Matriks Finansal Teknolojiler A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Yardımcısı Cem Tutar ile “Bankacılığın Yeni İşletim Sistemi Fintek, Yapay Zekâ ve Veriyle Kuruluyor” dosya konusu için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.

Cem Tutar, finansal teknolojilerde yeni dönüşüm alanının paranın yalnızca nasıl hareket ettiğiyle sınırlı kalmayıp nasıl değerlendirildiğine uzandığını vurguluyor. Tutar’a göre yapay zekâ, yatırımcının yerine karar alan bir yapıdan çok araştırma, analiz, risk değerlendirmesi ve karar desteğini güçlendiren bir yardımcı olarak konumlanıyor. Matriks’in Qodi örneği, kurumsal yapay zekânın araştırma kültürü ve uzmanlıkla birleştiğinde yatırım deneyimini nasıl derinleştirebileceğini gösteriyor. Tutar, önümüzdeki beş yılın ana kırılımını yatırımcının hedeflerini anlayan ve karar sürecine eşlik eden akıllı finansal asistanlarla şekillenecek otonom finans dönemi olarak tarif ediyor.

 

Sermaye piyasaları ve yatırım teknolojileri, bankacılığın yeni işletim sistemi içinde nasıl bir rol üstleniyor? Yatırım deneyimi artık finansal ekosistemin hangi noktasında konumlanıyor?

Finansal teknolojiler uzun yıllar boyunca daha çok paranın hareketini dönüştürdü. Dijital bankacılık, ödeme sistemleri, elektronik para ve açık bankacılık sayesinde finansal işlemler çok daha hızlı, kolay ve erişilebilir hale geldi. Önümüzdeki dönemde ise benzer ölçekte bir dönüşümün, paranın nasıl değerlendirildiği alanında yaşanacağını düşünüyorum. Sermaye piyasaları ve yatırım teknolojileri bu yeni dönemin en önemli bileşenlerinden biri olacak.

Bugün yatırım, bankacılık uygulamalarının içinde yer alan ek bir hizmet olmaktan çıkıyor; finansal yaşamın doğal bir parçası haline geliyor. Tasarruf eden, kredi kullanan, emekliliğini planlayan veya günlük finansını yöneten birey için yatırım kararları artık bu süreçlerden bağımsız değil. Önümüzdeki yıllarda finansal hizmetleri ödeme, kredi, sigorta ve yatırım gibi ayrı başlıklar yerine, birbirini tamamlayan tek bir finansal deneyim olarak değerlendireceğiz.

Bu dönüşümde yapay zekâ, veri ve yatırım teknolojileri belirleyici rol oynayacak. Ancak burada önemli olan yalnızca daha fazla veri üretmek veya daha hızlı işlem yapmak değil; yatırımcının doğru karar almasını destekleyen güvenilir sistemler oluşturabilmek. Yapay zekâyı yatırımcının yerine karar veren bir teknoloji olarak değil, yatırımcının analiz kapasitesini artıran ve kurumların yıllar içinde oluşturduğu uzmanlığı daha erişilebilir hale getiren bir yapı olarak görüyorum.

Bu nedenle geleceğin yatırım platformları yalnızca emir ileten uygulamalar olmayacak. Araştırma, analiz, risk yönetimi, eğitim, kişiselleştirilmiş öneriler ve karar destek sistemlerini aynı ekosistem içinde sunan bütünleşik platformlara dönüşecek. Rekabet de yalnızca ürün geliştirmekten değil; kurumların bilgi birikimini, araştırma kültürünü ve uzmanlığını teknolojiyle birlikte yatırımcının kullanımına sunabilmekten geçecek.

Finans sektöründe yeni dönemi yalnızca bankacılık perspektifiyle okumak yeterli değil. Tasarrufların yatırıma dönüşmesi, sermaye piyasalarının derinleşmesi ve yatırım kültürünün yaygınlaşması ekonomik büyümenin de önemli unsurlarından biri. Bu nedenle yatırım teknolojilerini, bankacılığın yeni işletim sisteminin tamamlayıcı bir modülü değil; yeni finansal mimarinin temel yapı taşlarından biri olarak görüyorum.

Yeni dönemde finansal teknolojilerin en önemli dönüşümü, paranın sadece nasıl transfer edildiğini değil, nasıl değerlendirildiğini de yeniden tanımlaması olacak.

