Linktera Robotics CEO’su Onur Kardeş ile Fintechtime Mart 2026 sayısı için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.
“Dijital dönüşüm artık süreçleri otomatikleştirmekle yetinmeyip; yapay zeka destekli, bağlamı anlayan ve karar süreçlerine aktif katılan sistemlerle iş dünyasının yeni standardını oluşturuyor. Linktera Robotics, köklerindeki otomasyon gücünü yapay zeka ve “agentic” sistemler odağıyla harmanlayarak yepyeni bir teknoloji şirketine evrilmiş durumda. ABD’den Körfez bölgesine uzanan küresel operasyon ağı; UiPath, DRUID AI ve Snowflake gibi global oyuncularla kurduğu stratejik iş birlikleri ve veri odaklı yaklaşımıyla şirket, iş dünyasında dijital iş gücünün baş mimarlarından biri konumuna yükseliyor. Linktera Robotics CEO’su Onur Kardeş ile insan ve yapay zekanın omuz omuza çalıştığı yepyeni dönemi, söz konusu hibrit çalışma modelinin detaylarını ve kurumun uzun vadeli vizyonunu konuştuk.”
Onur Bey, Linktera Robotics’in hikayesiyle başlayalım. Linktera Robotics uzun yıllar otomasyon projeleriyle tanındı. Ancak bugün kendinizi yalnızca süreçleri otomatikleştiren bir şirket olarak değil, yapay zeka destekli, otonom ve akıllı sistemler geliştiren bir teknoloji şirketi olarak konumlandırıyorsunuz. Bu dönüşüm nasıl şekillendi? Linktera Robotics’i klasik otomasyon anlayışından ayıran temel kırılım noktası nedir?
Linktera Robotics aslında ani bir yön değişikliğinin değil, bilinçli ve kademeli bir dönüşümün sonucu. Linktera’nın yıllara dayanan operasyonel deneyimi, güçlü sistem entegrasyon kabiliyeti ve ürün geliştirme kültürü zamanla aynı vizyon etrafında birleşti ve Linktera Robotics bu kesişim noktasında doğdu.
Büyüme modelimiz hiçbir zaman masa başı bir genişleme stratejisine dayanmadı. Talent Factory yaklaşımımız sayesinde kurumların içinde ekipler kuruyor; projeleri yalnızca danışmanlık seviyesinde bırakmıyor, tasarlıyor, geliştiriyor ve birlikte işletiyoruz. Bu model bize teorik değil, operasyonun içinden beslenen bir perspektif kazandırdı. Süreçlerin nerede tıkandığını, karar noktalarının nerede yavaşladığını ve organizasyonların hangi alanlarda zorlandığını birebir deneyimledik.
Bunun yanında güçlü bir entegrasyon refleksimiz var. Farklı teknolojileri yan yana koyan değil, tek bir iş problemi etrafında bütüncül bir mimari kuran bir yaklaşım benimsiyoruz. Analitik, otomasyon ve veri katmanlarını birbirinden bağımsız çözümler olarak değil, birlikte çalışan bir sistem olarak tasarlıyoruz.
Üçüncü önemli yapı taşımız ise ürün geliştirme kültürümüz. Linktera Labs altında FinTech, RegTech ve yapay zekâ odaklı çözümler üretirken yalnızca mevcut ihtiyaca cevap veren projeler yapmadık; ölçeklenebilir ve tekrar edilebilir ürünler geliştirdik. Bu da bize mühendislik derinliği ve uzun vadeli düşünme disiplini kazandırdı.
Linktera Robotics bu üç gücün doğal bir sonucu olarak şekillendi.
İlk aşamada odağımız RPA oldu çünkü kurumların en büyük problemi teknoloji eksikliği değil, operasyonel karmaşaydı. Sistemler birbiriyle konuşmuyor, süreçler parçalı ilerliyor ve insanlar ekranlar arasında zaman kaybediyordu. Binlerce süreci dijitalleştirerek ciddi verimlilik sağladık.
