Multinet Up Müşteri Deneyimi Genel Müdür Yardımcısı Gül Bilgin Mokan ile Fintechtime Mart 2026 sayısı “Fintek Dünyasının Mimarları” dosya konusu için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.

“Gül Bilgin Mokan, savunma sanayisinden otomotive uzanan disiplinlerarası geçmişini, ödeme sistemlerinin yüksek hızıyla harmanlayarak milyonlarca çalışanın hayatına dokunan bir müşteri deneyimi mimarı. Liderliği sadece teknik bir üstünlük değil; mentorluk, dayanışma ve sürekli öğrenme kaslarının birleşimi olarak gören Mokan, Multinet Up’ın eşitlikçi icra kurulu yapısında organizasyonel dönüşüme öncülük ediyor. Kariyer yolculuğunda “cam duvarları” yıkmanın yolunun denemekten ve ısrardan geçtiğine inanan tecrübeli yönetici; yapay zeka ile şekillenen gelecekte kadınların sadece teknolojiyi kullanan değil, değişimi insani boyutuyla “dönüştüren ve yön veren” kurucu aktörler olacağını vurguluyor.”

 

Fintek dünyasına adım attığınız o ilk günden bugüne, sizi ilgili dinamik yapının içinde tutan ve her gün yeni bir motivasyonla işe başlamanızı sağlayan temel tutku nedir? Söz konusu kariyer öyküsünün, bugün geldiğiniz noktadaki yönetim anlayışınızı nasıl şekillendirdiğini merak ediyoruz.

Kariyerimin ilk dönemlerinde savunma sanayi ve otomotiv gibi farklı disiplinlerde deneyim kazandım. Ödeme sistemlerine geçişim planlı bir rota değildi ancak bu alanın dinamizmini gördükten sonra burada kalmayı bilinçli olarak seçtim.

Ödeme sistemleri son derece hızlı dönüşen bir dünya. Her gün yeni bir şey öğrenmek ve global trendleri yakından izlemek zorundasınız. Kullandığınız teknolojiler, iş yapış modelleriniz ve hatta organizasyonel kültürünüz sürekli evriliyor. Sanırım beni bu yapının içinde tutan da tam olarak bu “güncel kalma” gerekliliği ve değişim sürecinin hiç bitmemesi. Ayrıca, bu alanda yaptığınız küçük bir dokunuş, ürüne kattığınız bir kolaylık ya da değer artıran bir geliştirme çok kısa sürede milyonlarca çalışanın günlük hayatına dokunabiliyor. Etki alanının bu kadar geniş olması da yaptığınız işe duyduğunuz tutkuyu ve fayda yaratma isteğini büyütüyor.

Yönetim anlayışım da zamanla dönüştü elbette. Daha önce kontrol odaklı bir yaklaşımım varken, bugün inovasyonu ve farklı bakış açılarını desteklemek için hem ekiplerime alan açmayı hem de çalışanlarla, müşterilerle daha güçlü ve sürdürülebilir bağlar kurmayı önceliklendiriyorum. Çünkü B2B2E (Şirketten Şirkete ve Şirketin Çalışanına) bir yapıda tek bir müşteriye değil, bütün bir ekosisteme hizmet ediyorsunuz. Ve bu ekosistemde mesele “en iyisini yapmak” değil, gerçekten değer katmak.

 

Kurumunuzdaki resmî yetki ve sorumluluklarınızın ötesinde; ekosistemi dönüştüren bir kadın lider olarak kendinize biçtiğiniz “görünmez” misyonu nasıl tanımlarsınız? Masada oturan bir yönetici olmanın ötesinde, sektöre nasıl bir imza bırakmayı hedefliyorsunuz?

