Ödeal Kurucu ve CEO’su Fevzi Güngör ile Fintechtime Aralık sayısı ‘Yeni Gündem, Yeni Değerler’ dosya konusu kapsamında gerçekleştirdiğimiz özel röportaj yayında.
Fevzi Güngör, 2025’i ödeme teknolojilerinin yeniden şekillendiği bir değişim yılı olarak tanımlıyor. Kurum içi sadeleşme, yapay zekânın iş akışlarına yerleşmesi ve KOBİ’lerin hem fiziksel hem dijital kanallarda daha bütünleşik deneyim beklentisi, 2026’nın temel eksenini oluşturuyor. Ödeal’in platform yaklaşımına geçişi ve yeni dikeylerde büyüme planı ise bu dönüşümün merkezinde yer alıyor.
Dört Fikirle 2026
2026’da regülasyon uyumu ve iç kontrol mekanizmalarını güçlendiren kurumlar sürdürülebilir büyümeyi yakalayacak.
Akıllı otomasyon ve yapay zekânın günlük iş akışına entegrasyonu, işletmeler için gerçek bir verimlilik sıçraması yaratacak.
Girişimci reflekslerine sahip yetenekler, organizasyonların dönüşüm hızını ve rekabet avantajını belirleyecek.
AI agent’ların bireysel yaşamda yaygınlaşması, hizmet modellerini tamamen yeniden tasarlamayı gerektiren yeni bir dönemi başlatacak.
Ödeal Kurucu ve CEO’su Fevzi Güngör
“Gerçek değer, teknolojiyi daha karmaşık hale getirmekte değil; işletmeler için daha yalın, daha anlaşılır ve daha akıcı deneyimlere dönüştürebilmekte saklı.”
2025’i tek kelimeyle özetleseniz hangisini seçerdiniz? Neden?
2025’i “değişim” olarak tanımlayabilirim.
Bu yıl yalnızca bizim için değil, sektör için de alışkanlıkların yeniden şekillendiği bir dönem oldu. Ödeme teknolojileri tarafında hem regülasyonların hem de müşteri beklentilerinin hızlı gelişimini gördük.
Biz de yeni ekipler, yeni iş alanları ve farklı ihtiyaçlara yanıt veren çözümlerle şirketimizin çalışma modelini güncelledik. Ürün portföyünü çeşitlendirirken kararlarımızı veriyle destekledik ve operasyon süreçlerimizi sadeleştirerek çözüm sürelerimizi kısalttık.
Tüm bu adımlar, 2026’ya daha olgun bir organizasyon yapısı ve daha net hedeflerle girmemize yardımcı olacağına inanıyoruz.
Önümüzdeki yıl herkesin radarında hangi konu/konular olacak sizce?
Önümüzdeki yılın gündemine baktığımızda, sektör açısından öne çıkabilecek başlıklardan birinin regülasyon ve uyum süreçleri olacağını düşünüyorum. Finansal teknolojilerin ölçeklenmesiyle birlikte hem kullanıcı güvenini hem de kurumsal yapıları destekleyecek standartların daha fazla önem kazanması bekleniyor.
Bu dönemde yalnızca dış denetimlere dayanan yapılardan değil, kendi içinde güçlü kontrol mekanizmaları geliştiren, riskleri daha erken aşamada değerlendirebilen kurumların ayrıştığını görebiliriz. Bu yaklaşımın; ürün tasarımından operasyonel modellere ve iş birliklerine kadar pek çok alanda etkisini hissettirmesi muhtemel.
Ayrıca, yapay zekânın müşteri deneyiminden iş süreçlerine, operasyonel verimlilikten teknoloji ekiplerinin çalışma biçimlerine kadar birçok alanda daha görünür hâle geldiği bir döneme girebiliriz. Kurumların bu gelişmeleri stratejik bir avantaja dönüştürme isteğinin de artması olası.
2026’da “oyun değiştirici” etki yaratmasını beklediğiniz bir trend var mı?
2026’da “oyun değiştirici” etki yaratma potansiyeli taşıyan alanın, iş yapış biçimlerinin sadeleşmesi ve akıllı otomasyonun yaygınlaşması olduğunu düşünüyorum. İşletmeler süreçlerini sadece dijitalleştirmekten ziyade, öğrenebilen, veriyle beslenen ve sürekli gelişen modellere doğru ilerliyor.
Bu dönüşümün merkezinde yapay zekâ yer alıyor. AI artık belirli bir departmanın aracı olmaktan çıkıp ürün geliştirme, müşteri deneyimi, operasyon ve pazarlama gibi farklı fonksiyonların günlük akışına entegre olan bir çalışma biçimine dönüşüyor. Tekrarlayan işlerin otomasyonu ekipleri daha verimli ve yaratıcı alanlara yönlendirirken, karar alma süreçleri hızlanıyor ve veriden anlamlı içgörü üretme kapasitesi artıyor.
Özellikle KOBİ’ler tarafında ise ödeme süreçlerinde basitlik, şeffaflık ve bütünleşik deneyim ihtiyacının güçlendiğini görüyoruz. İşletmeler hem fiziksel hem dijital kanallarda benzer akıcılık bekliyor; daha az adım, daha net maliyet yapısı ve daha kolay entegrasyon önemli bir beklenti hâline geliyor.
Bu açıdan bakıldığında, 2026’da “oyun değiştirici” etkinin yalnızca ileri teknoloji geliştirmekten değil, teknolojiyi işletmeler için daha erişilebilir, anlaşılır ve doğrudan değer üreten modellere dönüştürmekten gelebileceğini düşünüyorum
2026’da liderlik anlayışını ya da kurum stratejilerini belirleyecek en kritik değer sizce hangisi?
