BulutTahsilat Yönetim Kurulu Başkanı Çağdaş Emre ile “B2B Fintek’in Sessiz Yükselişi” dosya konusu özelinde gerçekleştirdiğimiz röportaj şimdi yayında.

“BulutTahsilat Yönetim Kurulu Başkanı Çağdaş Emre, finansal teknolojilerin sadece birer ödeme aracı olmanın ötesine geçerek işletmeler için gerçek zamanlı bir karar altyapısı sunması gerektiğini vurguluyor. Söz konusu dönüşüm sürecinde rekabet avantajı, paranın hareketinden ziyade o hareketten üretilen öngörü ve kontrol hızıyla şekilleniyor. Bahsedilen yeni nesil finansal orkestrasyon, manuel süreçleri ortadan kaldırırken finans fonksiyonunu şirketlerin büyümesini yöneten stratejik bir güce dönüştürüyor. Çağdaş Emre, verinin normalize edilerek iş süreçlerine entegre edilmesinin Türkiye’deki fintek ekosistemi için en kritik eşik olduğunun altını çiziyor.”

 

Öncelikle sizi ve uzmanlık alanınızı kısaca tanıyabilir miyiz? Ödeme sistemleri, açık bankacılık ya da B2B finansal altyapılar tarafında hangi alanlara odaklanıyorsunuz?

Ben Çağdaş Emre, BulutTahsilat’ın Yönetim Kurulu Başkanıyım. Kariyerim boyunca finansal teknolojilere yalnızca ürün perspektifinden değil, işletmelerin sahada yaşadığı yapısal problemler üzerinden yaklaştım. Çünkü gerçek ihtiyaç; bir yandan yeni nesil finansal çözümler üretmek, diğer yandan ise uzun süredir manuel ve verimsiz ilerleyen finansal süreçleri yeniden kurgulamaktan geçiyor.

Bugün odağımızı ödeme sistemleri ya da açık bankacılık gibi başlıklarla sınırlı görmüyorum. Asıl uzmanlık alanımız; finansal verinin işletmeler için gerçek zamanlı bir karar altyapısına dönüşmesi. Yeni dönemde rekabet avantajı, paranın hareketinde değil; o hareketten üretilen öngörüde, kontrolde ve karar hızında ortaya çıkıyor.

BulutTahsilat olarak biz de bu dönüşümün tam merkezinde konumlanıyoruz. Açık bankacılık, B2B tahsilat altyapıları, ERP entegrasyonları ve finansal veri orkestrasyonunu tek bir çatı altında birleştirerek, finans fonksiyonunu operasyonel bir yük olmaktan çıkarıp şirketlerin büyümesini yöneten stratejik bir güce dönüştürmeyi hedefliyoruz.

  

B2B Fintech’ in bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alan Türkiye’de henüz başlangıç aşamasında mı, yoksa görünenden daha olgun bir yapıya mı sahip?

B2B Fintech’in Türkiye’de geldiği noktayı “erken olgunluk” aşaması olarak tanımlamak daha doğru olur. Yani altyapı ve farkındalık tarafında önemli bir mesafe kat edildi; ancak gerçek dönüşüm henüz yeni başlıyor.

Bugün birçok şirket dijital ödeme sistemlerini kullanıyor, açık bankacılık API’leri erişilebilir durumda ve finansal veriye ulaşmak teknik olarak artık bir problem değil. Ancak asıl mesele, bu verinin işletme içinde anlamlı bir şekilde kullanılması, süreçlere entegre edilmesi ve karar mekanizmalarını beslemesidir.

Türkiye’de B2B fintech ekosistemi aslında görünenden daha fazla potansiyel içeriyor. Çünkü şirketlerin büyük bir kısmı hala manuel ilerleyen tahsilat, mutabakat ve finansal operasyon süreçleriyle çalışıyor. Bu da bize şunu gösteriyor: Pazar doygun değil, aksine dönüşüm için oldukça geniş bir alan var.

Önümüzdeki dönemde fark yaratacak olan Fintech’ ler, sadece ödeme altyapısı sunanlar değil; finansal veriyi işleyen, yorumlayan ve işletmelere doğrudan aksiyon aldıran platformlar olacak. B2B fintech’in gerçek olgunluğu da bu seviyeye ulaşıldığında başlayacak.

Türkiye bankacılık altyapısı, entegrasyon refleksi ve finansal teknoloji adaptasyonu açısından birçok pazara kıyasla oldukça ileri bir noktada. Bugün büyük ve orta ölçekli şirketlerin finansal operasyonlarının önemli bir bölümü Fintech altyapıları üzerinden akıyor. Bu olgunlaşan bir pazarın göstergesi.

