Adform Türkiye, MEA ve Orta Asya Başkanı Cem Eroğlu ile Fintechtime Aralık sayısı ‘Yeni Gündem, Yeni Değerler’ dosya konusu kapsamında gerçekleştirdiğimiz özel röportaj yayında.

“Cem Eroğlu, 2025’i dijital dünyanın hızdan anlam üretimine geçtiği bir dönüm noktası olarak tanımlıyor. Reklamcılık artık yalnızca tıklama ve erişimle değil, etik veri kullanımı, dikkat ekonomisi ve karbon etkisiyle ölçülüyor. 2026’ya yaklaşırken veri işbirliği, güven temelli standardizasyon ve sorumlu performans kavramları sektörde yeni bir rekabet çerçevesi oluşturuyor. Eroğlu, dijital reklamcılığın geleceğinin hem teknolojik hem etik bir dönüşümden geçtiğini vurguluyor.”

Beş Fikirle 2026

  1. 2025, reklamcılıkta “ölçümlemekten anlamlandırmaya” geçişin yaşandığı kritik bir dönüm yılı oldu.
  2. 2026’da veri işbirliği, gizliliği koruyan paylaşım modelleri ve ortak veri ekosistemleri temel gündem maddesi olacak.
  3. Kanallar arası veri standardizasyonu performansın tekil metriklerle değil, bütünsel etki ile ölçülmesini sağlayacak.
  4. Güven, hem dijital reklamcılığın hem insan–teknoloji ilişkisinin merkezinde yer alan stratejik avantaj haline gelecek.
  5. Reklamın karbon ayak izi, sektörün yeni sorumluluk başlığı olacak; “sorumlu performans” markalar için standart haline gelecek.

Cem Eroğlu

 

“Reklamcılığın geleceği etkide, etkinin geleceği ise sorumlulukta şekilleniyor.”

 

 

2025’i tek kelimeyle özetleseniz hangisini seçerdiniz? Neden?

Dönüm.

2025 dijital dünyada hızın değil, dengenin yılıydı. Reklamcılıkta uzun süredir devam eden büyüme yarışı, yerini sürdürülebilir performans arayışına bıraktı. Artık mesele veriyi ne kadar topladığımız değil; o veriyi ne kadar doğru, etik ve verimli kullandığımız. Sektör, görünürlüğü değil dikkati; erişimi değil anlamı konuşmaya başladı. Bence 2025, “ölçümlemenin değil, anlamlandırmanın” yılıydı. Bu açıdan, algı konusunda bir dönüm noktası oldu.

 

Önümüzdeki yıl herkesin radarında hangi konu/konular olacak sizce?

2026’nın gündeminde veri işbirliği ve güven temelli standardizasyon olacak.

Markalar, perakendeciler, bankalar ve teknoloji platformları artık birbiriyle konuşabilen veri ekosistemleri kurmak zorunda. Çerezsiz dünyaya hazırlık, birinci parti verinin önemini artırdı ama aynı zamanda verinin kapalı sistemlerde hapsolduğu bir dönemi başlattı. 2026, bu kapalı kutuların açıldığı, veri sahiplerinin işbirliği yaptığı, gizliliği koruyarak paylaşımın yeni ekonomik değer haline geldiği yıl olacak.

 

2026’da “oyun değiştirici” etki yaratmasını beklediğiniz bir trend var mı?

Kanallar arası veri standardizasyonu.

Bugün markalar bağlantılı TV, Dijital ev dışı (DOOH) medya, sosyal medya ve mobil kanallarda ayrı ayrı konuşuyor; ölçümleme, optimizasyon ve karbon raporlaması bile farklı metriklerle ilerliyor. Bizim yıllardır savunduğumuz bütünsel veri altyapısı fikri artık bir trend değil, bir zorunluluk haline geliyor.

Bir kampanyanın hem erişimini hem karbon ayak izini hem de dikkat skorunu aynı çatı altında ölçmek, pazarlamanın en kritik dönüşüm noktası olacak. “Performans” artık tıklamalardan değil, bütünsel etki katsayısından ölçülecek.

 

2026’da liderlik anlayışını ya da kurum stratejilerini belirleyecek en kritik değer sizce hangisi?

