Sanction Scanner Kurucu CEO’su Fatih Coşkun ile Fintechtime Ocak 2026 sayısı için gerçekleştirdiğimiz kapak röportajı yayında.

“2025, finansal suçlarla mücadelede regülasyonların küresel ölçekte sertleştiği, uyum ekiplerinin ise çok katmanlı bir baskı altında çalıştığı bir yıl olarak kayda geçti. FATF değerlendirme süreçleri, yaptırım rejimlerindeki hızlı güncellemeler, AB ve ABD kaynaklı yeni uyum gereklilikleri ile MASAK’ın güçlenen denetim yaklaşımı, finansal kurumları kaçınılmaz biçimde teknolojik dönüşüme yöneltti. Söz konusu dönemde AML, CFT ve Fraud başlıkları operasyonel kontrol alanları olmaktan çıkarak, kurumsal dayanıklılığın temel bileşenleri haline geldi.

Bu çerçevede Sanction Scanner Kurucu CEO’su Fatih Coşkun ile bir araya gelerek 2025’in regülasyon iklimini, finansal suçlardaki yeni risk dinamiklerini, 2026’da kurumları bekleyen yükümlülükleri ve Sanction Scanner’ın küresel ölçekte şekillenen stratejik yaklaşımını konuştuk. Coşkun’un değerlendirmeleri, uyumun artık “daha fazla kontrol” anlayışıyla değil, çeviklik, öngörü ve bütüncül risk bakışıyla ele alınması gerektiğine işaret ediyor.”

 

Finansal suçlarla mücadelede nasıl bir yılı geride bıraktık? AML, CFT ve Fraud alanlarında yılın en belirgin risklerini nasıl değerlendiriyorsunuz? 2025’e baktığınızda sektör hangi uyarıları yeterince ciddiye almadı?

2025, finansal suçlarla mücadelenin yalnızca regülasyona uyum değil, kurumsal dayanıklılık meselesine dönüştüğü bir yıl oldu. Regülasyonlar sertleşirken, suç yöntemleri dijitalleşti ve ölçeklendi; AML, CFT ve Fraud artık ayrı ayrı yönetilemez hale geldi.

Yılın en belirgin riskleri; yaptırım rejimlerindeki hızlı değişim, sınır ötesi işlemlerde artan görünmezlik, kripto ekosistemindeki gri alanlar ve deepfake ile sentetik kimlikler üzerinden büyüyen dijital dolandırıcılık oldu.

Sektörün yeterince dikkate almadığı en kritik nokta, risklerin artık tek tek değil birbirine bağlı ve bütüncül bir yapı içinde ortaya çıkmasıydı. Buna rağmen birçok kurum AML, CFT ve Fraud süreçlerini hâlâ ayrı ayrı ve silo bazlı şekilde yönetmeye devam etti. Oysa 2025 açıkça gösterdi ki; finansal suçlarla mücadelede başarı, daha fazla kural tanımlamaktan değil, davranışları analiz eden ve riskleri önceden öngörebilen akıllı AML mimarileri kurmaktan geçiyor.

 

2026’ya girerken AML alanında en sert baskı nereden geliyor? FATF süreçleri, yaptırımlar ya da dijital sahteciliğin hızlanması… Sizce hangisi kurumlar üzerinde daha belirleyici?

2026’ya girerken AML tarafındaki en güçlü baskı, regülasyonların karmaşıklığından çok uygulama sorumluluğunun ağırlaşmasından geliyor. FATF süreçleri ve yaptırımlar artık yalnızca çerçeve çizmiyor; kurumların karar alma hızını, raporlama kalitesini ve iç kontrol derinliğini doğrudan test ediyor.

Buna paralel olarak dijital sahteciliğin ölçeği ve hızı ciddi biçimde arttı. Ancak kurumlar üzerindeki asıl belirleyici baskı, bu iki alanı aynı anda yönetmek zorunda kalmaları. Yani hem regülasyonlara eksiksiz uyum sağlamak hem de hızla değişen dijital risklere gerçek zamanlı yanıt verebilmek. 2026, bu dengeyi kurabilen kurumların öne çıktığı bir yıl olacak.

 

2026’nın global AML trendlerini nasıl tanımlarsınız? Yükselişe geçecek risk tipleri, yaptırım rejimleri ve sınır ötesi gözetim mekanizmaları açısından nasıl bir tablo oluşuyor?

