Twisto CEO’su Nemika Menevşe ile Fintechtime Mart 2026 sayısı “Fintek Dünyasının Mimarları” dosya konusu için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.
“Nemika Menevşe, 21 yıllık bankacılık tecrübesini “bilinçli bir riskle” küresel bir vizyona dönüştüren, Twisto’nun Avrupa operasyonlarına yön veren cesur bir lider. Kariyer yolculuğunu cesaret, özgüven ve dayanıklılık temelleri üzerine inşa eden Menevşe; liderliği sadece rakamları yönetmek değil, etik bir pusulayı sabit tutarak “güven ve öğrenme ekosistemi” kurmak olarak tanımlıyor. Cam tavanları birer dış engel olmaktan ziyade aşılması gereken zihinsel bariyerler olarak gören tecrübeli CEO, 2026 ve sonrasında kadınların fintek dünyasında sadece büyümeyi hızlandıran değil, etik ve sorumlu finans arasındaki o kritik “dengeyi” kuran asıl mimarlar olacağını vurguluyor.”
Fintek dünyasına adım attığınız ilk günden bugüne, sizi ilgili dinamik yapının içinde tutan temel tutku nedir? Söz konusu kariyer öyküsünün, bugün geldiğiniz noktadaki yönetim anlayışınızı nasıl şekillendirdiğini merak ediyoruz.
Merak ve bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme hevesi.
Bankacılığa 1998 yılında başladım ve Türkiye’de yaklaşık 21 sene kurumsal bankacılık yaptım. Her gününden çok keyif aldım; en sıkıntılı, ülke ekonomisinin kriz içinde olduğu günlerde bile. Bankacılıkta da hiçbir gün diğerine benzemez. Öğrenme hevesiniz varsa her gün yeni bir ürün, yeni bir sektör, mevzuat veya şirket öğrenirsiniz. Türkiye’de bankacılık yapmak insana aynı zamanda çok çalışmayı, hedeflerle yaşamayı, kriz yönetimi yapabilmeyi, baskı altında da mutlu olabilmeyi ve zor zamanlarda bile soğukkanlı kalabilmeyi öğretiyor. Böylece kısa sürede risk analizini doğru yapıp, verebileceğiniz en doğru kararı o anda verebilmeyi de öğreniyorsunuz.
Kurumsal bankacılık daha durağan ve daha kurallarla yönetilen bir dünya olsa da, bankacılıkta öğrendiğim, edindiğim pek çok şeyi fintek sektöründe de kullanıyorum. Öncelikle, fintek sektörü çok dinamik, hareketli, yaratıcı ve hızlı. Yeniliklere ve gelişime açık; meraklı, hevesli ve istekli olmak benim fintek sektöründe çok işime yarıyor. Sektörde her şey o kadar hızlı gelişiyor ki; başta tüketici alışkanlıkları ve ihtiyaçları, teknoloji… bunları hızlıca anlamanız, kısa zamanda risk analizini doğru yapıp hızlı ama sağlıklı karar verebilmeniz gerekiyor. Zamanla yarışırken baskı altında çalışmayı başarmak çok işinize yarıyor. Pes etmeyip hedeflerinizi tutturmak için işler beklendiği gibi gitmediğinde strateji ve yön değiştirmeniz, bütün bunları da hızlıca ve akıllıca yapmanız gerekiyor. Ek olarak, yeni girdiğiniz ya da henüz iş yapmadığınız farklı pazarlardaki mevzuatı ve işleyişi öğrenmeniz ve buna uygun hareket etmeniz önemli. Tüm bunlar zorluk gibi görünse de, fintek sektörüne geçişim ve sonrasındaki 7 yıllık süreç kesinlikle kariyerimin en heyecan verici dönemlerinden biri oldu. Aslında bankacılık ve fintek sektörleri benzer olsalar da özetle dinamikleri açısından oldukça farklılar. Geriye dönüp baktığımda, başarının asla düz bir çizgi olmadığını görüyorum. Bu sadece yetenek veya fırsatla ilgili değil, ne istediğini bilmek, bunun için çalışmak ve işler zorlaştığında bile pes etmemekle ilgili. Yolculuğumda etkili olan üç özelliğe inanıyorum: cesaret, özgüven ve dayanıklılık.
