Dijitalpark Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Tahsin Engin ile Fintechtime Aralık sayısı için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.

“Ataşehir Finans Merkezi’nin hemen yanında, Halkbank ve Halk GYO iş birliğiyle hayata geçirilen Dijitalpark Teknokent, henüz 5 yaşında olmasına rağmen 300’ün üzerinde girişime ev sahipliği yapan, yaklaşık 5.000 kişilik istihdam sağlayan genç bir teknoloji üssü. Sadece geçtiğimiz yıl 25 milyon euro ihracat gerçekleştiren bu yapı, kendisini “yerelde güçlü, globalde ayak izi olan” bir bilim ve teknoloji parkı olarak tanımlıyor.

Bu vizyonun en somut karşılıklarından biri, tamamen fintek odaklı olarak tasarlanan Finext hızlandırma programı. Yalnızca finansal teknolojiler alanında çalışan girişimlere kapı açan Finext, ilk yılında 65 başvuru alarak beklentilerin üzerine çıktı; bugün ise 60’a yakın başvuru içinden seçilen 11 girişimi, 14 haftalık yoğun bir programda üst düzey mentörler ve yatırımcılarla buluşturuyor. Programın temel farkı, mentörlerin doğrudan iş dünyasından ve ekosistemi domine eden liderlerden seçilmesi ve girişimcinin potansiyel yatırımcıyla aynı masaya, hatta aynı kahve masasına oturabilmesi.

Prof. Dr. Tahsin Engin, Finext girişimcisini “Türkiye’yi ara istasyon, asıl rakiplerini ise Londra’da, Tel Aviv’de, Atina’da, Slovenya’da konumlayan” bir profil olarak tanımlıyor. Makedonya’dan Londra’ya uzanan iş birlikleri, Üsküp’te açılan inovasyon merkezi ve tamamen İngilizce yürütülen yeni dönem programı, Finext’in artık yalnızca Türkiye pazarı için değil, küresel rekabet için girişim yetiştirmeyi hedeflediğini gösteriyor.

Engin’e göre Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkışında teknoparklar kritik bir rol üstleniyor. 2030’a kadar fintek’in yanı sıra oyun (gaming) ve akıllı şehirler dikeyinde de tematik kümelenmeler kurmayı planlayan Dijitalpark Teknokent, Finext’i bu yol haritasının çekirdeği olarak konumluyor. Bu röportajda hem bu vizyonu hem de “dünyayı mahalle gibi gören girişimciyi arıyoruz” cümlesinin arka planını, tüm detaylarıyla kendisinden dinledik.”

 

Dijitalpark Teknokent’in vizyonunu nasıl tanımlıyorsunuz? Finext programı bu vizyon içinde nasıl konumlanıyor? Türkiye’nin teknoloji ve inovasyon ekosisteminde hangi ihtiyaca yanıt veriyor?

Dijitalpark Teknokent’i kurarken başından itibaren hep farklılaşmaya odaklandık. Türkiye’de aslında genç ve dinamik bir ekosistem var; teknoloji ve inovasyon açısından son 20–25 yılda ciddi bir gelişim yaşandı. Bugün 114 teknokent bulunuyor, bunların en az 90 tanesi aktif. Biz de bu yapılar arasındayız ve muhtemelen en gençler arasında yer alıyoruz; çünkü henüz 5 yaşındayız.

Vizyonumuzu “yerelde güçlü, globalde ayak izi olan, bilinen ve tanınan bir teknoloji ve bilim parkı” olarak tanımlıyoruz. Ağırlık merkezimiz Türkiye; ancak global ölçekte de ağı kuran, uluslararası düzeyde tanınan bir teknopark nasıl inşa edilir, bunun üzerine çalışıyoruz. Bugün attığımız pek çok adım, bu vizyonun ilk fazı niteliğinde.

Beş yılın sonunda 300’ün üzerinde girişime ev sahipliği yapıyoruz; bölgemizde yaklaşık 5.000 kişiye istihdam sağlıyoruz. Sadece geçen yıl 25 milyon euro ihracat rakamına ulaşarak ülke ekonomisine kayda değer bir katkı sunduk. Bu noktadan sonra global açılım için zamanın geldiğini gördük ve adımlarımızı hızlandırdık.