 

Yeni nesil yatırımcı davranışı nasıl değişiyor? Mobil platformlar, düşük maliyetli erişim, anlık veri, kolay işlem deneyimi ve finansal okuryazarlık ihtiyacı yatırımcı profilini nasıl dönüştürüyor?

Matriks Finansal Teknolojiler A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Yardımcısı Cem Tutar

Matriks Finansal Teknolojiler A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Yardımcısı Cem Tutar

Teknolojik gelişmeler kuşkusuz sadece sermaye piyasalarına bakışımızı değil, hayatı algılama biçimimizi de derinden etkiledi. İletişimden eğitime, sağlıktan üretime kadar hemen her alanda yaşanan dönüşüm, yatırım dünyasını da yeniden şekillendiriyor. Ancak burada asıl değişim teknoloji kadar, yatırımcının bilgiyle ve piyasayla kurduğu ilişkinin değişmesinde yatıyor.

Yaklaşık yirmi yıl önce bireysel bir yatırımcı için yatırım süreci oldukça farklıydı. Banka şubesine giderek verdiği emrin sonucunu çoğu zaman ertesi gün öğreniyor, yeni kararını da buna göre oluşturuyordu. Bugün ise aynı yatırımcı; uluslararası piyasalara anlık erişebiliyor. Dünyanın herhangi bir yerindeki şirketlerin finansal tablolarını yabancı bir yatırımcıyla aynı anda inceleyebiliyor, bir kripto varlığın teknik dokümanlarını okuyabiliyor, küresel haber akışını takip edebiliyor ve hisse senedinden emtiaya, dövizden dijital varlıklara kadar farklı piyasalarda aynı platform üzerinden ister manuel ister kendi geliştirdiği algoritmalarla işlem yapabiliyor.

Bu olağanüstü erişim kolaylığı yatırımcıya büyük fırsatlar sundu. Ancak aynı zamanda yeni bir baskıyı da beraberinde getirdi. Eskiden bilgiye ulaşmak zordu; bugün ise bilgiye yetişmek zor. Üstelik yatırımcı artık yalnızca piyasalarla değil, sürekli akan haberlerle, sosyal medya içerikleriyle, kısa videolarla, yatırım topluluklarıyla ve yapay zekâ tarafından üretilen analizlerle de etkileşim içinde. Bilgi artık yatırımcının aradığı bir şey olmaktan çıktı; algoritmalar aracılığıyla yatırımcıya sürekli ulaşan bir akışa dönüştü.

Bu yeni yapı yatırım kararlarının oluşma biçimini de değiştiriyor. Sosyal medya yatırımcıların deneyim paylaşmasını ve finansal okuryazarlığın yaygınlaşmasını destekleyen önemli bir araç haline gelirken, aynı zamanda doğrulanmamış bilgilerin, manipülatif içeriklerin ve aşırı iyimser ya da kötümser beklentilerin çok hızlı yayılabildiği bir ortam da oluşturuyor. Fırsatı kaçırma korkusu, sürekli işlem yapma isteği ve kısa sürede yüksek getiri beklentisi gibi davranışsal etkiler, zaman zaman yatırım kararlarının önüne geçebiliyor.

Bu nedenle finansal okuryazarlığı artık yalnızca finansal ürünleri tanımak olarak değerlendirmiyorum. Günümüz yatırımcısının aynı zamanda veri okuryazarı, teknoloji okuryazarı ve dijital içerikleri sorgulayabilen bilinçli bir kullanıcı olması gerekiyor. Çünkü yakın gelecekte rekabet avantajını belirleyecek olan, bilgiye erişim değil; doğru bilgiyi ayıklayabilme, farklı kaynakları değerlendirebilme ve bunları sağlıklı karar süreçlerine dönüştürebilme becerisi olacak.

Teknoloji yatırım yapmayı hiç olmadığı kadar kolaylaştırdı. Ancak başarılı yatırımcı olmanın temel dinamikleri değişmedi. Disiplin, risk yönetimi, sabır ve doğru süreçlerle hareket edebilmek hâlâ başarının en önemli unsurları olmaya devam ediyor. Yapay zekâ ve yeni teknolojiler bu süreçleri destekleyen güçlü araçlar sunuyor; ancak yatırımcının yerine deneyim kazanamıyor, sorumluluk üstlenemiyor.