2026’ya giderken AML dünyası daha bağlantılı ve daha sıkı bir yapıya doğru ilerliyor. Riskler artık tek bir ülkede ya da tek bir kanalda ortaya çıkmıyor. Özellikle sınır ötesi para hareketleri, kripto varlıklar ve dijital kimlikler üzerinden yapılan suistimaller daha görünür hale geliyor.

Yaptırımlar tarafında listeler daha sık güncelleniyor ve daha hedefli uygulanıyor. Bu da kurumların sadece “listede var mı yok mu” diye bakmasının yeterli olmadığı anlamına geliyor; işlemin arkasındaki ilişkileri de anlamak gerekiyor.

Özetle 2026, kurumların yerel bakış açısıyla hareket edemeyeceği, riskleri küresel ölçekte ve aynı anda izlemek zorunda kalacağı bir yıl olacak.

 

Her yıl hazırladığınız Mali Suç ve Uyum Raporu sektörde referans kabul ediliyor. Bu yılki raporda hangi temalar öne çıkacak?

Bu yılki raporda öne çıkan temaları kurumların 2026’ya hazırlanırken ihtiyaç duyacağı şekilde 8 net başlıkta topladık.

Önce 2025’in büyük resmini koyuyoruz: finansal suç dinamikleri nereye kaydı, hangi tehditler hızlandı ve bugüne kadar “normal” kabul edilen riskler nasıl değişti. Bu çerçevede özellikle yapay zekâ destekli dolandırıcılık ve deepfake konusunu ayrı bir omurga olarak ele aldık.

İkinci katmanda küresel tabloya bakıyoruz: ABD, AB ve Birleşik Krallık başta olmak üzere farklı bölgelerde enforcement’ın yönü, yaptırım rejimlerindeki güncellemeler ve regülasyon öncelikleri nasıl şekilleniyor? Bununla birlikte kripto tarafındaki güncel risk tablosunu ve ülkelerin yaklaşım farklarının kurumlar açısından ne anlama geldiğini netleştiriyoruz.

Üçüncü katmanda ise “sahaya” iniyoruz: bankacılık, fintech & ödemeler, gayrimenkul, lüks varlıklar, sigorta gibi alanlarda sektör bazlı riskleri ele alıyoruz. Aynı bölümde, son dönemde etkisi hızla artan başlıkları da masaya koyuyoruz: tarifeler ve yaptırımların uyum riskine etkisi, kripto & dijital egemenlik, ayrıca çoğu kurumun geç fark ettiği spor/bahis ekonomisi, gölge işlemler ve bölgesel fraud hotspot’ları.

Finalde de tüm bu bulguları “peki şimdi ne yapmalı?” sorusuna cevap verecek şekilde 2026’ya dönük stratejik bir yol haritasına bağlıyoruz.

 

Yeni raporunuzun kurumları “hazırlıksız yakalayabilecek” başlıkları neler? Bu yılın en kritik bulgusunu nasıl özetlersiniz?

Bu raporda kurumları “hazırlıksız yakalayabilecek” başlıkları üç yerde net bir şekilde paylaşıyoruz.

  • Birincisi, AI destekli fraudun (özellikle deepfake ve kimlik manipülasyonu) artık niş bir risk olmaktan çıkıp operasyonel ölçekte büyümesi.
  • İkincisi, yaptırımlar–çatışmalar–ekonomik kaymalar ekseninde riskin yalnızca “liste kontrolü” değil, dolaylı bağlantılar ve tedarik/ödeme zinciri üzerinden yayılması.
  • Üçüncüsü ise kripto tarafında regülasyon ve enforcement’ın hızlanmasıyla birlikte, sınır ötesi akışların daha fazla görünür hale gelmesi ve kurumların bu yeni beklentilere aynı hızda adapte olamaması.

Bu yılın en kritik bulgusunu tek cümleyle özetlersem: 2025, uyumun “daha fazla kontrol” değil, “daha yüksek çeviklik ve stratejik öngörü” gerektiren bir dayanıklılık sınavına dönüştüğünü net biçimde gösterdi.

 

Regülasyon dalgası hızlanırken kurumların AML teknolojisi ihtiyaçları nasıl değişti? En çok geri kaldıkları nokta nerede ve bu boşluk nasıl kapanabilir?

Regülasyonlar hızlandıkça kurumların AML teknolojiden beklentisi de değişti. Artık sadece “kontrol yapalım, alarm üretelim” yeterli değil. Kurumlar; farklı yerlerden gelen veriyi bir araya getiren, resmi net gösteren ve “bu risk neden önemli?” sorusuna cevap verebilen sistemlere ihtiyaç duyuyor.