2026’da kurumların içinde daha fazla “girişimci refleksleri olan” kişilere ihtiyaç duyulacağını düşünüyorum. Değişen piyasa koşulları, artık tek bir merkezden yönetilen yapılardan çok, farklı ekiplerde inisiyatif alabilen, hızlı düşünebilen ve fırsatı fark ettiğinde harekete geçebilen kişilerin değerini artırıyor.
Bu kişiler yalnızca yeni fikir üreten değil; fikri uygulamaya taşıyabilen, sonuçlarını izleyen ve gerektiğinde yeni bir yol deneyebilen yapıda oluyor. Böyle profiller kurum içinde sadece yönetime değil, ekiplerin çalışma biçimine de farklı bir enerji katıyor.
Bu nedenle birçok şirketin, önümüzdeki dönemde bu tip yetenekleri daha fazla destekleyen ve denemeye alan tanıyan bir çalışma kültürü oluşturacağını öngörüyorum. Çünkü organizasyonun farklı noktalarında bu tarz kişilerin varlığı hem değişimi yakalamayı hem de yeni fırsatları zamanında değerlendirmeyi kolaylaştırıyor.
Bir lider olarak hangi kaynaklardan besleniyorsunuz? Okurlarımıza ilham verecek bir okuma, izleme ya da dinleme öneriniz var mı?”
Elimden geldiğince okuyorum. Şirkette herkese hediye ettiğim iki kitap var. Eliyahu M. Goldratt – The Goal kitabı ve Patrick Lencioni – The Five Dysfunctions Of A Team. Bunun dışında Jim Collins – Good to Great, Jack Welch – Straight from the Gut, Peter Thiel – Zero to One, Ben Horowitz – The Hard Thing About Hard Things, Reid Hoffman – Blitzscaling , Chan Kim – Blue Ocean Strategy sevdiğim iş kitaplarından. Kurgu tarafta ise daha çok technothriller okuyorum. En sevdiğim kurgu yazarları olarak Marcus Sakey, Blake Crouch, Danel Suarez, Andy Weir ve tabii ki John Grisham’ı sayabilirim.
Bunun yanında Lenny’s Podcast gibi sektörel podcast’ler ve güncel trend raporları önemli ilham kaynaklarım arasında. Bilgiyi yalnızca tüketmek değil, onu süzüp işimize değer katacak şekilde yorumlamak beni en çok motive eden şeylerden biri.
Kendi alanınıza baktığınızda, 2026 için sizi en çok heyecanlandıran proje ya da atılım hangisi?
2026’da Ödeal genelinde üzerinde çalıştığımız en önemli başlıklardan biri, faaliyet alanlarımızı yeni dikeylere taşımak ve sunduğumuz ödeme teknolojileri çözümlerini daha bütüncül bir yapıya dönüştürmek olacak. Türkiye’de geliştirdiğimiz altyapıyı hem yerel pazarda hem de farklı coğrafyalarda daha geniş bir kullanım alanına sunmak için de hazırlıklarımız başladı.
Bu yapısal dönüşüm; fiziki POS ve sanal POS çözümlerinden finansman ürünlerine, açık bankacılık entegrasyonlarından banka iş birliklerine kadar uzanan çok katmanlı bir yol haritasını içeriyor. Ödeal, işletmelerin ödeme almasını sağlayan bir yapıdan çıkıp finansal süreçlerini tek noktadan yönetebilecekleri bir platform yaklaşımına doğru evriliyor.
10 yılı aşkın süredir Türkiye’de oluşturduğumuz güçlü hikâyeyi ileri taşırken, 2026’da özellikle yurt dışında gelişmekte olan pazarlarda benzer başarı örnekleri yaratma potansiyelini araştırmak ve deneyimlemek bizim için heyecan verici yeni bir alan olacak.
Bugünden bakınca, 2026’da herkesin konuşacağı ama şu anda yeterince gündeme gelmeyen bir konu söyleyin desek, neyi işaret edersiniz?
Bugünden baktığımızda, 2026’da daha fazla konuşulma ihtimali olan fakat bugün henüz yeterince gündemde olmayan konulardan biri, AI agent’ların bireysel yaşamdaki etkisi olabilir. Şu anda daha çok kurumsal süreçlerdeki kullanım alanlarını tartışıyoruz; ancak yapay zekâ, giderek bireylerin günlük hayatına entegre oluyor. Kişisel finans yönetimi, zaman planlaması ve öğrenme gibi alanlarda destek sunan dijital asistanlar, bilgi veren yapılardan çıkarak öneri üreten, karar süreçlerini kolaylaştıran yapılara dönüşüyor.
Bu noktada çoğu zaman gözden kaçan bir konu var: bireylerin bu teknolojilere adaptasyon hızı, kurumların dönüşüm hızının önüne geçebilir. Müşterisine kendi kurumsal AI agent’ıyla hizmet vermeyi planlayan şirketler, kendilerini müşterinin kendi kişisel AI agent’ıyla iletişim kurarken bulabilir. Bu durum, hizmet modellerinin yeniden düşünülmesini gerektiren yeni bir dinamik yaratıyor.
Bir dönem her ürünün içine mutlaka bir mesajlaşma deneyimi ekleme eğilimi vardı; bugün ise benzer bir yaklaşımın AI agent’lar etrafında şekillendiğini görüyoruz. Ancak asıl fark yaratacak olan, bu teknolojiyi kullanıcıların gerçek ihtiyaçlarına uygun bir şekilde konumlandırabilmek olacak.