 

 

Yapay zekâ yatırım teknolojilerinde en hızlı hangi alanlarda değer yaratıyor? Veri analizi, portföy önerileri, risk yönetimi, yatırımcı eğitimi, müşteri desteği ve kişiselleştirilmiş deneyim tarafında hangi kullanım alanları öne çıkıyor?

Yapay zekâ bugün yatırım teknolojilerinin hemen her alanını dönüştürmeye başladı. Veri analizi, haber sınıflandırması, bilanço yorumlama, yatırımcı destek hizmetleri, portföy önerileri, risk analizi ve kişiselleştirilmiş kullanıcı deneyimi bunun en görünür örnekleri. Ancak bence asıl dönüşüm, bu uygulamaların her birinden çok daha büyük bir değişimi ifade ediyor.

Uzun yıllar boyunca finans sektöründe rekabet; daha fazla veriye sahip olmak, daha hızlı işlem yapmak veya daha fazla ürün sunabilmek üzerine kuruluydu. Yapay zekâ ile birlikte rekabetin odağı değişmeye başladı. Artık farkı yaratan; kurumların yıllar içinde oluşturduğu uzmanlığı, araştırma kültürünü ve karar süreçlerini yapay zekâ ile birleştirerek anlamlı ve güvenilir bilgi üretebilmesi olacak.

Bu nedenle son dönemde sıkça dile getirdiğim “Kurumsal Yapay Zekâ” kavramını önemsiyorum. Çünkü finans sektöründe güven, deneyim ve kurumsal hafıza büyük önem taşıyor. Yapay zekânın gerçek değeri de internetten topladığı genel bilgilerden değil; kurumun kendi araştırmaları, analiz yöntemleri, risk politikaları ve yıllar içinde oluşturduğu uzmanlık birikimiyle birlikte çalışabilmesinden ortaya çıkıyor.

Önümüzdeki dönemde yatırım teknolojilerinde tek ve genel amaçlı bir yapay zekâ modeli yerine, farklı görevlerde uzmanlaşmış yapay zekâ sistemlerinin birlikte çalıştığı bir yapının yaygınlaşacağını düşünüyorum. Bir model şirket bilançolarını analiz ederken, bir diğeri haber akışını değerlendirecek, başka bir model piyasa risklerini izleyecek, bir diğeri ise yatırımcının hedefleri ve risk profiline göre kişiselleştirilmiş öneriler geliştirecek. Gerçek rekabet avantajı ise bu uzman sistemleri doğru mimariyle bir araya getirerek uyum içinde çalıştırabilen kurumların elinde olacak.

Yatırımcı açısından bakıldığında yapay zekâ, bilgiye erişimi kolaylaştıran bir araç olmanın ötesine geçiyor. Doğal dil ile analiz yapabilmek, farklı senaryoları karşılaştırabilmek, binlerce şirket veya finansal enstrüman arasından belirli kriterlere göre tarama yapabilmek ve karmaşık finansal bilgileri daha anlaşılır hale getirmek, yatırım kararlarının kalitesini artırabilecek önemli imkânlar sunuyor.

Matriks’in  geliştirdiği yapay zeka asistanı Qodi de bu çalışmalara bir örnek. Yazılı ya da sesli komutla detaylı temel veya teknik analizler ya da önemli haberleri şirket etkisiyle birlikte değerlendirirken aklınızdaki stratejiyi koda dökmek ya da ürün desteği almak kolayca mümkün oluyor.

Ancak burada önemli bir dengeyi korumamız gerekiyor. Finansal piyasalar doğruluğun, güvenin ve hesap verebilirliğin kritik olduğu alanlardan biridir. Bu nedenle yapay zekânın ürettiği her çıktının sorgulanabilir, açıklanabilir ve gerektiğinde uzman görüşüyle desteklenebilir olması hayati rol oynuyor. Bugün geldiğimiz noktada yapay zekâyı yatırımcının yerine karar veren bir yapı olarak değil; yatırımcının ve finans profesyonellerinin daha doğru, daha hızlı ve daha kapsamlı değerlendirme yapmasını sağlayan güçlü bir yardımcı olarak görüyorum.