Ancak zaman içinde şunu net biçimde gördük: Kurumların ihtiyacı yalnızca tekrarlayan işleri otomatikleştirmek değil; değişken, bağlam içeren ve yorum gerektiren karar süreçlerini de dijitalleştirmekti. Asıl kırılım noktası burada yaşandı.
Biz RPA’yı hiçbir zaman varış noktası olarak görmedik. Otomasyonu veri zekâsı ve karar mekanizmalarıyla birleştirerek daha otonom, öğrenebilen ve hedef odaklı sistemler geliştirmeye yöneldik. Bugün üzerinde çalıştığımız agentic yapılar yalnızca komut çalıştıran sistemler değil; bağlamı okuyabilen, farklı veri kaynaklarını yorumlayabilen ve belirlenen sınırlar içinde inisiyatif alabilen yapılar.
Klasik otomasyon görev odaklıdır. Bizim yaklaşımımız ise amaç odaklı.
Bu nedenle kendimizi artık yalnızca süreç otomasyonu yapan bir şirket olarak değil, insan ve yapay zekânın birlikte çalıştığı hibrit organizasyon modellerini tasarlayan bir teknoloji şirketi olarak konumlandırıyoruz.
Global müşterilerle çalışmaya başladığımızda ölçek konusu çok daha netleşti. Çoklu ülke yapıları, farklı operasyonel mimariler, yüksek işlem hacmi ve karmaşık regülasyon ortamları; yerel bakış açısıyla yönetilebilecek bir tablo değildi. Bu nedenle ABD yapılanmasını kurduk. Çünkü global ölçekte değer üretmek istiyorsanız, mimarinizi en baştan uluslararası standartlara göre tasarlamanız gerekir.
Bu ölçek deneyimi bizi doğal olarak bir sonraki aşamaya taşıdı. Süreçleri hızlandırmak artık yeterli değildi; sistemlerin bağlamı anlayabilmesi ve karar süreçlerine aktif katkı sunabilmesi gerekiyordu. Bu noktada agentic yaklaşım bizim için kritik bir eşik oldu.
Bugün geliştirdiğimiz agentic sistemler yalnızca komut çalıştıran yapılar değil; hedef odaklı çalışan, farklı veri kaynaklarını yorumlayan ve belirlenen sınırlar içinde inisiyatif alabilen dijital kapasite katmanlarıdır. Amaçları görev yürütmekten öte, kurumsal karar mekanizmasını güçlendirmektir.
Klasik otomasyon görev odaklıdır. Biz ise organizasyonları amaç odaklı, insan ve yapay zekânın birlikte çalıştığı bir dijital iş gücü modeliyle tasarlıyoruz.
Bizim için bu dönüşüm, otomasyondan zekâya geçiştir; operasyonel verimlilikten stratejik karar kapasitesine uzanan bilinçli bir mimari tercihtir.
Linktera Robotics, bağımsız bir teknoloji şirketi gibi hareket etse de arkasında Linktera gibi finans, risk ve regülasyon teknolojilerinde köklü bir ‘grup gücü’ var. Linktera grubunun finans, risk ve regülasyon alanındaki güçlü tecrübesi, geliştirdiğiniz yapay zeka ve otomasyon çözümlerine nasıl yansıyor? Özellikle bankacılık gibi yüksek regülasyonlu sektörlerde, AI tabanlı sistemlerde güven, şeffaflık ve denetlenebilirlik nasıl sağlanıyor?

Linktera Robotics’in en önemli avantajlarından biri, arkasındaki grubun finans, risk ve regülasyon alanındaki derin uzmanlığı. Yıllara yayılan proje deneyimi bize yalnızca teknik bilgi değil, sektörel refleks kazandırdı. Bankacılık ve finans gibi yüksek regülasyonlu alanlarda teknoloji geliştirirken hangi soruların sorulacağını, hangi risklerin gündeme geleceğini ve regülatörün neyi görmek isteyeceğini biliyoruz.
Bu nedenle bir AI çözümü tasarlarken odağımız yalnızca model performansı olmuyor. Regülasyona uyum, denetlenebilirlik, karar mekanizmasının açıklanabilirliği ve risk perspektifi tasarımın en başında konumlanıyor. Uyum ve risk bizim için sonradan eklenen bir kontrol katmanı değil; mimarinin başlangıç noktası.
