Virgosol Kurucu Ortağı ve Co-CEO’su Özgür Arzu Barbaros ile Fintechtime Mart 2026 sayısı “Fintek Dünyasının Mimarları” dosya konusu için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.
“Özgür Arzu Barbaros, yapay zeka ile yeniden şekillenen dijital dönüşümün “görünmez omurgası” olarak tanımladığı yazılım kalite güvencesi alanında, Türk mühendisliğinin bayrağını dünyaya taşıyan vizyoner bir girişimci. Kurumsal hayattaki birikimini Virgosol’un kuruluşundaki cesaretle birleştiren Barbaros, liderliği sadece bir unvan değil, “başarı ve başarısızlığın sorumluluğunu aynı anda alma cesareti” olarak görüyor. Yapay zekâ ajanlarıyla yazılım süreçlerinde insana bağımlılığı azaltırken, etik değerlerden ve kapsayıcılıktan ödün vermeyen tecrübeli isim; cam tavanların yerini kırılgan bir dirence bıraktığı 2026 perspektifinde, teknolojinin sadece neyin mümkün olduğuyla değil, neyin güvenilir olduğuyla şekilleneceğine inanıyor.”
Yazılım test otomasyonu ve kalite güvencesi gibi teknik derinliği yüksek bir alanda kurucu ortak olma yolculuğunuz nasıl başladı? Sizi Virgosol’un temellerini atmaya iten temel tutkuyu ve bugün geldiğiniz noktadaki yönetim anlayışınızı dinleyebilir miyiz?
Yazılım test otomasyonu ve kalite güvencesi alanındaki yolculuğum, aslında uzun yıllar boyunca farklı sektörlerde yürüttüğüm dijital dönüşüm projelerinde edindiğim deneyim ve gözlemlerle başladı. Koç’tan Vodafone’a, Akbank’tan ve Alternatif Bank’a kadar Türkiye’nin çok sayıda önde gelen şirketinde çalışırken, yazılım ekiplerinin büyük bir hız ve özveriyle üretim yaptığını, ancak test süreçlerinin çoğu zaman geri planda kaldığını net biçimde gördüm. Oysa projelerin öngörülen bütçede ve zamanda tamamlanmasının garanti altına alınması, kullanıcıya güven verilmesi ve ürünler için kalite güvencesi, geliştirme kadar stratejik bir role sahip. Miraç ile yollarımız da tam bu farkındalık döneminde kesişti ve benzer ihtiyaçları, benzer soruları sorduğumuzu fark ettik. Bu alanda teknik bir boşluğun ötesinde bir yaklaşım eksikliği olduğunu düşündük. Virgosol’un sadece iyi test yapan bir şirket olmasını değil; projelerin başarısında ve teknoloji yatırımlarının hedeflenen çıktıları üretmesinde kalitenin stratejik bir kaldıraç olduğuna dair güçlü farkındalığını yaratmasını da amaçladık. Bizim için en güçlü motivasyon; Türk mühendisliği ve üretiminin yüksek kalitesinin, başka alanlarda olduğu gibi yazılım ekosisteminde de dünyada fark yaratmasıydı. Uzmanlığı ve insanı merkeze koyan bir yapı inşa etmeyi hedefledik. Bir başka deyişle tutkumuz; sektörde standartları yükselten, kalıcı değer üreten bir marka yaratmaktı. Bugün geldiğimiz noktada, teknik derinliği yüksek çözümler sunarken aynı zamanda güven veren, şeffaf ve sürdürülebilir bir yönetim anlayışını benimsiyoruz. Hem müşterilerimizde kalite standartlarını artırarak hem de dünya standartlarında yazılım ürünleri geliştirerek, Türkiye’nin dünyada yazılım sektöründe gerçek potansiyeline ulaşmasına katkı sağlamak tutkumuz yüksek. Bu hayalin adım adım gerçeğe dönüşmesini görmek ise hem büyük bir sorumluluk hem de güçlü bir motivasyon kaynağı.