Önümüzdeki yıllarda rekabet avantajı yalnızca en gelişmiş yapay zekâ modeline sahip olmakla değil; yapay zekâyı kurumun bilgi birikimi, uzmanlığı, araştırma kültürü ve güven anlayışıyla ne kadar başarılı bir şekilde bütünleştirebildiğinizle belirlenecek.

Yapay zekâ çağında veri önemini koruyor. Ancak gerçek değer; veriyi uzmanlıkla güvenilir bilgiye, güvenilir bilgiyi de doğru karara dönüştürebildiğiniz ölçüde ortaya çıkacak.

 

Veri, sermaye piyasalarında rekabetin merkezine nasıl yerleşiyor? Gerçek zamanlı veri, piyasa analitiği, davranışsal veriler ve karar destek sistemleri yatırımcı deneyimini nasıl değiştiriyor?

Veri, sermaye piyasalarının her zaman en değerli varlıklarından biri oldu. Ancak bugün değişen yalnızca verinin miktarı değil; verinin niteliği, nasıl işlendiği, nasıl sunulduğu ve nasıl tüketildiği.

Eskiden yatırım kararları daha çok fiyat verileri, şirket finansalları ve araştırma raporları üzerine kuruluydu. Bugün ise gerçek zamanlı piyasa verileri, haber akışları, alternatif veri kaynakları, yapay zekâ destekli analizler ve katma değerli içerikler karar süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Rekabet artık yalnızca veriyi ulaştırabilmekte değil; veriyi yatırımcı için anlamlı hale getirebilmekte yatıyor.

Yapay zekâ ile birlikte birçok temel veri setine erişmek her zamankinden daha kolay hale geliyor. Buna karşılık konsensüs verileri, analiz edilmiş içerikler, özet veri setleri ve karar vermeyi kolaylaştıran bilgi katmanları giderek daha fazla önem kazanıyor. Artık yalnızca veriye sahip olmak değil, o veriyi anlamlandırmak ve farklı veri kaynaklarını bir araya getirerek yatırımcı için değer üreten içeriklere dönüştürmek rekabet avantajı sağlıyor.

Bir diğer önemli değişim ise bilginin tüketilme biçiminde yaşanıyor. Dijital dünyada kullanıcılar bilgiye saniyeler içinde ulaşmak, onu hızla değerlendirmek ve karar süreçlerine dahil etmek istiyor. Bu durum araştırma raporlarının veya detaylı finansal analizlerin değerini azaltmıyor; ancak bu bilgilerin yatırımcıya sunuluş biçimini değiştiriyor.

Bizim Matriks olarak bu anlayışla geliştirdiğimiz yapay zekâ destekli çözümlerden biri de bilanço analiz sistemi oldu. Sistem yalnızca finansal tabloları değil, dipnotları da analiz ediyor; bunları geçmiş dönem verileri ve şirket açıklamalarıyla birlikte değerlendirerek zaman içerisindeki değişimi yatırımcıya daha anlaşılır şekilde sunuyor. Amaç, mevcut bilgiyi daha erişilebilir ve daha anlamlı hale getirmek.

Bana göre bundan sonra bir başka önemli değişim de kişiselleştirme tarafında yaşanacak. Yatırımcılar yalnızca standart veri akışını görmek istemeyecek; ilgi duydukları dış veri kaynaklarını, kendi takip ettikleri içerikleri ve farklı analizleri kullandıkları platforma entegre ederek tek bir deneyim içinde yönetmek isteyecekler. Farklı kaynaklardan gelen bilgilerin aynı platform üzerinde doğal (native) bir deneyimle sunulması, yatırım teknolojilerinin önemli rekabet alanlarından biri olacak.

Karar destek sistemlerinin rolü de tam bu noktada ortaya çıkıyor. Amaç yatırımcının yerine karar vermek değil; doğru bilgiye daha hızlı ulaşmasını, farklı senaryoları değerlendirmesini ve kendi yatırım yaklaşımına uygun kararları daha bilinçli şekilde oluşturmasını sağlamak.

Önümüzdeki dönemde platformlar kadar verinin de kişiselleştiğini göreceğiz. Gerçek değer ise yatırımcıya daha fazla veri sunmakta değil; doğru veriyi, doğru bağlamda ve doğru zamanda sunabilmekte olacak.

