Yüksel Avukatlık Bürosu Kurucu Ortağı Gökhan Yüksel, Fintechtime Ocak 2026 sayısı için yazdı “Oyunun Kurallarının Yerleştiği Yıl – 2026”.

“2026’ya girerken fintek dünyasında tartışmanın odağı yıkıcı yenilikten çok, bu yeniliğin hukukla nasıl yan yana duracağına kayıyor. Dijital Türk Lirası’nın yaygınlaşma aşamasına geçmesi, varlığa dayalı tokenizasyonun sermaye piyasası araçlarıyla buluşması, açık bankacılıktan açık finansa evrilen veri paylaşımı ve PSD3–PSR çerçevesiyle yükselen ödeme güvenliği standartları, oyunun kurallarının netleştiği bir döneme işaret ediyor. Avrupa Birliği düzenlemeleriyle paralel ilerleyen Türk mevzuatı, belirsizlikleri azaltarak kurumsallaşmayı hızlandırıyor ve sınır ötesi uyumu stratejik bir zorunluluk haline getiriyor. Bu yeni evrede rekabet, yalnızca hızlı ürün geliştirenler arasında yaşanmıyor; hukuku, uyumu ve güvenliği iş modelinin merkezine yerleştiren aktörler öne çıkıyor. 2026, fintek ekosistemi için hızın kurallarla desteklendiği, olgunluğun büyümenin ön koşulu haline geldiği bir yıl olarak konumlanıyor.”

 

Oyunun Kurallarının Yerleştiği Yıl – 2026

Finansal teknolojiler literatüründe “disruption” (yıkıcı yenilik) kavramı, son on yıldır inovasyonun kutsal kasesi olarak kabul edilmekte. Mevcut yapıları yıkan, hızlandıran ve demokratikleştiren bu dalga, hukuk sistemlerini çoğu zaman hazırlıksız yakaladığını kabul etmek gerekir. Ancak, takvim yaprakları 2025’in sonunu gösterirken, bir “konsolidasyon ve regülasyon” dönemini geride bıraktık.

Finansal teknolojiler ekosisteminde 2025 yılı, küresel ölçekte regülasyonların netleştiği bir yıl olarak kayıtlara geçti. Özellikle Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren kapsamlı tüzükler (MiCA, DORA, PSR), fintek sektörünün çalışma prensiplerini yeniden tanımladı. Türkiye’de ise 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nda yapılan değişiklikler ve ardından gelen ikincil düzenleme çalışmaları, sektörün kurumsallaşma sürecindeki en önemli adımlardı.

2026 yılına girerken, masamızdaki hukuki gündem maddeleri artık “inovasyonun tanımı” değil, “inovasyonun mevcut hukuk sistemine entegrasyonu”dur. Küresel piyasalarla entegre çalışan Türk fintek ekosistemi için 2026, uluslararası standartlara uyumun ve hukuki altyapı eksikliklerinin tartışılacağı bir yıl olmaya aday.

Bu yazıda, 2026 projeksiyonunu oyunun kurallarının en derinden değiştiği dört ana eksende derinleştirmeye çalıştım.

 

  1. DİJİTAL TÜRK LİRASI: “YASAL ÖDEME ARACI” TANIMINDAKİ BOŞLUK

Dijitalleşme, ATM ve telefon bankacılığı ile başlayan dönüşümü mobil bankacılıkla zirveye taşımıştır16. Bu sürecin doğal bir sonraki adımı olarak, paranın kendisinin dijitalleşmesi gündemdedir. TCMB, Dijital Türk Lirası Projesi ile paranın dijital formunu geliştirmektedir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (“TCMB”), Dijital Türk Lirası Projesi kapsamında teknolojik test süreçlerini (Faz-1 ve Faz-2) raporlarıyla kamuoyuna duyurmuştu. TCMB’nin Dijital Türk Lirası Projesi, 2025’teki pilot fazların ardından 2026’da “yaygınlaştırma” aşamasına geçiyor. Benzer şekilde Avrupa Merkez Bankası da Dijital Euro hazırlıklarında “hazırlık safhasını” tamamlayıp ihraç kararı aşamasına geldi. 2026 yılı itibarıyla önümüzdeki en temel konu, bu projenin “teknik” başarısından ziyade “hukuki” zeminidir.

Mevcut mevzuatımızda “para” kavramı, 1211 sayılı Kanun uyarınca banknotları ve madeni paraları kapsamaktadır. “E-para” ise 6493 sayılı Kanun ile tanımlanmış olup, karşılığında fon kabul edilen bir borç ilişkisini ifade eder. Ancak Merkez Bankası Dijital Parası (Dijital Lira), bu iki tanımın dışında, doğrudan Merkez Bankası yükümlülüğü olan Türk Lirası’nın dijital formu olarak kabul edilen hibrit bir yapıdır.

