Treps Ödeme Orkestrasyonu Co-Founder Mehmet Evirgen ile Fintechtime Temmuz sayısı için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.

“Ödeme sistemlerinde rekabet artık yalnızca ödeme alma kabiliyetiyle sınırlı ilerlemiyor. İşletmelerin farklı banka, ödeme kuruluşu, alternatif ödeme yöntemi ve dijital cüzdanlarla çalışırken entegrasyon maliyetlerini azaltması, fraud risklerini yönetmesi, mutabakat süreçlerini sadeleştirmesi ve ödeme performansını uçtan uca izleyebilmesi yeni dönemin en kritik ihtiyaçları arasında yer alıyor.

Türkiye ödeme ekosisteminde uzun yıllardır yer alan ve Fintechtime’a makaleleriyle de katkı sağlayan Mehmet Evirgen’in kurucu ortakları arasında bulunduğu Treps, bu ihtiyaca yerli mühendislik gücüyle geliştirilen yeni nesil bir ödeme orkestrasyonu platformuyla yanıt vermeyi hedefliyor. Evirgen ile Treps’in çıkış noktasını, ödeme orkestrasyonunun işletmeler için yarattığı değeri, yerli teknolojinin global pazarlara açılma potansiyelini ve ödeme dünyasında “Payment Operating System” yaklaşımının ne ifade ettiğini konuştuk”

 

Mehmet Bey, ödeme sistemleri alanında uzun yıllardır sektörün içinden gelen, aynı zamanda Fintechtime’a makaleleriyle de katkı sağlayan bir isimsiniz. Kendi kariyer yolculuğunuzda Treps’in kuruluşuna uzanan süreci nasıl anlatırsınız?

15 yılı aşkın süredir ödeme sistemleri ekosisteminin farklı katmanlarında görev aldım. Bu süreçte bankalarla, ödeme kuruluşlarıyla, e-ticaret şirketleriyle, pazaryerleriyle, KOBİ’lerle ve kurumsal işletmelerle yüzlerce proje yürütme fırsatı buldum.

Aslında TREPS bir gün ortaya çıkmış bir fikir değil. Yıllar boyunca yapılan müşteri toplantılarının, sahada gözlemlenen problemlerin ve çözülmemiş ihtiyaçların doğal bir sonucu.

Özellikle son yıllarda işletmelerin ödeme tarafında çok daha karmaşık bir yapıyla karşı karşıya kaldığını gördük. Bir tarafta bankalar, diğer tarafta ödeme kuruluşları, alternatif ödeme yöntemleri, dijital cüzdanlar, mutabakat süreçleri, nakit akışı takibi ve operasyonel yükler vardı.

Dikkatimizi çeken konu şuydu: İşletmeler ödeme almakta zorlanmıyordu, ödeme operasyonlarını yönetmekte zorlanıyordu.

TREPS tam da bu noktada doğdu. Amacımız yalnızca yeni bir ödeme altyapısı geliştirmek değil; işletmelerin ödeme operasyonlarını daha akıllı, daha verimli ve daha yönetilebilir hale getirecek yeni nesil bir platform oluşturmak oldu.

 

Treps fikri hangi ihtiyaçtan doğdu? Türkiye ödeme ekosisteminde sizi “burada çözülmesi gereken yapısal bir problem var” noktasına getiren temel kırılma neydi?

Bence sektörün uzun yıllardır odaklandığı konu ödeme almak oldu. Ancak dijitalleşmenin hızlanmasıyla birlikte asıl problemin ödeme almak değil, ödeme operasyonlarını yönetmek olduğu ortaya çıktı.

Bugün birçok işletme aynı anda birden fazla banka, ödeme kuruluşu ve alternatif ödeme yöntemi ile çalışıyor. Bu durum esneklik sağlıyor ancak beraberinde ciddi bir operasyonel karmaşa getiriyor.

Bir işletme yalnızca işlem geçirmek istemiyor. Aynı zamanda işlem maliyetlerini optimize etmek, ödeme başarı oranlarını artırmak, mutabakat süreçlerini yönetmek, nakit akışını öngörebilmek ve finansal operasyonlarını daha verimli hale getirmek istiyor.