Bir Param iştiraki olan Twisto’nun CEO’su olarak, farklı pazarlarda liderlik yaparken kadın yöneticilerin “küresel vizyon ve kültürel adaptasyon” konusundaki avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kadın liderler, özellikle fintek gibi yenilikçi bir sektörde empati, iletişim ve detaylara verdikleri önemle ön plana çıkıyorlar. Kadın liderlerin inovasyon, çeşitlilik ve hızlı adaptasyon gerektiren fintek sektöründe fark yarattığına inanıyorum. Bir de sorunlara hızlı çözüm üretme konusunda oldukça yetenekliyiz diye düşünüyorum. Ve biz kadınlar kolay pes etmiyoruz; bu da rekabetin çok yoğun olduğu fintek sektöründe çok önemli bir özellik.
Küresel vizyon ve kültürel adaptasyon konusunda kadın yöneticiler genellikle ‘ne söylendiğine’ değil, ‘nasıl ve hangi bağlamda’ söylendiğine dikkat eder. Küresel ekiplerle çalışan yöneticilerde bu çok işe yarayan bir özellik. Küresel vizyon sadece strateji değil, insan yönetimidir ve sabırlı olmayı gerektirir. Kadın liderler çoğu zaman esnek ama kararlı bir yaklaşım sergiliyorlar. Adaptif karar alma, regülasyonların ve müşteri beklentilerinin ülkeden ülkeye değiştiği fintek dünyasında büyük bir avantaj.
Kurumunuzdaki resmî yetki ve sorumluluklarınızın ötesinde; ekosistemi dönüştüren bir kadın lider olarak kendinize biçtiğiniz “görünmez” misyonu nasıl tanımlarsınız?
Finansı yalnızca bir işlem alanı değil, bir güven ve öğrenme ekosistemi olarak konumlandırmak. Çalışanlarının yaklaşık %60’ı kadın olan bir şirket olarak, kapsayıcılığı söylemde değil pratikte yaşıyoruz. Bu da bizi, özellikle genç nesillere sorumlu ödeme alışkanlıklarını öğretme ve finansal okuryazarlığı güçlendirme konusunda doğal bir sorumluluğa taşıyor. Görünmeyen ama kalıcı katkımız; hız ve inovasyonla ilerlerken etik pusulayı sabit tutmak, farklı ürünlerimizi hayata geçirerek onları bilinçli bir kullanıma sunmak ve finansal özgürlüğü borç değil bilgi üzerinden inşa etmek. Twisto’nun sürdürülebilir büyümesini, yalnızca teknolojiyle değil; eğitim, güven ve kültürel farkındalıkla destekliyoruz.
Liderlik yolculuğunuzda “ilgili an benim için bir dönüm noktasıydı” dediğiniz, size liyakat ve küresel rekabet konusunda en büyük dersi veren özel bir tecrübe var mı?
43 yaşında, hayatımın en cesur kararlarından birini verdim. Uzun zamandır yurt dışında yaşamayı hayal ediyordum ama hiç “doğru zaman”ı bulamamıştım. Sonunda, doğru zamanın asla gelmeyeceğini fark ettim. Onu kendim yaratmam gerekiyordu. Ailemi, arkadaşlarımı, evimi, kariyerimi ve ülkemi geride bırakarak, yeniden başlamak için Londra’ya taşındım. Aslına bakarsanız çok büyük bir risk aldım ve çevremde bu kararımı destekleyenler kadar bunun bir hata olduğunu düşünenler de vardı. Ama yeterince kararlıysanız, azimliyseniz ve zorluklar sizi yıldırmıyorsa aklınıza koyduğunuzu yapıyorsunuz.
