Linktera Talent Factory CEO’su Erdem Mühendisler ile Fintechtime Nisan sayısı için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.
“Finansal teknolojiler ekosistemi, yapay zeka ve veri odaklı çözümlerin pazarı domine ettiği yeni bir döneme giriyor. Bu dönüşümde nitelikli insan kaynağını yetenek fabrikası modeliyle doğru konumlandıranlar rekabette öne çıkıyor. Linktera Talent Factory CEO’su Erdem Mühendisler ile bir araya gelerek; kurumların organizasyonel dönüşüm ajandasını, yapay zeka destekli hibrit iş gücü modellerini ve 2026 sektörel stratejilerini masaya yatırdık.”
Erdem Bey, sektörde 30 yılı aşan deneyiminizin ardından 2025 yılının ilk çeyreğinde Linktera Talent Factory CEO’luğunu üstlendiniz. Uzun kariyer yolculuğunuzda edindiğiniz liderlik, takım gelişimi ve organizasyonel dönüşüm tecrübeleriniz, kurumun yeni dönem stratejilerine nasıl yön verecek?

Linktera Talent Factory CEO’luğunu üstlenmek benim için, uzun yıllardır içinde bulunduğum teknoloji ve finans ekosistemine farklı bir perspektiften katkı sunma fırsatı anlamına geliyor.
Kariyerim boyunca edindiğim en önemli içgörülerden biri şu oldu: Sürdürülebilir başarı yalnızca teknolojiyle değil, doğru yetenek ve güçlü organizasyon yapılarıyla mümkün. Bugün kurumların karşılaştığı en büyük zorluk da tam olarak burada başlıyor. Çünkü ihtiyaç duyulan şey sadece teknoloji yatırımı değil; bu teknolojiyi etkili şekilde hayata geçirebilecek ekipler.
Linktera Talent Factory’nin çıkış noktası da bu ihtiyaca dayanıyor. Modelimiz, Linktera’nın finans, risk ve regülasyon odaklı projelerde edindiği saha deneyimi ve dönüşüm yaklaşımının doğal bir uzantısı olarak şekillendi. Bu deneyim bize şunu net şekilde gösterdi: Asıl farkı yaratan unsur, doğru yetkinliklerin doğru zamanda ve doğru yapı içinde konumlandırılması.
Linktera’nın sahadaki birikimi zaman içinde belirli alanlarda derinleşerek bugün Linktera Talent Factory modeliyle yapılandırılan üç temel odağı ortaya çıkardı.
İlki, saha içgörüsü ve operasyonel deneyim. Farklı finansal kurumlarla yürütülen projeler sayesinde süreçler, ekip ihtiyaçları ve organizasyonların beklentileri net bir şekilde analiz ediliyor.
İkinci kolon, ekip kurma ve delivery kabiliyeti. Linktera, yalnızca danışmanlık sunan bir yapı olmanın ötesinde; ekip kuran, yöneten ve sonuç üreten bir modelle çalışıyor. Bu yaklaşım, uyumlu ve hızlı hareket edebilen ekiplerin oluşturulmasını sağlıyor.
Üçüncü alan ise yetenek geliştirme ve konumlandırma pratiği. Gerçek proje deneyimiyle şekillenen, iş dünyasına doğrudan katkı sağlayan ve hızla adapte olabilen yetenekler bu modelin merkezinde yer alıyor.
Benim liderlik yaklaşımımın odağında da tam olarak bu var: Daha çevik, daha öğrenen ve güçlü execution kabiliyetine sahip bir yapı kurmak. Hedefimiz, Linktera Talent Factory’yi yalnızca Türkiye’de değil, global ölçekte referans gösterilen bir smart sourcing ve yetenek geliştirme modeli haline getirmek.
Teknoloji ve finans dünyasında en büyük krizlerden biri nitelikli insan kaynağına erişim zorluğu olarak karşımıza çıkıyor. Mevcut yetenek açığını kapatmak adına Linktera Talent Factory’nin benimsediği uçtan uca eğitim ve yetenek geliştirme modeli, klasik işe alım yaklaşımlarından hangi noktalarda ayrışıyor?
Biz bu konuyu klasik işe alım perspektifiyle ele almıyoruz. Çünkü bugün yaşanan sorun bir “işe alım problemi” değil; doğrudan bir kapasite ve dönüşüm meselesi. Kurumlar yalnızca doğru insanı bulmakta değil, bu insanları hızlı şekilde işin içine dahil edip değer üreten yapılara yerleştirmekte de zorlanıyor.