En çok geri kalınan nokta da tam burası. AML, CFT ve Fraud hâlâ ayrı ayrı çalışıyor, senaryolar çok sabit, alarmlar ise çok fazla. Ekipler gerçekten riskli olanla, gürültüyü ayırmakta zorlanıyor ve zamanın büyük kısmı manuel işlere gidiyor.

Bu boşluk aslında üç basit adımla kapanıyor: Önce tüm veriye tek bir risk resmi üzerinden bakmak, sonra riskleri akıllı şekilde önceliklendirmek ve son olarak da kullanılan teknolojinin regülasyon karşısında “neden bu alarmı ürettim” diyebilecek kadar açıklanabilir olması. 2026’ya hazırlık tam olarak burada başlıyor.

 

Sanction Scanner çözümlerinin 70’ten fazla ülkede kullanılmasını sağlayan temel rekabet avantajı nedir? Türkiye merkezli bir şirket olarak küresel AML pazarındaki konumunuzu ve sorumluluklarınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bugün geldiğimiz noktada Sanction Scanner çözümleri 70’ten fazla ülkede aktif olarak kullanılıyor. Bu da aslında neden tercih edildiğimizi net şekilde anlatıyor. Biz tek bir problemi çözen dar çözümler sunmuyoruz; AML, CFT ve Fraud’u aynı resmin parçaları olarak ele alan, hepsini tek bir platformda buluşturan bir yaklaşım benimsiyoruz.

Birçok kurum hâlâ farklı araçlarla, parçalı yapılarla ilerlemeye çalışıyor. Biz ise veriyi tek bir yerde toplayan, davranışı anlamaya çalışan ve “bu neden riskli?” sorusuna net cevap verebilen sistemler kuruyoruz. Bu da kurumların hem operasyonel olarak rahatlamasını hem de regülasyon karşısında daha güçlü durmasını sağlıyor.

Türkiye merkezli bir şirket olarak global pazardaki duruşumuzu da tam burada görüyoruz. Zor ve karmaşık bir regülasyon ortamında büyümüş olmak, bizi farklı ülke ve rejimlere daha hızlı uyum sağlayabilen bir yapıya taşıdı. 70’ten fazla ülkede kullanılmak bizim için sadece bir başarı göstergesi değil; aynı zamanda her pazarda doğru uyum yaklaşımını ve güven kültürünü yayma sorumluluğu anlamına geliyor.

 

Yapay zekânın AML süreçlerine etkisi artık tartışma götürmüyor. Sanction Scanner bu dönüşümde hangi alanda rakiplerinin önüne geçti?

Yapay zekânın AML süreçlerine etkisi artık gerçekten tartışma konusu değil; asıl fark, AI’ı nasıl kullandığınızda ortaya çıkıyor. Sanction Scanner olarak bizi rakiplerimizin önüne taşıyan nokta, yapay zekâyı yalnızca alarm üretmek için değil, riskin arkasındaki davranışı anlamak için konumlandırmamız.

Biz AI’ı; veriyi birleştiren, riskleri bağlama oturtan ve ekiplerin “neden bu vaka?” sorusuna net cevap almasını sağlayan bir karar destek katmanı olarak kullanıyoruz. Bu sayede hem gereksiz alarmları azaltıyor hem de gerçekten kritik olan riskleri daha erken aşamada görünür kılıyoruz.

Kısacası farkımız, yapay zekâyı bir kara kutu gibi değil; regülasyonlara uyumlu, açıklanabilir ve günlük AML operasyonlarını gerçekten kolaylaştıran bir araç olarak sahaya indirmiş olmamız.

 

Fintekler, bankalar ve kripto platformlarının risk yaklaşımı hızla değişiyor. 2026’da AML yatırımlarında en hızlı hareket edecek ve en kırılgan kalacak segment hangisi olur?

Risk yaklaşımı gerçekten çok hızlı değişiyor ve 2026’da bu fark daha da netleşecek. AML yatırımlarında en hızlı hareket edecek segment fintekler ve ödeme kuruluşları olacak. Çünkü regülasyon baskısını doğrudan hissediyorlar ve ölçeklenebilmek için manuel süreçlerle devam etme şansları kalmadı.

En kırılgan segment ise büyük ölçüde kripto platformları. Regülasyonlar hızlanıyor, denetim beklentileri artıyor ama birçok platform hâlâ geçici çözümlerle ilerliyor. Risk iştahı yüksek, uyum altyapısı ise çoğu zaman aynı hızda gelişmiyor.