 

Dijital aracı kurumlar, yatırım platformları ve fintekler sermaye piyasalarına erişimi nasıl genişletiyor? Bu dönüşüm yatırımcı tabanının büyümesi, ürün çeşitliliği ve piyasa derinliği açısından hangi fırsatları sunuyor?

Son yıllarda teknolojinin katkısıyla sermaye piyasalarına erişim önemli ölçüde kolaylaştı. Bunun sonucunda yatırımcı sayısı hızla artarken, yatırım yapmak çok daha geniş kitleler için ulaşılabilir hale geldi. Merkezi Kayıt Kuruluşu verileri de bu dönüşümü net bir şekilde ortaya koyuyor. Bugün milyonlarca yatırımcının sermaye piyasalarıyla buluştuğunu görüyoruz. Ancak nüfus ile karşılaştırıldığında hala gidilecek çok çok fazla yol var. Bununla birlikte, pay senedi tarafında, bakiyeli yatırım hesaplarının yarısından fazlasının 10 bin TL ve altında olması da bence dikkat çekici bir gösterge. Ben bunu, sermaye piyasalarının önünde hâlâ çok önemli bir büyüme alanı bulunduğunun ve doğru yaklaşımlarla çok daha geniş bir yatırım kültürü oluşturulabileceğinin güçlü bir işareti olarak görüyorum.

Türkiye genç nüfusu, teknolojiyi hızla benimseyen yapısı ve özellikle dijital varlıklar ile kripto ekosistemine gösterdiği yoğun ilgi sayesinde bu dönüşüm için önemli avantajlara sahip. Bu ilgi, doğru ürünlerle, doğru iletişimle ve doğru kullanıcı deneyimiyle sermaye piyasalarına çok daha güçlü şekilde taşınabilir. Dolayısıyla bugün konuştuğumuz konu yalnızca erişimin kolaylaşması değil, yatırım yapma alışkanlıklarının da yeniden şekillenmesi.

Bunun doğal bir sonucu olarak yatırımcı beklentileri de değişiyor. Yeni nesil yatırımcılar yalnızca işlem yapabilecekleri platformlar aramıyor; bilgiye erişimden araştırmaya, öğrenmeden karar vermeye kadar daha bütüncül deneyimler bekliyor. Kısa video içerikleri, sosyal medya, yapay zekâ destekli anlatımlar ve kişiselleştirilmiş içerikler yatırım deneyiminin doğal parçaları haline geliyor. Bu nedenle dijitalleşme yalnızca yeni yatırımcı kazanmak açısından değil, yatırımcıyla çok daha etkili, sürekli ve kişisel bir iletişim kurabilmek açısından da önemli fırsatlar sunuyor.

Bütün bunlar yatırım dünyasının, yatırımcının günlük yaşamı, finansal hedefleri, bilgi seviyesi ve kişisel tercihleriyle daha uyumlu bir yapıya dönüşeceğini gösteriyor. Böyle bir deneyimin oluşabilmesi ise tek bir kurumun bütün ihtiyaçları karşılamasıyla mümkün değil. Veri, araştırma, yapay zekâ, algoritmik işlem teknolojileri, yatırım hizmetleri, eğitim ve kullanıcı deneyimi gibi farklı alanlarda derin uzmanlığa sahip yapıların birlikte çalışması gerekiyor.

Bizim uzun yıllardır üzerinde durduğumuz Matriks Ekosistemi yaklaşımı da tam olarak bu anlayışa dayanıyor. Biz ekosistemi yalnızca iş ortaklıklarından oluşan bir yapı olarak görmüyoruz. Farklı uzmanlıkların aynı teknoloji zemini üzerinde birlikte değer üretebildiği, birbirini beslediği ve sürekli geliştiği bir inovasyon modeli olarak değerlendiriyoruz. Çünkü inanıyoruz ki yatırımcıya sunulan gerçek değer, tek bir ürünün ya da tek bir kurumun üretebildiği değerden çok, farklı uzmanlıkların birlikte oluşturduğu sinerjiden doğuyor.

