Vertiv Türkiye ve Orta Asya Satış Direktörü Atilla Görmüş’ün ev sahipliğinde düzenlenen özel buluşmada, yapay zekâ odaklı veri merkezlerinin bugünü ve 2030 vizyonu ele alındı.
Vertiv Yapay Zekâ Veri Merkezlerini Yeniden Tanımlıyor
Yapay zekâ ile birlikte veri merkezleri, klasik altyapı anlayışının çok ötesine geçen bir dönüşüm sürecine girdi. Vertiv Türkiye ve Orta Asya Satış Direktörü Atilla Görmüş’ün ev sahipliğinde düzenlenen özel buluşmada, yapay zekâ odaklı veri merkezlerinin bugünü ve 2030 vizyonu ele alındı. Artan işlem gücü ihtiyacının enerji, soğutma ve mimariyi nasıl kökten değiştirdiği, doğrudan saha deneyimleri üzerinden paylaşıldı.
“CPU’dan GPU’ya geçiş, veri merkezlerini başka bir boyuta taşıdı”
Pandemiyle birlikte hız kazanan veri merkezi yatırımlarının, son üç yılda yapay zekâ ile tamamen farklı bir ölçeğe ulaştığını belirten Görmüş, CPU tabanlı mimarilerden GPU odaklı paralel işlem yapılarına geçişin kırılma noktası olduğuna dikkat çekti. CPU’ların saatler süren işlemleri saniyeler içinde gerçekleştirebilen GPU’lara evrilmesi, veri merkezlerinde hem güç yoğunluğunu hem de ısı üretimini radikal biçimde artırdı.
“Eskiden 100 kabinli veri merkezi büyüktü, bugün üç kabin yeterli”
Görmüş’e göre, geçmişte kabin başına 5–10 kilovat üzerinden planlanan veri merkezleri, bugün tek bir kabinde 150 kilovata ulaşan yoğunluklarla tasarlanıyor. Önümüzdeki yıllarda bu seviyenin 400 kilovata çıkması bekleniyor. Bu dönüşüm, veri merkezlerinin fiziksel alan algısını da kökten değiştiriyor. Daha az kabinle, çok daha yüksek işlem gücü sunan yapılar öne çıkıyor.
“Hava soğutma yetmiyor, sıvı soğutma artık zorunluluk”
Yapay zekâ iş yükleriyle birlikte soğutma ihtiyacının kritik bir eşik aştığını vurgulayan Görmüş, klasik hava soğutma sistemlerinin yetersiz kaldığını ifade etti. GPU seviyesinde 1 kilovatı aşan ısı üretimi, sıvı soğutmayı veri merkezlerinin temel bileşeni haline getiriyor. Çip seviyesine kadar inen kılcal borulama sistemlerinin sahada kurulmasının mümkün olmadığını belirten Görmüş, fabrikada test edilmiş entegre çözümlerin önemini vurguladı.
“Şebeke gittiğinde her şey duruyor, enerji bağımsızlığı kaçınılmaz”
Enerji tarafında ise veri merkezlerinin şebekeye bağımlılığının giderek azaldığı bir döneme giriliyor. DC besleme, yüksek voltajlı altyapılar ve büyük ölçekli batarya sistemleri, yeni nesil veri merkezlerinin vazgeçilmez unsurları arasında yer alıyor. Görmüş, uzun vadede nükleer ve hidrojen gibi alternatif enerji kaynaklarının da veri merkezleri için gündeme girdiğini belirterek, kesintisiz enerji ve soğutmanın veri güvenliği açısından hayati olduğunu ifade etti.
“Ürün satmıyoruz, uçtan uca çalışan sistemler sunuyoruz”
Vertiv’in bu dönüşüme yanıtı ise bütünleşik altyapı çözümleri oldu. Enerji, soğutma ve veri iletimini tek bir yapı altında birleştiren Smart Run yaklaşımı sayesinde, sahada hız kazanan, ölçeklenebilir ve “AI-ready” olarak tanımlanan veri merkezleri geliştiriliyor. Söz konusu yaklaşım, özellikle yüksek yoğunluklu yapay zekâ projelerinde operasyonel sürekliliği ön plana çıkarıyor.
“Veri merkezleri artık ulusal dijital kapasitenin parçası”
Buluşmanın en net çıktılarından biri, veri merkezlerinin artık yalnızca teknolojik tesisler olarak okunamayacağı gerçeği oldu. Atilla Görmüş’ün çizdiği çerçeveye göre yapay zekâ çağında veri merkezleri; enerji arzından soğutma altyapısına, regülasyondan ulusal kapasite planlamasına kadar uzanan çok katmanlı bir stratejik alan haline geliyor. Kabin başına yüzlerce kilovata ulaşan güç yoğunluğu, şebekeden bağımsız enerji üretimi ihtiyacı ve sıvı soğutma gibi ileri seviye çözümler, veri merkezlerini klasik BT yatırımlarının çok ötesine taşıyor.
Görmüş’ün vurguladığı gibi, artık mesele yalnızca “veriyi nerede tutuyoruz” sorusundan kaynaklanmıyor. Bu veriyi hangi enerjiyle, hangi süreklilikte ve hangi ölçekle ayakta tutabildiğimiz sorusu. Yapay zekâ iş yükleriyle birlikte megawatt seviyeleri gigawattlara yaklaşırken, veri merkezleri ülkelerin dijital egemenlik tartışmalarının da doğal bir parçası haline geliyor. Bu tablo, veri merkezlerini teknoloji projelerinin arka planında kalan pasif yapılar olmaktan çıkarıp; enerji güvenliği, sürdürülebilirlik ve dijital rekabet gücünün kesiştiği stratejik altyapılar olarak konumlandırıyor.