Güven.

Veri ekonomisinde güven artık bir iyi niyet göstergesi değil; somut bir rekabet avantajı.

Müşteriler verilerinin nasıl kullanıldığına, markalar bütçelerinin nereye harcandığına, kurumlar ise teknolojilerinin arka planına güvenmek istiyor. Adform’un “No Black Box” felsefesi bu yüzden sadece teknik bir şeffaflık ilkesi değil; aynı zamanda dijital reklamcılığın da ahlaki temeli.

Güven, 2026’da sadece markalar arasında değil, insanla teknoloji arasındaki ilişkinin de merkezinde olacak.

 

Bir lider olarak hangi kaynaklardan besleniyorsunuz? Okurlarımıza ilham verecek bir okuma, izleme ya da dinleme öneriniz var mı?”

Kendi yankı odamın dışına çıkmak en büyük ilham kaynağım.

Reklamcılıktaki gelişmeleri takip ederken, ekonomi, sosyoloji ve davranış bilimlerindeki verileri anlamaya çalışıyorum.

Scott Galloway’in Pivot podcast’i, Yuval Noah Harari’nin teknolojinin insan davranışına etkilerini irdelediği yazıları ve MIT Technology Review’un sürdürülebilir teknoloji analizleri benim için birer pusula.

Ama en büyük rehberim, Adform’daki mühendislik ve veri ekiplerinin sahadan getirdiği gerçekler çünkü inovasyon laboratuvarda değil, çoğu zaman hata loglarında başlıyor.

 

Kendi alanınıza baktığınızda, 2026 için sizi en çok heyecanlandıran proje ya da atılım hangisi?

Beni en çok heyecanlandıran gelişme, “sorumlu performans” kavramının sektörel bir standarda dönüşmesi.

QNB Türkiye ile yürüttüğümüz kampanyada, Scope3 teknolojimizle karbon emisyonunu %76 azalttık ve aynı kampanyada Adform ID Fusion çözümüyle çerezsiz kitleye erişimi koruduk. Bu projeyi özel kılan bir bir başarı hikayesi olması değil, sektörün geleceğine dair bir kanıt sunması: Reklam teknolojileri sayesinde artık vicdan verimlilikle, sürdürülebilirlik performansla aynı denklemde buluşabiliyor. 2026’da “Sorumlu Performans Endeksi”ni sektör genelinde yaygınlaştırmak ve markaların karbon nötr büyüme yolculuklarını ölçülebilir hale getirmek en büyük hedefimiz.

 

Bugünden bakınca, 2026’da herkesin konuşacağı ama şu anda yeterince gündeme gelmeyen bir konu söyleyin desek, neyi işaret edersiniz?

Reklamın karbon ayak izi.

Bugün herkes enerji, lojistik veya üretim kaynaklı emisyonları tartışıyor ama dijitaldeki veri trafiğinin devasa enerji tüketimi hala ikinci planda. Bir banner gösterimi bile ortalama 1 gram CO₂ salımı yaratıyor; dünya çapındaki toplam dijital reklamcılık emisyonu yıllık 7 milyon tonun üzerinde. 2026’da markalar yalnızca “ne kadar eriştiklerini” değil, “erişirken gezegene ne kadar maliyet yarattıklarını” da sorgulamaya başlayacak. Biz Adform olarak bu dönüşümü çoktan başlattık: Scope3 entegrasyonlarımızla artık her kampanyanın karbon etkisini ölçüyor, raporluyor ve optimize ediyoruz.

2025 dijital reklamcılığın kendi aynasına baktığı yıldı. 2026 ise o aynayı geleceğe çevirdiğimiz yıl olacak. Yeni dönemde, veriyi sadece büyüme aracı değil, etik bir değer zinciri olarak gören markaların rakiplerinden ayrıştığına şahit olacağız. Biz Adform’da, teknolojiyi “karar verme gücü” kadar “doğruyu yapma sorumluluğu”yla da tanımlıyoruz çünkü artık dijital dünyada başarı, yalnızca ne kadar görünür olduğunuzla değil, ne kadar sorumlu büyüdüğünüzle ölçülüyor.