Bu yaklaşımı üç temel prensip üzerinden uyguluyoruz.
İlk olarak açıklanabilirlik. AI modellerinin nasıl karar verdiği izlenebilir ve geriye dönük denetlenebilir olmalı. Kara kutu sistemler yerine, veri kaynaklarını, etki faktörlerini ve karar mantığını şeffaf biçimde ortaya koyan yapılar kuruyoruz.
İkinci olarak insan gözetimi. Agentic sistemler belirli ölçüde otonom çalışsa da kritik eşiklerde insan onayı ve müdahalesi tasarımın doğal parçası. Özellikle kredi tahsisi, risk skorlama veya regülasyon raporlaması gibi alanlarda nihai sorumluluk insan tarafında kalmaya devam ediyor.
Üçüncü olarak güçlü veri yönetişimi ve iz kayıtları. Tüm süreçlerin uçtan uca kayıt altına alındığı, versiyonlanabildiği ve gerektiğinde regülatöre sunulabildiği bir altyapı kurguluyoruz.
Linktera grubunun risk ve regülasyon tecrübesi sayesinde geliştirdiğimiz AI çözümleri yalnızca yenilikçi değil; aynı zamanda güvenilir, izlenebilir ve denetlenebilir yapılar haline geliyor. Bizim yaklaşımımızda teknoloji regülasyonla çatışmaz; regülasyonun içinde ölçeklenir.
Bu da bizi bir teknoloji sağlayıcısından öte, finansal kurumlar için uzun vadeli bir dönüşüm partneri konumuna taşıyor.
Global çapta 120’den fazla müşteri ve yıllık 200’ün üzerinde proje ile çok yoğun bir operasyon yönetiyorsunuz. Bugün birçok şirket yapay zekaya yatırım yapıyor ancak somut iş değeri üretmekte zorlanıyor. Linktera Robotics müşterilerinde bu yatırımı gerçek bir dönüşüme nasıl çeviriyor?
Gerçekten de bugün piyasada ciddi bir ‘AI heyecanı’ var; ancak teknoloji yatırımı yapmak ile iş değeri üretmek arasında önemli bir fark bulunuyor. Bizim yaklaşımımız bu ayrımı netleştirmekle başlıyor.
Öncelikle hiçbir projeye ‘AI kullanalım’ motivasyonuyla başlamıyoruz. ‘Hangi iş problemini çözüyoruz, hangi KPI’ı iyileştiriyoruz, hangi maliyeti düşürüyor veya hangi geliri artırıyoruz?’ sorularını netleştirmeden teknoloji seçimine geçmiyoruz. Yapay zekâ bizim için amaç değil, iş sonucuna ulaşmak için bir araç.
İkinci olarak, dönüşümü modüler ve ölçeklenebilir tasarlıyoruz. Büyük ve soyut projeler yerine, ölçülebilir çıktılar üreten fazlı yaklaşımlar benimsiyoruz. İlk aşamada hızlı değer üretimi sağlıyor, ardından sistemleri kurumsal ölçekte yaygınlaştırıyoruz. Bu model, hem yatırımın geri dönüşünü hızlandırıyor hem de organizasyon içinde güven inşa ediyor.
Üçüncü ve en kritik farkımız ise ‘dijital iş gücü mimarisi’ yaklaşımı. Biz yalnızca tekil otomasyonlar kurmuyoruz; süreç madenciliği, veri analitiği ve agentic AI katmanlarını entegre ederek kurumun işleyişini uçtan uca yeniden tasarlıyoruz. Böylece kazanım sadece zaman tasarrufu olmuyor; karar kalitesi artıyor, hata oranları düşüyor ve operasyonel çeviklik yükseliyor.
Bugün global ölçekte yürüttüğümüz projelerde en çok gördüğümüz çıktı şu: AI yatırımı doğru kurgulandığında, yalnızca verimlilik sağlamıyor; organizasyonun çalışma kültürünü değiştiriyor. İnsanlar tekrarlayan işlerden kurtulup analitik ve stratejik görevlere odaklanabiliyor.
