Vertiv Türkiye ve Orta Asya Satış Direktörü Atilla Görmüş ile Fintechtime Mart 2026 sayısı için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.

“Yapay zeka, veri merkezi mimarisini evrimsel değil, yapısal bir dönüşüme zorlarken; güç yoğunluğu ve soğutma denklemi sil baştan yazılıyor. Sıvı soğutmanın artık bir zorunluluk haline geldiği bu yeni dönemde altyapı sağlayıcılarının rolü de kökten değişiyor. Vertiv Türkiye ve Orta Asya Satış Direktörü Atilla Görmüş ile bir araya gelerek PurgeRite satın almasından MegaMod™ çözümlerine, enerji darboğazından gigawatt ölçeğindeki tesislere kadar sektörün yeni yol haritasını konuştuk. Veri merkezlerinin artık sadece bir IT yatırımı değil ülkelerin dijital egemenliğini belirleyen stratejik bir güç olduğunu vurgulayan Görmüş, Vertiv’in uçtan uca entegre çözümleriyle 2026’ya nasıl hazırlandığını anlattı.”

 

2025 yılı, yapay zeka yatırımları ve veri merkezi altyapıları açısından nasıl bir kırılma noktası oldu? 2026’ya yaklaşırken sektörde hangi temel eğilimlerin belirleyici olmasını bekliyorsunuz ve Vertiv bu yeni döneme nasıl hazırlanıyor?

2025 yılı, yapay zekâ yatırımlarının deneysel olmaktan çıkıp üretim ortamlarına taşındığı yıl oldu. Bu geçiş, veri merkezlerinde güç yoğunluğu, soğutma ve enerji sürekliliği konularını bir anda kritik hale getirdi. CPU odaklı mimarilerden GPU ve hızlandırıcı tabanlı yapılara geçiş, klasik veri merkezi tasarımlarının sınırlarını zorladı.

2026’ya yaklaşırken sektörde üç temel eğilim öne çıkıyor: yüksek kabin yoğunlukları, sıvı soğutmanın standart hale gelmesi ve enerji mimarilerinin yeniden tanımlanması. Veri merkezleri artık sadece daha büyük değil, aynı zamanda daha hızlı devreye alınabilen, modüler ve ölçeklenebilir yapılar olmak zorunda.

Vertiv bu döneme, enerji ve soğutmayı uçtan uca entegre eden çözümleriyle hazırlanıyor. Ürün satmanın ötesine geçerek, müşterilerin yapay zekâ iş yüklerini güvenli, verimli ve sürdürülebilir şekilde hayata geçirebilecekleri bütünleşik altyapılar sunuyor.

 

Sektördeki bu genel dönüşüm tablosunu biraz daha somutlaştıralım. Yapay zekâ, veri merkezlerinin bugüne kadar alışık olduğumuz mimarisini hangi noktalarda zorlamaya ve dönüştürmeye başladı?

Yapay zekâ, veri merkezlerini üç temel noktada zorlamaya başladı: güç yoğunluğu, ısı yönetimi ve mimari yaklaşım. Alışık olduğumuz yatay ve düşük yoğunluklu yapılar, GPU tabanlı iş yükleri karşısında yetersiz kalıyor. Tek bir rack içinde geçmişte tüm salonun ürettiği kadar işlem gücü ve ısı ortaya çıkıyor.

Bu durum, kabin yerleşiminden enerji dağıtımına, soğutma yöntemlerinden yedeklilik anlayışına kadar tüm tasarım prensiplerini değiştiriyor. Veri merkezleri artık “daha fazla alan” üzerinden değil, aynı alanda çok daha yüksek performans ve yoğunluk sunacak şekilde yeniden kurgulanıyor. Yapay zekâ, veri merkezi mimarisini evrimsel değil, doğrudan yapısal bir dönüşüme zorluyor.

 

Yapay zeka veri merkezlerini neden kökten dönüştürüyor?

Pandemiyle birlikte veri merkezlerine olan talep zaten artmaya başlamıştı. Hibrit çalışma modeli, uzaktan erişim ve dijital servislerin hızlanması klasik veri merkezi yatırımlarını tetikledi. Ancak son üç yılda yapay zekânın hayatımıza girmesiyle birlikte, bu yatırımlar bambaşka bir boyuta evrildi. Buradaki kırılma noktası CPU’dan GPU’ya geçiş oldu. CPU’ların saatler süren işlemleri, GPU’lar saniyeler içinde yapabilir hale geldi. Paralel işlem mimarisi, işlem gücünü katlarken veri merkezlerinin enerji, soğutma ve yoğunluk dengesini de tamamen değiştirdi.

 

GPU geçişi veri merkezi mimarisinde neyi değiştirdi?

