Adjust tarafından yayımlanan “Mobil Uygulama Trendleri: Türkiye 2025” raporu odağında Adjust Orta Doğu, Türkiye ve Afrika (META) Satış Direktörü Başak Zerman ile özel bir röportaj gerçekleştirdik.

Mobil uygulama ekosistemi, finansal teknolojilerin geleceğini yeniden şekillendiriyor.
Adjust tarafından yayımlanan “Mobil Uygulama Trendleri: Türkiye 2025” raporu, Türkiye’nin bu dönüşümde nasıl stratejik bir pozisyon aldığını gösteriyor. 2025’in ilk yarısında uygulama kurulumlarının %6 arttığı Türkiye’de, finans kategorisindeki kurulumlar yıllık bazda %30 yükseldi. Statista verilerine göre Türkiye’nin mobil uygulama pazarının 2029’a kadar 1,65 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Kullanıcıların uygulamalarda geçirdiği sürenin kısalmasına rağmen etkileşimin güçlenmesi, mobil kullanıcı deneyiminde verimliliğin öne çıktığını gösteriyor.

Bu dönüşümün arkasındaki dinamikleri ve Türkiye’nin finans uygulamalarında neden küresel ortalamanın üzerinde tutma oranlarına ulaştığını daha yakından anlamak için Adjust Orta Doğu, Türkiye ve Afrika (META) Satış Direktörü Başak Zerman ile özel bir röportaj gerçekleştirdik. Açık bankacılıktan gömülü finansa, dijital cüzdanlardan müşteri sadakatine kadar mobil finansın geleceğini konuştuk.

Türkiye Mobil Uygulama Trendleri Raporu 2025 yayınlandı

 

 

Kurulumlar artarken oturum süresi neden düşüyor? Kullanıcı deneyimi açısından anlamı ne?

Türkiye’de finans uygulamalarında 1Y25’te kurulumlar %30 artarken oturumlar %4 azaldı; ortalama oturum süresi de 2023’te 6,9 dk, 1Y25’te 6,18 dk’ya geriledi. Bu özellikle ödeme gibi işlemsel akışlarda oldukça olumlu bir tablo çünkü daha kısa oturum, işin daha hızlı ve friksiyonsuz tamamlandığını ve akışların sadeleştiğini gösteriyor bize. (ör. “ÖNEMLİ!” kutusu). Kısacası: daha çok kullanıcı geliyor, işini daha hızlı bitiriyor. Bu da UX’te verimlilik ve akış kalitesi demek. Ben Türkiye’deki bankacılık uygulamalarının globale örnek olacak uygulamalar olduğunu düşünüyorum. 

 

Türkiye neden küresel ve MENAT’a göre daha güçlü tutma oranları yakalıyor?

  • 1Y25’te Türkiye’nin finans uygulamalarında D1 %15 (MENAT %14, küresel %13), D7 %8 (MENAT %7, küresel %6), D30 %5 (MENAT %4, küresel %2). Bunu destekleyen etkenleri şöyle sıralayabiliriz:

Yüksek mobil bankacılık penetrasyonu ve geniş, çevrimiçi genç kullanıcı tabanı (nüfusun %50,9’u 34 yaş altı, internet penetrasyonu %87).
Güçlü altyapı ve destekleyici politika/teşvikler ile olgunlaşan fintech ekosistemi.
Yerelleştirme ve sade akışlar, deeplink’lerin doğru kullanımı ve kişiselleştirme gibi uygulama içi optimizasyonlar.

Türkiye’de mobil bankacılık uygulamaları arasında Ziraat, Garanti BBVA veya Akbank gibi oyuncular, kredi kartı ekstresi ödeme veya QR ile para transferi gibi işlemleri tek tıkla yapılabilir hale getirdi. Kullanıcı uygulamayı açtığında saniyeler içinde işlem tamamlıyor. Bu hız, “tekrar kullanım alışkanlığı” yaratıyor kullanıcı deneyiminin pozitif olmasının yanında uzun vadeli tutmayı da güçlendiriyor.

Bence Türkiye’deki finans uygulamaları, kullanıcıyı yalnızca “müşteri” değil “günlük yaşam partneri” gibi konumlandırıyor. Dolayısıyla uygulama sadece ödeme veya bakiye kontrolü için değil, fatura, yatırım, sigorta, kampanya takibi gibi pek çok mikro ihtiyacı çözüyor. Bu çeşitlilik ve güven birleşince, doğal olarak daha güçlü retansiyon çıkıyor.

Dijital bankacılık ve ödeme uygulamalarında sadeleştirilmiş kullanıcı akışlarının, finansal kapsayıcılık ve müşteri sadakati üzerindeki etkisi nedir?

Sadeleştirilmiş akışlar bilişsel yükü azaltarak farklı dijital okuryazarlık seviyelerindeki kullanıcıların rahatça işlem yapmasını sağlıyor. Daha kısa ve net adımlar, hem kapsayıcılığı hem de müşteri sadakatini artırıyor. Türkiye’nin finans uygulamalarında D30 tutmanın (%5) küreselin (%2) üzerinde olması, bunun güçlü bir kanıtı.

