Mevzuat Uyum Derneği Başkanı Burak Şenol, Fintechtime Haziran sayısı için yazdı “Siber Güvenlikte Yeni Dönem: Kritik Altyapılar, Uyum ve Kurumsal Dayanıklılık”.

“2025 ve 2026’da atılan adımlar, siber güvenliğin teknik ekiplerin sorumluluğundan çıkarak uyum, yönetişim ve kurumsal dayanıklılık eksenine yerleştiği yeni bir dönemi başlattı. 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu ve Siber Güvenlik Başkanlığı ile daha merkezi ve stratejik bir yapı oluşurken, kritik altyapı kavramı finans, enerji, sağlık, dijital altyapılar ve dijital hizmetleri kapsayacak şekilde genişledi. Finans sektörü açısından olay bildirimi, üçüncü taraf risk yönetimi, dış hizmet sağlayıcı kontrolleri ve varlık envanteri gibi başlıklar artık daha güçlü bir düzenleyici çerçevenin parçası haline geliyor. DORA ve Basel eksenindeki küresel eğilimler de bu dönüşümü destekliyor. Yeni dönemde kurumların başarısı yalnızca saldırılardan korunma kapasitesiyle değil; dijital riskleri öngörme, operasyonel sürekliliği sağlama ve güven temelli bir dayanıklılık kültürü inşa etme becerisiyle ölçülecek.”

 

Siber Güvenlikte Yeni Dönem: Kritik Altyapılar, Uyum ve Kurumsal Dayanıklılık

Uzun yıllar boyunca siber güvenlik; bilgi teknolojileri ekiplerinin teknik uzmanlık alanı olarak değerlendirildi. Ancak dijitalleşmenin finansal sistemleri, kritik altyapıları ve toplumsal hayatı doğrudan şekillendirdiği günümüzde artık çok daha net bir gerçekle karşı karşıyayız:

Siber güvenlik artık yalnızca teknik bir konu değil; aynı zamanda bir uyum, yönetişim ve kurumsal dayanıklılık meselesidir.

Bugün bir siber olayın etkisi yalnızca sistem kesintileriyle sınırlı kalmamakta; veri ihlalleri, regülasyon ihlalleri, operasyonel aksaklıklar, itibar kaybı ve hatta finansal istikrar riskleri doğurabilmektedir. Bu nedenle siber güvenlik, giderek daha fazla şekilde mevzuat uyum, risk yönetimi, iç kontrol ve üst yönetim sorumluluğu ekseninde ele alınmaktadır.

Türkiye’de 2025 ve 2026 yıllarında yaşanan gelişmeler, bu dönüşümün en somut yansımalarından biri olmuştur.

 

Türkiye’de Siber Güvenlikte Yeni Paradigma

19 Mart 2025’te yürürlüğe giren 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu ile birlikte Türkiye’de siber güvenlik alanında yeni bir dönem başlamıştır. Kanun ile yalnızca yeni bir düzenleme yapılmamış; aynı zamanda siber güvenliğin yönetim modeli yeniden şekillendirilmiştir. Bu kapsamda kurulan Siber Güvenlik Başkanlığı ile birlikte daha önce farklı kurumlar arasında dağıtılmış durumda bulunan siber güvenlik faaliyetleri merkezîleştirilmiş; ulusal düzeyde daha koordineli ve stratejik bir yapı oluşturulmuştur.

Bu dönüşüm, yalnızca teknik kapasitenin artırılması anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda Türkiye’nin “dijital egemenlik”, “veri güvenliği”, “kritik altyapıların korunması” ve “siber dayanıklılık” yaklaşımının da kurumsal zemine oturtulduğunu göstermektedir.