Eskiden bir veri merkezinde kabin başına 5–10 kilovat yük planlaması yapılırdı. 100 kabinli, 500 kilovatlık bir tesis büyük kabul edilir ve “bizi 10 yıl götürür” denirdi. Bugün ise tek bir kabinde 150 kilovata ulaşıyoruz. Önümüzdeki dönemde bu rakamların 400 kilovatlara çıkması bekleniyor. Yani geçmişte 100 kabinle yaptığınız işi bugün üç kabinle yapabiliyorsunuz. Ancak bu yoğunluk beraberinde ciddi ısı üretimi ve güç talebi getiriyor. Veri merkezlerinin ölçeği küçülürken, karmaşıklığı ve stratejik önemi katlanarak artıyor.

 

Bu noktada neden sıvı soğutma kaçınılmaz hale geldi?

Klasik hava soğutma sistemleri bu yoğunluğu taşıyamıyor. Bugün tek bir GPU çipinin ürettiği ısı, ofislerde kullandığımız elektrikli ısıtıcılar seviyesinde. Üstelik bir sunucunun içinde bu çiplerden onlarca bulunuyor. Bu ısıyı havayla yönetmek mümkün değil. Sıvı soğutma artık bir tercih değil, zorunluluk. Üstelik soğutmayı yalnızca rack seviyesinde değil, çip seviyesine kadar götürmeniz gerekiyor. Bu da sahada yapılabilecek bir iş değil; fabrikada entegre edilmiş, test edilmiş, hazır çözümlerle mümkün oluyor.

 

Sıvı soğutmanın bu kadar kritik hale geldiği bir dönemde, Vertiv’in PurgeRite satın alması dikkat çekici bir adım oldu. Bu satın alma, Vertiv’in sıvı soğutma stratejisinde hangi ihtiyaca yanıt veriyor ve yapay zekâ odaklı veri merkezleri için nasıl bir fark yaratmayı hedefliyor?

Yapay zeka odaklı veri merkezlerinde sıvı soğutma artık sadece sistem kurmakla biten bir konu değil; sistemin doğru şekilde devreye alınması, mekanik flushing(sistem temizlenme) ve uzun vadede stabil çalışması kritik hale geldi. PurgeRite satın alması, Vertiv’in bu operasyonel boşluğu kapatma ihtiyacına doğrudan yanıt veriyor.

PurgeRite’ın uzmanlığı, sıvı soğutma devrelerinin sahaya girmeden önce doğru şekilde hazırlanmasını ve işletme sırasında performans kaybı yaratabilecek risklerin ortadan kaldırılmasını sağlıyor. Bu sayede Vertiv, yapay zeka veri merkezlerinde sıvı soğutmayı sadece bir teknoloji olarak değil, uçtan uca güvenilir bir altyapı çözümü olarak sunmayı hedefliyor. Bu da müşteriler için daha hızlı devreye alma, daha düşük risk ve daha öngörülebilir operasyon anlamına geliyor.

 

Enerji tarafında nasıl bir dönüşüm yaşanıyor?

Enerji ihtiyacı da aynı hızla dönüşüyor. Yükler arttıkça klasik AC besleme yetersiz kalıyor. Daha yüksek voltajlı DC mimarilere geçiş kaçınılmaz hale geliyor. Kablo kesitleri büyüyor, dönüşüm kayıpları artıyor. Bu yüzden veri merkezleri yalnızca enerji tüketen yapılar olmaktan çıkıp, enerjiyi nasıl üreteceğini ve depolayacağını planlayan yapılara dönüşüyor. Uzun vadede nükleer, hidrojen ve yerinde enerji üretimi gibi modellerin konuşulmasının nedeni de bu. Çünkü şebeke gittiği anda, veri merkezi ne kadar iyi tasarlanmış olursa olsun çalışamaz.

 

Vertiv bu dönüşüme nasıl yanıt veriyor?

Biz artık tekil ürün satmıyoruz. Enerji, soğutma ve veri altyapısını bütünleşik şekilde ele alıyoruz. Vertiv™ SmartRun yaklaşımı tam olarak bu noktada devreye giriyor. Enerji, soğutma ve data kablolamasını tek bir entegre yapı içinde sunuyoruz. Böylece sahada hız kazanılıyor, hata riski azalıyor ve ölçeklenebilirlik artıyor. Ayrıca modüler veri merkezi çözümleriyle müşteriler “ilk günden 5 megawatt, yarın 50 megawatt” gibi hedeflerle ilerleyebiliyor. Alan baştan buna göre hazırlanıyor, büyüme modül modül gerçekleşiyor.

 

Veri merkezleri artık neden stratejik altyapı olarak görülüyor?

