2024’te fintek dünyasında yıldızı parlayan girişimlerden biri olan Tahsildar’ın Kurucu Ortağı Nurettin Coşkun ile Fintechtime Mayıs sayısı için gerçekleştirdiğimiz özel röportaj yayında.
“2024’te fintek dünyasında yıldızı parlayan girişimlerden biri olan Tahsildar’ın yolculuğunu, Pionr Ürün ve Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı ve Kurucu Ortağı Nurettin Coşkun’dan dinledik.
Tahsildar, bayi-alt bayi tahsilat süreçlerindeki dağınıklığı ve verimsizliği ortadan kaldırarak, sektörde önemli bir ihtiyaca çözüm sunuyor. Yapay zekâ destekli dönüşüm vizyonuyla sadece tahsilatı kolaylaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda ödeme imkanlarını da artırıyor. Önümüzdeki dönemde bu dönüşümün sahaya yansıması ise büyük bir heyecan yaratıyor.”
Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Girişimciliğe uzanan yolculuğunuz nasıl başladı, bu alana ilginizi ilk ne tetikledi?
Finansal teknolojilere olan ilgim, kariyerimin henüz başlarında, bankacılığın dijital dönüşümle tanıştığı dönemde başladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunuyum. İlk yıllarımda ürün geliştirme, iş modeli inovasyonu ve pazarlama üzerine çalıştım. Sonrasında Albaraka Türk’te kurum içi girişimcilik ve inovasyon süreçlerinin liderliğini üstlendim; bankanın hızlandırma programını ve Avrupa’daki ilk dijital katılım bankasını kuran ekipte yer aldım.
Zamanla odağımı fintek girişimlerine kaydırdım. Bugüne dek dijital cüzdanlar, sanal POS çözümleri, açık bankacılık ve BaaS (Banking as a Service) alanında Türkiye’de öncü sayılabilecek birçok ürünün fikirden lansmana kadar olan yolculuğunu yönettim. Bu süreçte öğrendiğim en önemli şey şu oldu: Teknoloji tek başına yeterli değil; ürünü şekillendiren şey, müşterinin gerçek ihtiyacını ne kadar derinden anladığınız.
Tahsildar da tam bu noktada hayatıma girdi. Başta sade bir SaaS ürünüydü, ama içinde çok daha büyük bir potansiyel barındırıyordu. Şimdi Pionr çatısı altında, Tahsildar’ı uçtan uca ödeme altyapısı sunan bir platforma dönüştürdük. Hem büyüme hızımız hem de çözüm sunduğumuz problem, bu yolculuğu benim için çok anlamlı kılıyor.
Kendinizi bir girişimci olarak nasıl tanımlarsınız?
Ben kendimi “dönüştürücü” bir girişimci olarak tanımlıyorum. Hızlıca fikir üretip koşanlardan değilim; önce anlamaya, sonra sadeleştirmeye ve en sonunda da kalıcı bir değer yaratmaya çalışırım. Girişimcilik benim için sadece yeni bir şey kurmak değil, var olanı daha işlevsel ve etkili hale getirmek. Tahsildar’da da tam olarak bunu yaptık.
Kurumsal hayatımda çok fazla ürün geliştirme tecrübesi edindim; dijital cüzdanlardan BaaS platformlarına, açık bankacılıktan POS çözümlerine kadar birçok alanda projeler yönettim. Ama girişimcilikte öğrendiğim en önemli şey şu oldu: Ne kadar plan yaparsanız yapın, gerçek cevaplar sahada. Bir müşterinin gözünün içine bakıp “bu gerçekten işimi kolaylaştırdı” dediğini duyduğunuz an, tüm o sunumlar, modeller, tablolar anlam kazanıyor.
Benim girişimcilik stilim biraz mühendis, biraz hikâye anlatıcısı, biraz da kullanıcı deneyimi tasarımcısı gibi… Karmaşık yapıları sadeleştirmekten keyif alırım.
Bu yola hangi problemi çözmek için çıktınız? “Bu iş böyle gitmez” dediğiniz o an neydi?
Tahsildar yolculuğu, sahada bizzat şahit olduğum bir ihtiyaçla başladı. Bayi ve alt bayi yapılarında tahsilat süreci, teknik olarak karmaşık değil belki ama pratikte oldukça yorucuydu. Farklı POS panelleri, manuel mutabakatlar, her biriyle ayrı ayrı uğraşan İşletme’ler… Bir müşterimizin, işlemleri Excel’de tek tek hesapladığını gördüğümde içimden “bu iş böyle gitmez” dedim.
