Colendi Sigorta CEO’su Ersin Al ile Fintechtime Nisan sayısı “Liderlerin Gözünden 2026’nın Siyah Kuğuları” dosya konusu için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.
“Geleneksel sigortacılık modelleri; sınırları belirsizleşen hibrit hasarlar, siber tehditler ve yapay zeka kaynaklı yepyeni sorumluluk zincirleri karşısında yapısal bir tıkanıklık yaşıyor. Colendi Sigorta CEO’su Ersin Al, sektördeki asıl kırılganlığın büyük katastrofik olaylardan ziyade; mevcut poliçe mantığının kavrayamadığı ve ekosistemin altını sessizce oyan tanımlanmamış risk birikimlerinde yattığını vurguluyor. Veriyi salt bir fiyatlama aracı olarak kullanmanın ötesine geçerek bağlamsal bir karar mimarisi inşa etmenin zorunluluğuna dikkat çeken Al, sistemik şoklara ancak sistemik karar modelleriyle yanıt verilebileceği gerçeğini masaya yatırıyor.”
Ölçülemeyen Riskler Çağı
Sigorta sektörü uzun yıllar boyunca belirsizliği ölçülebilir hale getirme iddiasıyla hareket etti. Olasılık hesapları, hasar geçmişi, davranış kalıpları ve aktüeryal modeller; riskin fiyatlanabilir ve yönetilebilir bir çerçevede tutulmasını sağladı. Ancak finansal teknolojilerin hızlandığı, dijital altyapıların birbirine daha sıkı bağlandığı ve yapay zeka tabanlı kararların genişlediği mevcut tabloda, bu çerçeve ciddi biçimde zorlanıyor. Çünkü yeni nesil riskler artık yalnızca daha büyük değil; aynı zamanda daha akışkan, daha bağlantılı ve daha zor tanımlanır bir karakter taşıyor.
2026’nın mevcut ikliminde sigortacılık açısından asıl kırılma, hasarın büyüklüğünden çok yapısının değişmesinde ortaya çıkıyor. Risk artık tek bir olay, tek bir kurum ya da tek bir varlık etrafında şekillenmiyor. Siber saldırılar, dijital varlık kayıpları, ortak altyapı arızaları, algoritmik karar hataları ve zincirleme likidite baskıları; aynı anda birden fazla sektörü etkileyebilen hibrit sonuçlar yaratıyor. Böyle bir zeminde mesele yalnızca hasarı karşılamak değil, neyin gerçekten sigortalanabildiğini yeniden tanımlamak oluyor.
Bu nedenle 2026’nın siyah kuğuları sigortacılık cephesinde, geleneksel modellerin kapsamakta zorlandığı gri alanlarda birikiyor. En kritik soru artık “hasar oluştu mu” sorusu kadar, “bu hasarın sınırı nerede başlıyor, kimin sorumluluğunda ilerliyor ve hangi poliçe mimarisi bunu gerçekten taşıyabiliyor” sorusu. Risk yönetimi tarafında da benzer bir baskı oluşuyor: ölçüm araçları hızla gelişse de, ölçülen şeyin doğası daha muğlak hale geliyor.
Siyah Kuğu Nerede?
Sigortacılık ve risk yönetimi dünyasında görünmeyen kırılganlıklar, çoğu zaman poliçe mantığının yetişemediği yeni risk alanlarında birikiyor.
Poliçelerin dijital akışkanlığa uyumsuzluğu: Siber saldırılar, dijital varlık kayıpları, veri sızıntıları ve yapay zeka kaynaklı operasyonel bozulmalar klasik poliçe sınırlarına sığmayan hibrit zararlar üretebiliyor. Sorun hasarın varlığı kadar, hangi teminat çerçevesinde ele alınacağının netleşmemesi.
Yapay zeka kararlarının hukuki ve mali mesuliyeti: Bir modelin hatalı yönlendirmesi sonucunda ortaya çıkan finansal kayıpta sorumluluğun kimde olduğu sorusu daha sert biçimde gündeme geliyor. Yazılımcı, hizmet sağlayıcı, kurumu kullanan şirket ya da son kullanıcı arasında net çizgiler kurulamaması, hasar süreçlerini doğrudan zorlaştırıyor.
Sistemik risklerin bireysel risk gibi modellenmesi: Ortak bir bulut katmanında, ödeme rayında ya da dijital altyapıda yaşanan kesinti milyonlarca kullanıcıyı etkileyebiliyor. Buna rağmen bu tür şokların hâlâ tekil vaka mantığıyla ele alınması, büyük bir stres anında sigorta havuzlarını ve reasürans kapasitesini daha sert baskılayabiliyor.