Bugünkü Finext’in ayak izine baktığımızda, geçen yıl bizden önce yapılanları detaylı biçimde araştırdık, ödevimize iyi çalıştık. Türkiye’de zaman zaman şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz: 2 ile 2’yi topladığınızda sonuç hep 4 eder; her seferinde aynı işlemleri yapıp farklı bir sonuç beklemek sağlıklı bir yaklaşım olmaz. Biz bu nedenle, bizden önceki ve hâlihazırdaki teknoparkların deneyimlerini dikkatle analiz ettiğimizi düşünüyoruz.

Ataşehir’deki finans merkezinin hemen yanındaki bu binanın Dijitalpark Teknokent’e tahsis edilmesi sürecinde öncelikle Halkbank üst yönetimine şükranlarımı sunmak isterim. Burası Halkbank ve Halk GYO’nun, yani bir gayrimenkul yatırım ortaklığının binası. Çok rahat bir şekilde burayı otel ya da klasik bir iş merkezi olarak değerlendirebilirlerdi. Sonuçta kira gelirine bakarsınız, biz de kiracıyız.

Ancak Halkbank üst yönetimi, “Bu bölgede bir teknopark, bir teknoloji vadisi yok; en yakını Pendik’te, Gebze’de, Bilişim Vadisi’nde, Muallimköy’de… Avrupa yakasında da epey teknopark var. Finans merkezinin hemen yanında, ulaşılabilir bir teknoloji üssü kurulması kıymetli olur.” dedi.

Bugünün gençleri aslında en önemli sermayemiz. Gençleri uzun, meşakkatli yolculuklara zorladığınızda motivasyonları zayıflıyor, çalışma azimleri azalıyor. Çok merkezi bir noktada olursak ve onlara yeterli mentörlük ile rehberliği sağlayabilirsek bu ekosistemi burada büyütebileceğimizi düşündük.

Burada önemli bir soruyu da masaya yatırdık: “Finansal teknolojiler konusunda tematik bir hızlandırma programı yapsak, ilgi görür mü?” Türkiye’nin fintek alanında güçlü bir kası var ama yine de bu bir riskti. Toplumun girişimci üretme kapasitesi sonsuz değil; ne kadar teknopark açarsanız açın, bu yapıları besleyecek insan kaynağını ekosisteme enjekte edemezseniz başarı şansı azalır.

Tüm bu analizlerin ardından “Bu risk almaya değer.” dedik. Madem finansal teknolojiler açısından Türkiye’nin kalbindeyiz; o hâlde yalnızca fintek temalı bir hızlandırma programı kurgulayalım, girişim fikirlerini toplayalım, onlara birlikte eşlik edelim, eğitim verelim, mentörlük sağlayalım dedik. Yeni bir teknopark olduğumuz için insanlar açısından soru işaretleri olacağını biliyorduk. Buna rağmen ilk yılımızda yaklaşık 65 başvuru aldık. Bu kadar genç ve az bilinen bir yapı için son derece iyi bir rakamdı.

Halkbank’ın Hubrika isimli benzer bir programı var; zaman zaman latife olarak söylüyorum, Finext olarak Hubrika’dan daha fazla girişimci başvurusu aldık. Bu da bizim için ayrı bir motivasyon kaynağı oldu.

 

Finext’in tematik yapısını kurgularken, klasik hızlandırma programlarından ayrışmak için özellikle hangi unsurları ön plana aldınız?

Geçmiş yıllardaki girişim hızlandırma programlarını incelerken kendimize şunu sorduk: “Herkes bir hızlandırma programı yapıyor; bizimkini tematik kılan unsur zaten var, buna başka ne katabiliriz?” Girişimci açısından düşündük: Biz girişimci olsak ne isteriz?

Dijitalpark’ın fiziksel konumu çok cazip. Çıktığınızda bir yaşam alanının içindesiniz; yan tarafta AVM, yeme-içme alanları, eğlence, sosyal aktivite imkânları… Bu çekirdek bölge, girişimcinin günlük yaşamını kolaylaştırıyor. Ama girişimci bunun yanında iyi bir akıl hocası ister ve bu akıl hocusunun potansiyel yatırımcı olma ihtimalini de önemser.

