Finberg Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Elgin ile Fintechtime Nisan sayısı “Liderlerin Gözünden 2026’nın Siyah Kuğuları” dosya konusu için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.

“Finansal teknolojiler ekosisteminde hiper-büyüme masalları, 2026 vizyonunda yerini sistemik dayanıklılık ve bağımlılık haritalarının acımasız gerçekliğine bırakıyor. Finberg Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Elgin, salt segmentasyon illüzyonunu yıkarak portföy çeşitlendirmesinin arka planındaki asıl risk mimarisine ışık tutuyor. Yapay zekanın piyasaları domine etmesiyle ortaya çıkan tek tipleşme tehlikesine ve ekosistemin kaynaklarını emen zombi fintek yapılarına dikkat çeken Elgin; kontrolsüz hızın nasıl bir çöküş hızlandırıcısına dönüştüğünü yatırımcı cephesinden gelen vurucu tespitlerle masaya yatırıyor.”

 

Getiri Arayışından Sistemik Riski Okumaya!

Fintek ekosisteminde sermayenin rotası uzun süre hiper büyüme, pazar payı ve agresif ölçeklenme iştahıyla çizildi. Girişimlerin ne kadar hızlı kullanıcı kazandığı, hangi hızla yeni pazarlara açıldığı ve bir sonraki yatırım turuna ne kadar güçlü hikâye taşıdığı, yatırım kararlarının merkezinde yer aldı. Ancak 2026’ya yaklaşırken yatırımcı gündemi belirgin biçimde değişiyor. Artık asıl soru, bir fintekin ne kadar hızlı büyüdüğü kadar, stres anında ne kadar ayakta kalabildiği.

Ucuz sermaye döneminin kapanması, fonların risk iştahını tek başına azaltmadı; riskin tanımını da değiştirdi. Bugün yatırımcılar için mesele yalnızca getiri potansiyeli taşımak değil. Altyapı bağımlılıkları, regülasyon baskısı, yapay zeka kaynaklı karar körlüğü ve likidite oynaklığı gibi başlıklar, bir girişimin bilançosundan daha fazla şey anlatıyor. Başka bir ifadeyle, yatırım komiteleri artık büyüme eğrisinin arkasındaki kırılganlık haritasını da okumaya çalışıyor.

2026’nın siyah kuğuları yatırımcı cephesinde klasik kriz başlıklarından beslenmiyor. Yeni risk seti, teknoloji ile sermayenin aynı damarda akmasından doğuyor. Portföyde birbirinden bağımsız görünen şirketlerin aynı bulut katmanına, aynı BaaS omurgasına ya da aynı karar motorlarına yaslanması, çeşitlenmiş gibi görünen yatırımları tek noktadan kırılabilir hale getiriyor. Dolayısıyla yatırımcı için yeni dönem, yalnızca fırsat seçme dönemi olmaktan çıkıyor; görünmeyen sistemik bağımlılıkları ayıklama dönemine dönüşüyor.

 

Siyah Kuğu Nerede?

Yatırımcılar açısından asıl risk, portföydeki şirketlerin tek tek zayıf olması değil; güçlü görünen yapıların aynı görünmez hat üzerinden birbirine bağlanması.

Altyapı konsantrasyonu ve domino etkisi: Portföyde yer alan farklı finteklerin aynı bulut sağlayıcısına, aynı ödeme rayına ya da aynı Banking-as-a-Service katmanına bağlı olması, çeşitlilik algısını zayıflatıyor. Olası bir altyapı kırılması, birbirinden bağımsız sanılan şirketleri aynı anda operasyonel baskı altına sokabiliyor.

Yapay zeka kaynaklı model homojenliği: Risk skorlaması, fiyatlama ve karar mekanizmalarında benzer veri setleri ve benzer model mantıkları kullanıldığında, portföy içindeki şirketler farklı görünse de aynı refleksleri üretmeye başlıyor. Bu da piyasa stresinde çeşitlendirilmiş risk yerine eş zamanlı hata üretimi anlamına geliyor.