Bizim için gerçek dönüşüm; bir projeyi canlıya almak değil, müşterinin iş modelinde kalıcı bir etki yaratmak demek. Linktera Robotics’i farklı kılan da bu etkiyi sistematik ve sürdürülebilir biçimde üretebilmemiz.
Son dönemde “Agentic Automation” kavramı öne çıkıyor. Yapay zeka artık sadece süreçleri hızlandıran bir araç değil, insanla birlikte çalışan bir dijital ekip arkadaşı haline geliyor. “Agentic” sistemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte insan ve yapay zeka arasındaki iş bölümü nasıl şekillenecek? Önümüzdeki birkaç yıl içinde şirketlerde bu yeni çalışma modeli nasıl evrilecek?

Agentic Automation, otomasyonun evriminde yeni bir aşamayı temsil ediyor. Geleneksel otomasyon belirli komutları yerine getirirken, agentic sistemler hedef odaklı çalışıyor; bağlamı anlayabiliyor, farklı veri kaynaklarını yorumlayabiliyor ve belirlenen sınırlar içinde inisiyatif alabiliyor.
Önümüzdeki dönemde insan ve yapay zekâ arasındaki iş bölümü ‘görev paylaşımı’ şeklinde değil, ‘rol paylaşımı’ şeklinde şekillenecek.
Tekrarlayan, veri yoğun ve çoklu sistem etkileşimi gerektiren işler büyük ölçüde dijital ajanlar tarafından yürütülecek. İnsanlar ise yorum, strateji, empati ve etik değerlendirme gerektiren alanlarda konumlanacak. Özellikle finans gibi sektörlerde; risk iştahının belirlenmesi, istisnai durumların değerlendirilmesi ve nihai sorumluluğun alınması insan tarafında kalmaya devam edecek.
Bence asıl dönüşüm organizasyon yapısında yaşanacak. Şirketler önümüzdeki birkaç yıl içinde ‘insan ekipleri’ yerine ‘hibrit ekipler’ tasarlamaya başlayacak. Bir operasyon ekibinde yalnızca çalışan sayısı değil, kaç dijital ajanla çalışıldığı da bir kapasite metriği haline gelecek.
Bu noktada kritik konu kültürel adaptasyon olacak. Agentic sistemler insanların yerini almak için değil, kapasitesini artırmak için tasarlanmalı. Başarılı kurumlar, AI’yı bir verimlilik aracı olarak değil, stratejik bir iş ortağı olarak konumlandıranlar olacak.
Biz Linktera Robotics olarak geleceği, insanın karar gücü ile yapay zekânın işlem kapasitesinin birlikte çalıştığı bir model olarak görüyoruz. Önümüzdeki birkaç yıl içinde şirketlerin rekabet avantajı, sahip oldukları insan kaynağı kadar, tasarladıkları dijital iş gücünün yetkinliğiyle de ölçülecek.
Bu nedenle Agentic Automation bir teknoloji trendi değil; iş yapış biçiminin yeniden tanımlanmasıdır
UiPath, DRUID AI ve Snowflake gibi global teknoloji liderleriyle stratejik iş birlikleriniz bulunuyor. Bu ekosistem yaklaşımı Linktera Robotics’in sunduğu çözümleri nasıl farklılaştırıyor? Müşteriler bu entegre yapıdan nasıl bir avantaj elde ediyor?
Bugün teknoloji dünyasında tek bir platformla uçtan uca dönüşüm sağlamak mümkün değil. Gerçek değer, doğru teknolojileri doğru mimari içinde bir araya getirebilmekten geçiyor. Bizim ekosistem yaklaşımımızın temelinde de bu var.
UiPath, DRUID AI ve Snowflake gibi global liderlerle kurduğumuz stratejik iş birlikleri; bize yalnızca teknoloji erişimi sağlamıyor, aynı zamanda global ölçekte doğrulanmış platformlar üzerinde ölçeklenebilir çözümler geliştirme imkânı veriyor.