Çünkü artık mesele yalnızca IT değil. Yapay zekâ iş yükleriyle birlikte veri merkezleri enerji güvenliği, sürdürülebilirlik ve dijital kapasite konularının kesişim noktasına geldi. Kabin yoğunlukları gigawatt seviyelerine yaklaşırken, ülkelerin şebekeleri bu talebi tek başına karşılayamaz hale geliyor. Bu yüzden veri merkezleri, ülkelerin dijital egemenlik tartışmalarının da bir parçası oluyor. Bugün veri merkezini doğru planlayamayan bir ülke, yarının yapay zekâ ekonomisinde söz sahibi olamaz.

 

Türkiye bu dönüşümün neresinde konumlanıyor?

Türkiye’de şu anda AI yatırımlarının ana talebi enterprise taraftan geliyor. Bankalar, finansal kurumlar ve büyük şirketler kendi yapay zekâ uygulamalarını çalıştırabilmek için veri merkezi yatırımlarını konuşuyor. Ancak hiper ölçekli büyük oyuncular, müşteri anlaşmaları netleşmeden yatırım yapmıyor. Bu çok net bir gerçek. Türkiye’de AI veri merkezi yatırımları, kısa vadede daha çok kurum içi ihtiyaçlar üzerinden şekillenecek.

 

Geleceğe baktığınızda veri merkezlerini nasıl bir rol bekliyor?

Veri merkezleri artık teknoloji projelerinin arka planında kalan yapılar değil. Yapay zekâ çağında veri merkezleri, enerji altyapısı kadar kritik, ulaştırma altyapısı kadar stratejik bir konuma geldi. Önümüzdeki dönemde bu tesisler; dijital kapasitenin, rekabet gücünün ve sürdürülebilir büyümenin temel yapı taşları olacak.

 

Vertiv Frontiers raporunda öne çıkan “gigawatt ölçeğinde veri merkezleri” öngörüsü, Türkiye ve yakın coğrafya için nasıl bir yol haritası çiziyor?

Vertiv Frontiers raporunda öne çıkan gigawatt ölçeği, veri merkezlerinin artık tekil IT yatırımları değil, ulusal ölçekte enerji ve dijital kapasite planlamasının bir parçası haline geldiğini gösteriyor. Türkiye ve yakın coğrafya açısından bu; güçlü enerji altyapısı, doğru lokasyon seçimi ve uzun vadeli kapasite planlamasının birlikte ele alınmasını zorunlu kılıyor. Kısa vadede bu ölçekler hyperscale yatırımlarla sınırlı kalabilir; ancak orta vadede, bölgesel hub olma potansiyeli olan ülkeler için gigawatt seviyesinde kampüslerin konuşulması kaçınılmaz. Bu da veri merkezi projelerinin, kamu–özel sektör iş birlikleri ve enerji stratejileriyle entegre şekilde ele alınmasını gerektiriyor.

 

Vertiv™ MegaMod™ HDX gibi prefabrik ve modüler çözümler, yapay zeka yatırımlarında “time-to-market” süresini nasıl kısaltıyor? Bu yaklaşım klasik veri merkezi projelerinden hangi noktalarda ayrışıyor?

Yapay zekâ yatırımlarında en kritik parametrelerden biri zaman. Vertiv™ MegaMod™ HDX gibi prefabrik ve modüler çözümler, veri merkezinin enerji, soğutma ve altyapı bileşenlerini sahaya gelmeden önce fabrikada entegre ve test edilmiş şekilde sunuyor. Bu sayede sahadaki kurulum süresi aylar değil haftalar seviyesine iniyor. Klasik veri merkezi projelerinde tasarım, inşaat ve entegrasyon adımları ardışık ilerlerken; modüler yaklaşımda bu süreçler paralel yürütülüyor. Sonuç olarak müşteriler, yapay zeka iş yüklerini çok daha hızlı devreye alabiliyor ve yatırımlarını talebe göre modül modül büyütebiliyor.

 

Dijital ikiz, uyarlanabilir sıvı soğutma ve yerinde enerji üretimi gibi kavramlar, önümüzdeki 5–10 yıl içinde veri merkezi işletmeciliğini nasıl dönüştürecek?

Bu teknolojiler veri merkezlerini daha öngörülebilir, verimli ve otonom hale getirecek. Dijital ikizler riskleri önceden görmeyi, uyarlanabilir sıvı soğutma değişken AI yüklerine anında uyum sağlamayı, yerinde enerji üretimi ise şebeke bağımlılığını azaltmayı mümkün kılacak. Veri merkezleri klasik IT tesislerinden, ileri mühendislik ve enerji yönetim merkezlerine dönüşecek.