Likidite buharlaşması: Geleneksel banka akınlarından farklı olarak, algoritmik asistanların ve otomasyon destekli finansal yönlendirme sistemlerinin aynı anda benzer kararlar alması, fon akışını milisaniyeler düzeyinde yön değiştiren bir baskıya dönüştürebiliyor. Bu senaryoda sorun yalnızca mevduat çıkışı değil; insan refleksinden daha hızlı çalışan bir likidite boşalması.

 

Fintekte Hız Risk Yönetimiyle Dengelenmediğinde Büyüme Kaldıraç Olmaktan Çıkıp Çöküş Hızlandırıcısına Dönüşüyor!

Finberg Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Elgin

2026’da FinTech yatırımlarına hangi bakış açısı daha heyecan verici?

Fintech yatırımcısı olmanın doğasında her dönemin kesintisiz bir heyecan barındırdığını söyleyebilirim. Ödeme altyapıları, finansal erişim modelleri ve risk mimarileri sürekli bir dönüşüm içindeydi. 2026’da bu dönüşümün hızı arttı, araçlar çoğaldı ve pazar erişimi kolaylaştı. Ancak yatırımın kalbindeki temel soru geçerliliğini korumaya devam ediyor. Bu şirket gerçekten yapısal bir sorunu mu çözüyor, yoksa sadece yatırımcıya iyi kurgulanmış bir hikaye mi anlatıyor? Yapay zeka salt sihirli bir değnek olmanın ötesine geçerek, operasyonel bir zorunluluğa dönüşüyor. Bizi asıl heyecanlandıran unsur, pazarın dinamiklerine doğru soruları soran ve dayanıklı yanıtlar üreten girişimlerle karşılaşmak.  

 

Portföyünüzde büyüme rakamları güçlü görünen ama ilk büyük sarsıntıda sorun çıkaracağını düşündüğünüz en kritik kırılganlık nerede birikiyor?

Büyüme hikayesi çok güçlü olduğunda kurucuların ve yatırımcıların rehavete kapılarak doğru soruları sormayı bıraktığı bir evreye giriyoruz. Yüzeyde kusursuz görünen bu yapıların aslında tek bir regülasyon değişimine ya da ani bir piyasa şokuna karşı ne kadar kırılgan olduğunu ancak kriz anında fark ediyorsunuz. İçeriden baktığımızda bizi en çok tedirgin eden tablo tam olarak burada şekilleniyor. Yüksek büyüme rakamlarının ağırlığını taşıyamayan operasyonlar; maliyet yapısı optimize edilmemiş, uyum altyapısı hacme yetişememiş ve gelir kalitesi sorgulanmamış girişimler büyük bir risk barındırıyor. Sağlıklı bir ölçeklenme için tüm bu süreçlerin senkronize biçimde olgunlaşması hayati önem taşıyor.  

 

Portföyünüzün gerçekten çeşitlenmiş olduğuna emin misiniz, yoksa farklı görünen girişimlerle aynı bağımlılıkları tekrar mı satın alıyorsunuz?

Portföy çeşitlendirmesi, ekosistemdeki yaygın kanının aksine salt bir segment meselesinden ziyade, doğrudan bir bağımlılık haritası yönetimidir. Aynı B2B SaaS büyüme varsayımına, aynı zaman çizelgesine ve aynı fon turuna ihtiyaç duyan şirketler, kâğıt üzerinde farklı sektörlerde yer alsalar dahi piyasa daralmalarında aynı anda zorluk yaşıyor. Bu yüzden portföy mimarisini kurarken gelir modellerinin, altyapı sağlayıcılarının ve hedef kitlelerin gerçekten birbirinden bağımsızlaşıp bağımsızlaşmadığına odaklanıyoruz. Örneğin ÖdeAl’a, Octoxlabs’e ve İkas’a aynı anda yatırım yapmamızın arkasındaki stratejik koruma mantığı tam olarak bu temel üzerinde yükseliyor.  

 

Yapay zeka tabanlı fintek modellerinde bugün gözden kaçan en büyük yatırımcı riski sizce nedir: yanlış karar üretmesi mi, herkesle aynı kararı üretmesi mi?