Dolayısıyla mentörleri üniversitelerden rastgele seçmedik; doğrudan iş dünyasından, bu ekosistemi domine eden lider isimlerden, öne çıkan fintek şirketlerinin üst düzey yöneticilerinden, bankaların teknoloji ekiplerinden oluşan bir mentör kadrosu kurduk. Bugün burada Halkbank’ın üst düzey yöneticileri, özellikle teknoloji tarafındaki liderleri aramızdaydı.

Girişimciler bu insanlarla 14–15 hafta boyunca bir arada oluyor, birbirlerinin projelerini tanıyor. Olur ki Halkbank veya başka bir paydaş, buradaki bir projeden etkilenir ve yatırım yapar. Yatırım kararı almasa bile bir iş verir, birlikte bir proje geliştirir; biz buna en az yatırım kadar değerli bir çıktı gözüyle bakıyoruz.

Nitekim bu konuda çok somut bir sonuç aldık: Üç girişimimiz, programda yer alan paydaşlarımızdan iş aldı; bazılarına yatırım yapıldı. Bu bizim için son derece önemli bir çıktı. Zaman çok kıymetli; bu nedenle Finext’in ikinci turunu tamamen İngilizce yürüterek globale açılmak, Finext’i dünyada da bir marka haline getirmek için canla başla çalışıyoruz.

 

Geçen yıldan bu yıla Finext’te nasıl bir değişim yaşandı? Başvuru sayıları, seçilen girişimler ve temalar açısından tabloyu nasıl özetlersiniz?

Bu yıl da 60’a yakın başvuru aldık. Girişim kurmak herkes için zorlayıcı hâle geldi; buna rağmen ilginin sürmesi sevindirici. Bu yıl finale kalan 11 girişimimiz var; onları 14 haftalık kapsamlı bir sürecin içine alıyoruz.

Bizde özellikle finansal teknolojilerin hemen hemen tüm alanlarına yönelik girişimler bulunuyor. Bunun içine insuretech’i de dahil edebilirsiniz; kripto para ve kripto varlıklar, ödeme sistemleri, dijital bankacılık gibi alanlar var. Bunların yanında yapay zekânın devreye girmesiyle bankacılık sektöründe siber güvenlik konuları da öne çıkıyor.

Başvuru havuzuna baktığımızda, bankacılık ve finans sektörüne yönelik neredeyse temas etmediğimiz alan kalmadı. Sigortadan ödemelere, dijital cüzdanlardan kimlik doğrulama ve fraud önleme teknolojilerine uzanan geniş bir yelpazede girişimleri kabul ettik. Bu çeşitlilik, fintek dikeyinde hem teknoloji hem de iş modeli inovasyonunun önümüzdeki dönemde de güçlü şekilde devam ettiğini gösteriyor.

 

Bu yılın kohortunda, özellikle umut vadeden ya da trendi iyi yakalayan hangi girişim temalarını öne çıkarırsınız?

Özellikle yapay zekâ tabanlı fraud önleme, regülasyon uyumu ve müşteri deneyimi tarafındaki girişimleri önemli buluyoruz. Kullanıcı doğrulama, risk skorlaması, açık bankacılık ve katmanlı güvenlik çözümlerinin hepsinde ciddi bir hareket var. Buna ek olarak, KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştıran ve ödeme süreçlerini sadeleştiren çözümler de dikkat çekiyor.

 

Fintek girişimlerinin küresel rekabet gücünü artırmak için hangi alanlara odaklanmak gerekiyor? Finext bu anlamda nasıl bir platform sunuyor?

Dünya artık küçülüp adeta tek bir köye dönüştü. Bunun zorlukları kadar önemli fırsatları da var. Birkaç hafta önce İngiltere ziyareti yaptık; daha öncesinde Karadağ ve Kuzey Makedonya ziyaretlerimiz olmuştu.

Makedonya’ya gittiğinizde şunu görüyorsunuz: Evet, bir Avrupa ülkesi; ancak Balkanlar, Avrupa’nın nispeten geri planda kalmış bir bölgesi. Bizdeki ekosisteme kıyasla en az 15–20 yıl fark var. Zihniyet olarak da aramızda ciddi bir mesafe bulunuyor. Buna rağmen bu yıl programımıza Makedonya’dan bir girişimcinin katılmış olması bence çok değerli.