Bizim gördüğümüz yapısal problem buydu.

TREPS’i farklı sistemler arasında dağılmış bu operasyonları tek bir merkezden yönetilebilir hale getirmek amacıyla geliştirdik.

 

İşletmeler bugün çok sayıda banka, ödeme kuruluşu, alternatif ödeme yöntemi ve dijital cüzdanla çalışıyor. Bu çeşitlilik bir yandan fırsat yaratırken diğer yandan entegrasyon, mutabakat, fraud ve operasyon yükünü artırıyor. Treps, bu karmaşıklığı ödeme orkestrasyonu yaklaşımıyla nasıl sadeleştiriyor?

Ödeme orkestrasyonunu yalnızca teknik bir entegrasyon katmanı olarak değerlendirmiyoruz.

Bizim yaklaşımımızda asıl değer, ödeme işlemlerinin işletmenin ticari hedeflerine göre yönetilebilmesinde ortaya çıkıyor.

Örneğin bir işletme için en önemli kriter düşük komisyon olabilir. Bir başka işletme için daha kısa valör süresi veya belirli bir banka ile yapılan ciro anlaşmaları öncelikli olabilir.

TREPS’in akıllı yönlendirme motoru sayesinde işlemler; komisyon oranlarına, işlem başarı performansına, valör sürelerine, ciro hedeflerine ve tanımlanan iş kurallarına göre dinamik olarak yönlendirilebiliyor.

Bunun yanında herhangi bir kesinti durumunda failover mekanizmaları devreye girerek işlemleri alternatif kanallara yönlendirebiliyor.

Biz ödeme orkestrasyonunu, işletmelerin ödeme performansını ve finansal verimliliğini yöneten stratejik bir katman olarak görüyoruz.

 

Treps kendisini yalnızca bir Payment Gateway sağlayıcısı olarak değil, işletmelerin ödeme operasyonlarının tamamını yöneten yeni nesil bir “Payment Operating System” olarak konumlandırıyor. Bu kavramı Türkiye ödeme pazarı açısından nasıl açarsınız?

Geçmişte işletmeler için temel soru “Ödemeyi nasıl alırım?” idi.

Bugün ise soru değişti:

“Ödeme operasyonlarımı nasıl daha verimli yönetirim?”

Çünkü ödeme artık tek başına bir işlem değil. İşin içinde ödeme performansı, mutabakat, nakit akışı, operasyonel verimlilik, raporlama ve müşteri deneyimi gibi birçok farklı katman bulunuyor.

Payment Operating System yaklaşımı tam olarak bu ihtiyaçtan doğuyor.

Biz TREPS’i yalnızca ödeme işlemlerini geçiren bir yapı olarak değil, işletmelerin ödeme operasyonlarını uçtan uca yönetebilecekleri merkezi bir işletim sistemi olarak tasarlıyoruz.

Ödeme orkestrasyonu, mutabakat, nakit akışı görünürlüğü, bayi tahsilat süreçleri ve finansal operasyonların tek merkezden yönetilmesi bu yaklaşımın temel parçalarını oluşturuyor.

 

Ödeme orkestrasyonu, özellikle e-ticaret, pazaryeri, abonelik modeliyle çalışan şirketler ve hızlı büyüyen dijital işletmeler için giderek daha kritik hale geliyor. Sizce ödeme performansını artırmak artık yalnızca başarılı işlem oranıyla mı ölçülmeli, yoksa nakit akışı ve finansal operasyon görünürlüğü de bu denklemin parçası mı?

Başarılı işlem oranı hâlâ önemli bir gösterge ancak artık tek başına yeterli değil.

Bir işletmenin bugün gerçekten ödeme performansını ölçebilmesi için tahsilat başarısının yanı sıra maliyetlerini, nakit akışını, operasyonel yükünü ve finansal görünürlüğünü de değerlendirmesi gerekiyor.