Dijital Liranın yaygın kullanıma geçebilmesi için teknolojik altyapı kadar hukuki altyapının da hazır olması gerekmektedir. Dijital Liranın “yasal ödeme aracı” statüsü kazanması için gerekli kanuni değişikliklerin hukuk camiasında tartışmalarını taliben Dijital Liranın “Yasal Ödeme Aracı” (Legal Tender) statüsüne kavuşması için gereken kanun değişiklikleri yer alması muhtemeldir

Ayrıca, küresel ölçekte (örneğin Dijital Euro projesi) yaşanan gelişmelerin yakından takip edilerek, Dijital Liranın uluslararası sistemlerle uyumluluğu ve gizlilik esasları üzerine odaklanılması beklenmektedir.

2026’da “Programlanabilir Para” kavramını daha sık duyacağız. Gelecekte devletin yapacağı bir sosyal yardım ödemesinin sadece gıda veya eğitim harcamalarında geçerli olacak şekilde kodlanması veya bir tedarikçiye yapılacak ödemenin, malın teslimatı onaylandığında otomatik gerçekleşmesi gibi senaryolar, borçlar hukuku ve ifa süreçlerinde devrim yaratacak niteliktedir.

 

  1. VARLIĞA DAYALI TOKENİZASYON: SERMAYE PİYASASI ARAÇLARININ DİJİTALLEŞMESİ

Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) kripto varlık hizmet sağlayıcılarına yönelik düzenlemeleri, piyasada kurumsal bir zemin oluşturdu. 2025 yılı, kanunun yürürlüğe girmesinin ardından şirketlerin uyum süreçlerini başlattığı, lisans başvurularını yaptığı ve geçiş hükümlerinin uygulandığı bir dönem olarak kayıtlara geçmiştir.

Küresel trendlere baktığımızda ise odak noktasının uzun bir süredir “kripto paralardan”, Gerçek Dünya Varlıklarının (Real World Assets – RWA) tokenizasyonuna kaydığını görüyoruz.

Türk hukukunda mülkiyetin devri, gayrimenkullerde Tapu Sicili, menkul kıymetlerde ise Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) kayıtları ile sağlanır. Blokzinciri üzerinde üretilen bir token’ın, fiziksel bir varlığı temsil etmesi durumunda, bu “dijital kaydın” resmi sicillerle hukuki bağının nasıl kurulacağı halen çözüm bekleyen bir konudur.

Gayrimenkul Yatırım Fonları (GYF) ve Girişim Sermayesi Yatırım Fonları (GSYF) gibi araçların dijitalleşme potansiyeli yüksektir. Blokzinciri kayıtlarının, MKK kayıtlarıyla eşzamanlı ve hukuken geçerli sayılabilmesi için ikincil düzenlemelere duyulan ihtiyaç, 2026’nın belirleyici tartışma konularından biri olacağı görüşündeyim.

2026 yılına dair en temel beklenti ise geçiş sürecini tamamlayan platformlar için lisanslama süreçlerinin sonuçlanması ve SPK tarafından çıkarılacak ikincil düzenlemelerin tam anlamıyla hayata geçmesidir. Sektörde, “oyunun kurallarının” netleştiği bu dönemde, özellikle saklama hizmetleri, sermaye yeterlilikleri ve bilgi sistemleri altyapılarına dair standartların uygulama pratiklerinin oturması beklenmektedir. Ayrıca, Avrupa Birliği’ndeki MiCA (Markets in Crypto-Assets) düzenlemelerinin tam kapasiteyle uygulanmaya başlamasıyla paralel olarak, Türk kripto varlık hukukunun da küresel standartlarla uyumlu bir seyir izlemeye devam edeceği ve sınır ötesi iş birliklerinde hukuki uyumun ana gündem maddesi olması kaçınılmazdır.

 

  1. FIDA VE AÇIK FİNANS: VERİ PAYLAŞIMINDA KÜRESEL STANDARTLAR

Fintek ekosisteminin veri temelli dönüşümü hız kesmeden devam etmektedir. Avrupa Birliği, “Açık Bankacılık” dönemini kapatıp, FIDA (Finansal Veri Erişim Çerçevesi) ile “Açık Finans” dönemini başlattı. Bu düzenleme, veri paylaşımının sadece ödeme hesaplarıyla sınırlı kalmayıp; sigorta, emeklilik ve yatırım ürünlerini de kapsamasını öngörüyor.