Buradaki farklılaşma noktası şu: Biz bu teknolojileri bağımsız ürünler olarak konumlandırmıyoruz. Otomasyon katmanı, konuşma tabanlı arayüzler ve veri bulutu altyapısını entegre ederek ‘dijital iş gücü ekosistemi’ tasarlıyoruz.
Örneğin; UiPath tarafında süreç otomasyonu ve agentic orkestrasyon sağlanırken, DRUID AI ile kullanıcıların doğal dil üzerinden sistemlerle etkileşimi mümkün hale geliyor. Snowflake ise tüm bu yapının veri omurgasını oluşturuyor; güvenli, ölçeklenebilir ve gerçek zamanlı veri erişimi sağlıyor. Biz bu üç katmanı tek bir iş problemi etrafında bütüncül şekilde kurguluyoruz.
Müşteriler açısından avantaj üç boyutlu:
Birincisi, hız. Global olarak kanıtlanmış platformlar sayesinde projeler daha kısa sürede hayata geçiriliyor.
İkincisi, ölçeklenebilirlik. Çözüm yalnızca tek bir departmanda değil, kurum genelinde yaygınlaştırılabiliyor.
Üçüncüsü ve en önemlisi, geleceğe dayanıklılık. Açık mimari ve güçlü ekosistem sayesinde müşteriler teknolojiye bağımlı kalmadan, esnek ve sürdürülebilir bir dönüşüm altyapısı kurabiliyor.
Biz kendimizi bir ürün satıcısı olarak değil, doğru global teknolojileri stratejik iş hedefleriyle hizalayan bir mimari partner olarak konumlandırıyoruz. Ekosistem yaklaşımımızın temel farkı da burada yatıyor.
Generative AI ile birlikte kurum içi verinin stratejik değeri daha görünür hale geldi. Ancak birçok kurum hâlâ verisini anlamlı ve güvenli biçimde kullanmakta zorlanıyor. Linktera Robotics bu noktada şirketlere nasıl bir yol haritası sunuyor?

Generative AI’nin yarattığı en büyük fark, kurum içi verinin artık yalnızca raporlama için değil; karar üretmek, içerik oluşturmak ve operasyonel süreçleri yönlendirmek için kullanılabilir hale gelmesi oldu. Ancak burada kritik bir gerçek var: Veri hazır değilse, AI da hazır değildir.
Biz müşterilerimize üç aşamalı bir yol haritası sunuyoruz.
İlk aşama veri olgunluğu ve yönetişim. Kurumun verisi nerede, hangi kalitede, kim tarafından erişilebilir ve hangi regülasyonlara tabi? Önce bu resmi netleştiriyoruz. Veri sınıflandırma, erişim yetkilendirme, maskeleme ve denetim izleri gibi mekanizmalar kurulmadan Generative AI’yi devreye almak ciddi risk yaratır.
İkinci aşama anlamlandırma ve yapılandırma. Generative AI sistemlerinin doğru çalışabilmesi için verinin bağlamsal olarak organize edilmesi gerekir. Bu noktada veri gölleri, semantic katmanlar, bilgi grafikleri ve kuruma özel dil modelleri devreye giriyor. Amaç; modeli yalnızca genel internet bilgisiyle değil, kurumun kendi hafızasıyla beslemek.
Üçüncü aşama ise kontrollü ve hedef odaklı kullanım senaryoları. Biz AI’yi tüm kuruma bir anda yaymak yerine, yüksek etki potansiyeli olan use-case’lerle başlıyoruz. Örneğin; iç dokümantasyon asistanları, risk raporu taslak üretimi, müşteri talep özetleme veya regülasyon analiz destek sistemleri. Ölçülebilir değer üretildikçe kapsam genişletiliyor.
Burada en kritik konu güvenlik ve sınırlandırma. Generative AI sistemleri; veri sızıntısını engelleyen kapalı mimarilerde, rol bazlı erişimle ve tam denetlenebilir kayıt yapısıyla çalışmalı. Ayrıca insan onayı gerektiren eşikler net tanımlanmalı.
