Sanction Scanner Kurucu CEO’su Fatih Coşkun ile Fintechtime Nisan sayısı “Liderlerin Gözünden 2026’nın Siyah Kuğuları” dosya konusu için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.

“Finansal teknolojiler ekosisteminde regülasyonlar salt bir uyum prosedürü olmanın ötesine geçerek, şirketlerin küresel genişleme stratejilerini dikte eden ana pusulaya dönüşüyor. Sınır ötesi pazarlarda AB, ABD ve APAC eksenindeki parçalı veri rejimleri, kurumları baştan aşağı modüler bir uyum mimarisi inşa etmeye mecbur bırakıyor. Fatih Coşkun, söz konusu mevzuat çatışmalarının yarattığı stratejik dar boğazları ve yapay zeka destekli karar mekanizmalarının hukuki zemin arayışını sektörün mutfağından gelen çarpıcı tespitlerle masaya yatırıyor.”

 

Mevzuatın Labirenti mi, Sınır Ötesi Parçalanma mı?

Finansal teknolojiler uzun süre “önce ürün, sonra regülasyon” refleksiyle büyüdü. Yeni çözümler piyasaya çıktı, kullanıcı davranışı değişti, mevzuat ise çoğu zaman birkaç adım geriden geldi. Ancak 2026 tablosunda denge belirgin biçimde değişiyor. Regülasyon artık yalnızca sonradan yetişen bir çerçeve sunmuyor; ürün kararlarını, büyüme rotasını, veri mimarisini ve sınır ötesi ölçeklenme kapasitesini doğrudan belirleyen stratejik bir katmana dönüşüyor.

Bugün fintekler açısından en büyük gerilimlerden biri, küresel ölçekte büyüme arzusu ile yerel mevzuat gerçekliği arasındaki mesafede oluşuyor. Şirketler aynı anda farklı pazarlarda var olmak, veri akışını hızlandırmak, yapay zeka tabanlı karar süreçlerini yaygınlaştırmak ve yeni lisans alanlarına girmek istiyor. Buna karşılık düzenleyici çerçeveler aynı hızda, aynı mantıkla ve aynı önceliklerle ilerlemiyor. Tam tersine, kurallar arasındaki ayrışma derinleşiyor. Böyle bir zeminde regülasyon artık yalnızca uyum ekiplerinin gündemi olmaktan çıkıyor; doğrudan iş modelinin dayanıklılığını belirleyen ana başlıklardan biri haline geliyor.

2026’nın siyah kuğuları regülasyon ve uyum cephesinde tam da burada şekilleniyor. Sorun yalnızca yeni kural gelmesi ya da lisans baskısının artması değil. Asıl kırılganlık, mevzuatın farklı coğrafyalarda farklı hızlarla sertleşmesi, teknolojik dönüşümün hukuki karşılığının netleşmemesi ve otonom finansal kararların sorumluluk alanının bulanıklaşmasıyla büyüyor. Bir başka ifadeyle, fintekler için risk artık sadece kurallara uymamak değil; hangi kurala, hangi hızda ve hangi yorumla uyulacağını yönetememek.

Siyah Kuğu Nerede?

Regülasyon ve uyum dünyasında görünmeyen riskler, çoğu zaman mevzuat metninin satır aralarında değil, farklı sistemlerin birbiriyle çakıştığı alanlarda birikiyor.

Mevzuat parçalanması: AB, ABD, Asya ve diğer pazarlarda yapay zeka, veri mülkiyeti, dijital varlıklar, açık finans ve lisanslama rejimleri aynı eksende ilerlemiyor. Bu tablo, sınır ötesi büyümek isteyen fintekleri yalnızca daha fazla uyum maliyetiyle karşı karşıya bırakmıyor; kimi zaman birbirini dışlayan kararlar almak zorunda bırakıyor.

Tersine regülasyon gecikmesi: Uzun yıllar teknoloji önde, mevzuat geride ilerledi. Bugün bazı alanlarda tablo tersine dönüyor. Düzenleyici değişim o kadar hızlanıyor ki, ürün ekipleri, hukuk ekipleri ve uyum mimarileri aynı tempoya ayak uydurmakta zorlanıyor. Buradaki risk, yalnızca gecikmek değil; hız baskısı altında karar kalitesini kaybetmek.