Dijitalleşen dünyada “güven” ve “kesintisiz hizmet” en kritik unsurlar. Virgosol olarak sunduğunuz yapay zeka temelli yazılım ve otomasyon çözümlerinin, dijital dönüşümün arkasındaki “gizli güç” olduğunu söyleyebilir miyiz?

Elbette, kesinlikle söyleyebiliriz. Dijital dünyada kullanıcı deneyiminin temelinde görünmeyen ama her şeyi ayakta tutan bir güven katmanı var ve biz Virgosol’da tam olarak bu katmanı inşa ediyoruz. Bir sistemin kesintisiz ve hatasız çalışması, verinin korunması ve markaya duyulan güven bu süreçlerin sağlamlığına bağlıdır. Bu noktada Virgosol olarak çözümlerimizi sistemlerin gerçek hayattaki tüm senaryolara dayanıklı olmasını sağlamak için kurguluyoruz. Otomasyonu bir hız aracı olmanın ötesinde, süreklilik ve öngörülebilirlik sağlayan stratejik bir güç olarak ele alıyoruz. Bu yaklaşım, dijital dönüşüm projelerinin arka planda sessiz ama kritik bir şekilde ilerlemesini mümkün kılıyor. Virgosol’un değeri de tam burada ortaya çıkıyor: Riskleri görünür kılmak, belirsizlikleri azaltmak ve kurumların kullanıcılarına verdikleri sözü tutmalarını sağlamak…
Kaliteli yazılım üretmek için gerçekleşen operasyonu otomasyonla yapmanın yanı sıra, henüz yazılım sürecinin ilk adımı olan iş ihtiyacının tanımlanması aşamasından başlayan Agentic AI kullanımıyla, insana bağımlılığı ortadan kaldırıyor, iş hacmi arttıkça artan iş gücü ihtiyacını RabbitQA ajanlarımızla çözüyoruz. Bu sayede bir kişilik kadrolar, 10 kişilik ekip üretim hızına çıkabiliyor.
Özetle; kendimizi dijital dönüşümün omurgasında konumlandırıyoruz. Bu sayede markalar cesur, yenilikçi ve sürdürülebilir adımlar atarken, operasyonel maliyetlerini kontrol altında tutabiliyor.
Kurumsal sorumluluklarınızın ötesinde; teknoloji odaklı bir kadın lider ve girişimci olarak kendinize biçtiğiniz “görünmez” misyonu nasıl tanımlarsınız? Sektöre nasıl bir imza bırakmayı hedefliyorsunuz?
Benim için “görünmez” misyon teknoloji dünyasında kadınların varlığını doğal, güçlü ve sürdürülebilir kılacak bir zemin oluşturmak. Liderliği bir unvan değil, etki alanı olarak görüyorum. Bu etkinin en önemli parçası da cesaretle alan açmak. Özellikle teknik derinliği yüksek alanlarda kadınların karar verici, yön gösterici ve dönüştürücü roller üstlenebileceğini görünür kılmayı önemsiyorum. Kendi yolculuğumda edindiğim deneyimleri, kadınların öncelikle kendi zihnindeki görünmez bariyerleri azaltacak şekilde paylaşmayı bir sorumluluk olarak görüyorum. Sektöre bırakmak istediğim imza ise etik değerlerden ödün vermeyen, insan odağını kaybetmeden büyüyen ve güvenle anılan bir liderlik anlayışı diyebilirim.
Girişimcilik ve liderlik yolculuğunuzda “ilgili an benim için bir dönüm noktasıydı” dediğiniz, size liyakat ve direnç konusunda en büyük dersi veren özel bir tecrübeyi bizimle paylaşır mısınız?