Resmi görev tanımımın ötesinde kendime biçtiğim görünmez misyon aslında oldukça net: İşimde en iyisini yapmaya çalışırken aynı zamanda başka kadınlar ve genç kızlar için yol açmak. Çünkü ben yalnızca kendi kariyerimde ilerlemeyi değil, bulunduğum alanda kalıcı bir etki yaratmayı da önemsiyorum. Bu yaklaşımımı “en iyisini yap, örnek ol ve yalnız ilerleme” olarak özetleyebilirim.

Bu bakış açısı, doğal olarak beni yalnızca iş sonuçlarına odaklanan bir yöneticilik anlayışının ötesine taşıyor. Sektörde güçlü işler yapan kadınlarla bir araya gelmek, bu alana girmek isteyen gençlerle bağ kurmak ve arada sürdürülebilir bir etkileşim alanı oluşturmak benim için çok değerli. Çünkü gerçek dönüşümün ancak birlikte mümkün olduğuna inanıyorum. Bu nedenle yalnızca kurum içindeki sorumluluklarımla değil, gönüllü çalışmalarla da var olmaya özen gösteriyorum. Finans dünyasında 200’ün üzerinde üst düzey kadın yöneticinin yer aldığı WBN (Womanbuzznetwork) oluşumunda icra kurulu üyeliği yapıyorum. Aynı zamanda dijital alana nitelikli gençler kazandırmayı hedefleyen EduTech’te mentorluk projesi koordinatörlüğünü yürütüyorum.

Genç kızlarla bir araya geldiğimde, onların “Biz de ileride sizin gibi etki ve değer yaratan bir lider olmak istiyoruz” demeleri, aldığım hiçbir unvanla kıyaslanamayacak kadar motive edici. Çünkü benim için mesele masada bir koltuk kapmak hiç olmadı; masadaki gündemi dönüştürebilmek oldu.

Altını çizmek isterim ki sürdürülebilirlik, dijital dönüşüm, kadın liderliği ve yeni dünyanın yeni iş yapış şekilleri benim için ayrı başlıklar değil, birbirini besleyen bir dönüşüm alanı. Bu dönüşümün de kadınlarla ve gençlerle birlikte, onların enerjisi ve bakış açısıyla mümkün olduğuna inanıyorum. Bu yüzden hem iş hayatımda hem de gönüllü çalışmalarımda bu alanları bilinçli olarak önceliklendiriyorum.

 

Liderlik yolculuğunuzda “ilgili an benim için bir dönüm noktasıydı” dediğiniz, size liyakat ve direnç konusunda en büyük dersi veren özel bir tecrübe var mı?

Liderlik yolculuğumda geriye dönüp baktığımda, bakış açımı en çok değiştiren dönemin mentorluk almaya başladığım süreç olduğunu söyleyebilirim. Genelde mentorluk kariyerin başında ya da orta düzey yöneticiliğe geçerken önemli görülür. Oysa ben asıl üst düzey yöneticiliğe geçişte ne kadar kritik olduğunu deneyimledim. Çünkü o aşamada mesele yalnızca teknik yetkinlikler değil; denge kurma, stratejik düşünme, görünürlük yönetimi ve direnç gibi birçok farklı kasın aynı anda çalışması.

Bu süreçte, benden önce o yolu yürümüş bir kadın yöneticiden mentorluk almak hem sistemdeki dengeleri ve beklentileri daha iyi anlamamı sağladı hem de karşılaştığım zorlukların üzerine daha cesaretle gitmemi mümkün kıldı. Bazen birinin “Bu normal, ben de yaşadım” demesi bile insanın direncini beklenmedik ölçüde artırabiliyor. Zamanla mentorluk almanın yalnızca bireysel bir destek değil, aynı zamanda kolektif bir güç alanı olduğunu fark ettim.

