Hayat Finans Kurumsal İletişim Direktörü Gülhan Cantürk ile Fintechtime Mart 2026 sayısı “Fintek Dünyasının Mimarları” dosya konusu için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.
“Gülhan Cantürk, kariyerini “anlam üretme ve dönüşüm tasarlama” üzerine inşa eden, küresel pazarlama deneyimini finans sektörünün zihinsel sınırlarını genişletmek için kullanan bir değişim lideri. Hayat Holding bünyesinde “Kız Sözü” gibi toplumsal tabuları yıkan projelere imza atan Cantürk, bugün Türkiye’nin ilk lisanslı dijital bankası Hayat Finans’ta “Ailede Finansal Sosyalleşme” kavramını merkeze alarak parayla kurulan korku temelli ilişkiyi yeniden tanımlıyor. Liderliği, bildiğini anlatmak yerine doğru soruyu sorup derinlemesine dinlemek olarak gören tecrübeli yönetici; kadınların “erkek gibi davranma” bariyerini aşarak kendi özgün dilleriyle fintek ekosistemini daha kapsayıcı, şeffaf ve güven odaklı bir geleceğe taşıyacaklarına inanıyor.”
Finans dünyasına adım attığınız o ilk günden bugüne, sizi ilgili dinamik yapının içinde tutan ve her gün yeni bir motivasyonla işe başlamanızı sağlayan temel tutku nedir? Söz konusu kariyer öyküsünün, bugün geldiğiniz noktadaki yönetim anlayışınızı nasıl şekillendirdiğini merak ediyoruz.
Benim için temel motivasyon daima değişime ve dönüşüme hizmet etmek oldu. Kariyerim boyunca yalnızca bir ürünün ya da kampanyanın başarısına değil, çalışmalarımızın insanların hayatında, düşünme biçiminde yarattığı etkiye odaklandım. Bu nedenle yaptığım işin aslında bir anlam üretme ve dönüşüm tasarlama işi olduğuna inanıyorum.
Hayat Holding’de Global Pazarlama Direktörü olarak farklı coğrafyalardan sorumlu olduğum yıllar bu bakışımı önemli ölçüde şekillendirdi. 10’dan fazla ülkede yaptığımız çalışmalar gelişimin önce zihinde başladığını görünür kıldı. Bu doğrultuda toplumda tabuları yıkan, davranış değişimleri başlatan ve eşitliğe hizmet eden pek çok girişimi hayata geçirdik.
Molped markamız için başlattığımız “Kız Sözü” kampanyası bunun bir örneği. Bu kampanyayı, kadına karşı ayrımcılığın araçlarından biri olarak kullanılan regl olgusuna yönelik önyargıları kırmak üzere yürüttük. Kadınların kendi bedenleri hakkında konuşabilmesini toplumsal eşitliğin başlangıç noktalarından biri olarak gördük ve böylece bu alanda dönüşüme güçlü bir ivme kattık.
Benzer şekilde Molped ile “100 Gün 100 Kız Destek Koçluk Programı” ile genç kadınlara kendi özgün yaşam yolculuklarını şekillendirebilecekleri ve kendi cevaplarını bulabilecekleri alanı açmayı hedefledik. Aynı zamanda projede koçluk yaparak destek verdiğim bu projede genç kadınların hedef koymayı, karar almayı ve değişimi yönetmeyi deneyimlemelerine şahitlik etmek benim için kariyerimdeki en öğretici ve tatmin edici deneyimlerden biri oldu.
Bugün Hayat Finans’ta aynı motivasyonla ilerliyorum. Bu kez odağımız finansal kapsayıcılık ve güven. Türkiye’nin ilk lisanslı dijital bankası olan Hayat Finans’ta insanların bankacılıkla kurduğu zihinsel ve fiziksel ilişkiyi de yeniden tanımlamayı hedefliyoruz. Prof. Dr. Sinan Canan ile çok başarılı bir şekilde yürüttüğümüz Zihinsel Dönüşüm Sohbetleri bu yaklaşımın somut bir yansıması.
