AlbarakaTech Global Pazarlama ve İş Geliştirme Müdürü Nuh Coşkun Yağmur, Fintechtime Haziran sayısı için yazdı “Katılım Finans ve Girişimcilik Ekosistemi: “Öze Dönüş”.

“Katılım finans ile girişimcilik ekosistemi, aynı kökten beslenen iki paydaşlık modeli olarak yeniden okunuyor. Mudaraba ve müşareke gibi emek-sermaye ortaklıkları, bugün girişim sermayesi modelinin tarihsel ve düşünsel temeliyle güçlü bir bağ kuruyor. Bu yaklaşım, girişimciyi borçlu olarak konumlandırmak yerine finansörü onun kader ortağı haline getiriyor. Albaraka Garaj örneği de bu anlayışın Türkiye’deki somut karşılıklarından biri olarak öne çıkıyor. 4.500’den fazla başvuru, yüksek hayatta kalma oranı ve APY Ventures üzerinden yapılan yatırımlar, paydaşlık kültürünün yalnızca teorik bir söylem olmadığını gösteriyor. Geleceğin finansal mimarisi, parayı borç aracı olarak gören yapılardan uzaklaşıp ortak değer ve reel ekonomi odaklı modellerle şekilleniyor.”

 

Katılım Finans ve Girişimcilik Ekosistemi: “Öze Dönüş”

Geçtiğimiz haftalarda, SESRIC ve TKBB iş birliğiyle düzenlenen uluslararası programda, OIC (Organisation of Islamic Cooperation) üyesi pek çok ülkeden gelen katılımcılara katılım finansın girişimcilik ekosistemiyle ne kadar büyük bir genetik benzerlik taşıdığını anlatma fırsatı buldum. Programdaki temel amaç, OIC sermaye piyasalarındaki girişimcilik ekosistemini derinlemesine incelemek ve bu süreçte değişen rollere odaklanmaktı. Bu bağlamda benden de, girişimciliği teşvik etmek ve yenilikçi finansman modellerini desteklemek adına sahip olduğumuz kurumsal ve bireysel deneyimleri paylaşmamı, ve Albaraka Garaj üzerinden örneklendirmemi rica ettiler.

Bugün global finans ekosisteminde yeni oyun kurucular boy gösterirken, bu “genetik benzerliği” neden daha fazla konuşmamız gerektiğini anlamak zor değil. Dünya genelinde geleneksel bankacılık modelleri, startup dünyasının o hiper hızlı ve belirsiz doğasına uyum sağlamakta zorlanabiliyor. Oysa katılım finansın temelinde yatan Mudaraba ve Müşareke (Emek-Sermaye ortaklıkları) modelleri, bugün Silikon Vadisi’ni dahi ayakta tutan Risk Sermayesi (Venture Capital) modelinin doğrudan atasıdır. Katılım finans borçlandırmaya değil, “paydaşlığa” odaklandığı için girişimcinin kaderini finansörün kaderiyle birleştirir. Bu bir vizyon değişikliği değil, aslında finansın asıl tasarımına, yani “reel ekonomiyi büyütme” özüne bir geri dönüştür.

Bu genetik benzerlik meselesini biraz daha derinleştirdiğimizde, aslında meselenin sadece teknik bir finansman farkı değil, bir zihniyet dünyası farkı olduğunu görüyoruz. Geleneksel bankacılık modelleri, doğası gereği borç ve teminat odaklı bir mekanizmayla çalışır. Banka size bir kaynak sağladığında aslında parayı kiraya verir ve bu paranın ticari faaliyetlerinden ziyade, üzerinde anlaşılan faiz getirisiyle, paranın (kredinin) geri ödemesiyle ve teminatıyla ilgilenir. Ancak startup dünyası, henüz ortada ne bir teminat ne de garanti bir nakit akışı olduğu belirsizlik evresinde doğar. İşte bu noktada geleneksel bankacılık, risk profilini yönetmek yerine girişimciye borçlu muamelesi yaparken, katılım bankacılığı girişimciyi doğrudan bir ortak olarak konumlandırır. Katılım finansın özünde yatan bu anlayış, parayı bir araç olmaktan çıkarıp onu reel ekonominin ve ticaretin içine yerleştirir. Dolayısıyla bir katılım bankası, girişimin başarısızlığına batık bir kredi dosyası olarak değil, kendi sermayesinin ve emeğinin bir kaybı olarak bakar. Bu anlayış da söz konusu bankayı borç veren pasif bir kurum yerine, girişimin başarısı için çalışan aktif bir paydaşa dönüştürür.

