Netmera Genel Müdürü Hasan Emre Özgür, Fintechtime Nisan sayısı için yazdı “Matrix’ten Gerçeğe Yapay Zekayı Eğiten İnsanın Veri Paydaşlığı”.

“Yapay zekanın gelişim süreci, verinin sadece işlendiği bir aşamadan, bireyin tüm zihinsel varlığını sisteme aktardığı “Matrix” benzeri bir dijital ortaklık evresine evriliyor. Bugün asistanlarımıza sunduğumuz her bilgi onlara “Kung Fu” öğretirken, geleceğin ekonomi modelinde kullanıcının sadece bir tüketici değil, verisiyle sisteme değer katan bir paydaş olması bekleniyor. Bu yeni çağda, veri sahipliği ve katkı bazlı ödül mekanizmaları üzerinden şekillenecek dijital bir sözleşme, bireyler için kişisel veri portföyü kavramını finansal bir bilanço kalemine dönüştürebilir.”

 

Matrix’ten Gerçeğe Yapay Zekayı Eğiten İnsanın Veri Paydaşlığı

 

Bölüm 1 : Başlangıç

“Matrix serisinde enselerinde kablo bağlantı girişi bulunan insanlar, Matrix’e bağlı şekilde enerji ve yaşam kaynağı olarak makineler tarafından tüketiliyordu. Belki de insanlığın yapay zeka devrimi ile bugün geldiği nokta, serinin henüz yayınlanmamış ilk bölümü Matrix :  Başlangıç olabilir.”

I know Kung Fu!

 Thomas A. Anderson / NEO

 

İlk bölümde Neo, yakın dövüş sanatlarını öğrenmek için ilk kez analog olarak bir sunucuya bağlandığında, I know Kung Fu! diyerek hepimizin ahhh keşke demesine sebep olmuştu hatırlarsanız. Neo, nam- ı diğer Mr. Anderson, veriyi zihnine saniyeler içinde aktardı ve makinelerle savaşmak için bunu hemen kullanmaya başladı. Peki yapay zeka asistanınız bugün size aynı şeyi yapmıyor mu? Girdiğiniz tüm promptlar ile verdiğiniz tüm bilgiler, kişisel seçimleriniz, kaygılarınız, hedefleriniz, taktikleriniz, bakış açınız, karakteriniz… Belki biyolojik yaşam enerjinizi değil ama aslında sizi özel kılan tüm insani varlığınızı metne dönüştürüp yapay zeka ile paylaşarak ona “Kung Fu” öğrettiğinizin farkında mısınız?

Peki kurumlar? Bir zamanlar veri, şirketlerin arka odalarında saklanan sessiz bir varlıktı. Bugün ise yapay zekânın yakıtı, ekonominin yeni petrolü, rekabetin görünmeyen cephanesi. AI araçları ne kadar parlak görünürse görünsün, veri yoksa yalnızca boş bir kabuktan ibaret. Yapay zekâ, zekâsını koddan değil; örüntülerden, davranışlardan, tercihlerden ve etkileşimlerden devşiriyor. Veri kesildiğinde öğrenme duruyor, öğrenme durduğunda sihir sönüyor.

Büyük bir kırılmanın eşiğindeyiz. Bugün markalar kullanıcılarına mobil uygulamalar, web siteleri, çağrı merkezleri ve fiziksel temas noktaları üzerinden ulaşıyor. Yarın? Belki de insanlar onlarca uygulama arasında gezinmek yerine ChatGPT benzeri merkezi AI asistanlarıyla tek bir arayüzden konuşacak. Çin’de WeChat’in yarattığı dönüşüm bunun erken fragmanıydı: mesajlaşma, ödeme, rezervasyon, kamu hizmetleri… Hepsi tek bir süper uygulamada eridi. Eğer küresel ölçekte benzer bir “merkezileşmiş etkileşim çağı” başlarsa, telefonlarımızdaki onlarca ayrı uygulamaya ne olacak?

Bu soru aslında uygulamaların kaderinden çok şirketlerin kimliğine dokunuyor. Çünkü uygulama bir kabuk, veri ise özü oluşturuyor. Markaların bugüne kadar biriktirdiği müşteri verisi, davranış geçmişi, tercih haritaları ve bağlamsal içgörüleri onların gerçek varlığı. Değerini korumak isteyen şirketler için ise yeni strateji açık, dataya sahip çıkmak ve onu tüketilebilir kılmak. Yani veriyi yalnızca saklamak değil; API’lerle, güvenli veri katmanlarıyla, AI entegrasyonlarıyla anlamlı ekosistemlere beslemek.

Emin olun yarın merkezi AI asistanları kullanıcıya “en iyi krediyi”, “en uygun sigortayı”, “en doğru yatırımı” önerirken; bu önerilerin arkasındaki besin zincirinde şirket verileri yer alacak. Veriyi sağlayan, bağlamı sağlayan, güvenilirliği sağlayan kazanacak.

Nitekim teknoloji devleri bu yönü çoktan fark etti. Microsoft, Salesforce ve IBM gibi oyuncular AI’ı tek başına bir ürün değil; veri, bulut ve iş uygulamalarıyla birleşen bir platform stratejisi olarak konumladıklarına yönelik açıklamalar yapıyor. Kurumsal AI çözümlerinde “güvenilir veri + model + iş akışı” üçlüsü temel mimari haline geliyor. Artık kurumlar da “Kung Fu” biliyor. Model herkesin erişimine açıldığında farklılaşma veriyle sağlanacak ve sektöre özgü veri setleri, müşteri etkileşim geçmişi ve gerçek zamanlı sinyaller, AI’ın isabet oranını belirleyen gizli kaldıraç haline gelecek.

Kahramanımıza geri dönelim. Her gün AI asistanımıza sorular soruyor, kararlarımızı tartışıyor, korkularımızı fısıldıyor, hayallerimizi anlatıyoruz. Bu etkileşimler yalnızca bize hizmet üretmiyor; aynı zamanda sistemlerin daha iyi yanıtlar vermesine katkı sağlıyor. Peki bunun ekonomik karşılığı ne? Bugün kullanıcı çoğu AI hizmetine abonelik bedeli ödüyor. Yarın model tersine dönebilir mi? “Kullandıkça ve katkı sağladıkça kazanç” yaklaşımı mümkün mü? Verisini, geri bildirimini, davranış sinyallerini paylaşan birey; bu değerden pay almalı mı?

Belki geleceğin dijital ekonomisi bu soruya yeni bir sözleşmeyle yanıt verecek. Veri sahipliği, katkı bazlı ödül mekanizmaları ve kişisel AI lisansları konuşulacak. Kullanıcı yalnızca tüketici değil; ekosistemin veri ortağına dönüşecek. Şirketler için veri nasıl bilanço kalemiyse, bireyler için de kişisel veri portföyü kavramı doğabilir.

Kendi adıma yapay zekadan faydalanan ama aynı zamanda da tedirgin olan, Neo’nun da serinin sonunda başına gelenleri gören biri olarak Mavi hap mı Kırmızı hap mı alınmalı hala emin değilim. Kaçınılmaz olan, verimizin dolaşımda olduğu. Yeni çağın değer zincirinde bana sisteme kattıklarım için fayda sunulacak mı? Üyelik için bana ödeme yapan bir yapay zeka asistanı ortaya çıkar mı? Ya da kurumlar ve bireyler olarak istersek yapay zeka araçlarının bizim verimizi modellerini eğitmek için kullanmasına engel olabilecek miyiz? İzleyip göreceğiz.