Üstelik sektör artık temel hizmetlerin ötesine geçmiş durumda. Doğrudan borçlandırma, tedarikçi finansmanı, çoklu banka yönetimi, bayi-alt bayi tahsilat ve ödeme çözümleri, tahsilat otomasyonu ve gerçek zamanlı nakit görünürlüğü gibi daha sofistike kullanım senaryolar giderek yaygınlaşıyor.

 

Regülasyon tarafında atılan hangi adımlar B2B Fintech ekosistemi için gerçekten dönüştürücü oldu? Açık bankacılık, FAST, ödeme başlatma hizmeti gibi başlıklar sizce nerede kritikleşiyor?

Türkiye’de regülasyon tarafında atılan en dönüştürücü adım, finansal verinin erişilebilir ve kullanılabilir hale gelmesini sağlayan açık bankacılık düzenlemeleri oldu. Özellikle TCMB’nin ÖHVPS standartlarını devreye alması çok önemli bir gelişmeydi. Bu adım, finansal sistemlerin kapalı mimarilerden API tabanlı, entegre ve platform odaklı yapılara geçişinde belirleyici rol oynadı.

FAST sistemi ise bu dönüşümü hız ve kullanıcı deneyimi açısından tamamladı. Gerçek zamanlı para transferi, özellikle B2B tarafta nakit akışının yönetimini kökten değiştirme potansiyeline sahip. Ancak burada asıl değer, sadece paranın hızlı hareket etmesi değil; bu hareketin anlık olarak izlenebilmesi ve sistemlere entegre edilebilmesidir.

Ödeme başlatma hizmeti (PISP) ise bence henüz potansiyelinin başında. Çünkü bu yapı, tahsilat süreçlerini tamamen yeniden tasarlama imkanı sunuyor. Kartlı ödeme bağımlılığını azaltan, maliyetleri düşüren ve doğrudan banka hesapları üzerinden çalışan yeni nesil bir tahsilat modeli oluşturuyor.

Ancak bu üç başlığın ortak bir gerçeği var: Tek başına hiçbir regülasyon dönüşüm yaratmıyor. Asıl dönüşüm, bu yapıların işletme süreçlerine entegre edilmesi ve finansal verinin uçtan uca yönetilebilir hale gelmesiyle ortaya çıkıyor.

Bu nedenle kritikleşen nokta; API erişimi ya da ödeme hızından ziyade, bu yeteneklerin işletmeler için gerçek zamanlı karar alma ve otomasyon kabiliyetine dönüşmesidir. B2B fintech’in asıl sıçraması da burada gerçekleşecektir.

 

Türkiye’de bu alanın önündeki en büyük engeller sizce neler? Mevzuat, entegrasyon kapasitesi, kurumsal adaptasyon ya da veri paylaşımı tarafında hangi kırılma noktaları var?

Türkiye’de bu alanın önündeki en büyük engel teknoloji eksikliği değil. Asıl mesele, kurumların dönüşüm hızının teknolojik kapasiteyle aynı seviyede ilerlememesi.

Bugün altyapı tarafında güçlü bir zemin var. Regülasyon tarafında da önemli bir mesafe alınmış durumda. Ancak kurum içi refleksler, eski iş yapış biçimleri ve finansal süreçlerin hala geleneksel mantıkla ele alınması, bu dönüşümün hızını aşağı çekiyor.

Özellikle legacy ERP sistemleri önemli bir darboğaz oluşturuyor. Modern API mimarileriyle tam uyumlu olmayan bu yapılar, finansal dijitalleşmenin ölçeklenmesini zorlaştırıyor. Bu nedenle entegrasyon katmanları ve ara yüzey çözümleri artık teknik bir tercih değil, dönüşümün zorunlu bileşeni haline geldi.

Veri paylaşımı tarafında da hala belirli çekinceler söz konusu. Ancak burada önemli bir zihinsel kırılma yaşanıyor. Kurumlar giderek daha net görüyor ki veri paylaşımı, doğru güvenlik ve doğru mimariyle kurgulandığında risk değil; doğrudan rekabet avantajı yaratıyor.

Bir diğer kritik başlık ise standart deneyim eksikliği. Bankalar arası servis farklılıkları, Fintech’ lerin ölçeklenebilir ve tutarlı deneyimler üretmesini zorlaştırabiliyor. Ancak bütün bunların üzerinde daha temel bir konu var: Finansın kurum içinde nasıl konumlandığı. Finans hala birçok şirkette kayıt tutan ve süreç takip eden bir birim gibi görülüyor. Oysa yeni dönemde finans, öngörü üreten ve şirketin yönünü belirleyen bir karar sistemi olmak zorunda.