İşte o andan itibaren meseleyi sadece tahsilat almak olarak değil, bir operasyonel yükü, bir güven problemini ve bir finansal akışı yeniden kurgulamak olarak görmeye başladık. Amacımız sadece daha iyi bir yazılım yapmak değildi — daha sade, daha güçlü ve daha erişilebilir bir sistem kurmaktı.
Bugün bayiler Tahsildar üzerinden ister sanal POS’la ister krediyle ödeme yapabiliyor, işlemler en uygun kanala otomatik yönlendiriliyor ve tüm süreç merkezi şekilde yönetiliyor. Yani “bu iş böyle gitmez” dediğimiz yerden, “iyi ki bu yola çıkmışız” dediğimiz noktaya ulaştık.
Bugüne kadar aldığınız en anlamlı geri bildirim neydi? Size “doğru yoldayız” dedirten o sözü hatırlıyor musunuz?

Tahsildar Kurucu Ortağı Nurettin Coşkun
Tahsildar’da bizi en çok motive eden şey, sahada duyduğumuz o içten cümleler… Bir müşterimizin “Siz devraldıktan sonra hiçbir sorun yaşamadık. Demek ki mesele teknoloji değil, sahiplenmekmiş” dediği anı hiç unutmuyorum. O cümle, bizim için sadece bir teşekkür değil, yönümüzü doğrulayan bir pusulaydı.
Her hafta müşterilerimizi düzenli olarak arıyor, sadece memnuniyetlerini değil; geliştirme önerilerini, yaşadıkları küçük aksaklıkları ve beklentilerini birebir dinliyoruz. Bir müşterimiz, “Her şeyden memnunum, hatta çevreme sizi öneriyorum. Çünkü siz sadece sistemi kurmuyorsunuz, gerçekten ilgileniyorsunuz” demişti. Bu, bizim için büyük bir farkın işareti.
Gelen geri bildirimler gösteriyor ki, kullanıcılarımız sadece tahsilat süreçlerini kolaylaştırmakla kalmıyor; aynı zamanda kendilerini sistemin bir parçası gibi hissediyorlar. Kimisi günlük işlem raporlarını otomatik almak istiyor, kimisi turizm şirketi olarak mobilde POS ihtiyacını dile getiriyor, kimisi “beni biri arasın, ben platforma giremiyorum” diyerek samimi bir çözüm istiyor.
Ve en güzeli de şu:
“Biz artık bir sorun yaşadığımızda, kime ulaşacağımızı biliyoruz. Bu yeter.”
Sanırım bir teknoloji platformu için daha büyük bir güven cümlesi yoktur.
İlk yatırımınızı ne zaman ve kimden aldınız? Bu sürecin sizin için ne kadar dönüştürücü olduğunu merak ediyoruz.
Tahsildar aslında bizim sıfırdan kurduğumuz değil, potansiyeline inandığımız için devraldığımız bir platformdu. Tahsildar’ı satın aldıktan sonra, bir yandan ürünümüzü geliştiriyor, bir yandan da gerçekten bu hikâyeye inanan stratejik bir ortak arıyorduk. O sırada Fibabanka’yla yollarımız kesişti.
Bu sadece bir yatırım değildi, aynı zamanda “biz bu işin bir parçası olmak istiyoruz” diyen güçlü bir iş birliğiydi. İşin finansal boyutu kadar, bize kattığı sektörel itibar, sinerji ve hızlanma fırsatları açısından çok dönüştürücüydü. Bu ortaklık sayesinde sadece ürünümüzü geliştirmedik; müşteri ağımızı genişlettik, kurumsal itibarımızı sağlamlaştırdık ve ekibimizi büyütme konusunda da özgüven kazandık.
Bugün geldiğimiz noktada “Tahsildar bir tahsilat aracı” tanımının çok ötesine geçebildiysek, bu değişimin kıvılcımı ilk yatırım sürecinde yandı diyebilirim.
Hangi problemi kimin adına çözüyor ve nasıl bir iş modeliyle bunu sürdürülebilir kılıyorsunuz?
Aslında biz bir yazılım üretmiyoruz; bir yükü ortadan kaldırıyoruz. Tahsildar olarak, bayi ve alt bayi ağıyla çalışan işletmelerin tahsilat süreçlerini onlar adına sadeleştiriyor, hızlandırıyor ve görünür hale getiriyoruz.