Halkbank, Üsküp’ün tam merkezinde, Büyük İskender heykelinin hemen yanında mükemmel bir lokasyonda bir inovasyon merkezi açtı. Uluslararası Balkan Üniversitesi ile Halkbank’ın iş birliğiyle hayata geçirilen bu merkez, bizim için önemli bir stratejik adım. Halkbank ile yaptığımız görüşmelerde, oranın Dijitalpark Teknokent’in bir uzantısı gibi çalışması, benzer hızlandırma programlarının Balkanlar’da ve oradan da Avrupa hattında uygulanması konusunda çalışmalar başlattık. Şu anda orada fiziksel varlığımızı oluşturduk, istihdam yaptık. Türkiye’de doktorasını tamamlamış, İngilizcesi, Türkçesi ve Makedoncası güçlü bir arkadaşımızı oraya yerleştirdik.

İngiltere tarafına baktığınızda, finansın Avrupa’daki en önemli istasyonlarından biri olduğunu görüyorsunuz. Bizdeki finans merkezine benzer şekilde Londra’da Canary Wharf bölgesi, dünyanın dört bir yanından finansal oyuncuların kümelendiği bir merkez. Orada yapılanlarla burada gerçekleştirmek istediklerimizin mantık olarak ne kadar benzeştiğini görmek, doğru yolda olduğumuzu gösterdi.

Bu yılki programı tamamen İngilizce yürütmemizin temel nedeni de bu. Bir girişimi en iyi, fikri ortaya atan kişinin kendisi anlatır; ne kadar iyi tercüman kullanırsanız kullanın, girişimcinin kendi anlatımının etkisi farklı. Bugün programda yer alan girişimcilerin hepsi, en azından akıcı bir şekilde kendilerini ifade edebilecek kapasiteye sahip.

Özetle şunu söyleyebilirim: Biz Finext’e dahil ettiğimiz girişimlerden yalnızca Türkiye pazarına proje üretmelerini beklemiyoruz. Amacımız, küresel oyuncular arasına yeterli sayıda Türk girişimciyi sokmak. Oradan aldığımız geri bildirimlere göre burada girişim ekosisteminde atmamız gereken iyileştirici, rehabilite edici adımları da kendi içimizde değerlendiriyoruz.

Dolayısıyla Finext’e seçtiğimiz girişimleri, Türkiye’deki ekosisteme proje üretsinler diye değil, dünyaya proje üretsinler diye konumlandırıyoruz. Bunu da en iyi mentörlerle, en güçlü partnerlerle, en doğru paydaşlarla birlikte yapmayı hedefliyoruz. Bu süreçte sadece girişimcileri terletmiyoruz; biz de terliyoruz.

Aşağıda çalışan ekibim, bence Türkiye’deki teknopark ekosisteminin en iyi ekiplerinden biri. İçinde yıllarca TÜBİTAK’ta bu işleri yapmış, şirket kurmuş, sahada proje yönetmiş insanlar var. İstanbul’un en merkezi noktalarından birinde iddianız varsa, en iyilerle çalışmanız gerekir. Ben her ayrıntıyı tek tek düşünemem, ama her şeyi düşünebilecek insanları ekibe katabilirim.

Bizim görevimiz, bu girişimlere uluslararası vizyon kazandıracak enstrümanları sağlamak. Bunu yaparken de aslında devletimizin vizyonunu hayata geçiriyoruz. Hükümetin 2001 yılında ortaya koyduğu vizyon neydi? Teknoloji geliştirme bölgelerinin kurulması. Peki neden kuruyoruz bunları?

Ülkeler orta gelir tuzağına girdikten sonra çıkış biletini teknoloji ve inovasyon üzerinden buluyor. Türkiye’nin kişi başı milli geliri, dünya ortalamalarına bakıldığında hâlen orta gelir bandında. Bazı ekonomistler, bir Amerikalının yıllık kişi başı gelirinin yüzde 20’sini referans alıyor; bugün Amerika’da 85 bin dolar seviyesindeki gelirinin yüzde 20’si 17 bin dolar ediyor. Onların tanımına göre 17 bin doların altı orta gelir bandının altında kalıyor. Buradan şunu anlıyoruz: Türkiye hâlen orta gelir tuzağından çıkmaya çalışan bir ülke.

2001’de teknoloji geliştirme bölgeleri, bu tuzaktan çıkışın reçetesi olarak kurgulandı. Bugün teknoparklar, bu dönüşümün ana motorları arasında. Biz de bu vizyonu, kendi ölçeğimizde somut adımlara dönüştürüyoruz.