Bizim yaklaşımımız şu: Generative AI bir ‘deneme alanı’ değil, kurumsal stratejinin bir parçası olmalı. Doğru veri mimarisi, doğru güvenlik çerçevesi ve doğru kullanım senaryosu bir araya geldiğinde; kurum içi veri pasif bir arşiv olmaktan çıkar, aktif bir rekabet avantajına dönüşür.
Linktera Robotics olarak biz bu dönüşümü teknoloji sağlayarak değil, stratejik bir veri ve AI mimarisi kurarak yönetiyoruz
Linktera Robotics bugün ABD, Katar ve Dubai başta olmak üzere Körfez bölgesi, Azerbaycan, Yunanistan ve Balkan ülkelerinde aktif olarak hizmet veriyor; Ukrayna dahil farklı pazarlarda da projeler gerçekleştirdiniz. Farklı regülasyon yapıları, ekonomik dinamikler ve jeopolitik riskler barındıran bu pazarlarda sürdürülebilir bir büyüme modeli kurmak ciddi bir strateji gerektiriyor. Linktera Robotics bu çoklu coğrafyada kendini nasıl konumlandırıyor? Küresel bir teknoloji markasını inşa ederken sizi farklılaştıran temel yaklaşım nedir?
Çoklu coğrafyada sürdürülebilir büyüme sağlamak, yalnızca yeni pazarlara açılmakla değil; her pazarın dinamiklerini doğru okuyabilmekle mümkün.
Biz büyümeyi ‘yayılma’ olarak değil, kontrollü ve stratejik ölçeklenme olarak ele alıyoruz. Her ülkenin regülasyon yaklaşımı, veri hassasiyetleri, iş yapış kültürü ve ekonomik koşulları farklılık gösterebiliyor. Bu nedenle tek tip bir çözümü her pazara taşımak yerine, global standartlarda tasarlanmış bir teknoloji omurgasını yerel ihtiyaçlara uyarlıyoruz.
Özellikle regülasyon yoğun ve veri güvenliğinin kritik olduğu sektörlerde edindiğimiz deneyim, bize önemli bir refleks kazandırdı: Güvenlik, denetlenebilirlik ve veri yönetişimi tasarımın başlangıç noktası olmalı. Bu yaklaşım, farklı coğrafyalarda çalışırken sürdürülebilirliği mümkün kılıyor.
Küresel marka inşasında bizi farklılaştıran temel unsur ise şu: Biz teknoloji satmıyoruz, çözüm mimarisi tasarlıyoruz. Global ölçekte doğrulanmış metodolojiler, güçlü ekosistem iş birlikleri ve yerel adaptasyon kabiliyeti bir araya geldiğinde hem esnek hem dayanıklı bir yapı oluşuyor.
Ayrıca coğrafi çeşitlilik bizim için yalnızca büyüme değil, risk dengesi anlamına da geliyor. Tek bir pazara bağımlı kalmadan, farklı bölgelerde dengeli bir portföy yönetimi uyguluyoruz. Bu yaklaşım hem finansal istikrarı hem de marka sürdürülebilirliğini destekliyor.
Hedefimiz; belirli bir bölgenin güçlü oyuncusu olmak değil, dijital iş gücü ve agentic AI alanında global referans noktalarından biri haline gelmek. Linktera Robotics’i, bulunduğu her pazarda yerel güven kazanmış ama global standartlarda çalışan bir teknoloji markası olarak konumlandırıyoruz.
Önümüzdeki dönemde yapay zeka destekli sistemler sadece operasyonları değil, şirketlerin karar alma mekanizmalarını da dönüştürecek gibi görünüyor. Linktera Robotics bu yeni çağda nasıl bir konumlanma hedefliyor?
Yapay zekânın asıl dönüşüm gücü, operasyonel hızdan çok karar kalitesinde ortaya çıkacak. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajı; daha hızlı çalışan şirketlerden ziyade, daha doğru ve veri destekli karar alan şirketlerde olacak.
Biz bu yeni çağda kendimizi yalnızca otomasyon sağlayıcısı olarak değil, ‘karar altyapısı’ tasarlayan bir teknoloji şirketi olarak konumlandırıyoruz.
