoktan “buharlaştığının” en acı ispatıdır.
3 Öğüt!
Nakit Kraldır Devri Bitti: Enflasyonun olduğu yerde nakitte beklemek, dibi delik bir kapta su taşımaya benzer; banka faizi genellikle marketteki fiyat artışına yetişemez.
Gerçek Şeylere Yatırım Yapın: Stagflasyon dönemlerinde tarih her zaman altını öne çıkarır; merkez bankalarının yaptığı gibi portföyde mutlaka fiziksel varlıklar bulunmalıdır. Merkez bankalarının dediğini değil, yaptığını yapın.
Doğru Borçlanmaktan Korkmayın: Enflasyon dönemlerinde borç akıllıca kullanılırsa en iyi dosttur; eğer enflasyon faiz oranından yüksekse, o malın parasını siz değil enflasyon öder.
2026, eski dünyanın kurallarıyla oynayanların kaybettiği, gerçek ve değiştirilemez varlıkların dönemini görebilenlerin kazandığı bir yıl olacaktır.
Savaş!
Makalemi kaleme aldığım günlerde yine Savaş! Küresel Güç Savaşları ve Enerji…
Doların başındaki tek bela enflasyon değil, küresel rakiplerden gelen darbelerdir. Venezuela meselesi sadece bir demokrasi operasyonu değil, Yapay Zekâ liderliğini finanse etme ve enerji akışının kime çalışacağını belirleyen bir varlık transferi mücadelesidir. Ve unutma ki; Servet el değiştirirken çıkan gürültüye “Savaş” denir.
Yapay Zekâ bir enerji canavarıdır ve gümüş gibi emtialardaki arz krizi bu teknolojik damara basmaktadır. Çin, gümüş ticaretini lisansa bağlayarak kontrol altına almaya çalışırken, Amerika dünyanın en büyük petrol deposuna sahip Venezuela üzerinden hamle yapmaktadır.
Rekabet, korkunun gayri meşru çocuğudur…
Amerikan Rüyası…
Az önce konuştuk. Amerika Birleşik Devletleri’nin borcu her saniye artmakta; öyle ki hazine sadece borcun faizini ödeyebilmek için her gün 3 milyar dolar bulmak zorunda…
İktisadi olarak bu sarmaldan çıkış için üç klasik yol (tasarruf, vergi artışı veya iflas ilanı) imkansız görünmektedir:
- Tasarruf: Siyasi bir intihardır; küçük bir bütçe anlaşmazlığı bile devletin 43 gün kapalı kalmasına neden olabilmektedir.
- Vergi: S&P 500’deki tüm dev şirketlerin (Apple, Google, Microsoft vb.) yıllık kârına %100 el konsa dahi, borcun kapanması 15 yıl sürmektedir.
- İflas İlanı: Küresel finans sisteminin ve doların sonu demektir.
İşte tam bu kavşakta karşımıza çıkan “Yapay Zekâ” devrimi, sadece teknolojik bir sıçrama değil, aynı zamanda tarihin en büyük finansal enkazını örtmek için kullanılan estetik bir ipek örtü, bir tür “kurtuluş planı” olarak kurgulanmıştır. Washington’ın uyguladığı o sinsi “İkili Enflasyon Stratejisi”, halkın ekmeğini yüksek faizle dizginlerken, Nvidia gibi teknoloji devlerinin hisselerini “Yapay Zekâ” masalıyla şişirerek devasa bir varlık balonu yaratmaktadır; dolayısıyla borcun gayri safi yurt içi hasılaya oranı kâğıt üzerinde daha küçük görünmektedir. ABD bugün, tarihinde ilk kez borç faizine dünyanın en büyük ordusundan daha fazla para harcamaktadır; yani uçak gemileri artık faiz lobisinin gölgesinde kalmıştır. Bu stagflasyonist distopyada, nakitte beklemek dibi delik bir kapta su taşımaktan farksızdır.
Özetle; ya eski dünyanın kurallarına ve kâğıt parçalarına inanarak bu devasa servet transferinde “sıfırlananlar” arasında yer alacaksın ya da gerçek ve değiştirilemez varlıkların dönemini okuyup kendi finansal kaleni inşa edeceksin. 2026 yılı, sadece rakamların değil, iradelerin de test edildiği bir yıl olacak. Seçim senin; filikaya mı bineceksin, yoksa batan gemide keman çalmaya devam mı edeceksin?
Faili Meçhul
Şimdi eminim, bana kızanlarınız çoktur. Nevzat, tanımaz etmezsin; neden bu kadar taktın kafayı ABD’ye ve yönetenlere, savaşa ve yaşama, bile isteye tamamlanmamış intihara ve dahi cinayetlere…
Hâlbuki bu dünyada çoğu cinayette katil, kurbanı şahsen tanıyordur; değil mi?
Ama işte ne zaman ki insan hiç tanımadığı birilerini düşünmeye başlıyor, katil de hiç tanımadığı biri oluyor.
Boşuna demiyorlar faili meçhul diye; çünkü kurban katili tanımıyor, katil desen o da kurbanı tanımıyor. Al buyur, bir meçhul daha…
I Şahsiyet!
Sağlıcakla, felsefe ve teknolojiyle kalın…