 

Kritik Altyapı Kavramının Genişleyen Çerçevesi

Siber Güvenlik Kurulu’nun 5 Mayıs 2026 tarihli ilk toplantısında alınan kararlar ise yeni dönemin kapsamını daha da netleştirmiştir. Kurul tarafından finans, enerji, sağlık, ulaştırma, savunma sanayii, dijital altyapılar ve dijital hizmetler başta olmak üzere birçok alan kritik altyapı sektörü olarak belirlenmiştir. Bu durum, siber güvenliğin artık yalnızca belirli sektörlerin teknik güvenlik konusu olarak görülmediğini göstermektedir.

Özellikle “dijital altyapılar” ve “dijital hizmetler” kavramlarının kritik altyapı kapsamına dahil edilmesi, fintekler, teknoloji şirketleri, bulut hizmet sağlayıcıları ve dijital platformlar açısından da yeni bir düzenleyici döneme girildiğine işaret etmektedir. Bu yaklaşım, dijitalleşmenin ulaştığı boyut karşısında artık verinin, dijital hizmetlerin ve bağlantılı sistemlerin ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirildiğini ortaya koymaktadır.

 

Finans Sektörü Açısından Muhtemel Etkiler

Finans sektörü, taşıdığı veri hassasiyeti ve iktisadi sistem üzerindeki etkisi nedeniyle uzun süredir kritik altyapı kapsamında değerlendirilmektedir. Ancak yeni dönemde düzenleyici beklentilerin daha kapsamlı hale gelmesi beklenmektedir.

Önümüzdeki süreçte özellikle:

  • Olay bildirim yükümlülükleri,
  • Siber olay raporlama süreçleri,
  • Teknik güvenlik standartları,
  • Varlık envanteri yönetimi,
  • Üçüncü taraf risk yönetimi,
  • Dış hizmet sağlayıcı kontrolleri gibi alanlarda daha detaylı düzenlemeler gündeme gelebilecektir.

Bu durum, siber güvenliğin artık yalnızca bilgi teknolojileri ekiplerine bırakılabilecek bir alan olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Çünkü bugün bir siber olay;

  • operasyonel sürekliliği,
  • müşteri güvenini,
  • regülasyon uyumunu,
  • kurumsal itibarı doğrudan etkileyebilmektedir.

Dolayısıyla siber güvenlik; mevzuat uyum, risk yönetimi, iç kontrol, hukuk ve üst yönetim düzeyinde bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmalıdır.

 

Üçüncü Taraf Riski ve Tedarik Zinciri Güvenliği

Yeni dönemin en dikkat çekici başlıklarından biri de üçüncü taraf ve dış hizmet sağlayıcı riskidir. Siber Güvenlik Kanunu kapsamında; kritik altyapılarda kullanılacak ürün, sistem ve hizmetlerin belirli yetkilendirme ve sertifikasyon süreçlerine tabi tutulmasına yönelik yaklaşım, tedarik zinciri güvenliğini ön plana çıkarmaktadır.

Bu çerçevede;

  • teknoloji tedarikçileri,
  • yazılım ve donanım sağlayıcıları,
  • dış kaynak hizmetleri,
  • bulut altyapıları,
  • siber güvenlik danışmanlıkları gibi alanlarda ilave kontrol ve yönetişim mekanizmalarının gündeme gelmesi muhtemeldir.

Özellikle finans sektöründe dış hizmet kullanımının yaygınlaşması dikkate alındığında, üçüncü taraf riski artık yalnızca operasyonel bir konu değil; aynı zamanda bir uyum ve yönetişim meselesidir.

 

Küresel Regülasyon Trendleri ve Türkiye’ye Etkisi

Türkiye’de yaşanan bu dönüşüm, küresel ölçekte güçlenen dijital operasyonel dayanıklılık yaklaşımından bağımsız değildir. Avrupa Birliği’nde 2025 yılında yürürlüğe giren Dijital Operasyonel Dayanıklılık Yasası (DORA), finansal kuruluşların yalnızca kendi sistemlerinden değil; hizmet aldıkları üçüncü taraf bilgi ve iletişim teknolojileri sağlayıcılarından kaynaklanan risklerden de sorumlu olduğunu ortaya koymuştur. Böylece siber dayanıklılık, yalnızca teknik güvenlik değil; yönetişim, tedarik zinciri kontrolü ve operasyonel süreklilik perspektifiyle ele alınmaya başlanmıştır.