Linktera Talent Factory modeli de tam bu ihtiyaca cevap vermek üzere kurgulandı.
Linktera İnsan Kaynakları ile birlikte hayata geçirdiğimiz Linktera Academy ile yetkinlik gelişimini gerçek proje deneyimiyle destekliyoruz. Gerçek iş problemleri, proje deneyimi ve sürekli geri bildirimle desteklenen bu yapı sayesinde, bireyler yalnızca teknik bilgi edinmekle kalmıyor; işin bütününü anlayan, hızlı uyum sağlayan ve ekip içinde aktif rol alabilen profesyonellere dönüşüyor.
Bünyemize dahil ettiğimiz uzman profesyoneller, hızlı şekilde aktif projelere entegre oluyor. Linktera’nın yürüttüğü danışmanlık, veri, yapay zeka, risk ve regülasyon çalışmalarında yer alarak sahada deneyim kazanıyorlar. Böylece gelişim süreci ile ortaya konan iş çıktısı eş zamanlı ilerliyor; kurumlar açısından adaptasyon süresi önemli ölçüde kısalıyor.
Çalıştığımız iş ortakları, teknoloji sağlayıcıları ve çözüm partnerleriyle entegre bir yapı kuruyoruz. Talent Factory modeli de bu ekosistemin içinde konumlanıyor. Bu sayede yetenekler yalnızca tek bir kurum kültürüyle sınırlı kalmadan, farklı proje ortamlarında ve farklı iş yapış biçimleriyle çalışarak daha geniş bir deneyim kazanıyor. Bu yaklaşım aynı zamanda modelin ölçeklenebilirliğini de güçlendiriyor.
Tüm bu yapıyı Linktera’nın genel değer önerisiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Çünkü Talent Factory’yi tek başına bir eğitim ya da işe alım çözümü olarak değil; danışmanlık, ürün ekosistemi ve teknoloji kabiliyetiyle birlikte çalışan, uygulamaya dönük bir yapı olarak konumlandırıyoruz.
Yapay zeka, otomasyon ve veri odaklı teknolojilerinin iş yapış biçimlerini baştan aşağı değiştirdiği bir çağdayız. Gelişen teknolojiler ışığında, sektörün ihtiyaç duyduğu yetenek profili son birkaç yılda nasıl bir evrim geçirdi?
Yapay zeka, otomasyon ve veri odaklı teknolojilerin etkisiyle organizasyonların ihtiyaç duyduğu yetenek profili de önemli ölçüde değişti. Artık yalnızca belirli bir alanda uzmanlaşmış profiller yeterli değil; bağlamı anlayabilen, farklı disiplinleri bir araya getirebilen ve teknolojiyi iş süreçleriyle bütünleştirebilen yetkinlikler öne çıkıyor. Bu da yetenek tanımını daha bütünsel bir yapıya taşıyor.
Bugünün öne çıkan profesyonelleri yalnızca teknolojiye hakim olanlar değil; veriyle düşünebilen, karmaşık problemleri çözebilen ve ortaya koyduğu çıktıyı iş sonuçlarına dönüştürebilen kişiler.
Öğrenme anlayışı da bu değişimle birlikte yeniden şekilleniyor. Yetenek gelişimi artık tek seferlik eğitimlerle sınırlı değil; sürekli güncellenen ve deneyimle derinleşen bir sürece dönüşmüş durumda. Bu nedenle eğitim yaklaşımları da dönüşüyor. Etki yaratan modeller ise öğrenmeyi teoriden çıkarıp gerçek iş deneyimiyle buluşturan ve süreklilik içinde ilerleyen yapılar olarak öne çıkıyor.
Bugün fark yaratan unsur ise yalnızca bilgi değil; o bilginin nasıl yorumlandığı, nasıl hayata geçirildiği ve somut çıktıya dönüştürüldüğüdür.
Önümüzdeki dönemde yapay zeka ve otomasyonun fintech ekosisteminde iş gücü yapısını nasıl yeniden şekillendirmesini bekliyorsunuz? İnsan ve makinenin birlikte değer ürettiği yeni nesil finansal organizasyonları nasıl görüyorsunuz?

Önümüzdeki dönemde organizasyon yapılarının daha yalın, esnek ve entegre hale geldiğini göreceğiz. Bu dönüşümün merkezinde ise insan ve teknolojinin birlikte konumlandığı hibrit iş gücü modeli yer alıyor.