Asıl risk, algoritmaların pazarın tamamını domine etmesiyle ortaya çıkan tek tipleşme ve aynılaşma tehlikesidir. Eğer rakiplerinizin ulaştığı araçlarla aynı veriyi işleyip aynı çıktıları üretiyorsanız, rekabet avantajınız ortadan kalkar. Bunun çok daha ötesinde; benzer veri setleriyle eğitilen ve aynı karar mimarileri üzerine kurulu sistemler, piyasadaki bir stres anında hep birlikte aynı yönde pozisyon alır. Yanlış bir kararın bireysel maliyeti tolere edilebilirken, tüm ekosistemin aynı anda satım yönünde karar ürettiği bir senaryo doğrudan sistemik bir çöküş yaratır. Yatırımcı cephesinde gözden kaçan asıl Siyah Kuğu, yapay zekanın hata yapmasından ziyade, pazarın tamamının aynı refleksleri eşzamanlı olarak tekrarlamaya programlanmış olmasıdır.  

 

AI destekli bir likidite şoku senaryosunda yatırımcı refleksi gerçekten devreye girebilir mi?

Devreye girer ancak insan psikolojisinin teknolojik hıza yetişememesinden kaynaklı yapısal bir gecikme yaşanır. Yapay zekanın milisaniyeler içinde tetiklediği toplu bir fon çıkışı anında, veri ışık hızında akarken yatırım komitelerinin risk algısı çok daha yavaş güncelleniyor. Böylesi bir likidite şokunda yatırımcı refleksini sadece kişisel muhakeme yeteneğine bağlamak büyük bir zafiyettir. Pratik hayatta bu hıza ancak portföy şirketlerinin içine önceden yerleştirilmiş otonom devre kesicilerle ve algoritmik stres testleriyle yanıt verebiliriz. Kriz anında ekrana bakarak karar almanın ötesine geçerek, sistemi kendi kendini koruyacak bir refleksle baştan tasarlamak zorundayız.  

 

Bir fintekte sizi daha fazla tedirgin eden tablo hangisi: hızlı büyüyen ama kontrolü zayıf şirket mi, yoksa yavaşlayan ama altyapısını sağlam kurmuş şirket mi?

Tartışmasız biçimde hızlı büyüyen ama kontrolü zayıf şirket. Fintek ekosisteminde hız, risk yönetimiyle dengelenmediğinde büyüme bir kaldıraç olmaktan çıkarak doğrudan çöküş hızlandırıcısına dönüşüyor. Bazen bu agresif büyümenin arkasındaki dinamikler net çözümlenemiyor; gri alanda yer alan faaliyetler ve regülasyon sınırlarında dolaşan süreçler geçici bir işlem hacmi yaratıyor. O hacmin kaynağını ve kalitesini tespit edemediğinizde girişim, farkında dahi olmadan büyük ve yapısal bir riskin merkezine yerleşiyor.  

 

Bir girişimin ani çöküşü mü daha tehlikeli, yoksa yıllarca kaynak tüketen bir zombi fintek yapısı mı?

Burada zombi tanımını çok net bir çerçeveye oturtmak gerekiyor. Bir girişim exit edemiyor, büyüyemiyor ve aynı zamanda tasfiye de olmuyorsa, girişim kimliğini yitirerek tamamen bir zombi yapıya dönüşüyor. Bu perspektiften bakıldığında, zombi yapıların sadece sermayeyi tüketmenin çok ötesine geçerek pazarın umudunu, yetenek havuzunu ve dinamiğini tükettiğine inanıyorum. Kârlılık hedefi netleşmemiş, yapısal sorunlarını aşamamış ve belirli bir ölçeklenme eşiğini geçememiş girişimlerin varlığı yatırım akışını yavaşlatıyor. Özellikle bizim gibi gelişen pazarlarda risk algısını bozarak yeni fonların önünü tıkıyor. Sürdürülebilir bir ekosistem için yeni girişimlerin doğması ne kadar hayatiyse, verimsiz yapıların zamanında piyasadan çekilerek kaynakları serbest bırakması da bir o kadar kritik bir gerekliliktir.