Innovance Kurucu & CEO’su Yusuf Ürey ile “B2B Fintek’in Sessiz Yükselişi” dosya konusu özelinde gerçekleştirdiğimiz röportaj şimdi yayında.
“Innovance Kurucusu & CEO’su Yusuf Ürey, finans dünyasındaki asıl değişimin görünen ürünlerden ziyade söz konusu sistemleri ayakta tutan teknolojik altyapılarda gerçekleştiğini ifade ediyor. Bahsedilen dönüşüm, bankaların geleneksel yapılarından sıyrılarak API odaklı ve esnek platformlara evrilmesini zorunlu kılıyor. Süreç içerisinde mikroservis mimarisi ve bulut altyapıları, kurumların çevikliğini artıran stratejik unsurlar olarak öne çıkıyor. Yusuf Ürey, yapay zekânın sistemlerin kalbine yerleştiği yeni nesil finansal mimarinin sunduğu fırsatları aktarıyor.”
Öncelikle sizi ve Innovance’in uzmanlık alanını kısaca tanıyabilir miyiz? Bankacılık ve finansal altyapı dönüşümü tarafında nasıl bir odakla çalışıyorsunuz?
Innovance, finansal hizmetler başta olmak üzere farklı sektörlerde faaliyet gösteren kurumların kritik teknoloji altyapılarını tasarlayan, geliştiren ve modernize eden bir teknoloji ve danışmanlık ekosistemi.
Bugün finans dünyasında asıl dönüşüm, ürünlerden çok bu ürünleri mümkün kılan altyapılarda gerçekleşiyor. Biz bu dönüşümün merkezinde, finansal kurumların büyümesini belirleyen altyapıları kuran ve dönüştüren bir teknoloji partneri olarak konumlanıyoruz.
Kurumların parçalı ve yüksek maliyetli sistemlerini; daha esnek, ölçeklenebilir ve API odaklı platformlara dönüştürerek hem teknolojik hem de iş modeli tarafında dönüşüm sağlıyoruz.
Yaklaşımımızın temelinde uçtan uca mimari bakış açısı yer alıyor. Müşteri deneyiminden veri yönetimine, operasyonel sistemlerden karar mekanizmalarına kadar tüm katmanları birlikte ele alarak sürdürülebilir ve ölçeklenebilir yapılar kuruyoruz. Bu yaklaşım, müşterilerimizin yalnızca sistemlerini yenilemesini değil, pazara çıkış hızını artırmasını ve yeni iş modellerini daha hızlı devreye almasını sağlıyor.
B2B fintekin son dönemde ivme kazanmasını mümkün kılan temel teknoloji altyapıları sizce hangileri oldu?

Bugün B2B fintekin büyümesini belirleyen şey yeni ürünler değil, bu ürünleri taşıyabilecek altyapıların olgunlaşması.
B2B fintekin ivmesini belirleyen temel unsur, finansal sistemlerin daha bağlantılı, esnek ve ölçeklenebilir hale gelmesi oldu.
Event-driven mimariler sayesinde sistemler yüksek hacimli işlemleri güvenli şekilde yönetebiliyor. API-first yaklaşımı ile kurumlar birbirleriyle hızlı ve standart bir şekilde entegre olabiliyor. Mikroservis mimarileri ise büyük ve monolitik yapıları daha yönetilebilir ve ölçeklenebilir sistemlere dönüştürüyor.
Bu mimari dönüşümle birlikte bankacılık yetenekleri servisleşti ve farklı platformlar üzerinden tüketilebilir hale geldi.
Bugün fark yaratan, bir ürünü geliştirmekten çok o ürünü haftalar içinde devreye alabilen ve ölçekleyebilen bir altyapıya sahip olmak.
Bankalar ve fintek şirketleri ölçeklenebilir platformlar kurmaya çalışırken en çok hangi teknik ve yapısal zorluklarla karşılaşıyor?
Ölçeklenebilirlik, teknik bir tercih olmanın ötesinde güçlü bir operasyonel disiplin gerektiriyor.
Dağıtık sistemlerde veri tutarlılığı, işlem güvenliği ve servisler arası koordinasyon kritik öneme sahip. Bu yapıların sağlıklı çalışabilmesi için mimari kurgunun yanı sıra izleme, loglama ve performans yönetimi süreçlerinin de güçlü şekilde tasarlanması gerekiyor.