Algoritmik sorumluluk ve lisans baskısı: Yapay zeka destekli finansal kararların yaygınlaşmasıyla birlikte, hatalı kredi değerlendirmesi, yanlış risk puanlaması ya da şeffaf olmayan yönlendirme gibi alanlarda hukuki muhatap sorusu daha sert biçimde gündeme geliyor. Kararı makine verdiğinde, sorumluluk zincirinin nerede başlayıp nerede bittiği henüz yeterince berrak değil.

 

Büyüme Rotasının Nereye Çizileceğini Artık Doğrudan Mevzuat Belirliyor!

 

Sanction Scanner Kurucu CEO’su Fatih Coşkun

 

 

Finansal teknolojiler ekosisteminde regülasyonlar salt bir uyum prosedürü olmanın ötesine geçerek, şirketlerin küresel genişleme stratejilerini dikte eden ana pusulaya dönüşüyor. Sınır ötesi pazarlarda AB, ABD ve APAC eksenindeki parçalı veri rejimleri, kurumları baştan aşağı modüler bir uyum mimarisi inşa etmeye mecbur bırakıyor. Fatih Coşkun, söz konusu mevzuat çatışmalarının yarattığı stratejik dar boğazları ve yapay zeka destekli karar mekanizmalarının hukuki zemin arayışını sektörün mutfağından gelen çarpıcı tespitlerle masaya yatırıyor.

 

 

Bugün regülasyon ve uyum başlığına en çok hangi mercekten bakıyorsunuz: büyüme sınırı, rekabet avantajı, risk yönetimi, lisans güvenliği ya da stratejik yön tayini? 

Regülasyona yalnızca uyum çerçevesinden bakmak, bugün artık yeterli değil. Biz bu başlığa öncelikle stratejik yön tayini merceğinden bakıyoruz; çünkü hangi pazara nasıl girileceğini, ürünün nasıl konumlandırılacağını ve büyüme rotasının nereye çizileceğini artık doğrudan mevzuat belirliyor. 

Özellikle sınır ötesi ölçeklenmede bu tablo çok net görünüyor. AB, MENA, APAC gibi coğrafyaların her biri farklı bir düzenleyici mantıkla işliyor. Bu farklılıklar büyüme için bir engel olabilir; ancak doğru hazırlanmış bir uyum altyapısıyla aynı zamanda ciddi bir rekabet eşiği haline de geliyor. 

 

Sınır ötesi büyüme hedefi olan fintekler açısından bugün en büyük kırılganlık sizce nerede oluşuyor: farklı mevzuatların çatışmasında mı, veri rejimlerinde mi, yoksa lisans yorumlarındaki belirsizlikte mi? 

Sınır ötesi büyüme hedefi olan fintekler için en keskin kırılganlık, tek bir noktada değil; farklı sistemlerin birbiriyle çakıştığı alanda birikiyor. 

Mevzuat çatışması bu tablonun en görünür boyutu. AB’nin DORA ve GDPR çerçevesi, ABD’nin eyalet bazlı lisanslama mantığı, APAC’ın ülkeden ülkeye değişen veri yerelleştirme gereksinimleri aynı anda karşınıza çıktığında, uyumlu kalmak değil hangi kurala öncelik vereceğinize karar vermek asıl zorluğa dönüşüyor. 

Veri rejimleri ise giderek daha kritik bir ayrışma noktası haline geliyor. Müşteri verisinin nerede işlendiği, nerede saklandığı ve kiminle paylaşıldığı artık yalnızca teknik bir tercih değil; doğrudan pazar erişimini belirleyen bir karar. Bazı coğrafyalarda uyumlu bir veri mimarisi kurmadan ürünü orada çalıştırmak mümkün değil. 

 

Mevzuatın bazı alanlarda teknolojiden daha hızlı değiştiği mevcut tabloda, finansal ekosistem gerçekten hazırlıklı mı, yoksa uyum ekipleri karar baskısı altında yetişmeye mi çalışıyor? Yapay zeka destekli finansal kararların hukuki ve etik sorumluluğunu mevcut uyum mimarileri gerçekten taşıyabiliyor mu? 