Bankalar bu iki grubun arasında kalıyor. Daha oturmuş yapıları var ama dönüşüm hızları yavaş. 2026’da farkı yaratacak olan; ölçeğine bakmadan, risk yaklaşımını erken dönemde teknolojiyle güçlendiren kurumlar olacak.

 

Fraud önleme AML mimarisinin merkezine oturdu. Bugün en tehlikeli dolandırıcılık türü hangisi ve Sanction Scanner bu alanda nasıl konumlanıyor?
Davranışsal analiz ve dolandırıcılık tespiti tarafında hangi inovasyonlar öne çıkıyor?

Bugün en tehlikeli dolandırıcılık türü, tek bir yöntemle yapılan klasik fraud vakaları değil. Asıl risk, birden fazla yöntemi aynı anda kullanan, kimlik sahteciliğini, sosyal mühendisliği ve farklı kanalları birleştiren dolandırıcılık modelleri. Özellikle deepfake ile desteklenen kimlik sahteciliği ve sentetik kimlikler bu işi çok daha zor hale getiriyor. Çünkü burada tek bir “şüpheli işlem” yok; zaman içinde oluşan bir davranış paterni var.

Sanction Scanner olarak bu noktada fraud’u AML’in kenarında duran bir başlık olarak değil, işin tam merkezine koyuyoruz. Bir işlemi tek başına incelemek yerine, müşterinin nasıl davrandığına, geçmişte ne yaptığına, hangi kanalları kullandığına ve kimlerle ilişkili olduğuna birlikte bakıyoruz. Bu da dolandırıcılığı, iş işten geçmeden fark etmeyi mümkün kılıyor.

Davranışsal analiz tarafında öne çıkan yenilikler de aslında oldukça pratik. Sabit kurallar yerine sürekli güncellenen davranış profilleri, gerçek zamanlı risk skorları ve işlemler arasındaki bağlantıları gösteren ilişki analizleri. Üstüne bir de “neden bu alarm çıktı?” sorusuna net cevap verebilen açıklanabilir sistemler geliyor. Kısacası oyun artık sonradan yakalamak değil; davranışı erken okumak üzerine kurulu.

 

Deepfake kimlikler, yapay hesaplar ve dijital kimlik sahteciliği yükselişte. Sizce 2026’nın “kaçınılmaz riski” ne olacak? Dijital kimlik doğrulama ile kara para aklama ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

2026 için “kaçınılmaz risk” dediğimiz şey, kimliğin artık tek başına güvenilir bir referans olmaktan çıkması. Deepfake’ler, yapay hesaplar ve sentetik kimlikler o kadar hızlı gelişiyor ki, “kimlik doğrulandıysa sorun yok” yaklaşımı giderek anlamını yitiriyor. Asıl risk, gerçek görünen ama arkasında gerçek bir davranış olmayan kimlikler.

Dijital kimlik doğrulama bu yüzden AML açısından hâlâ çok kritik; ancak tek başına yeterli değil. Kimliğin doğrulanması sadece kapıdan giriş bileti. Kara para aklama ve fraud tarafında belirleyici olan, o kimliğin sistem içinde nasıl davrandığı, hangi işlemleri yaptığı, kimlerle ilişki kurduğu ve zaman içinde tutarlı olup olmadığı.

Bu nedenle 2026’da öne çıkacak yaklaşım, kimlik doğrulamayı davranışsal analizle birlikte ele almak olacak. Yani “bu kişi kim?” sorusuyla birlikte, “bu kişi sistem içinde ne yapıyor?” sorusuna da aynı anda cevap verebilen kurumlar daha güçlü bir risk yönetimi kurabilecek.

 

Maliyet baskıları artarken kurumlar uyumu hızlandırmak zorunda. Maliyeti düşürürken verimliliği artırmanın formülü nedir? Sanction Scanner’ın maliyet-etkin çözümleri bu ihtiyaca nasıl yanıt veriyor?

Maliyet baskısı arttıkça kurumların uyumdan beklentisi de netleşiyor: daha fazla kaynak harcamadan, daha hızlı ve daha doğru karar alabilmek. Bunun yolu da manuel iş yükünü artırmak değil, doğru ve güncel veriye anında ulaşabilmekten geçiyor.

Sanction Scanner’da bizi bu noktada öne çıkaran en önemli unsurlardan biri, global risk ve yaptırım verilerinin sürekli güncel olması. Sistemimizdeki kritik veri setleri her 15 dakikada bir güncelleniyor. Bu sayede ekipler, güncel olmayan listelerle çalışmak ya da sonradan düzeltme yapmak zorunda kalmıyor; baştan doğru riskle çalışıyor.