Bu işletmeler için tahsilat, çoğu zaman en karmaşık operasyonlardan biri hâline geliyor. Farklı bankaların POS sistemleri, takip edilemeyen komisyon oranları, manuel mutabakatlar ve ödeme gecikmeleri derken, finansal akış hem zaman hem kaynak kaybına yol açıyor. Biz bu dağınıklığı tek bir platformda topluyor, işlemleri en verimli şekilde yönlendiriyor ve bayiler arası tahsilatı dijitalleştiriyoruz.
Aynı zamanda, ödeme yapan bayilere alternatif çözümler sunarak, tahsilatı kolaylaştırıyor; kredi ile ödeme, link ile tahsilat gibi esneklik sağlayan yapılar kuruyoruz. Böylece sadece tahsilat yapanı değil, tahsilat yapamayanı da desteklemiş oluyoruz.
İş modelimiz, bu ürettiğimiz değeri sürdürülebilir kılacak şekilde kurgulandı.
Yıllık lisans modeliyle kullanıcılarımıza tam erişim sunarken, aynı zamanda oluşturduğumuz değeri iş ortaklarımızla paylaşarak büyümeyi birlikte mümkün kılan bir yapı inşa ettik.
Bugün Tahsildar; sadece bir tahsilat aracı değil, işletmelerin finansal akışını daha sağlıklı, öngörülebilir ve yönetilebilir hâle getiren bir teknoloji ortağı. Bu da hem bizim hem kullanıcılarımız için güçlü ve kalıcı bir iş modelini beraberinde getiriyor.
Hedef kitlenizi nasıl tanımlıyorsunuz? Onlara ulaşmak ve fayda sağlamak için nasıl bir yol izliyorsunuz?
Bizim hedef kitlemiz; tahsilat süreçleriyle doğrudan ilgilenen, bayi ve alt bayi yapısıyla çalışan, bu yapının getirdiği karmaşıklığı artık yönetmekte zorlanan tüm işletmeler.
Sektör olarak çok geniş bir yelpazeye hitap ediyoruz: Otomotivden telekomünikasyona, yapı malzemelerinden gıdaya, hızlı tüketimden turizme kadar… Aslında ortak noktaları şu: Dağınık yapılar, manuel işler ve kaybolan zaman.
Bu kitleye ulaşmak için klasik bir satış yaklaşımından ziyade, daha empatik ve çözüm odaklı bir yol izliyoruz. Çünkü biz şunu biliyoruz:
Bir işletme tahsilat sürecinde zorlanıyorsa, orada bir yazılım değil, bir ortak gerekir.
Bu yüzden üç kanalı birlikte kullanıyoruz:
- Saha ekiplerimiz, doğrudan işletmelerle temas ediyor, ihtiyaçları yerinde dinliyor.
- Dijital kanallar, platformu deneyimlemek isteyen kullanıcılar için ilk temas noktası oluyor.
- Stratejik iş birlikleri, hem sektörel hem bölgesel yayılımı hızlandırıyor.
Ayrıca müşteriyle kurduğumuz ilişki, ilk temasla sınırlı değil. Düzenli aramalar yapıyor, kullanım deneyimini birebir takip ediyor ve geri bildirimleri ürün geliştirme süreçlerine doğrudan entegre ediyoruz.
Bir müşterimizin dediği gibi: “Bir sorun yaşadığımda sistem değil, bir ekip arkamda hissediyorum.”
Tam olarak bu hissi yaygınlaştırmak istiyoruz. Çünkü biz hedef kitlemizi sadece bir kullanıcı grubu olarak değil, birlikte gelişeceğimiz bir topluluk olarak görüyoruz.
Gelir modeliniz nedir? Ürününüz ya da hizmetiniz, hedef kitlenize hangi değer önerisiyle ulaşıyor?
Tahsildar’ın gelir modeli, sade ama güçlü bir temele dayanıyor:
Yıllık lisans modeli ile müşterilerimize platformun tüm özelliklerine erişim sağlıyoruz. Bunun karşılığında yalnızca yazılım değil, operasyonel bir partnerlik sunuyoruz.
Ek olarak, oluşturduğumuz değeri büyütürken iş ortaklarımızla da adil ve sürdürülebilir bir şekilde paylaşıyoruz. Bu sayede platform hem kullanıcı hem de iş ortakları nezdinde uzun vadeli bir bağ kuruyor.