Benzer şekilde Basel Bankacılık Komitesi’nin 10 Aralık 2025 tarihinde yayımladığı “Üçüncü Taraf Risklerinin Sağlam Yönetimine Dair Rehber” de; bankaların dış hizmet sağlayıcıları, teknoloji firmaları ve dijital servis ekosistemine ilişkin riskleri bütüncül bir yönetişim modeli içerisinde yönetmesini öngörmektedir.

Bu gelişmeler, Türkiye’de BDDK, TCMB ve yeni kurulan Siber Güvenlik Başkanlığı öncülüğünde şekillenen regülasyon mimarisinin de önümüzdeki dönemde daha entegre, daha risk bazlı ve uluslararası standartlarla uyumlu bir yapıya evrileceğini göstermektedir.

 

Siber Güvenlikte Yeni Dönem: Teknik Güvenlikten Kurumsal Dayanıklılığa

Günümüzde kuruluşların yalnızca saldırıya karşı korunması yeterli değildir. Asıl mesele; saldırıları öngörebilmek, etkilerini minimize edebilmek ve kriz anlarında operasyonel sürekliliği sağlayabilmektir. Bu nedenle siber dayanıklılık kavramı ön plana çıkmaktadır.

Siber dayanıklılık;

  • güçlü teknik altyapı,
  • etkin yönetişim,
  • doğru risk yönetimi,
  • güncel varlık envanteri,
  • hızlı olay müdahalesi,
  • güçlü uyum kültürü ile mümkün olabilir.

Önümüzdeki dönemde kurumların başarısı yalnızca dijitalleşme hızlarıyla değil; bu dijitalleşmeyi ne kadar güvenli, kontrollü ve sürdürülebilir yönettikleriyle ölçülecektir.

Bu dönüşüm süreci, yalnızca regülatörlerin gündeminde değil; sektör profesyonellerinin ve uyum dünyasının da öncelikli çalışma alanlarından biri haline gelmiştir. Nitekim Mevzuat Uyum Derneği tarafından 12 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleştirilen “DORA ve Türkiye’de Gelişen Siber Güvenlik Regülasyonları” webinarında; dijital operasyonel dayanıklılık, üçüncü taraf riskleri ve küresel regülasyon trendleri kapsamlı şekilde ele alınmıştır. Benzer şekilde 4 Haziran 2026 tarihinde gerçekleştirilmesi planlanan “AI, Fraud ve Dijital Riskler Çağında Denetim ve Uyumun Dönüşümü” webinarı da; yapay zekâ, dijital riskler ve uyum fonksiyonunun dönüşümüne ilişkin yeni dönemin önemli tartışma başlıklarına odaklanacaktır.

 

Sonuç

Türkiye’de son dönemde atılan adımlar, siber güvenlik alanında daha merkezi, daha koordineli ve daha stratejik bir döneme geçildiğini göstermektedir. Ancak yeni dönemin en önemli mesajı şudur:

Siber güvenlik artık yalnızca teknik ekiplerin konusu değildir. Bugün siber güvenlik;

  • uyumun,
  • yönetişimin,
  • kurumsal güvenin,
  • operasyonel sürekliliğin ve kurumsal dayanıklılığın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

Önümüzdeki dönemde kuruluşlar açısından temel mesele yalnızca “siber saldırıya uğramamak” olmayacaktır. Asıl mesele; dijital riskleri öngörebilen, düzenleyici beklentilere hızla uyum sağlayabilen ve güven temelli dijital dayanıklılık kültürü oluşturabilen kuruluşlar inşa edebilmektir.

Çünkü dijital çağda güven artık yalnızca fiziksel sınırları değil; veriyi, sistemi ve kurumsal itibarı koruyabilme kapasitesiyle ölçülecektir.