Yapay zeka ve otomasyon süreçleri hızlandırırken ve ölçeklenebilirliği artırırken, insanın rolü daha çok yorumlama, bağlam kurma ve karar alma alanlarında yoğunlaşıyor. Burada yaşanan değişim, iş gücünün azalmasından ziyade insanın organizasyon içindeki katkı alanının yeniden tanımlanması anlamına geliyor.
Bu nedenle teknolojiyi insanın yerine geçen bir unsur olarak değil; insanın kapasitesini artıran, karar kalitesini yükselten ve daha yüksek katma değerli alanlara odaklanmasını sağlayan bir kaldıraç olarak konumlandırmak gerekiyor.
Geleceğin finansal organizasyonları da bu bakış açısıyla şekilleniyor. İnsan ve makinenin ayrı ayrı optimize edildiği yapılar yerine, birlikte tasarlandığı ve birbirini tamamladığı sistemler öne çıkıyor.
Bu dengeyi kurabilen organizasyonlar ise yalnızca daha verimli değil; aynı zamanda daha hızlı öğrenen, daha doğru karar alan ve sürdürülebilir şekilde değer üreten yapılara dönüşüyor.
Linktera Talent Factory fikri nasıl doğdu? Bu modeli hayata geçirmenize yol açan sektörel ihtiyaçlar nelerdi?
Linktera Talent Factory’nin çıkışı doğrudan sahadaki deneyime dayanıyor. Uzun yıllardır finansal kurumlar, regülasyon odaklı yapılar ve teknoloji dönüşümü yaşayan organizasyonlarla yürüttüğümüz çalışmalar, bize çok net bir tablo gösterdi: Teknoloji yatırımları tek başına dönüşüm yaratmıyor; ürünler yeterli olmuyor, danışmanlık ise tek başına kalıcı sonuç üretmiyor. Asıl farkı yaratan, tüm bunları sahada hayata geçirecek doğru ekip yapısı.
Bir başka ifadeyle, kurumların ihtiyacı yalnızca çözüm değil; bu çözümleri hayata geçirecek kapasite. Linktera Talent Factory de tam olarak bu ihtiyaçtan doğdu. Bu modeli yalnızca bir yetenek yetiştirme yapısı olarak değil; Linktera’nın bütünsel hizmet yaklaşımını sahada güçlendiren stratejik bir uygulama katmanı olarak kurguladık.
Bugün Linktera; danışmanlık hizmetleri, finans ve risk alanındaki uzmanlığı, veri ve yapay zeka yetkinlikleri ve kendi ürün ekosistemiyle kurumlara çok boyutlu bir değer sunuyor. Payify, SpineX, Banking Report Management, CreditBoost, RateLink, Data Anomaly ve diğer veri ve analitik çözümlerimiz, kurumların dönüşüm ihtiyaçlarına somut karşılık verirken; Linktera Talent Factory bu çözümlerin daha hızlı, daha doğru ve sürdürülebilir şekilde hayata geçirilmesini sağlayan insan kaynağını destekliyor.
Kısacası Talent Factory’nin doğuşu, bir eğitim ya da işe alım ihtiyacından değil; sahada gördüğümüz bu dönüşüm boşluğunu kapatma ihtiyacından kaynaklandı.
Teknoloji yeteneklerinin küresel piyasalara hızla entegre olması, yerel şirketler için beyin göçü riskini beraberinde getiriyor. Türkiye’deki potansiyeli elde tutmak ve küresel standartlarda değer üreten bir yapı kurmak adına şirketlere hangi stratejik adımları atmalarını önerirsiniz?
Bugün yetenek gerçekten küresel bir değer haline geldi. Bu nedenle şirketlerin artık sorması gereken soru “İyi insanları nasıl elimizde tutarız?” değil, “Yeteneklerin parçası olmak isteyeceği bir yapı nasıl kurarız?” olmalı.
Yetenekleri elde tutmak yalnızca ücret politikası ya da kısa vadeli yan haklarla mümkün değil. İnsanlar artık anlamlı problemler üzerinde çalışmak, kendilerini geliştirebilecekleri alanlar bulmak, gerçek sorumluluk almak ve global standartlarda bir çalışma deneyimi yaşamak istiyor. Şirketlerin de bu beklentilere karşılık verebilen yapılar kurması gerekiyor.