Bilindiği üzere Türkiye’de ödeme ve elektronik para hizmetlerine ilişkin düzenleyici ve denetleyici kurum olan TCMB, açık bankacılık alanındaki ödeme emri başlatma ve hesap bilgisi hizmetlerine ilişkin teknik altyapıyı geliştirdiği geçit altyapısı üzerinden kurgulamış, kullanıcıların finansal işlemlerini fiziksel mekanlardan bağımsız gerçekleştirebilmesi ve farklı bankalardaki hesaplarını tek bir noktadan yönetebilmesine imkan tanınmıştı.

Ancak mevzuattaki “hesap bilgisi” tanımı halen sigorta verileri, KVHS hesaplarına ilişkin veriler gibi verileri kapsamamakta. ve API’lar aracılığıyla üçüncü taraflarla paylaşılmasına dair özel bir “Açık Finans”ın hukuki altyapısı mevcut değildir.

Hukuk ve fintek çevrelerindeki genel beklenti, “Açık Bankacılık” kavramının, verinin kapsamının genişlemesiyle “Açık Finans”a evrilmesi yönündedir. 2026 perspektifinde, Avrupa Birliği’nde gündemde olan “Finansal Veri Erişimi (FiDA)” taslaklarına benzer şekilde, Türkiye’de de veri paylaşımının sadece ödeme hesaplarıyla sınırlı kalmayıp, sigorta ve yatırım ürünlerini de kapsayacak şekilde genişleyebileceği tartışılmaktadır. Henüz resmi bir takvim olmamakla birlikte, sektörün beklentisi; TCMB, SEDDK ve SPK gibi kurumların koordinasyonuyla, kullanıcının tüm finansal verisini (açık rızası dahilinde) tek bir noktadan yönetebileceği daha bütünleşik bir yasal çerçevenin tartışmaya açılmasıdır.

 

  1. PSD3 VE PSR: ÖDEME HİZMETLERİNDE GÜVENLİK VE SORUMLULUK

Avrupa Birliği, artan dijital dolandırıcılık vakalarına karşı Ödeme Hizmetleri Direktifi’ni güncelleyerek PSD3 ve PSR (Payment Services Regulation) paketini hazırladı. Bu yeni standartlar, ödeme güvenliğinde çıtayı yukarı taşıdı.

Dijital dolandırıcılık yöntemlerinin (özellikle sosyal mühendislik ve oltalama) karmaşıklaşması, mevcut güvenlik önlemlerinin (SMS şifresi vb.) ötesine geçilmesini zorunlu kılmaktadır. Mevcut uygulamada, işlem öncesi alıcı isminin doğrulanması (IBAN-İsim Eşleşmesi) her işlem türünde standart bir zorunluluk olarak uygulanmamaktadır. PSR’ın getirdiği en önemli yeniliklerden biri olan “IBAN-İsim Doğrulama” (Confirmation of Payee) hizmeti, Avrupa’daki para transferlerinde zorunlu hale gelmektedir.

Ülkemizde hali hazırda benzer bir uygulama ile bazı bankaların para transferinde girilen IBAN ile eşleşen alıcının isim ve soyisim baş harfleri sunulmaktadır. Tüketiciyi koruyan bu tip güvenlik mekanizmalarının Türk mevzuatında da zorunluluk olarak kabul edilmesi 2026 yılında fintek otoritelerinden en kritik beklentiler arasında yerini almaktadır.

 

SONUÇ

2026 yılına dair çizdiğimiz bu tablo, kimileri için karamsar ve bürokratik görünebilir. “İnovasyonun hızı kesiliyor mu?” sorusu akıllara gelebilir. Ancak bir hukukçu olarak bu tabloyu “Büyüme Sancıları” olarak değil, “Olgunluk Dönemi” olarak okumayı tercih ediyorum.

Kripto varlıkların saklama güvencesine kavuştuğu, finansal verinin kullanıcının mülkiyetinde özgürleştiği ve siber dayanıklılığın bir lüks değil yasal zorunluluk olduğu bu yeni düzende; ayakta kalacak olanlar sadece “en iyi kodu yazanlar” değil, aynı zamanda “hukuk ve uyumu iş modellerinin merkezine koyanlar” olacaktır. Geçmiş yıllardaki belirsizlik sisinin dağılması, hem yerli girişimcilerin önünü görmesini sağlıyor hem de uluslararası yatırımcıların Türkiye pazarına güvenle bakmasının yolunu açıyor.

Unutmayalım ki Formula 1 araçları, pistin sınırları, kuralları ve güvenlik önlemleri net olduğu için o yüksek hızlara güvenle çıkabilirler. Türk fintek ekosistemi de 2026’da, hukukun çizdiği bu güvenli pistte, Avrupa ve dünya ligiyle rekabet edecek hıza ulaşacaktır.