 

Bu küresel açılım vizyonu içinde, Türk fintek girişimcilerinin en çok geliştirmesi gereken yetkinlikler sizce hangileri?

Ürün ve teknoloji tarafında gerçekten güçlü bir birikim var. Bundan sonraki aşamada, küresel satış, iş geliştirme ve uluslararası regülasyon okuryazarlığı belirleyici olacak. Girişimcinin hem Londra’daki hem Berlin’deki hem de Dubai’deki müşterisini anlayan bir dil geliştirmesi, bizim de programın tasarımında özellikle önemsediğimiz noktalar arasında.

 

Finext girişimlerini nasıl tanımlarsınız? “Finext girişimcisi” dediğinizde aklınıza nasıl bir profil geliyor?

Finext ismi, finansal teknolojilerde bir sonraki aşamaya geçişi temsil ediyor. Yani fintek’ten “next”e uzanan bir yolculuk. Açılımında da bu anlam vardı. Belki ismin marka babası olduğum için biraz fazla sahipleniyorum ama gerçekten karşılık bulan ve sempatik gelen bir isim oldu.

Finext girişimcisi, Türkiye’deki ekosistemi iyi okuyan, ihtiyacı doğru analiz eden, fırsatları gören ve buna uygun strateji ile proje geliştiren girişimci demek. Mevcut durumu ve sistemin fotoğrafını anlamadan, ihtiyacı net biçimde belirlemeden bizim kapımızdan içeri girmek kolay değil; çünkü burada rekabet seviyesi oldukça yüksek. Ülkenin en güçlü finansal teknoloji şirketlerinin önemli kısmı bu ekosistemin içinde.

Anadolu’daki bazı teknoparklara kıyasla, Dijitalpark’a gelmek ve Finext’e seçilmek daha zor. Orada daha rahat kabul alabilecek bir proje, burada aynı kolaylıkla kabul edilmeyebilir; çünkü rekabet çıtasını bilinçli olarak yukarıda tutuyoruz. Bu nedenle gerçekten “kılı kırk yararak” en iyi girişimleri seçmeye çalışıyoruz.

Finext girişimcisi Türkiye’yi bir ara istasyon olarak görmeli. Gözü Avrupa’da, dünyada, globalde ve oradaki rakiplerinde olmalı. Final sunumlarımıza bakarsanız, girişimcilerimizin ortak bir yaklaşımını görürsünüz:

“Yerelde şu şirketler rakibimiz ama asıl rakiplerimiz Amerika’da şu, İsrail’de bu, Yunanistan’da şu, Slovenya’da bu şirket.”

Bizim istediğimiz girişimci tipi bu. Dünyayı tek bir mahalle gibi görüp oradaki en tepedeki rakibe odaklanan, 10 milyar dolar ciro yapan şirketlerle kendini aynı masaya koyabilen girişimciyi arıyoruz. Onlar da bir gün sıfırdan başlamıştı; bugün Finext’te yer alan girişimler için de doğru stratejiyle benzer bir yol açık.

 

Seçim sürecinde özellikle baktığınız “olmazsa olmaz” kriterler nelerdir?

Ekibin bütünlüğü, pazarın büyüklüğü, teknolojinin özgünlüğü ve global ölçeğe taşınabilirliği bizim için en kritik parametreler arasında. Ayrıca girişimcinin kendini ifade biçimine, öğrenme hızına ve mentörlükten yararlanma isteğine de çok dikkat ediyoruz.

 

Finext’e başvurmak isteyen girişimler için Dijitalpark Teknokent hangi imkânları sunuyor? Program içi ve program dışı desteklerinizi birlikte değerlendirir misiniz?

Bunu bir market metaforuyla anlatmayı seviyorum. Bir markette her ürün aynıysa, müşteri için cazibe noktası marketin eve yakın olmasıdır. Türkiye’deki 90 aktif teknokent içinde devletin sağladığı vergi istisnaları ve muafiyetler açısından büyük farklılık yok; herkes aynı teşviklerden yararlanabiliyor.