Tabii ki başta kolay olmadı; 40’lı yaşlarınızın ortasında yepyeni bir ülkede her şeye baştan başlıyorsunuz. Özgeçmişim ve tecrübem ne kadar güçlü olsa da elbette Türkiye’deki ağırlığı ve değeri orada henüz yoktu. Ama kendimi buna hazırlamıştım ve asla pes etmedim. Her kapalı kapı beni açık bir kapıya yaklaştırdı. Birkaç ay içinde, proje bazlı danışmanlık çalışmalarının yanı sıra İngiltere ve Avrupa’da iki sabit müşterim oldu. Kısa süre sonra Param’la tanıştım. Kurucumuz Emin Can Yılmaz’ın vizyonu, büyüme isteği ve fintek sektörü beni çok etkiledi. Bankacılık ve ödemeler benzerlikler taşısa da, fintek; çeviklik, yenilikçilik ve inovasyon gibi tamamen farklı dinamiklerle çalışan bir sektör. Önce Param İngiltere organizasyonunda görev aldım; 2022 yılında ilk yatırımımızı aldıktan sonra Avrupa hikayemiz hız kazandı. Twisto’nun satın alınması ve CEO olarak atanmam kısa süreler içerisinde gerçekleşti. Kariyerimin en önemli dönüm noktaları İngiltere’ye taşınmam ve Param ile tanışmam diyebilirim.
Farklı coğrafyalarda fintek yöneten bir lider olarak, cam tavanların ve algısal bariyerlerin küresel ölçekte nasıl farklılaştığını veya benzeştiğini gözlemliyorsunuz?
Açıkçası, yurt dışına yerleşmeden önce bazı şeyleri Türkiye’ye özgü sanıyordum; ama zamanla fark ettim ki bire bir aynı olmasa da, kadınların karşılaştıkları sorunlar ülke değişse de birbirine çok benzer. Bariyerin biçimi ya da yoğunluğu ülkeye, regülasyona veya şirket kültürüne göre değişebiliyor elbette.
Önemli olan aslında bizim zihinlerimizdeki tavanlar ve varsa algısal bariyerlere bizim nasıl tepki verdiğimizdir. Öncelikle kendimize tavanlar, kısıtlar yaratmamalıyız, oluşuyorsa da bunların yolumuza engel olmasına izin vermemeliyiz. “İşimi düzgün yapıyor muyum, bir sorun varsa sorumluluğunu alıyor muyum, ekibimi doğru yere yönlendirip sonuç üretebiliyor muyum, kendimi geliştirmeye açık mıyım, ekibimi motive edebiliyor muyum?” Önemli olan dürüst olmanız ve işinizi düzgün yapmanızdır. Kadın olmanızın ya da erkek olmanızın bir önemi yok. Ben önce kendi aklımdaki bariyerleri yıktım, bir şeyi hak edip hak etmediğime baktım. Açıkçası kadın olduğum için hakkım yenilmedi; ama böyle bir durum olsaydı da savaşırdım, kabul etmezdim. O yüzden bizim önce kadınlar olarak kendimize inanmamız, ‘kadınım diye başıma bu geldi’ demek yerine mücadele etmemiz gerektiğine inanıyorum.
‘Kadınlar daha duygusal kararlar verirler, daha kırılgandırlar; özellikle finans sektörü çok yoğun çalışma gerektirir ev-iş dengesi kurmak kadınlar için zordur’ gibi önyargılar var elbette ama bunun cinsiyetle ne ilgisi var? Böyle olan erkek yok mu ya da tam tersi özelliklere sahip kadınlar yok mu? Kadınlar olarak böyle olmayanlar da var tabii ama daha sabırlı olmak, zor anları ve zor insanları daha iyi yönetmek, mantığımızla duygularımız arasında sağlıklı denge kurabilmek, empati yeteneğimiz ile hareket edebilmek, aynı anda pek çok işi hızlı ama kaliteli yapabilmek gibi pek çok özelliğimiz var.
Bence kadınlara ve erkeklere eşit haklar tanınmalı; yapılan işe, iyi bir takım oyuncusu olup olmadığınıza ve çıkan işin kalitesine bakılmalı. Terfi-maaş gibi kararlar hakkaniyetle verilmeli. Biz Param’da ve Twisto’da buna özen gösteriyoruz. Zaman içerisinde daha sağduyulu yöneticilerle dünyanın, çok hızlı olmasa da bu noktaya geleceğine inanıyorum. Elbette kadınlar olarak bizim; başta çocuklarımızı yetiştirirken bu bilinci ve bakış açısını kazandırabilmek, sonra da yönetici olarak yönettiğimiz şirketlerde bu eşitliği ve adaleti sağlamak gibi önemli görevlerimiz var.