Değer önerimiz ise tahsilatı sadece bir işlem olmaktan çıkarıp, stratejik bir kolaylaştırıcıya dönüştürmek üzerine kurulu.
Kullanıcılara;
– Tüm sanal POS’larını tek panelden yönetme,
– Komisyon optimizasyonu ile doğru POS’a yönlenme,
– Bayi-alt bayi ilişkilerini finansal olarak izleme,
– Anlık işlem raporları alma
gibi klasikleşmiş ihtiyaçların ötesinde artık alternatif tahsilat seçenekleri de sunuyoruz.
Yani işletmeler, müşterilerinden sadece kartla değil; krediyle, link ile, hatta önümüzdeki dönemde banka hesap entegrasyonlarıyla da tahsilat alabilecekleri bir yapıya kavuşuyor. Bu, yalnızca ödemeyi kolaylaştırmak değil, ödeme almayı erişilebilir kılmak anlamına geliyor.
İlk adımı attığınızda sizi en çok ne zorladı? “Acaba yapabilir miyiz?” dediğiniz ilk anı bizimle paylaşır mısınız?
Tahsildar’ı devraldığımızda elimizde belirli bir kullanıcı kitlesine ulaşmış, güçlü bir fikir üzerine kurulmuş, çalışır bir yapı vardı. Bizim amacımız bu yapının üzerine daha ölçeklenebilir, sürdürülebilir ve kullanıcı deneyimini önceleyen bir yapı inşa etmekti.
En çok zorlayan şey, teknik geliştirmeden çok, bu dönüşümün sahada karşılık bulmasını sağlamaktı. Müşteri gözünden gerçekten değer yaratan bir çözüm sunmak istiyorsanız, önce dinlemeli, sonra dönüştürmelisiniz. Biz de ilk adım olarak tam da bunu yaptık:
Müşterilerimizi birebir arayıp, sadece memnuniyetlerini değil, beklentilerini ve geliştirme ihtiyaçlarını da dinledik.
O süreçte bazı kullanıcılar şunu söyledi:
“Sizi tanımıyorduk ama son dönemde her şey yolunda gidiyor.”
Bir diğeri: “Her şeyden memnunum, aradığımda her konuda destek alıyorum.”
Bir başka müşterimiz ise doğrudan şunu söyledi: “Geri bildirimimi bu kadar hızlı dikkate alıp hayata geçireceğinizi beklemiyordum! Gerçekten şaşırdım, çok teşekkür ederim.”
Bu yorumlar bizim için çok değerliydi. Çünkü bu dönüşümün, yalnızca içeride değil, sahada da hissedildiğini gösteriyordu.
“Acaba yapabilir miyiz?” sorusunu ilk aylarda çok sık sorduk. Ama bu tür geri bildirimlerle birlikte, o soru yerini zamanla başka bir cümleye bıraktı:
“Evet, biz bu yapıyı daha da ileriye taşıyacağız. Hem ürünle hem ilişkimizle.”
Kurucu ekip nasıl bir araya geldi? Ekip nasıl kuruldu? Kim hangi ruhu kattı bu işe?
Tahsildar aslında sıfırdan kurulmuş bir girişim değil; ama biz onu yeni baştan kurguladık. Bu yüzden kurucu ekip dediğimiz yapı, Pionr çatısı altında bu dönüşüme liderlik eden çekirdek takımı temsil ediyor. Hepimiz daha önce fintek, bankacılık teknolojileri ve ürün geliştirme alanlarında çalışmış, birbirini tamamlayan profilleriz.
Kimimiz dijital cüzdan projelerinde büyümüş, kimimiz BaaS altyapılarını kurmuş, kimimiz ödeme sistemleri entegrasyonlarında sahada yıllarca yoğrulmuş. Bu sayede sadece “yapılması gerekeni” değil, “nasıl daha iyi yapılır”ı konuşan bir ekip olduk.
Ama en önemlisi şu: Herkes bu işe ruhunu koydu. Bugün Tahsildar bir ürün değil, bir ekibin ortak vizyonu ve emeğiyle büyüyen bir canlı organizma gibi. Ve biz hâlâ ilk günkü heyecanla çalışıyoruz.
Önümüzdeki 12 ay içinde sizi en çok heyecanlandıran hedefiniz nedir?