Linktera olarak bu konuyu operasyonel bir insan kaynakları başlığı olarak değil, stratejik bir büyüme alanı olarak ele alıyoruz. Çünkü kurumların çalışanlarına sunduğu şey yalnızca bir pozisyon değil; aynı zamanda öğrenme, gelişim, etki yaratma ve değer üretme alanı. Bu nedenle yetenek gelişimi, liderlik yaklaşımı, esnek çalışma kültürü ve proje deneyiminin birlikte tasarlanması kritik.
Türkiye’nin insan kaynağı potansiyeli oldukça güçlü. Bu potansiyelin sürdürülebilir değere dönüşmesi ise ancak global kalite standartları, güçlü bir öğrenme kültürü ve çıktı odaklı çalışma modellerinin birlikte kurulmasıyla mümkün. Linktera olarak biz de hem kendi organizasyonumuzda hem de birlikte çalıştığımız kurumlarda bu yaklaşımı hayata geçirmeye odaklanıyoruz.
Teknik becerilerin hızla eskidiği günümüz dünyasında uyum sağlama, analitik düşünme ve duygusal zeka gibi yetkinlikler giderek önem kazanıyor. Eğitim programlarınızda salt kodlama veya teknik bilgiden öte, sürdürülebilir iş kültürü ve sosyal becerilerin gelişimini nasıl sağlıyorsunuz?
Bugün teknik bilgiye erişim hiç olmadığı kadar kolay. Ancak kurumlar için asıl değer yaratan unsur, bu bilginin nasıl kullanıldığı, nasıl yorumlandığı ve ne kadar hızlı hayata geçirilebildiği. Bu nedenle Linktera Talent Factory modelinde teknik yetkinlikleri önemli görüyoruz, ancak tek başına yeterli bulmuyoruz.
Odağımız; analitik düşünme, problem çözme, bağlam kurma, ekip içinde etkili çalışma, sorumluluk alma ve iş sonucuna odaklanma gibi kalıcı yetkinliklerin geliştirilmesi. Bu doğrultuda öğrenmeyi yalnızca sınıf ortamında ilerleyen teorik bir süreç olarak değil; gerçek iş deneyimiyle iç içe geçmiş dinamik bir gelişim alanı olarak ele alıyoruz.
Linktera Academy altında yürüttüğümüz gelişim programları sayesinde ekipler yalnızca belirli teknolojileri öğrenmekle kalmıyor; aynı zamanda gerçek iş senaryoları üzerinde çalışarak ekip bazlı problem çözme pratiği geliştiriyor ve geri bildirim kültürü içinde ilerliyor. Süreç, mentorluk ve proje deneyimiyle sürekli destekleniyor.
Linktera’nın genel ekosistemi de bu gelişimi güçlendiren önemli bir unsur. Yetenekler yalnızca teorik olarak hazırlanıp beklemiyor; doğrudan gerçek proje ve çözüm dünyasının içine dahil oluyor. Bu sayede sadece teknik becerilerini değil, iş disiplini, iletişim ve profesyonel yaklaşım gibi alanlarda da kendilerini geliştiriyorlar.
Linktera Talent Factory bağımsız bir yapı gibi görünse de arkasında finans, risk ve regülasyon alanlarında köklü bir tecrübeye sahip Linktera grubu bulunuyor. Söz konusu güçlü kurumsal yapının sunduğu bilgi birikimi, yeteneklerin sektöre hazırlanma sürecine nasıl bir derinlik katıyor?
Linktera Talent Factory’nin en güçlü yönlerinden biri tam olarak burada ortaya çıkıyor. Modelimiz teorik bir çerçeveye değil; doğrudan gerçek iş ihtiyaçlarına ve derin sektör deneyimine dayanıyor.
Linktera’nın finans, risk, regülasyon, veri ve teknoloji alanlarındaki uzmanlığı, Linktera Talent Factory içinde yetişen yeteneklere yalnızca teknik bir gelişim alanı sunmakla kalmıyor; aynı zamanda işin bütününü anlama becerisi kazandırıyor. Çünkü finansal teknolojiler dünyasında yalnızca teknik yeterlilikle sahada etkili olmak mümkün değil. Karar süreçlerini, regülasyon dinamiklerini, operasyonel gerçekleri ve müşteri ihtiyaçlarını birlikte değerlendirebilmek gerekiyor.
Bu kurumsal birikim sayesinde Linktera Talent Factory bünyesinde yetişen profesyoneller, sadece belirli araçları kullanmayı öğrenmiyor; aynı zamanda finansal kurumların nasıl çalıştığını, risk ve uyum alanlarının nasıl şekillendiğini ve veri ile teknolojinin iş sonuçlarına nasıl bağlandığını da kavrıyor.