Sahada en sık karşılaştığımız zorluk, sistem büyüdükçe karmaşıklığın hızla artması ve görünürlüğün aynı hızda artmaması.
Bu nedenle başarılı platformlar, yalnızca iyi tasarlanmış değil; aynı zamanda sürekli izlenebilen ve yönetilebilen sistemler üzerine kuruluyor.
Bugün ölçeklenebilirlik, yalnızca teknik bir başarı değil; doğru yönetilmeyen sistemlerde hızla riske dönüşebilen bir alan.
Legacy core banking sistemleri ve eski nesil finansal altyapılar, B2B fintek büyümesini sizce nasıl etkiliyor? Dönüşümün önündeki en büyük yavaşlatıcılar neler?
Bugün birçok kurumda B2B fintekin önündeki en büyük engel teknoloji eksikliği değil, legacy core mimarilerin yarattığı esneklik kaybı.
B2B fintekin önündeki en belirleyici faktörlerden biri, mevcut sistemlerin esneklik seviyesi.
Legacy core yapılar, entegrasyon kabiliyetinin sınırlı olması nedeniyle yeni iş birliklerini yavaşlatıyor ve pazara çıkış süresini uzatıyor. Modern platformlarla uyumlu olmayan bu sistemler, her yeni entegrasyonda ek katmanlar ve operasyonel yük oluşturuyor.
Sahada hâlâ dosya tabanlı iletişim yöntemlerinin kullanıldığı yapılarla karşılaşıyoruz. Bu yaklaşım, hız ve doğruluk beklentisinin yüksek olduğu B2B senaryolarında ciddi sınırlamalar yaratıyor.
Bu nedenle dönüşüm kararı, teknoloji yatırımı olmanın ötesinde, rekabet gücünü doğrudan belirleyen stratejik bir karar haline gelmiş durumda.
Açık bankacılık, API ekonomisi ve servis tabanlı mimariler, finansal kurumların teknoloji yaklaşımını nasıl değiştiriyor? Bu dönüşüm B2B kullanım senaryolarında en çok nerede etkisini gösteriyor?
Açık bankacılık ile birlikte finansal kurumlar servis üreten platformlara dönüşüyor.
API ekonomisi sayesinde bankacılık yetenekleri farklı uygulamalar içinde hızlı ve güvenli şekilde kullanılabiliyor. Bu dönüşüm özellikle B2B senaryolarda yeni iş modellerinin önünü açıyor.
Bu noktada kritik değişim, bankacılığın ürün odaklı bir yapıdan platform odaklı bir yapıya evrilmesi.
En somut etki alanlarından biri ödeme ve mutabakat süreçleri. API tabanlı yapılar sayesinde sistemler gerçek zamanlı iletişim kurabiliyor ve operasyonel verimlilik önemli ölçüde artıyor.
Bugün rekabet avantajı, yalnızca API sunabilmekten değil; bu API’leri uzun vadede güvenilir ve sürdürülebilir şekilde işletebilmekten geliyor.
Önümüzdeki dönemde finansal altyapılar tarafında hangi teknoloji başlıklarının daha fazla öne çıkmasını bekliyorsunuz? Kurumlar bugünden hangi alanlara hazırlanmalı?
Önümüzdeki dönemde üç başlık öne çıkıyor.
İlk olarak, yapay zekâ finansal altyapıların ayrılmaz bir parçası haline geliyor. AI entegrasyonları; sistem izleme, hata tespiti ve karar destek mekanizmalarında önemli bir rol üstleniyor. Bu sayede finansal sistemler daha proaktif ve kendini optimize edebilen yapılara dönüşüyor.
Burada belirleyici olan, AI’ın ayrı bir katman olarak değil, doğrudan altyapının içine gömülü şekilde konumlanması.
İkinci olarak, gerçek zamanlı veri akışına dayalı mimariler yaygınlaşıyor. Streaming yaklaşımları, operasyonel hız ve doğruluk beklentisini yeniden tanımlıyor.
Üçüncü başlık ise esnek ve taşınabilir altyapılar. Kurumlar, farklı ortamlarda çalışabilen ve değişen ihtiyaçlara hızlı adapte olabilen sistemler kurmaya yöneliyor.
Önümüzdeki dönemde fark yaratan kurumlar, bu teknolojileri tek tek uygulayanlar değil; bunları bütünsel bir mimari içinde birlikte çalıştırabilenler olacak.