Dijital cüzdanlar, kart yükleme ya da para gönderme akışlarını yalnızca birkaç adıma indirdi. Özellikle bankacılık müşterisi olmayan genç kullanıcılar için bu, finansal kapsayıcılığı ciddi şekilde artırıyor. Kullanıcı “işlem basit ve güvenilir” dediği anda, markaya bağlılığı da güçleniyor. Bence sadeleşme, sadece “kolay kullanım” değil; aynı zamanda kullanıcıya kontrol hissi veren bir strateji. İnsanlar karmaşık menülerle boğuşmadan paralarını yönetebildiklerinde, uygulama onların gözünde güvenilir bir partner haline geliyor. Bu da uzun vadeli sadakat için en kritik unsur diyebiliriz. 

 

4.Önümüzdeki dönemde finans uygulamalarında gömülü finans, açık bankacılık API’ları ve RegTech çözümlerinin kullanıcı davranışlarını nasıl şekillendirmesi bekleniyor?

Türkiye’de finans uygulamalarında kurulumlar yükselirken kullanıcı davranışlarının geleceğini üç trend belirleyecek:

  • Gömülü finans: Kullanıcılar, finansal işlemleri alışveriş, oyun ya da sosyal platform gibi günlük uygulamaların içinde yapabilecek diye düşünüyorum. Bu, işlemleri daha görünmez ve akışkan hale getirirken kullanıcı davranışı daha sık ama daha kısa oturumlara evrilecek.
  • Açık bankacılık API’ları: Çoklu hesap yönetimi ve kişiselleştirilmiş finansal tavsiyeler tek bir ekranda toplanabilecek. Bu da D1/D7 geri dönüş oranlarını artıracak, çünkü kullanıcı tek platformda tüm ihtiyaçlarını çözebilecek.
  • RegTech çözümleri: KYC ve AML gibi süreçler arka planda, sorunsuz ve hızlı işleyebilecekler. Kullanıcı açısından bu, güven duygusunu yükseltirken aynı zamanda akışın kesintisiz kalmasını sağlayacak.

Türkiye’de e-ticaret uygulamalarına entegre edilen “alışveriş sırasında kredi” (BNPL) çözümleri, gömülü finansın ilk adımları oldu diyebiliriz. Kullanıcı alışveriş deneyiminden kopmadan ödeme planı oluşturabiliyor. Aynı şekilde Türkiye’deki açık bankacılık girişimleri sayesinde, kullanıcılar tek bir uygulamadan farklı bankalardaki hesaplarını yönetebiliyor. Bu örnekler, kullanıcı davranışının “tek ekrandan, hızlı çözüm” beklentisi yönünde değiştiğini gösteriyor.

 

Benim gördüğüm, kullanıcılar finansal işlemleri artık “ayrı bir iş” olarak değil, yaşamlarının akışı içinde doğal bir parça olarak deneyimlemek istiyor. Gömülü finansın yaygınlaşmasıyla, bankacılık işlemi yapıldığının bile fark edilmediği bir noktaya geleceğiz. Bu da finans uygulamalarını “arkaplan hizmet sağlayıcı” rolüne çekiyor. Türkiye gibi genç ve dijitalleşmiş bir pazarda, bu trendlerin adaptasyonu çok hızlı olacak.

 

5.Türkiye’nin finansal teknoloji ekosisteminde mobil uygulamalar, yatırımcıların ilgisini artıracak hangi avantajlara sahip?

Türkiye’nin fintech ekosisteminde mobil uygulamalar yatırımcılar için cazip çünkü:

  • Genç ve mobil-öncelikli nüfus: Nüfusun yarısından fazlası 34 yaş altında ve %87 internet penetrasyonu var. Bu, sürekli büyüyen bir kullanıcı tabanı demek.
  • Küresel ilk 10’da yer alma: Türkiye, 2024’te hem uygulama indirmeleri hem de uygulamalarda geçirilen süre açısından ilk 10 pazar arasında.
  • Yüksek tutma oranları: Finans uygulamalarında D1, D7 ve D30 retansiyonları hem küresel hem MENAT ortalamasının üzerinde. Bu, sürdürülebilir kullanıcı değeri potansiyelini gösteriyor.
  • Olgunlaşan ekosistem: Hem devlet destekleri hem de yerli girişimlerin artışı, inovasyon ortamını güçlendiriyor.

Örneğin Param, uluslararası iş birlikleri ve Avrupa açılımıyla Türkiye’nin ödeme teknolojilerinin sınırları aşabileceğini gösterdi. Benzer şekilde İyzico, PayU yatırımıyla hem yerelde büyüdü hem de globalleşti. Bu örnekler, yatırımcıya Türkiye’de ölçeklenebilir ve ihracata uygun fintech modelleri olduğunu kanıtlıyor.

 

Bence Türkiye’nin asıl gücü, hem gelişmiş pazarların regülasyon disiplinini hem de gelişmekte olan pazarların hızlı adaptasyonunu bir araya getirmesi. Yatırımcı için bu, “yerel başarı, bölgesel büyüme ve global açılım” yolunun mümkün olduğunu gösteriyor.