Masada daha fazla kadının yer almasının, Twisto’nun global ürün stratejilerine ve finansal kapsayıcılık vizyonuna nasıl bir boyut kattığını düşünüyorsunuz?
Öncelikle dönüşüm sürecinden başlayayım. Twisto’yu satın aldığımızda marka bilinirliği ve ürün tarafında oldukça güçlü bir şirketti. Ancak kurumsallaşma, finansal disiplin ve süreç yönetimi açısından eksikleri vardı. Bu aslında fintek dünyasında, özellikle hızlı büyüyen start-up’larda çok doğal bir durum.
Satın alma sonrasında amacımız sadece büyümek değildi; aynı anda şirketin temellerini sağlamlaştırmak, finansal disiplini kurmak ve sürdürülebilir bir yapı inşa etmekti. Büyürken yeniden yapılanmak kolay değil. Üstelik bunu farklı bir ülkede ve farklı bir kültürde yapıyorsanız daha da zor. Bu dönüşümü elbette ekip olarak gerçekleştirdik ve hâlâ birlikte sürdürüyoruz.
Masada daha fazla kadının olması tam da bu noktada fark yaratıyor. Çünkü kritik anlarda; işin hızlı, kaliteli ve sonuç odaklı bir şekilde ilerlemesi gerektiğinde kadınların daha atak davranıp “Ben üstlenirim, çözerim” dediğini görüyoruz.
Yeni ürün geliştirmek, yeni ülkelere açılmak, müşteri ihtiyaçlarını doğru okuyup beklentinin ötesine geçmek, detayları hızlı fark etmek, azimle çalışmak ve pes etmemek… Özellikle zor, karmaşık ve pratik çözüm gerektiren konuların arkasında çoğu zaman güçlü kadın yöneticilerimizi görürsünüz.
Bu da global ürün stratejimize hem daha disiplinli hem de daha kapsayıcı bir bakış açısı kazandırıyor. Finansal kapsayıcılık sadece bir vizyon değil; farklı bakış açılarıyla, empatiyle ve kararlılıkla inşa edilen bir kültür meselesi.
Finans ve teknoloji gibi eril dilin yoğun olduğu bir alanda, yönetim kültürünü daha kapsayıcı ve empatik bir çizgiye çekmek için bugüne kadar attığınız en cesur adım neydi?
Finans ve teknoloji gerçekten uzun yıllar daha eril bir dille yönetildi. Hız, rekabet, performans, sonuç… Bunların hepsi çok kıymetli ama tek başına yeterli değil.
Benim attığım en cesur adım; performans kültürünü yumuşatmak değil, performansın tanımını genişletmek oldu.
Twisto’da açıkça şunu söyledim: “Sonuç alıyoruz ama nasıl aldığımız da en az sonuç kadar önemli.” Baskı kurarak, insanları korkutarak ya da sessiz kalarak büyümek istemedik. Bunun yerine açık iletişimi, hata kabul etmeyi ve geri bildirimi sistematik hale getirdik.
En zor olan da buydu, üstelik bambaşka iki kültürde… Çekler ve Polonyalılar yüzleşmeyi sevmeyen ve itiraz etmemeyi tercih eden bir kültüre sahip. Empatiyi kültüre yerleştirmek; KPI belirlemekten, inanın, çok daha zor. Bir yöneticinin “Bilmiyorum” diyebilmesi, “Hata yaptım” diyebilmesi ve bir ekibin güven içinde itiraz edebilmesi… Bunlar özellikle finans gibi sert sektörlerde kolay inşa edilmiyor. Belki de en cesur adımım, güçlü görünmeye çalışmak yerine şeffaf olmayı seçmekti. Kendi hatalarımı açıkça paylaştım. Zor kararları neden aldığımı anlattım ve yöneticilerden de aynısını bekledim.
Kapsayıcılık benim için kota meselesi değil; seslerin gerçekten duyulması meselesidir. Ve bu kültürü inşa etmek, yeni bir ürün çıkarmaktan çok daha zor ama çok daha kalıcı bir yatırım.