Tahsildar’ı bir tahsilat platformundan çıkarıp, yapay zekâ destekli yeni nesil bir finansal yönetim sistemine dönüştürüyoruz. Önümüzdeki 12 ayda bizi en çok heyecanlandıran şey, bu dönüşümün ilk fazlarını sahaya yansıtmak olacak.
Yeni dönemde, bayi ve alt bayi yapılarında kullanılan klasik tahsilat ve ödeme modellerinin ötesine geçiyoruz. Yapay zekâ ile desteklenen akıllı POS yönlendirme, krediyle tahsilat altyapısı, risk skorlama, banka hesap entegrasyonu, anlık raporlama ve fraud tespiti gibi modülleri kademeli olarak devreye alacağız. Her modül, kendi başına bir değer yaratıyor ama birleştiğinde Tahsildar’ı çok daha büyük bir resme taşıyor.
Aynı zamanda, Avrupa ve Orta Doğu’daki potansiyel pazarlar için hazırlıklarımız sürüyor. Türkiye’deki çözüm modelimizin, çok benzer ihtiyaçlara sahip uluslararası işletmelerde de karşılık bulacağına inanıyoruz.
Yani önümüzdeki yıl; hem teknolojik olarak derinleşeceğimiz hem de coğrafi olarak yayılacağımız bir sıçrama yılı olacak. Bu dönüşüm sadece Tahsildar’ın değil, KOBİ’lerin, bayilerin, alt bayilerin ve hatta bankaların iş yapış şekillerine dokunacak. Ve bunu görmek gerçekten çok heyecan verici.
Global pazarlara açılmayı planlıyor musunuz?
Evet, hem de oldukça net bir yol haritasıyla. Tahsildar’ın sunduğu çözümler sadece Türkiye pazarına özgü değil. Bayi ve alt bayi yapısına dayalı tahsilat modelleri Orta Doğu, Avrupa ve Afrika gibi birçok pazarda hâlâ manuel süreçlerle yürütülüyor. Bu da bizim için ciddi bir ölçeklenme fırsatı yaratıyor.
Ürünümüz, modüler SaaS mimarisi sayesinde farklı ülke ve sektör yapılarına kolayca adapte olabiliyor. . Regülasyon tarafında da esnek bir yapıya sahibiz yine bu girişimizi hızlandıracak avantajlardan biri.
İlk fazda, yurtdışında bayi ağı bulunan Türk firmaları ve bölgesel ödeme ihtiyacı olan ihracatçı KOBİ’ler üzerinden pazara girmeyi hedefliyoruz. Bu işletmeler için sınır ötesi tahsilat süreçlerini kolaylaştıran çözümler sunuyor, yurtdışından ödeme almayı ve izlemeyi basit, hızlı ve ekonomik hale getiriyoruz.
Henüz kimselere anlatmadığınız ama sizin kalbinizi çalan bir geliştirme var mı?
Aslında üzerinde sessizce çalıştığımız ama bizi en çok heyecanlandıran geliştirme, yapay zekâ destekli tahsilat yönlendirme ve karar destek altyapısı. Şöyle düşünün: Artık kullanıcı, hangi POS’tan tahsilat yaparsa daha düşük komisyon ödeyeceğini ya da daha hızlı onay alacağını kendisi araştırmak zorunda kalmayacak. Sistem; işlem tutarına, sektöre, işlem saatine ve kullanıcının geçmiş verilerine göre en uygun POS’u otomatik olarak seçecek.
Bu sadece bir yönlendirme değil, aynı zamanda finansal bir zeka katmanı. İşletmeler için mikro kararları makro kazanımlara dönüştüren bir yapı. Ve bu yapı bizi sadece bir tahsilat platformu olmaktan çıkarıp, işletmelerin finansal strateji ortağı haline getirecek.
Ürününüz sektördeki hangi boşluğu dolduruyor? Siz olmasaydınız kullanıcılar hangi çözümü eksik hissederdi?
Tahsildar sektörde çok net bir ihtiyaca çözüm sunuyor: dağınık, manuel ve verimsiz yürüyen bayi-alt bayi tahsilat süreçlerini merkezi, akıllı ve esnek bir yapıya dönüştürüyor. Ama sadece tahsilatı kolaylaştırmıyoruz — aynı zamanda bayilerin ödeme yapma olanaklarını da artırıyoruz.
Bugün kullanıcılarımız şunu diyebiliyor:
– “İstediğim POS’tan, en düşük komisyon oranıyla tahsilat yapayım.”