Kendimizi sermaye piyasalarının teknoloji departmanının bir parçası olarak görüyoruz. Bugün de amacımız yalnızca teknoloji geliştirmek değil; sektörün farklı oyuncularının kendi uzmanlıklarını ortaya koyabildiği, birlikte üretebildiği ve yatırımcıya çok daha zengin bir deneyim sunabildiği bir yapı oluşturmak. İnanıyorum ki önümüzdeki dönemde sermaye piyasalarının gelişimini hızlandıracak olan da tam olarak bu yaklaşım olacak. Daha fazla iş birliği, daha güçlü bir ekosistem ve yatırımcının ihtiyaçlarını merkeze alan daha bütüncül bir finansal deneyim.

 

 

Yapay zekâ destekli yatırım önerileri ve kişiselleştirilmiş finansal yönlendirmelerde güven, regülasyon ve sorumluluk dengesi nasıl kurulmalı? Yanlış yönlendirme, aşırı işlem eğilimi ve risk algısı gibi başlıklarda kurumlara nasıl bir görev düşüyor?

Yapay zekâ çok hızlı gelişiyor ve her geçen gün daha yetenekli hale geliyor. Buna rağmen finansal piyasalar söz konusu olduğunda, yapay zekânın yatırımcının yerine karar verdiği veya her koşulda en doğru sonucu üretebildiği yönünde kesin değerlendirmeler yapmanın bugün geldiğimiz aşamada doğru olmadığını düşünüyorum. Finansal piyasalar yalnızca verilerin analizinden ibaret değil. Verilerin doğru yorumlanması, farklı senaryoların birlikte değerlendirilmesi ve içinde bulunulan ekonomik, jeopolitik ve davranışsal bağlamın doğru okunması da karar sürecinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Modelin kurgusundaki kusurlar hatalı kararların etkilerini daha da ağırlaştırabilir.

Bugün geldiğimiz noktada yapay zekânın, yatırımcının veya finans profesyonelinin yerine karar vermesinden ziyade, karar sürecini destekleyen, farklı senaryoları değerlendiren ve karar kalitesini artıran bir yaklaşımın çok daha verimli olduğunu değerlendiriyorum.

Diğer taraftan yapay zekâ uygulamalarının başarısını yalnızca daha fazla öneri üretmesi veya daha fazla işlem yapılmasını sağlamasıyla ölçmemek gerektiğine inanıyorum. Asıl önemli olan, yatırımcının kendi risk profiline, yatırım hedeflerine ve bilgi seviyesine uygun kararlar almasına katkı sağlayabilmesi. Gereksiz işlem sıklığını teşvik eden, riskleri geri planda bırakan veya yatırımcıya tek bir doğru varmış gibi yaklaşan sistemlerin uzun vadede güven oluşturması kolay olmayacağı gibi sektör de ilgi göstermeyecektir.

Sermaye piyasalarımız, son derece güçlü bir geleneğe sahip titizlikle çalışan kurumlara sahip. Onların yapay zekâ girdi ve çıktıları üzerindeki hem denetleyici hem de geliştirici rolü kritik. Yapay zekânın ürettiği çıktının doğrulanabilir olması, kullanılan verinin güvenilirliği, modellerin düzenli olarak gözden geçirilmesi ve yatırımcıya sunulan bilgilerin dengeli bir şekilde aktarılması büyük önem taşıyor. Özellikle risklerin anlaşılır biçimde ortaya konulması, yatırımcının yalnızca fırsatları değil, olası sonuçları da değerlendirebilmesini sağlıyor.

Regülasyonun da bu dönüşümün önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum. Finans sektörü güçlü düzenlemelerle çalışan bir alan ve bu yapı yatırımcı güvenini desteklerken, geliştirilen yeni teknolojilerin daha sağlam temeller üzerinde yaygınlaşmasına da katkı sağlıyor. Gelecek yıllarda yapay zekâyı izleyen ve denetleyen yapay zekâlardan daha çok söz edeceğimizi düşünüyorum.

Matriks’te yapay zekâyı tek başına çalışan bir teknoloji olarak değerlendirmiyoruz. Veri kalitesi, araştırma birikimi, kurumsal deneyim ve insan uzmanlığını birlikte ele alan bir yaklaşımın hem yatırımcı açısından hem de sektör açısından çok daha sürdürülebilir sonuçlar üreteceğine inanıyoruz. Ve bu yaklaşımla kurumların kendi kültürlerini yapay zekâ destekli yeni ürünlerine yansıtabilecekleri yapılar geliştiriyoruz.