İkinci önemli kırılma noktam da kadın çalışma arkadaşlarımla dayanışmanın dönüştürücü etkisini görmek oldu. İş dünyasında kadın katılım oranının hala yaklaşık yüzde 35 olduğu bir gerçek. Masalarda daha az olduğumuzu kabul edip bununla tek başımıza mücadele etmek yerine birlikte hareket etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Kadınların dezavantaj gibi görünen durumları avantaja dönüştürmesi de ancak bu bilinçli dayanışma ile mümkün oluyor.

 

Masada daha fazla kadının yer alması, sadece bir “sayısal veri” olmanın ötesinde, kurumunuzun ürün stratejilerine ve finansal kapsayıcılık vizyonuna nasıl bir boyut katıyor?

Kadın liderlerin karar süreçlerinde aktif rol alması, kurum içinde yalnızca bir denge göstergesi değil, stratejik yönü ve dönüşüm kapasitesini doğrudan etkileyen bir unsur. Geçtiğimiz günlerde katıldığım TBD 41. Bilişim Kurultayı’nda, iş yaşamında kadın konusunu araştıran uzmanlar dikkat çekici bir noktaya değindi: Önümüzdeki dönemde iş dünyasında ihtiyaç duyulan yetkinlik seti her 4-5 yılda bir değişecek.

Teknoloji, yapay zeka, toplumsal dinamikler ve sosyal krizler… Hayatın ritmi hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor. Bu durum da bize gösteriyor ki dayanıklılık artık sabit kalabilmekle değil, dönüşebilmekle mümkün. Kadınların sürekli öğrenme, adapte olma ve dönüşme konusundaki kaslarının oldukça güçlü olduğunu düşünüyorum. Dönüşüm hızı arttıkça ve destek mekanizmaları güçlendikçe, kadınların iş yaşamındaki yerinin daha da sağlamlaşacağını öngörüyorum.

Bu tablo kurumlar için de geçerli. Şirketlerin değişime hazırlanabilmesi için farklı disiplinleri birleştirebilen, derinlik ve genişliği aynı anda taşıyan “T insan” yaklaşımına ihtiyaç var. Kadın liderlerin çok boyutlu bakış açısı ve adaptasyon becerisi, ürün stratejilerinin daha kapsayıcı, daha çevik ve gerçek ihtiyaçlara daha temas eden bir yapıda kurgulanmasına katkı sağlıyor.

Multinet Up’ta ise icra kurulunda kadın-erkek dengesi eşit. Son yıllardaki gözlemlerime göre organizasyonel dönüşüm, yeni nesil teknolojilerin şirkete kazandırılması ve iş gücünün bu dönüşüme hazırlanması gibi konularda kadın liderler son derece aktif bir rol üstleniyor. Bu yalnızca temsili bir durum değil, stratejik bir katkı. Masada daha fazla kadının olması sadece sayıyı değil, dönüşümün yönünü de değiştiriyor.

 

Bugünden geriye dönüp baktığınızda; finansal teknolojiler alanında kariyer yapmak isteyen ancak “cam tavanlar”dan çekinen genç kadınlara, klişe tavsiyelerin ötesinde, gerçekçi bir rehberlik için neler söylemek istersiniz?

Finansal teknolojiler gibi hızlı dönüşen bir alanda kariyer yapmak isteyen genç kadınlara ilk söyleyeceğim şey şu olur: Kendilerini geri planda tutmasınlar ve fırsat gördükleri her pozisyona aday olmaktan çekinmesinler. Çünkü hiçbir şey önümüze gümüş tepsiyle sunulmuyor. Aday olmadan, denemeden ve hatta bazen kaybetmeden o kapılar açılmıyor.