Örneğin başarılı şekilde tahsil edilen bir ödemenin hangi gün hesaba geçeceğini bilmiyorsanız veya farklı bankalardaki hakedişleri manuel olarak takip etmek zorunda kalıyorsanız ödeme operasyonlarınızı tam anlamıyla yönetemiyorsunuz demektir.

Bu nedenle biz ödeme performansını yalnızca başarı oranı olarak değil; operasyonel verimlilik, finansal görünürlük ve sürdürülebilir büyüme perspektifiyle ele alıyoruz.

 

Tokenizasyon, kart saklama teknolojileri, alternatif ödeme yöntemleri ve fraud önleme çözümleri Treps’in önemli başlıkları arasında yer alıyor. Güvenlik, kullanıcı deneyimi ve operasyonel verimlilik arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

Ödeme sistemlerinde güvenlik ve kullanıcı deneyimi birbirine rakip iki kavram değil.

Doğru tasarlandığında birbirini güçlendiren iki unsur.

Biz kullanıcıların güvenli bir ortamda işlem yaparken mümkün olan en düşük sürtünmeyi yaşamasını hedefliyoruz.

Tokenizasyon, kart saklama teknolojileri, PCI DSS uyumlu altyapılar ve modern güvenlik yaklaşımları sayesinde güvenliği sağlarken; tek tıkla ödeme, hızlı tahsilat akışları ve kullanıcı dostu deneyimlerle dönüşüm oranlarını destekliyoruz.

Buradaki hedefimiz güvenlik ile kullanım kolaylığı arasında doğru dengeyi kurabilmek.

 

Treps’in tamamen yerli mühendislik gücüyle geliştirilmesi ve fikri mülkiyetinin Türkiye’de olması önemli bir vurgu. Yerli ödeme teknolojilerinin bölgesel ve küresel pazarlarda rekabet edebilmesi için hangi kabiliyetler belirleyici olacak?

Türkiye ödeme ekosistemi dünyanın en dinamik ve en rekabetçi pazarlarından biri.

Burada geliştirilen sistemler çok farklı ödeme yöntemlerini, regülasyonları, yüksek işlem hacimlerini ve sürekli değişen müşteri beklentilerini aynı anda yönetmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle Türkiye’de geliştirilen teknolojilerin küresel pazarlarda önemli bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum.

Ancak artık yalnızca teknoloji üretmek yeterli değil.

Hızlı adapte olabilmek, çevik ürün geliştirebilmek, müşteri ihtiyaçlarına göre özelleştirilebilir çözümler sunabilmek ve güçlü entegrasyon kabiliyetine sahip olmak da kritik önem taşıyor.

TREPS olarak tüm fikri mülkiyeti Türkiye’de geliştirilen bir teknoloji platformu olarak bu yetkinlikleri küresel ölçekte rekabet avantajına dönüştürmeyi hedefliyoruz.

 

Treps’in hedef pazarları arasında MENA bölgesi, Türk Cumhuriyetleri ve Avrupa yer alıyor. Türkiye’de edinilen ödeme sistemleri deneyimini bu pazarlara taşırken hangi ihtiyaçların daha hızlı karşılık bulacağını düşünüyorsunuz?

Birçok gelişmekte olan pazarda bugün yaşanan problemler, Türkiye’de aslında yıllardır çözmeye çalıştığımız problemlerin benzerleri.

Özellikle ödeme orkestrasyonu, alternatif ödeme yöntemleri yönetimi, bayi tahsilat süreçleri, mutabakat ve nakit akışı görünürlüğü gibi alanlarda önemli ihtiyaçlar görüyoruz.

Bizim avantajımız yalnızca teknoloji geliştirmiş olmamız değil; yıllardır sahada gerçek müşteri problemleriyle çalışmış olmamız.

Bu nedenle farklı pazarlara giderken yalnızca bir ürün ihraç etmeyi değil, sahada test edilmiş operasyonel deneyimi de taşımayı hedefliyoruz.

TREPS’in uzun vadeli hedefi, Türkiye’de geliştirilen yerli mühendislik gücünü bölgesel ve küresel pazarlarda temsil eden güçlü bir ödeme teknolojileri markası haline gelmektir.