– “Alt bayim ödemeyi geciktirmesin diye, krediyle ödeme seçeneği sunayım.”
– “POS ve banka başvurularıyla uğraşmayayım; hepsi tek yerden çalışsın.”
Tahsildar sayesinde artık bayiler sadece nakit veya banka kartıyla değil, entegrasyonunu yaptığımız kredi altyapısı üzerinden de ödeme yapabiliyorlar. Bu da hem tahsilat süreçlerini hızlandırıyor hem de bayilere ödeme kolaylığı sunarak ticaretin önünü açıyor.
Biz olmasaydık kullanıcılar hâlâ:
– POS başvurularıyla uğraşacak,
– Ödemeleri manuel takip edecek,
– Komisyon ve limit kontrolünü ayrı sistemlerden yapacak,
– Bayilere esnek ödeme planları sunamayacaktı.
Eksik kalacak olan sadece yazılım değil; esneklik, kontrol, hız ve finansal kapsayıcılık olurdu. Tahsildar bu eksikliği hem teknolojiyle hem de iş modelinde sunduğu çözüm mantığıyla kapatıyor.
Büyük finteklerle rekabet etmek mi, yoksa iş birliği mi daha cazip?
Bizim için açık ara cevap: iş birliği.
Fintek ekosistemi artık sıfır toplamlı bir oyun değil. Her oyuncunun güçlü olduğu alan farklı ve Tahsildar olarak biz bu alanları birleştiren, birlikte çalışabilen bir platform olmayı tercih ediyoruz.
Bankalarla, ödeme kuruluşlarıyla, altyapı sağlayıcılarla ve hatta bazı rakiplerle dahi entegre çalışabiliyoruz. Çünkü müşterinin ihtiyacı “tek bir sistemde her şeyi yönetmek.” Biz de bu ihtiyaca cevap verebilmek için iş birliklerine açık, API-first bir mimariyle ilerliyoruz.
Rekabet ettiğimiz alanlar elbette var ama biz orada bile “nasıl birlikte değer üretiriz?” sorusunu önceliyoruz. Örneğin, biz teknolojimizi sağlıyoruz, başka bir kurum finansal ürünü sunuyor, bir diğeri dağıtım kanalını açıyor. Böylece kazanan sadece kurumlar değil, kullanıcı oluyor.
Kısacası, bizim vizyonumuz rekabetle değil, iş birliğiyle büyüyen bir ekosistem yaratmak. Çünkü bizce geleceği tek başına inşa edemezsin. Ama doğru ortaklarla birlikte, çok daha hızlı ve sağlam ilerleyebilirsin.
Yeni başlayan girişimcilere en içten tavsiyeniz ne olurdu? “Şunu mutlaka bilsinler” dediğiniz ne var?
En içten tavsiyem şu olurdu:
Probleme âşık olun, fikre değil.
Çünkü zamanla fikir değişir, ürün dönüşür, teknoloji evrilir… Ama gerçekten içselleştirdiğiniz bir problemi çözmeye çalışıyorsanız, rotanız ne kadar kayarsa kaysın hedef şaşmaz.
Bir de şunu mutlaka bilsinler:
İlk müşterinizi kaybetmemeye çalışın.
O ilk kullanıcı sizin için sadece bir gelir kalemi değil; ürününüzün şekillenmesinde en değerli rehber olacak. Biz Tahsildar’da ilk müşterilerimizin verdiği geri bildirimlerle ürünü defalarca yeniden yazdık, yeniden düşündük. Ve her seferinde daha doğru bir yere geldik.
Son olarak şunu da söylemek isterim:
İşin ruhu ekipte.
Tek başınıza ne kadar zeki, vizyoner ya da hızlı olursanız olun, bu yolculuk takım işi. Doğru insanları bulduğunuzda, zorluklar aşılır. Yanlış kişilerle en doğru fikir bile yolda dağılır.
Girişimcilik yolculuğunuzda sizi en çok büyüten deneyim neydi?
Sanırım beni en çok büyüten deneyim, kurumsal reflekslerle başladığım bir işi, girişimci içgüdüsüyle dönüştürmek zorunda kaldığım andı. Yıllarca bankacılıkta, inovasyon ve ürün geliştirme alanlarında çalıştım. Her şey planlıydı, süreçler belliydi, risk minimize edilmişti. Ama Tahsildar’a adım attığımda bir şeyi fark ettim: gerçek hayat, Excel tablolarındaki gibi işlemiyor.