Uzun yıllar kurumsal hayatta, büyük organizasyonlarda farklı alanlarda deneyim ve kıymetli insanlar biriktirdim. Liderlik yetkinliklerimi bu yolculukta kazanırken tek bir andan bahsetmek mümkün olmasa da veriye dayalı stratejik yaklaşımın, insan odaklı ilişki zemininde en üst seviyelerde başarıyı gerçekleştirdiğini gördüm. Ve tüm bu tecrübelerimle diyebilirim ki; başarı ve başarısızlığın sorumluluğunu aynı anda alma cesareti olmadan gerçek liderlikten bahsetmek imkânsız.
Girişimcilik ise liderlik yetkinlikleri cebinizde taşıdığınız ancak üzerine sürekli yenilerini eklemeniz gereken geniş bir şemsiye. Virgosol’ün ilk günlerinde uzmanlığımıza ve iş bağlantılarımıza çok güvendik. Buna rağmen katıldığımız pek çok görüşmeden somut bir sonuç alamadan döndüğümüz oldu. Kısıtlı devlet destekleriyle çıktığımız yolculukta referanslarımız henüz oluşmamış olması ndeniyle çözümlerimizin onay süreçlerinde zaman zaman zorlandık. Çoğu toplantıya daha önce duyduğumuz “Biz sizi arayalım” cümlesinin tanıdık hissiyle girdik. Üstelik çevremizde bizi seven ve korumak isteyen birçok kişi, ticaretin ne kadar zor olduğuna dair iyi niyetli uyarılarda bulunuyordu. İşte bu dönemde Türkiye’de pırıl pırıl gençlerin inanacağı bir vizyon yaratma sorumluluğunu daha güçlü hissettik. Ortaya koyduğumuz değerin dünyada pek çok insanın ve kurumun hayatında anlamlı bir fark yaratabileceğini hayal etmek bize yön verdi. Bizim o gün yaşadığımız zorluklar, bir gencin yarın dünya markası bir Türk firmasında çalışmanın gururunu yaşama ihtimalinin yanında önemini yitirdi; bu düşünce bizi bu yolda güçlü kıldı ve yolda kalmamızı sağladı.
Yazılım ve yapay zekâ temelli test otomasyonu gibi eril dilin yoğun hissedilebildiği bir teknik sahada liderlik yapıyorsunuz. 2026 perspektifinden baktığınızda, bu alandaki algısal bariyerlerin ve “cam tavanların” nasıl bir değişim geçirdiğini gözlemliyorsunuz?
Bugünün perspektifinden bakınca algısal bariyerlerin tamamen ortadan kalktığını söylemek için erken olsa da ciddi bir dönüşüm yaşandığını da net biçimde görüyorum. Kesinlikle teknoloji alanında kadın liderlerin sayısı artıyor. Geldiğimiz noktada odak, kadınların bu alanlarda varlığı değil, yarattıkları etkinin niteliği ve gücü üzerine çevriliyor. Cam tavanlar yerini daha çok ince/kırılabilir bariyerlere bırakmış durumda. Ben bu değişimi yüksek sesle değil, istikrarlı performansla gerçekleşen bir dönüşüm olarak görüyorum. Önümüzdeki dönemde bu bariyerlerin tamamen görünmez hale gelmesi için daha fazla rol model, daha fazla Dayanışma ve daha fazla cesaret gerektiğine inanıyorum. Sadece kadın liderlerin sahiplendiği bir konu olmaktan çıkarıp, çeşitliliğin kurumların yönetim kurullarının konusu haline gelmesini sağlamak önemli bir fark yaratacak. Bu farkındalık için de çalışmalarımız başladı yakın zamanda paylaşıyor olacağız.
Yapay zekâ odaklı çözümler geliştiren bir lider olarak; teknoloji üretiminde kadın bakış açısının yer almasının, algoritmalardaki “önyargıların” kırılmasına ve daha etik yazılım süreçlerine nasıl katkı sağladığını düşünüyorsunuz?