Biz bu yüzden en başta sorduğumuz soruya döndük: “Nasıl farklılaşabiliriz?” Anadolu’daki ve İstanbul’daki pek çok teknoparka gittiğinizde doluluk oranlarının düşük olduğunu, katların boş kaldığını görüyorsunuz. Bizde ise katlar dolu, otoparklar çok yoğun. Zaman zaman ben bile park yeri bulmakta zorlanıyorum. Bunun nedeni, girişimcilerin vergi muafiyetlerini zaten her yerde alabileceklerini bilmeleri; buraya ekosistem, ilgi, mentörler, iş paydaşları, potansiyel yatırımcılar için gelmeleri.

Finext’in içindeki paydaşlarımızın üçü zaten yatırımcı, yatırım firması. Start-up fonlardan, portföy yönetim şirketlerine kadar uzanan bir yapı var. Örneğin Arz Portföy, bugün Türkiye’nin en büyük portföy yönetim şirketlerinden biri ve programın paydaşlarından. Girişimci buraya geldiğinde Arz Portföy’ün CEO’suyla, genel müdürüyle kahve içme lüksüne sahip.

Program dışındaki operasyonlarımızda da buraya gelmelerinin en önemli sebeplerinden biri, güçlü bir teknoloji transfer ofisine sahip olmamız. Buraya gelen firma, projesini verip sonra yalnız bırakılmıyor; tam tersine, söylediğim gibi onlarla birlikte “terliyoruz”.

Teknoloji transfer ofisindeki uzmanlarımız, firmaları tek tek dolaşıyor:
“Ne yapıyorsunuz, hangi aşamadasınız? TÜBİTAK’ın, KOSGEB’in, bakanlıkların, kalkınma ajanslarının sunduğu hibe ve desteklerden haberiniz var mı?” diye soruyorlar. Çoğu zaman cevap “hayır” oluyor. Sonrasında oturup birlikte projeyi olgunlaştırıyoruz, fon başvurularını yapıyoruz; şirketler çok farklı kaynaklardan hibe ve destek almaya başlıyor.

Bir süre sonra “Ben artık globale açılmak istiyorum, Avrupa Birliği fonlarından yararlanmak istiyorum.” diyen firmalar çıkıyor. Bu noktada devreye Avrupa Birliği proje ofisimiz giriyor; tüm bu fonlara erişim kanallarını açıyoruz.

Bir diğer boyut üniversite–sanayi iş birliği. Üniversitelerde çok değerli bilgi üretiliyor. Bu bilginin sanayiye aktarılması ve uygulamaya geçmesi, bizim inovasyon dediğimiz süreç. Fakat bu kendi kendine oluşan bir mekanizma değil. Üniversite hocalarının önemli kısmı, kendi ekosistemi içinde kalmayı tercih ediyor; dersini verip evine dönüyor. Bu döngüyü kıran hocalar da var; Boğaziçi Üniversitesi’nden bir hocamız emekli olup burada şirket kurdu. Geçen hafta Türk-Alman Üniversitesi’nin rektör yardımcısı istifa edip burada şirket kurdu. Bunlar çok kıymetli örnekler.

Bilginin pazarlanması, ete kemiğe büründürülmesi, doğru iş modeliyle ticarileştirilmesi noktasında da rehberlik ediyoruz. Bazen ortaya çıkan fikir o kadar değerli oluyor ki, patentle korunması şart hale geliyor. O aşamada da yanlarındayız. “Bu süreçten patent çıkar mı, yoksa faydalı model mi olur? Ulusal mı, uluslararası mı başvuru yapılmalı? Bu patentin potansiyel müşterileri kimler?” gibi sorularda destek veriyoruz. Bunlar çok nitelikli, üst düzey hizmetler ve her teknoparkta bulmak kolay değil.

Zemin katta, Türkiye’deki Ar-Ge merkezlerinin önemli bir bölümünü kurmuş, bu alanda deneyimli bir ekibimiz bulunuyor. Dolayısıyla hiçbir aşamada girişimcilerimizi yalnız bırakmıyoruz. Genç girişimciler için kuluçka hizmetleri ve ticarileştirme süreçlerini Finext kapsamında destekliyoruz. Buraya gelen kimse “yan gelip yatamaz”; biz yatmıyoruz, onlar da yatmıyor. Bizimle birlikte terlemeyi göze almaları gerekiyor.