Operasyonel süreçlerin otomasyonu artık bir temel gereklilik. Asıl fark, bu süreçlerden üretilen verinin gerçek zamanlı analiz edilmesi, bağlamsal olarak yorumlanması ve yöneticilere öngörü sağlayacak şekilde sunulmasıyla ortaya çıkacak. Agentic sistemler burada kritik rol oynayacak; yalnızca görev yerine getiren değil, senaryoları değerlendiren, riskleri simüle eden ve alternatif aksiyon önerileri sunan yapılar yaygınlaşacak.
Linktera Robotics olarak hedefimiz, kurumların dijital iş gücünü yalnızca operasyonel bir destek mekanizması olmaktan çıkarıp, stratejik karar süreçlerinin aktif bir bileşeni haline getirmek.
Bunun için üç alana odaklanıyoruz:
Birincisi, karar destek sistemlerini AI ve veri katmanıyla güçlendirmek.
İkincisi, insan ve yapay zekâ arasında net bir sorumluluk ve kontrol mimarisi kurmak.
Üçüncüsü ise ölçeklenebilir ve güvenli altyapılar üzerinde bu dönüşümü sürdürülebilir kılmak.
Önümüzdeki birkaç yıl içinde şirketlerin organizasyon yapılarında ‘Chief AI Officer’ gibi rollerin daha yaygınlaştığını ve karar süreçlerinde dijital ajanların resmi bir paydaş haline geldiğini göreceğiz.
Biz bu dönüşümün izleyicisi değil, tasarımcısı olmayı hedefliyoruz. Linktera Robotics’i, dijital iş gücü ve karar zekâsı alanında küresel ölçekte referans gösterilen bir teknoloji markasına dönüştürmek için çalışıyoruz.
Röportajımızı Linktera Robotics’in nihai hedefiyle kapatalım. Onur Bey, Linktera Robotics için uzun vadeli “Kuzey Yıldızı” nedir? Önümüzdeki yıllarda nasıl bir etki yaratmayı hedefliyorsunuz?
Linktera Robotics’in Kuzey Yıldızı, yapay zekâyı yalnızca teknolojik bir araç olmaktan çıkarıp, kurumların sürdürülebilir rekabet avantajının temel bileşeni haline getirmek.
Bizim için başarı; daha fazla proje yapmak ya da daha fazla coğrafyaya açılmakla sınırlı değil. Asıl hedefimiz, dijital iş gücü ve agentic AI alanında küresel ölçekte referans gösterilen bir marka olmak ve geliştirdiğimiz sistemlerin kurumların karar kalitesini kalıcı biçimde artırması.
Uzun vadede üç tür etki yaratmayı amaçlıyoruz.
Birincisi, iş modeli dönüşümü. Şirketlerin yalnızca operasyonlarını değil, karar alma ve değer üretme biçimlerini yeniden tasarlamalarına katkı sağlamak.
İkincisi, insan odağını güçlendirmek. Yapay zekâyı insanın yerine geçen değil, kapasitesini artıran bir güç olarak konumlandırmak. Daha analitik, daha stratejik ve daha yaratıcı organizasyon yapılarının oluşmasına destek olmak.
Üçüncüsü ise küresel güven inşa etmek. Güvenli, denetlenebilir ve etik prensiplere bağlı AI mimarileri geliştirerek, teknolojinin sorumlu kullanımına öncülük etmek.
Önümüzdeki yıllarda şirketlerin rekabet gücü; sahip oldukları insan kaynağı ile tasarladıkları dijital iş gücünün uyumuyla ölçülecek. Biz bu uyumu tasarlayan ve ölçekleyen bir teknoloji markası olmayı hedefliyoruz.
Kuzey Yıldızımız net: İnsan ve yapay zekânın birlikte ürettiği değeri sistematik ve sürdürülebilir hale getirmek. Eğer müşterilerimizin karar kalitesi yükseliyor, organizasyonları daha çevik hale geliyor ve teknolojiyi güvenle ölçekleyebiliyorlarsa, doğru yoldayız demektir.