Kadınlar, deneyimleri gereği sistem dışı kalan sesleri ve gözden kaçan riskleri daha erken fark edebiliyor. Bu da yapay zekâ çözümlerinin verimli olmasının yanında kapsayıcı da olmasını sağlıyor. Açıkçası etik yazılımı, sonradan eklenen bir kontrol mekanizması değil, tasarımın en başında yer alması gereken bir yaklaşım olarak görüyorum. Farklı bakış açılarıyla beslenen ekiplerin de algoritmaları daha dengeli, sorumlu ve güvenilir hale getirdiğine inanıyorum.
Teknik ekipleri yönetirken ve kurumsal kültürü inşa ederken, kapsayıcı ve empatik bir çizgi ile mühendislik disiplinini nasıl harmanlıyorsunuz? Bu süreçte attığınız en cesur adım neydi?
Kapsayıcılık ve empatiyi, mühendislik disiplinini güçlendiren unsurlar olarak görüyorum. Teknik ekiplerde yüksek kalitenin ancak bireylerin kendilerini güvende ve değerli hissettikleri ortamlarda sürdürülebilir hale geldiğine inanıyorum. Bu nedenle Virgosol’de kültürü inşa ederken performansı çıktılar üzerinden değil, iş yapış biçimleri ile birlikte ele aldık. Attığımız en cesur adım ise klasik mühendislik yönetim modellerini bilinçli olarak terk etmek oldu. İnsanların öğrenme hızına, iletişim tarzına ve güçlü yönlerine alan açan daha esnek bir yapı kurduk. Bu yaklaşım, kısa vadede daha fazla emek gerektirse de uzun vadede çok daha sağlam, sorumluluk alan ve sahiplenen ekipler yarattı. Bugün geriye dönüp baktığımda, teknik mükemmelliğin en güçlü kaldıraçlarından birinin empati olduğunu çok net görüyorum.
Yazılım, kalite güvencesi ve teknoloji girişimciliği alanında kariyer yapmak isteyen ancak “bariyerlerden” çekinen genç kadınlara, klişe tavsiyelerin ötesinde ne tür bir yol haritası önerirsiniz?
Genç kadınlara öncelikle bariyerlerin kendi zihinlerinde başladığını fark etmeleri, bu gerçekliği inkâr etmemekle birlikte onları merkeze koymadan ilerlemelerini öneririm. İlk söyleyeceğim şey ise ancak mükemmel olarak başarıyı hakkedecekleri inancını bırakarak derinleşmeye odaklanmaları olur. Bunlara ek olarak teknik yetkinliklerini geliştirirken soru sormaktan, sınırları zorlamaktan ve “bilmiyorum” demekten çekinmemeleri de son derece kıymetli. Öte yandan dayanışma, bu yolculukta sandığımızdan çok daha dönüştürücü bir güç. Dolayısıyla kendilerini yalnız hissetmeyecekleri topluluklar ve mentorluk ilişkileri kurmaları da önemli.
2026 ve sonrasına dair teknoloji ajandanızdaki en heyecan verici projeyi düşündüğünüzde; kadınların söz konusu dijital geleceği inşa ederken üstleneceği en kritik rolü hangi kelimelerle tanımlarsınız?
Günümüzde teknoloji neyin mümkün olduğu ile değil, neyin doğru olduğu ile de şekilleniyor. Kadınların bu süreçteki en kritik katkısı ise sağladıkları denge. Veriye dayalı karar alma ile sezgisel farkındalığı bir araya getirebilme becerisi, dijital sistemleri daha güvenilir ve sürdürülebilir kılıyor. Aynı zamanda kadınlar, teknolojinin toplumsal etkilerini daha geniş bir perspektiften okuyabiliyor. Bu yaklaşım, geliştirilen çözümlerin anlık ihtiyaçların ötesine geçerek uzun vadeli etkiyi de gözetmesini sağlıyor. Ben dijital geleceğin güçlü algoritmaların yanında sorumluluk sahibi bakış açılarıyla inşa edileceğine inanıyorum. Kadınlar da tam bu noktada belirleyici bir rol üstleniyor.