Bugün pek çok teknoparkta, merkezi lokasyonlarda bile doluluk sorunu yaşanırken bizde doluluk oranı yüzde 85’in altına hiç inmiyor. Çünkü henüz 5 yaşındayız; öğrenilmiş çaresizliklerimiz yok. Yeni iş modellerini kolektif akılla hayata geçirmeyi çok önemsiyoruz.

Ben çok az şey bildiğimi söyleyebilirim ama çok şey bilen insanları bir araya getirme kabiliyetine sahibim. Buraya birini alırken “Şu arkadaşı alın.” deyip geçmiyorum; genel müdür olsam da oturup günlerce istişare ediyoruz. “Bu kişi bizim hangi derdimizi çözer, hangi ihtiyacımıza cevap verir?” diye bakıyoruz. Ortak akılla hareket etmek, hata riskini ciddi biçimde azaltıyor.

 

Finext özelinde başvuru yapmak isteyen girişimler için süreci birkaç adımda özetler misiniz?

Önce açık çağrıyı duyuruyoruz. Ardından ön eleme aşamasında temel uygunluk kriterlerine bakıyoruz. Sonrasında jüri ve mentörlerimizin de dahil olduğu çok katmanlı bir değerlendirme sürecine geçiyoruz. Bu sürecin sonunda hem teknik yeterliliği hem ticari potansiyeli hem de global ölçeğe uyumu yüksek olan girişimler Finext’e kabul ediliyor.

 

Son olarak, Finext’in sonrası için planlarınızı sorayım. 2026 ve sonrasında Dijitalpark Teknokent’i ve Finext’i hangi dikeylerde, nasıl bir yol haritasıyla göreceğiz?

Fintek alanında maya tuttu; en çok umut bağladığımız alanlardan birinde istediğimiz etkiyi gördük. Bugün Finext’e gösterilen ilgi, coşku ve salonun doluluğu da bunun göstergesi. Hem ulusal hem de uluslararası ölçekte çok sayıda girişim, 14 hafta boyunca burada çalışacak ve umarım finali de birlikte izleyeceğiz.

Bir şey kurgularken insanın en güçlü olduğu tarafına bakması gerekir. Eğitimden örnek vereyim: Bir öğrencinin edebiyatı çok iyi, matematiği zayıfsa genelde matematik dersi aldırılır. Oysa belki asıl doğru olan, edebiyat tarafını daha da güçlendirmektir; orada derinleşmesini sağlamaktır.

Biz de kendi kaslarımıza bakıyoruz. Fintek’te güçlü olduğumuz ortada. Peki fintek dışında gelişmeye açık hangi kaslarımız var? Mesela uzay teknolojileri, dünyada çok cazip bir dikey. Bu alanda bir şey yapmak kulağa heyecan verici geliyor. Ancak bugün elimizde kaç uzay şirketi var? Sıfır. O zaman bu alanda tematik bir program kurgulamak şu etapta isabetli bir hamle olmaz.

Buna karşın potansiyeli yüksek iki dikey daha görüyoruz. Bunlardan ilki, Türkiye’nin en güçlü kaslarından biri olan oyun sektörü, yani gaming. Bu alanda çok önemli bir anlaşma yapmak üzereyiz; tohum yatırım almış girişimleri burada kümelendirmeye başladık. Önümüzdeki yılın ilk ayak seslerini bu tarafta duyacağımızı düşünüyorum.

İkinci alan ise yapay zekânın şehirler ve toplum üzerindeki etkisi. Endüstri 4.0’dan sonra konuşulan yeni kavram “akıllı toplum”; akıllı şehirler de bunun alt kümesi. Trafik, enerji yönetimi, kamu hizmetleri gibi alanlarda ciddi uygulama potansiyeli var. Bizim ekosistemimizde de akıllı şehirler tarafında çalışan, bir kısmı globale açılmış, son derece güçlü şirketler bulunuyor.

Dolayısıyla 2030’a kadar en az üç dikeyde, bunlardan biri fintek olmak üzere, marka yaratmak istiyoruz:
Birincisi fintek, ikincisi oyun, üçüncüsü de akıllı şehirler.

Bizim hedefimiz, Dijitalpark Teknokent’in bu üç dikeyde global bir marka hâline gelmesi. Bunun için de hem Finext’i hem de diğer tematik programlarımızı uluslararası bir ölçeğe taşımak üzere çalışıyoruz.