 

Önümüzdeki dönemde en hızlı büyüyecek kullanım senaryoları ve dikeyler sizce hangileri olacak? Bunun arkasındaki temel dinamik ne olabilir?

Önümüzdeki dönemde en hızlı büyüyecek alanların başında BulutTahsilat’ ın da sloganı olan “Hepsi Bir Arada Finans” çözümleri geliyor. Gömülü finans, otonom hazine yönetimi, tahsilat otomasyonu, hesaplar arası ödeme (account-to-account), ödeme başlatma hizmetleri ve otomatik mutabakat çözümleri hızla yaygınlaşacak.

Şirketler artık sadece tahsilat yapmak değil, tahsilatı anlık görmek, eşleştirmek ve doğrudan muhasebeleştirmek istiyor. Gerçek zamanlı tahsilat/ödeme karar destek sistemleri oldukça popüler olacaktır. Şirketler artık finansı ayrı bir süreç olarak yönetmek istemiyor; iş akışının doğal ve görünmez bir parçası haline getirmek istiyor.

Dikey bazda baktığımızda; dağıtım, perakende, e-ticaret ve üretim gibi yüksek işlem hacmine sahip sektörler öne çıkıyor. Bu sektörlerde finansal operasyonların karmaşıklığı ve manuel iş yükü oldukça yüksek. Dolayısıyla verimlilik sağlayan her çözüm çok hızlı karşılık bulacaktır.

Yeni dönemde kullanıcı beklentisi çok net: Bir işlem başladığında, finansal aksiyonun da aynı akış içinde kesintisiz biçimde tamamlanması. Tahsilatın, ödemenin, mutabakatın ya da finansman kararının ayrı ekranlarda, ayrı ekiplerle ve ayrı zamanlarda yürüdüğü yapı artık sürdürülebilir değil.

Bununla birlikte otonom hazine yönetimi çözümleri ciddi şekilde büyüyecek. Şirketler nakit akışını sadece izlemek değil, gerçek zamanlı yönetmek, olası riskleri önceden görmek ve sistemin kendi kendine aksiyon üretebildiği yapılara geçmek istiyor.

Bu büyümenin arkasındaki temel dinamik ise çok açık: Finansal operasyonlarda hız, doğruluk ve düşük hata oranı artık bir fark yaratma unsuru değil; temel beklenti. Bundan sonra fark yaratacak olan, bu temel beklentinin üzerine öngörü ve karar zekası ekleyebilen yapılar olacak.

 

Hem kurumlar hem sektör oyuncuları açısından bakıldığında, sağlıklı ve sürdürülebilir bir B2B Fintech büyümesi için bugün hangi alanlara odaklanmak gerekiyor?

Sağlıklı ve sürdürülebilir bir B2B fintech büyümesi için hem kurumların hem de sektör oyuncularının odağını birkaç temel alanda netleştirmesi gerekiyor.

İlk olarak, finansal verinin standart, erişilebilir ve anlamlı hale getirilmesi kritik. Açık bankacılıkla birlikte veri erişimi önemli ölçüde çözüldü; ancak bu verinin doğru şekilde işlenmesi, normalize edilmesi ve işletme süreçlerine entegre edilmesi hala gelişim alanı.

İkinci olarak, entegrasyon kabiliyeti belirleyici olacak. Bankalar, ERP sistemleri ve farklı finansal araçlar arasında gerçek anlamda bir birlikte çalışabilirlik sağlanmadan, ölçeklenebilir çözümler üretmek mümkün değil. Bu nedenle API kalitesi, standartlar ve uçtan uca entegrasyon yetkinliği sektörün temel yapı taşlarından biri haline geliyor.

Üçüncü olarak ise kurumsal dönüşüm tarafı öne çıkıyor. Şirketlerin sadece yeni teknolojilere erişmesi yeterli değil; bu teknolojileri süreçlerine entegre etmesi ve karar alma mekanizmalarını veri odaklı hale getirmesi gerekiyor.

Sektör oyuncuları açısından bakıldığında ise, ürün geliştirme yaklaşımının değişmesi şart. Tekil problemleri çözen ürünlerden ziyade, uçtan uca finansal süreçleri yöneten ve müşteriye doğrudan aksiyon aldıran platformlara ihtiyaç var.

Özetle, sürdürülebilir büyümenin anahtarı; teknoloji üretmekten ziyade, finansal veriyi işleyebilen, sistemleri entegre edebilen ve işletmelerin karar alma kabiliyetini artıran yapılar kurmaktan geçiyor.