Veri odaklı fiyatlamanın etik ve teknik kör noktaları: Algoritmik fiyatlama modelleri hız kazandırıyor, ancak bağlamı zayıf okuduğunda belirli sektörleri, girişimleri ya da kullanıcı gruplarını aşırı riskli sınıflara itebiliyor. Böyle bir tablo, yalnızca fiyat dengesini bozmakla kalmıyor; yenilikçi alanların sigorta erişimini de daraltabiliyor.
Sigortada Asıl Kırılma Büyük Hasarlardan Değil, Poliçe Mantığının Yetişemediği Sessiz Risk Birikimlerinden Gelecek!

Colendi Sigorta CEO’su Ersin Al
Mevcut tabloda sigortacılık ve risk yönetimi gündeminize en çok hangi eksen yön veriyor: fiyatlama doğruluğu, hasar yönetimi, sistemik maruziyet, reasürans kapasitesi ya da yeni risk tanımları?
Bugün bu başlıkların her biri önemli, ancak aslında hepsi aynı dönüşümün farklı yansımaları. Fiyatlama doğruluğu, hasar yönetimi ya da reasürans kapasitesi gibi alanlarda yaşanan baskıların temelinde, riskin doğasının değişmesi yatıyor. Daha bağlantılı, daha akışkan ve sınırları daha belirsiz bir risk yapısıyla karşı karşıyayız. Bu nedenle bizim gündemimizi belirleyen eksen, riskin nasıl tanımlandığı ve karar süreçlerinin nasıl çalıştığı.
Geleneksel modeller geçmiş veriye ve insan yoğun operasyona dayanıyordu. Bugün ise aynı yaklaşım hız ve tutarlılık açısından sınır üretmeye başladı. Bu nedenle odağı tekil problemlerin çözümünden çok, karar yapısının yeniden tasarlanmasına kaydırıyoruz. Doğru kurgulanmış bir sistem içinde fiyatlama, hasar ve risk modelleme ayrı başlıklar olmaktan çıkıp doğal sonuç haline geliyor.
Compi’yi de bu bakış açısıyla tasarladık. Amaç bir teklif motoru değil; farklı risk senaryolarını veri temelli okuyabilen ve kullanıcıyı yönlendiren bir karar altyapısı oluşturmak. Bugün Compi’de gördüğümüz en kritik çıktı, kullanıcı davranışı ile risk okumasını aynı sistem içinde birleştirebildiğimizde karar kalitesinin anlamlı şekilde artması. Çünkü önümüzdeki dönemde sektörde fark yaratan çözüm, daha doğru karar üreten sistemler olacak.
Günümüzde sigorta sektörünü en fazla zorlayan başlık sizce riskin büyüklüğü mü, yoksa riskin sınırlarının ve sorumluluk zincirinin giderek daha belirsiz hale gelmesi mi?
Riskin büyüklüğü her zaman yönetilebilir bir değişkendi. Sigortacılık zaten bunun üzerine kuruldu. Bugün zorlayıcı olan taraf, riskin nerede başlayıp nerede bittiğinin ve kime ait olduğunun belirsizleşmesi. Yeni nesil riskler tekil değil. Aynı anda birden fazla sistemi, kurumu ve kullanıcıyı etkileyebiliyor. Bu da klasik sigorta mantığında kritik bir boşluk yaratıyor. Bu nedenle dönüşüm ürünlerde değil karar mimarisinde olacak.
Biz bu yaklaşımı Compi’de kullanıcı etkileşimleri üzerinden de gözlemliyoruz. Kullanıcının ihtiyacı çoğu zaman tek bir ürünle değil, birden fazla risk katmanının birlikte değerlendirilmesiyle anlam kazanıyor. Bu da klasik ürün bazlı yaklaşımın yetersiz kaldığını gösteriyor.
Dijital varlık kaybı, siber saldırı ve algoritmik hata gibi hibrit hasarlarda mevcut poliçe yapıları gerçekten yeterli mi, yoksa sektör hâlâ eski risk çerçevelerini yeni dünyaya uygulamaya mı çalışıyor?
Mevcut poliçe yapıları sınırları net, sorumluluğu tanımlı ve etkisi çoğunlukla tekil riskler için geçerli olan bir risk grubunun ortaya çıkaracağı problemlerini çözmek için tasarlandı. Bugün karşılaştığımız hibrit hasarlar ise bu çerçevenin dışında kalıyor. Sorun yalnızca kapsamda değil, poliçelerin dayandığı risk modeli ile gerçeklik arasında da uyumsuzluklar var artık. Sektör hala mevcut yapıyı genişleterek ilerlemeye çalışıyor.