 

 

Önümüzdeki 5 yılda sermaye piyasaları ve yatırım teknolojilerinde en büyük değişimi hangi alanda bekliyorsunuz? Gömülü yatırım deneyimi, tokenizasyon, robo-danışmanlık, yapay zekâ ajanları, açık finans ya da dijital varlıklar içinde hangi başlık daha belirleyici hale gelecek?

Bu başlıkların her biri kendi içinde önemli ve birbirinden tamamen bağımsız ilerleyeceklerini de düşünmüyorum. Bana göre önümüzdeki dönemi tek bir teknoloji değil, bu teknolojilerin birlikte çalışabilme kabiliyeti şekillendirecek.

Yapay zekâ yatırımcıyı daha iyi anlayacak, açık finans farklı kurumlar arasındaki veri akışını kolaylaştıracak, gömülü yatırım deneyimi yatırım hizmetlerini günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirecek, dijital varlıklar ve tokenizasyon ise yatırım yapılabilecek varlık evrenini önemli ölçüde genişletecek. Bu gelişmeler birbirini besleyen bir dönüşümün parçaları.

Kanaatimce önümüzdeki beş yılın en belirleyici konusu ise hiper kişiselleşme olacak. Çünkü artık yatırımcılar yalnızca kendilerine ürün sunulmasını değil, kendi hedeflerine, risk algılarına, bilgi seviyelerine ve yaşam biçimlerine uyum sağlayan finansal deneyimler bekliyor. Teknoloji de tam olarak bunu mümkün kılıyor.

Bir diğer önemli başlığın ise yapay zekâ ajanları olacağını düşünüyorum. Ancak bu ajanları yalnızca soru cevaplayan sistemler olarak değerlendirmemek gerekiyor. Önümüzdeki dönemde farklı uzmanlıklara sahip yapay zekâ ajanlarının birlikte çalıştığı, birbirlerini doğruladığı ve belirli görevleri paylaşarak yönettiği yapılara doğru ilerleyeceğimizi düşünüyorum. Bu yaklaşımın özellikle araştırma, risk yönetimi, müşteri deneyimi ve operasyonel verimlilik alanlarında önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. 

Dijital varlıklar ve tokenizasyon tarafında da önemli gelişmeler yaşanacağını düşünüyorum. Önümüzdeki yıllarda yalnızca finansal ürünlerin değil, farklı varlık sınıflarının da dijitalleşmesini ve yatırımcıların çok daha geniş bir yatırım evrenine erişebilmesini mümkün kılan uygulamaların yaygınlaşacağını değerlendiriyorum. Bunun sermaye piyasalarına hem yeni yatırımcılar hem de yeni ürünler kazandıracağını düşünüyorum.

Ancak bütün bu dönüşümün merkezinde yine güven ve sürdürülebilirlik olacak. Yeni teknolojilerin kalıcı değer üretebilmesi; güçlü altyapılarla, sağlıklı regülasyonlarla ve yatırımcı güvenini önceleyen yaklaşımlarla mümkün olacak.

Bugün yapay zekâyı, açık finansı, tokenizasyonu veya gömülü finansı ayrı ayrı konuşuyoruz. Gelecek dönemde ise bunların birbirinden bağımsız teknolojiler olarak değil, birlikte çalışan bir bütünün parçaları haline geldiğini göreceğiz. Benim değerlendirmeme göre bu dönüşüm bizi “otonom finans” diyebileceğimiz yeni bir döneme taşıyacak. Burada kastettiğim, yatırımcı adına tamamen bağımsız karar veren sistemler değil. Yatırımcının finansal hedeflerini anlayan, gelişmeleri sürekli takip eden, farklı senaryoları değerlendiren, fırsatları ve riskleri zamanında ortaya koyan ve yatırımcıyla birlikte çalışan akıllı finansal asistanların günlük hayatın doğal bir parçası haline gelmesi.

Belki de beş yıl sonra yatırım yapmak, bugün bir navigasyon uygulamasını kullanmak kadar doğal olacak. Kararı yine yatırımcı verecek; ancak karar öncesindeki araştırma, analiz, takip ve organizasyon süreçlerinin önemli bir bölümü yapay zekâ destekli sistemler tarafından yönetilecek. Bana göre önümüzdeki beş yılın en büyük dönüşümü de tam olarak bu olacak.