Bugün geldiğimiz noktada sadece katılım bankaları değil, geleneksel bankalar da bu “paydaşlık” modelinin sürdürülebilir büyüme için ana yol olduğunu fark etmeye başladı. Finans dünyasında artık sadece fon sağlayanın değil, “değer inşa eden” kurumların ayakta kalabildiği bir döneme girdik. Bu farkındalıkla birlikte, pek çok banka artık girişimleri ve startup’ları doğrudan fonlamak, onlara rehberlik etmek ve reel ekonomiye katkı sağlamak amacıyla yeni iştirakler, girişim sermayesi yatırım fonları (GSYF) veya hızlandırma merkezleri kurma eğilimine girdi. Neticede finans sektörü, bahsettiğimiz o kar-zarar ortaklığı prensibiyle süreci yürütmenin, hem bankanın dijital dönüşümü hem de ekosistemin büyümesi için en verimli strateji olduğunu deneyimliyor.

OIC üyesi katılımcılarına da anlattığım gibi, bu stratejik dönüşümün Türkiye’deki ve katılım finans dünyasındaki en köklü ve başarılı örneklerinden birisi de Albaraka Garaj. 2017 yılında dünyanın ilk katılım bankası hızlandırma merkezi olarak yola çıktığımızda, aslında bugün tüm sektörün yöneldiği bu Bankacılık-Startup paydaşlık modelinin temellerini atmıştık. Albaraka Garaj, sadece bir kuluçka merkezi değil, girişimlerin banka ekosistemiyle gerçek anlamda entegre olduğu, fikirlerin ticari başarılara dönüştüğü bir inovasyon üssü olarak tasarlandı. Bugün 9. dönemine giren bu yapı, teoride konuştuğumuz paydaşlık kültürünün pratikte ne kadar devasa bir güç yaratabileceğini rakamlarla da kanıtlıyor.

Albaraka Garaj, kurulduğu günden bu yana 4.500’den fazla başvuru alarak ekosistemin çekim merkezi haline gelmiştir. Bugüne kadar seçilen girişimlerin %78 gibi oldukça yüksek bir hayatta kalma oranıyla ticari faaliyetlerini sürdürmesini sağlayarak sürdürülebilir bir başarı modeli ortaya koymuştur. Bu süreçte sadece rehberlik etmekle kalmayıp, APY Ventures aracılığıyla yüksek potansiyelli girişimlere 37 Milyon TL’nin üzerinde doğrudan yatırım yaparak onların büyüme yolculuklarına sermaye ortağı olmuştur. Deep-tech, SaaS, Fintech ve Sosyal Girişimcilik alanlarında faaliyet gösteren pek çok girişimci mezun, bugün uluslararası yatırım fonlarından dahi yatırımlar almakta ve teknoloji ihracatı yapmaktadır.

Sonuç olarak, Fintech dünyasının getirdiği teknolojik hız ve çevikliği, katılım finansın kadim paylaşım kültürüyle harmanladığımızda, hem kar hem de fayda odaklı bir dönüşümün kapılarını aralamış oluyoruz. SESRIC programında OIC üyesi ülkelerden gelen ilgi de gösteriyor ki, Türkiye’de katılım bankacılığı ile başlayan ve devamında tüm ekosistemin Albaraka Garaj benzeri iştirakleri ile olgunlaştırdığı bu model, tüm coğrafya için uygulanabilir durumda. Böylece geleceğin finansal mimarisi, parayı sadece bir borç aracı olarak değil, ortak değerlerin paylaşıldığı bir araç olarak gören bu paydaşlık ruhuyla şekillenecektir.