Dürüst bir değerlendirme yapmak gerekirse, finansal ekosistem büyük ölçüde hazırlıklı değil. Uyum ekipleri bugün gerçek anlamda karar baskısı altında çalışıyor. Mevzuat değişim hızı arttıkça, bu ekipler yalnızca kuralları takip etmekle değil; hangi yorumun geçerli sayılacağını, hangi değişikliğin öncelikli olduğunu ve kararın hukuki karşılığının ne olduğunu aynı anda yönetmek zorunda kalıyor. 

Yapay zeka bu tabloya hem sorun hem çözüm olarak giriyor. Sorun boyutunda: AI destekli finansal kararların yaygınlaşmasıyla birlikte algoritmik sorumluluk henüz net bir hukuki zemine oturmuş değil. Karar makine verdiğinde, sorumluluğun nerede başlayıp nerede bittiği çoğu düzenleyici çerçevede hala belirsiz. 

Çözüm boyutunda ise AI, uyum ekiplerinin kapasitesini artırmak için ciddi bir fırsat sunuyor. Tarama süreçlerini hızlandırmak, veri hacmini yönetmek ve değişen kurallara adaptasyonu otomatize etmek artık mümkün. Asıl mesele bu araçları doğru altyapıyla, denetlenebilir biçimde kullanmak. 

 

Regülasyon parçalanması, küresel fintek vizyonunu yönetilebilir bir uyum sorunu seviyesinde mi tutuyor, yoksa şirketleri yerel sınırların içine hapseden yapısal bir duvara mı dönüşüyor? 

Regülasyon parçalanması gerçek bir yük, bunu küçümsemek doğru olmaz. Ancak bunu otomatik olarak yapısal bir duvar şeklinde tanımlamak da yanıltıcı olur. 

Fark yaratan şey hazırlık düzeyi. Farklı mevzuatları sonradan yamalamaya çalışan şirketler için parçalanma gerçekten felç edici bir engele dönüşebiliyor. Buna karşın uyum altyapısını baştan modüler ve ölçeklenebilir kuran şirketler için aynı tablo yönetilebilir bir operasyonel soruna indirgenebiliyor. 

Biz bunu pratikte görüyoruz. 70’i aşkın ülkede faaliyet gösteren müşterilerimiz, farklı düzenleyici rejimleri aynı anda karşılamak zorunda kalıyor. Bu kolay değil; ama doğru araçlarla ve doğru mimariyle mümkün. 

 

Bugün sizi daha fazla düşündüren risk hangisi: kuralların yetersiz kalması mı, yoksa kuralların hızla çoğalırken ortak bir mantık üretememesi mi? 

İkisi de gerçek risk; ama beni daha fazla düşündüren ikincisi. 

Kuralların yetersiz kalması tanıdık bir sorun. Sektör bunu yönetmeyi öğrendi; boşlukları doldurmak için ihtiyatlı davranmak, düzenleyicilerle diyalog kurmak, belirsizliği kabul ederek ilerlemek mümkün. 

Asıl endişe verici tablo şu: Kurallar hızla çoğalıyor, ancak farklı coğrafyalardaki düzenleyiciler aynı soruna farklı, hatta zaman zaman birbirini dışlayan çözümler üretiyor. Yapay zeka denetimi, veri yerelleştirmesi, algoritmik sorumluluk gibi başlıklarda AB ayrı bir yöne, ABD ayrı bir yöne, Asya pazarları ayrı bir yöne gidiyor. 

Bu parçalanma yalnızca uyum maliyetini artırmıyor. Şirketleri birbirini çelişen kural setleri arasında seçim yapmak zorunda bırakıyor. Ve bu noktada sorun teknik değil, stratejik: Hangi pazarda hangi kuralı önceliklendiriyorsunuz, bunun büyüme rotanıza etkisi ne? 

Ortak bir mantık olmadan kural çokluğu, netlik değil; belirsizlik üretiyor.