Finansal teknolojiler alanında kariyer yapmak isteyen ancak “cam tavanlar”dan çekinen genç kadınlara, klişe tavsiyelerin ötesinde, gerçekçi bir rehberlik için neler söylemek istersiniz?
Öncelikle dürüst olalım: Cam tavanlar hâlâ var. “Artık yok” demek kimseye fayda sağlamıyor. Ancak daha az konuşulan bir gerçek şu ki: Bu tavanlar çoğu zaman tek bir kalın engel şeklinde değil; küçük ama süreklilik arz eden eşikler olarak karşımıza çıkıyor. Toplantıda sözünüzün kesilmesi, aynı fikrin bir erkek meslektaşınız tarafından dile getirildiğinde daha fazla kabul görmesi ya da terfi sürecinde “biraz daha zamana ihtiyacı var” denmesi… Bunlar devasa duvarlar değil; ancak birikince ilerleyişi yavaşlatan görünmez bariyerlerdir.
Genç kadınlara klişe bir şekilde “özgüvenli olun, mücadele edin” demek istemem. Asıl mesele şu: Yetkinliğinizi görünür kılmayı öğrenin. Başarılı işlere imza atmak çok kıymetli ama tek başına yeterli değil; o işin masada hakkıyla temsil edilmesi gerekiyor. Kendi emeğinizin sözcüsü olmayı öğrenmek bir ego meselesi değil, profesyonellik gereğidir.
Bir diğer önemli nokta: Her savaşı vermek zorunda değilsiniz. Yel değirmenleriyle mücadele etmek sadece enerji tüketir. Eğer bulunduğunuz yerde sürekli kendinizi kanıtlamak zorunda kalıyor ve karşılığını alamıyorsanız, bazen en güçlü adım ortamı değiştirmektir. Değerinizin görüldüğü yerlerde sesiniz zaten daha güçlü çıkar.
Ve son olarak; bu sektörde kalıcı olmanın yolu herkese benzemekten değil, aksine, özgün bakış açınızı koruyarak karar alma süreçlerine etki edebilmekten geçiyor. Uyum sağlamak ile kimliğinizi silikleştirmek arasındaki o ince ayrımı iyi yapmak gerekiyor.
Cam tavanları tek başınıza kırmak zorunda değilsiniz. Ama nerede durduğunuzu, nasıl bir ekosistemde olduğunuzu ve neyi kabul edip etmeyeceğinizi bilmek en büyük güçtür.
2026 ve sonrasında Avrupa ve global fintek pazarında kadınların söz konusu geleceği inşa ederken üstleneceği en kritik rolü hangi kelimelerle tanımlarsınız?
Tek kelimeyle tanımlamam gerekirse: denge. Ama bu pasif bir denge değil; yön veren, bilinçli ve cesur bir denge.
2026 ve sonrasında Avrupa ve global fintek ekosisteminde kadınların sadece büyümeyi hızlandıran değil, büyümenin yönünü tayin eden liderler olacağına inanıyorum. Sektör; hız, ölçek ve kârlılık baskısı altında ilerlerken; etik, güven ve sürdürülebilirlik konularında kadınlar birer pusula işlevi görecektir.
Agresif büyüme ile sorumlu finans, veri gücü ile mahremiyet, inovasyon ile regülasyon arasında sağlıklı bir denge kurmak finteklerin en kritik sınavı olacaktır. Kadın liderlerin bu alandaki en büyük katkısının; karmaşık sistemleri daha insani, daha anlaşılır ve daha güvenilir hale getirmek noktasında ortaya çıkacağını düşünüyorum.
Kadınlar artık yalnızca ürün geliştiren ya da şirket yöneten değil; kültürü, yönetim modellerini ve finansal davranış biçimlerini tasarlayan mimarlar haline geliyor.
Fintek’in geleceğinde kadınların rolü bir “temsiliyet” meselesi değil, sektörün olgunlaşma göstergesidir. 2026’dan sonra oyunu hız belirlemeyecek; yön belirleyecektir. O yönü de denge kurabilen liderler çizecektir.