Tahsildar’ı devraldığımızda ortada bir ürün vardı, evet. Ama ekip küçüktü, müşteri güveni sarsılmıştı ve iş modeli daralmıştı. O noktada şunu anladım:
“Bu artık sadece bir dijital ürün değil, yeniden inşa edilmesi gereken bir güven ilişkisiydi.”
Ve işte bu kırılma anı beni hem kişisel hem profesyonel olarak en çok büyüten dönem oldu.
Bir yandan teknik altyapıyı uçtan uca yeniliyorduk, diğer yandan gece yarısı gelen bir destek talebine birebir ben cevap veriyordum. Ürünü yeniden konumlandırırken, müşterinin sesini bizzat duymak, sahada olmak, eski reflekslerimi esnetmek zorunda kaldım.
O süreçte şunu çok net gördüm:
Girişimcilik, sadece yeni bir fikir bulmak değil — bazen eski bir yapıyı büyük bir inat ve inançla dönüştürmeyi göze almak.
Bugün geriye dönüp baktığımda, Tahsildar’ın teknoloji olarak büyümesinden çok, o ilk 6-8 aylık “yeniden inşa süreci” beni asıl geliştiren şey oldu.
“Keşke daha önce bilseydim” dediğiniz bir şey var mı?
Evet, var. En çok aklımda kalansa: iyi bir ürünü anlatmak, onu inşa etmek kadar stratejik bir iştir. Kariyerim boyunca teknik tarafla ilgilendim; süreci kurguladım, işlevselliği düşündüm, kullanıcı deneyimine odaklandım. Ancak girişimci olarak, işin “algı” ve “pazarlama” boyutunun ne kadar etkili bir kaldıraç olduğunu sahada öğrendim.
Tahsildar’da da benzer bir deneyim yaşadık aslında. Teknik olarak çok güçlü inşa edilmiş bir ürün uzun zamandır sahadayken, eski kullanıcılarımızda dahi “Bu sistem tam olarak ne işe yarıyor?” sorusu yanıt arıyordu.
O an anladım ki, sadece iyi bir ürün yapmak yetmez; onu anlatmak, doğru konumlandırmak ve sahada müşteriyle etkileşimde olmak da eşit derecede önemli.
Bir diğer konu da müşteriyle kurulan ilişki biçimi. Kurumsalda daha çok yönettiğiniz kullanıcılar olur, girişimcilikte ise ortak bir yolculuğa çıktığınız insanlar. O yüzden her iletişim, her dokunuş, her destek bileti bile o güven ilişkisinin bir parçası oluyor. Bu geçişi de yolda öğreniyorsunuz.
Şu an sizi en çok ne desteklerdi? Hayalini kurduğunuz noktaya ulaşmak için şu anda en çok neye ihtiyacınız var?
Açık konuşayım: Bugün beni en çok destekleyecek şey, doğru hızda büyüyebileceğimiz stratejik iş ortaklıkları.
Biz ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz, teknolojimiz sağlam, vizyonumuz net. Ama bazen en iyi çözüm bile, doğru ağlara ulaşmadığında, potansiyelini tam gösteremiyor. O yüzden şu an en çok ihtiyacımız olan şey, bizimle aynı tempoda, aynı değer setinde yürüyebilecek “büyüme ortakları.”
Sadece müşteri değil, sadece yatırımcı değil…
İşi birlikte büyütmeye gönüllü paydaşlar.
Bir banka, bir ödeme kuruluşu, bir sektörel oyuncu… fark etmez. Ama bizimle aynı problemi dert edinmiş olması şart.
Bir diğer konu ise ekip.
Hayalini kurduğum noktada, “ekosistem düşünen” bir çekirdek ekip var. Yani sadece kod yazan, satış yapan, destek veren değil; işin büyümesine katkı sunan, o katkıyı sahiplenen, kendiyle birlikte şirketi geliştiren bir yapı. Bugün o ruhu taşıyan harika bir ekibimiz var ama bu kültürü koruyarak büyütmek en büyük önceliğim.
Ve tabii son olarak:
Zaman.
Girişimcilik sabırla, tutarlılıkla, inatla devam eden bir yolculuk. Hızlı olmak kadar, doğru hızda kalmak da önemli. Şu an bizi en çok destekleyecek şey, bu yolculukta bize hem alan hem hız sağlayacak koşullar.