Boğaziçi Üniversitesi’nin ilk kadın rektörü Prof. Dr. Ayşe Soysal’ın “İlk kadın rektör olmak için üç kez aday oldum; ikisini kaybettim, birini kazandım.” sözünü çok kıymetli buluyorum. Bu cümle, başarının çoğu zaman denemekten ve ısrardan geçtiğini çok net anlatıyor. Genelde bizi durduran şey sistemin kendisi değil, kendi zihnimizde büyüttüğümüz engeller oluyor. Bu nedenle özellikle finansal teknolojiler gibi dinamik bir alanda kariyer hedefleyen genç kadınlara mutlaka bir mentor edinmelerini öneririm. Kapıların nasıl açıldığını, hangi becerilerin gerçekten kritik olduğunu içeriden gördüklerinde, sahip oldukları potansiyelin farkına daha net varıyorlar. O noktadan sonra süreç göz korkutucu olmaktan çıkıyor, daha yönetilebilir ve dönüştürülebilir hale geliyor.

Mühendislik eğitimi alan genç kadınları teknik alanlara yönlendirmekte de zorlandığımızı da görüyorum. Oysa cam tavandan önce bir de “cam duvarlarımız” var. Daha adım atmadan kendimizi geri çekebiliyor, merdiveni çıkmaya başlamadan tavana çarpma ihtimalini düşünüyoruz. Oysa cam tavana çarpmak için önce merdivene basmak gerekiyor.

Ayrıca, korkunun yarattığı ataletten mümkün olduğunca hızlı çıkmak ve denemekten vazgeçmemek kritik. Özellikle kadınların daha az temsil edildiği alanlarda bu cesaret çok daha belirleyici oluyor. Ben, kadınların az olduğu alanların aynı zamanda büyük fırsat alanları olduğuna inanıyorum. Kadın bakış açısının, empati gücünün ve çok boyutlu düşünme becerisinin daha görünür olduğu ortamlarda fark yaratmak çoğu zaman daha mümkün oluyor. Sayıca az olunan yerde görünürlük artar, önemli olan geri durmamaktır.

 

2026 ve sonrasına dair ajandanızdaki en heyecan verici projeyi düşündüğünüzde; kadınların söz konusu geleceği inşa ederken üstleneceği en kritik rolü hangi kelimelerle tanımlarsınız?

2026 ve sonrasına baktığımda beni en çok heyecanlandıran başlık, yapay zeka ve yeni nesil teknolojilerle birlikte iş gücünün dönüşümünü doğru yönetebilmek. Teknolojiyi yalnızca verimlilik artışı için değil, insanı destekleyen ve potansiyelini açığa çıkaran bir araç olarak kullanabildiğimiz projeler benim için ayrı bir anlam taşıyor.

Önümüzdeki dönemde temel soru “Teknoloji hızlanırken insanın dönüşümü aynı hızda ilerleyebilecek mi?” olacak. Tam da bu noktada kadınların çok kritik bir rol üstleneceğine inanıyorum. Çünkü kadın liderler dönüşümü yalnızca sistemsel bir değişim olarak değil, insani boyutuyla birlikte ele alıyor. Değişimin ekipler üzerindeki etkisini, adaptasyon sürecini ve duygusal tarafını daha bütüncül değerlendirebiliyorlar.

Ayrıca, kadın liderlerin gençlerle çalışma ve onlara uyumlanma konusunda doğal bir avantajı olduğunu gözlemliyorum. Öğrenmeye açıklık, esneklik ve empati becerisi sayesinde genç kuşaklarla daha hızlı bağ kurabiliyorlar. Oysa geleceği şekillendirecek olan, büyük ölçüde gençlerin geliştirdiği teknolojiler, kurduğu şirketler ve benimsediği yeni iş yapış biçimleri olacak. Bu yeni dünyaya adapte olmanın yolu da gençlerle birlikte üretmekten geçiyor.

Bu nedenle kadınların rolünü üç kelimeyle tanımlayabilirim: Dönüştüren, uyumlayan ve yön veren. Artık yalnızca temsil edilen değil; karar alan, tasarlayan ve yeni düzenin mimarisine etki eden bir noktadayız. Geleceği inşa ederken kadınların rolü destekleyici değil, kurucu olacak ve bana göre asıl heyecan verici olan da tam olarak bu.