Bu nedenle Linktera Talent Factory’yi yalnızca yetenek yetiştiren bir yapı olarak değil; Linktera’nın birikimini yeni nesil profesyonellere aktaran ve onları daha güçlü bir başlangıç seviyesine taşıyan stratejik bir gelişim modeli olarak konumlandırıyoruz.
Son olarak 2026 yılı hedeflerinizi sormak isterim. Önümüzdeki süreçte sektörel iş birliklerinizi genişletme, yepyeni eğitim programları tasarlama ve yetenek havuzunu büyütme ekseninde Linktera Talent Factory ajandasında hangi öncelikler yer alıyor?
2026 yılına bakarken bu alanı yalnızca büyütülmesi gereken bir iş kolu olarak değil, yeniden tanımlanması gereken bir model olarak ele alıyoruz. Çünkü açık konuşmak gerekirse, yapay zekanın geldiği nokta klasik insan kaynağı ve yetenek geliştirme yaklaşımlarını doğrudan zorluyor. Tekrarlayan işleri yapan ve sınırlı yetkinlik setine sahip profillerin değeri hızla azalıyor.
Bu nedenle yaklaşımımız, yapay zekayı rekabet ettiğimiz bir unsur olarak görmek değil; doğrudan modelimizin bir parçası haline getirerek yeni bir değer üretim standardı oluşturmak.
Bu doğrultuda 2026 ajandamızı dört temel stratejik eksen etrafında şekillendiriyoruz.
İlk olarak, AI-native Talent Factory modeline geçiş. Artık yetiştirdiğimiz her yeteneğin yalnızca belirli teknolojileri bilen değil; yapay zeka ile birlikte çalışabilen, bu araçları etkin kullanan ve üretkenliği artıran bir profile sahip olmasını hedefliyoruz. Bu kapsamda Linktera Academy programlarını yeniden kurgulayarak her rolü yapay zeka ile güçlendirilmiş bir yapıya taşıyoruz. Amacımız daha fazla insan yetiştirmek değil; daha yüksek çıktı üreten hibrit ekipler kurmak.
İkinci olarak, Build–Buy–Borrow–Bot yaklaşımıyla yeni nesil bir kapasite modeli oluşturuyoruz. Kapasiteyi artık sadece insan sayısı üzerinden değil, farklı kaynakların birlikte çalıştığı bir yapı üzerinden tanımlıyoruz. Kendi yetiştirdiğimiz yetenek havuzunu büyütürken, kritik alanlarda dış uzmanlıklardan faydalanıyor, iş ortaklarımızla proje bazlı kapasite yaratıyor ve yapay zeka ile otomasyonu bu yapının doğal bir parçası haline getiriyoruz. Böylece klasik headcount odaklı büyüme yaklaşımından çıkıp daha esnek ve ölçeklenebilir bir yapı kuruyoruz.
Üçüncü olarak, ekosistem odaklı büyüme ve ortak üretim modeline odaklanıyoruz. Linktera’yı yalnızca kendi içinde büyüyen bir organizasyon olarak değil; iş ortakları, teknoloji sağlayıcıları ve çözüm partnerleriyle birlikte değer üreten bir platform olarak konumlandırıyoruz. Linktera Talent Factory bu yapının merkezinde yer alıyor. Bu sayede yetenekler farklı ürünler, teknolojiler ve iş modelleriyle çalışarak daha hızlı gelişiyor ve model global ölçekte ölçeklenebilir bir yapıya kavuşuyor.
Dördüncü olarak ise ürün, yetenek ve uygulama entegrasyonunu daha da derinleştiriyoruz. Payify, Banking Reporting Manager, SpineX, CreditBoost, RateLink, Data Anomaly ve veri ile yapay zeka çözümlerimizle Linktera Talent Factory modelini daha sıkı entegre ediyoruz. Böylece yetişen yetenekler doğrudan bu ürünlerin geliştirilmesi ve sahada uygulanması süreçlerine dahil oluyor. Bu da hem ürünlerin yaygınlaşmasını hızlandırıyor hem de yeteneklerin gerçek iş çıktısı üretme kapasitesini artırıyor.
Tüm bu başlıkları birlikte değerlendirdiğimizde, 2026 yılı bizim için yalnızca büyüme yılı değil; modeli yeniden tanımladığımız ve geleceğe taşıdığımız bir dönem olacak.