Güncel veri üzerine kurulu bu yapı, gereksiz alarmları azaltıyor, inceleme sürelerini kısaltıyor ve ekiplerin gerçekten kritik vakalara odaklanmasını sağlıyor. Sonuçta uyum süreçleri yavaşlamıyor; tam tersine hızlanıyor. Maliyet-etkinlik de tam olarak burada ortaya çıkıyor: daha az manuel iş, daha hızlı karar ve daha düşük operasyonel yük.

 

Global büyüme yolculuğunuz hızlanıyor. 2026’da hangi pazarlar önceliğinizde olacak? Avrupa, Ortadoğu, APAC ve Latin Amerika’da nasıl bir talep görüyorsunuz?

2026’da büyüme önceliğimiz üç ana bölgede netleşiyor: Avrupa, Ortadoğu ve seçici şekilde APAC. Avrupa’da talep çok belirgin; regülasyonlar sıkılaşıyor, enforcement artıyor ve kurumlar “bir çözüm alalım”dan çok, ölçeklenebilir ve denetlenebilir bir uyum mimarisi kurmak istiyor. Bu da bizim gibi global kapsamı güçlü, hızlı adapte olabilen platformlara alan açıyor.

Ortadoğu tarafında ise iki şey aynı anda oluyor: finansal merkezler büyüyor ve regülasyonlar hızla olgunlaşıyor. Bu da hem bankalar hem fintechler için AML yatırımlarını hızlandıran bir talep yaratıyor. Ayrıca bölgenin sınır ötesi işlem yoğunluğu, daha güçlü izleme ve risk yönetimi ihtiyacını artırıyor.

APAC’te talep yüksek ama çok parçalı. Bu yüzden burada daha seçici ilerliyoruz; regülasyon baskısının net olduğu ve ölçeklenmenin hızlı olduğu pazarlara odaklanmak daha anlamlı.

Latin Amerika’da da büyüyen bir ihtiyaç var; özellikle fintechler ve ödeme şirketlerinde AML yatırımı hızlanıyor. Ancak burada genelde “önce hızlı büyüme, sonra uyum” yaklaşımı daha yaygın olduğu için talep güçlü olsa da, dönüşüm hızı pazardan pazara değişiyor.

Özetle 2026’da Avrupa ve Ortadoğu daha “net ve hızlı”, APAC ve Latin Amerika ise daha “yüksek potansiyelli ama seçici ve ülke bazlı” ilerleyeceğimiz bölgeler olacak.

 

Yeteneğe erişim zorlaşıyor. Bu alanda şirketinizi farklı kılan yaklaşım ne? AML uzmanlığı, veri bilimi ve mühendislik tarafında nasıl bir yetenek profiline ihtiyaç duyuyorsunuz?

Yeteneğe erişim gerçekten zorlaştı ama biz bu sürece biraz farklı bakıyoruz. Bizim için mesele sadece doğru CV’yi bulmak değil; doğru bakış açısına sahip insanlarla birlikte çalışmak. O yüzden ekipleri “saf AML”, “saf mühendislik” ya da “saf veri” diye ayırmıyoruz.

AML tarafında aradığımız kişiler sadece regülasyonu ezbere bilen insanlar değil. Sahadaki vakayı anlayan, riskin nasıl evrildiğini okuyabilen ve teknolojiyle birlikte düşünmeye istekli uzmanlar. Veri bilimi ve mühendislik tarafında da beklenti benzer: sadece iyi kod yazmak değil, yazılan şeyin regülasyon dünyasında ne anlama geldiğini de kavrayabilmek.

Aslında aradığımız profil çok net: kendi alanında güçlü ama “benim işim bu” demeyen, diğer disiplinlerle konuşabilen insanlar. Bu yaklaşım hem ekip içindeki iletişimi güçlendiriyor hem de ortaya çıkan çözümlerin gerçek hayatta daha iyi çalışmasını sağlıyor.

 

Son olarak, Sanction Scanner’ın 2026 vizyonunu tek cümleyle özetleyecek olsanız ne söylersiniz? Hem müşterilere hem sektöre vermek istediğiniz ana mesaj nedir?

Sanction Scanner’ın 2026 vizyonu; kurumların finansal suçlarla mücadelede yalnızca uyum sağladığı değil, riski önceden görebildiği, kararlarını güvenle savunabildiği ve küresel ölçekte dayanıklı bir uyum altyapısı kurabildiği bir standart yaratmak.