Ancak hibrit riskler, daha esnek, katmanlı ve veri temelli bir yapı ile yönetilebilir. Compi tarafında da yaklaşımımız bu. Poliçeyi tekil bir ürün olarak değil, farklı risk katmanlarını okuyabilen ve gerektiğinde ayrıştırabilen bir yapı olarak ele alıyoruz.
Yapay zeka kaynaklı finansal zararlarda sorumluluğun netleşmemesi, sigortacılık açısından daha büyük bir hukuki boşluk mu yaratıyor, yoksa fiyatlanması zor yeni bir hasar alanı mı açıyor?
Yapay zeka kaynaklı finansal zararlarda asıl mesele, sorumluluğun nasıl tanımlandığı. Bir modelin hatalı yönlendirmesi sonucunda ortaya çıkan zararda sorumluluk kimde olacak? Bu sorunun net bir cevabı olmadığı sürece, fiyatlama da sağlıklı bir zemine oturamaz. Dolayısıyla burada hukuki boşluk ve fiyatlama zorluğu birbirinden bağımsız değil. Önümüzdeki dönemde bu alandaki gelişmeler, yeni ürünlere ek olarak hukuki çerçeve, veri altyapısı ve karar mimarisinin birlikte ele alınmasıyla şekillenecek.
Ortak altyapıların çökmesi gibi sistemik şoklar karşısında, riskin hâlâ bireysel vaka mantığıyla ele alınması sizce sektörün en büyük kör noktalarından biri mi?
Evet, bu önemli bir kör nokta. Bugün altyapılar ortak, sistemler bağlantılı ve etkiler zincirleme. Bu durum özellikle stres anlarında daha görünür hale geliyor. Sistemik bir şok, sigorta havuzları ve reasürans kapasitesi üzerinde beklenenden çok daha hızlı ve yoğun bir baskı oluşturabiliyor. Dolayısıyla burada ihtiyaç duyulan şey, riskin birlikte oluştuğu ve yayıldığı yapıyı dikkate alan yeni bir model geliştirmek. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi önemli olan sistemik şokalara sistemik modellerle yaklaşmak.
Veri odaklı fiyatlama modelleri sigortacılığı daha akıllı hale mi getiriyor, yoksa bağlamı zayıf okuduğunda bazı alanları fiilen sigortalanamaz hale mi sürüklüyor?
Veri odaklı fiyatlama, doğru kurgulandığında sigortacılığı daha akıllı ve tutarlı hale getirir. Elbette veri kullanımı kadar verinin nasıl yorumlandığı ve hangi bağlam içinde işlendiği de önemli. Bu da iki farklı sonuç üretiyor. İlki, fiyatlama doğruluğu artarken erişim daralabiliyor. İkincisi, bazı alanlar teknik olarak sigortalanabilir olsa da pratikte erişilemez hale gelebiliyor. Dolayısıyla mesele veri ile bağlamı birlikte okuyabilen sistemler kurmak. Compi’de bu dengeyi, yalnızca fiyat üretmek yerine kullanıcının ihtiyacını anlayan, karmaşık teminat yapısını bu ihtiyaca göre şekillendiren ve dizayn eden ve bağlamı dikkate alan karar mekanizmalarıyla kurmaya çalışıyoruz.
Sizi daha fazla düşündüren risk hangisi: büyük ve görünür bir hasar dalgası mı, yoksa poliçe mantığının yetişemediği yeni risklerin sessizce birikip sektörün altını oyması mı?
Büyük ve görünür hasar dalgaları her zaman dikkat çeker ve yönetilmesi gerekir.
Ama sektör açısından asıl belirleyici olan, daha sessiz ilerleyen birikim. Poliçe mantığının yetişemediği, sınırları net tanımlanamayan ve zaman içinde katman katman büyüyen riskler. Bunlar ilk etapta görünür olmayabilir. Ancak tek bir büyük hasardan daha kalıcı ve yapısal etki yaratabilir. Çünkü bu tür riskler finansal yük üretmesinin yanında modelin doğruluğunu, fiyatlamanın tutarlılığını ve sistemin güvenilirliğini aşındırıyor. Asıl mesele modelin hangi riskleri kapsayamadığını erken aşamada görebilmek ve görünür risklerden öte tanımlanamayan riskleri kavrayabilmek.