Kurumunuzdaki resmî yetki ve sorumluluklarınızın ötesinde; ekosistemi dönüştüren bir kadın lider olarak kendinize biçtiğiniz “görünmez” misyonu nasıl tanımlarsınız? Masada oturan bir yönetici olmanın ötesinde, sektöre nasıl bir imza bırakmayı hedefliyorsunuz?

Bu misyonu finans sektörünün zihinsel mimarisini değiştirmek olarak görüyorum. Toplumun parayla kurduğu ilişkiyi yeniden tasarlayan bir dönüşüm lideri olmayı hedefliyorum.
Çünkü içinde bulunduğumuz dönem, iş yapış şekillerinin köklü biçimde değiştiği, yeni jenerasyonların oyuna dâhil olduğu ve eski alışkanlıkların artık işe yaramadığı bir dönüşüm çağı. Ben bu değişimin sadece tanığı değil, mimarlarından biri olmayı hedefliyorum. Yeni nesille entegre çalışmayı, onların dilinden konuşan bir finans ekosistemi kurmayı sektöre imza olarak bırakmak istiyorum.
Bu yolculuk bizim için müşteriyi anlamakla başladı ki bu, Hayat Holding’de edindiğimiz bir alışkanlık, bir kültür. Bankayı kurarken ilk işimiz ürün geliştirmek değil, bankacılık müşterilerini anlamak üzere derinlemesine araştırmalar yapmak oldu. Finansın merkezinde olan paranın, müşterinin hayatındaki gerçek anlamını öğrenmek istedik. Ve bu araştırmalar bize çok kritik bir gerçeği gösterdi: Türkiye’de para ile kurduğumuz ilişki korku temelli. Bir yanda parayı çok istiyoruz, öte yanda ondan çekiniyoruz. Bu çelişkili yapının altını kazdığımızda gördük ki, asıl sorun finansı yeterince bilmememiz ve finans dünyasının dinamiklerinin insanları ürkütmesi.
Öte yandan bu konu evrensel bir konu. Uluslararası araştırmalar şunu söylüyor: İnsanların büyük bir kısmı parayı konuşmuyor. Bu, paranın ortak harcandığı aile içinde de geçerli. Örneğin, ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, insanların %63’ü aileleriyle para hakkında konuşmuyor. Ankete katılan her iki kişiden biri, çocukken finans hakkında hiç konuşmadıklarını (%52) ve her dört kişiden biri de para hakkında konuşmanın ayıp olduğunu öğrendiğini söylüyor.
Oysa bildiğimiz bir şey var: Konuşulmayan öğrenilemez. Özellikle çocuklukta ve özellikle bu çağda… Bu nedenle Hayat Finans’ta biz Ailede Finansal Sosyalleşme kavramını merkeze alan ve aile bankacılığında öncülüğü üstlenen yeni bir atılım içerisindeyiz.
Ailede Finansal Sosyalleşme, Sosyal Bilimlerin finansal psikoloji ve tüketici davranışı ekseninde ele aldığı bir çalışma alanı. Bu alanda öncü, Minnesota Üniversitesi’nden Prof. Sharon Danes’in çalışmaları da aile ortamının bireylerin para yönetimi, tasarruf, harcama ve borçlanma alışkanlıklarını belirlemede ne kadar güçlü bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor.
8 yaşından itibaren bireylerin finansal hayata bilinçli katılımı odağıyla tasarladığımız Biz Kart’ı bu ihtiyaçlara bir çözüm olarak geliştirdik. Biz Kart, parayla ilişkimizi korku üzerinden değil; deneyim, sorumluluk ve güven üzerinden yeniden kurmaya yardımcı olan bir yapı sunuyor. Küçük, kontrollü ve güvenli adımlarla parayla temas etmeyi mümkün kılarak, paranın yönetilebilir, öğrenilebilir ve paylaşılabilir bir araç olduğunu gösteriyor.
Biz Kart yalnızca bir debit kart değil; paraya dair hayali korkuları azaltan, bireylerin -özellikle de gençlerin ve çocukların- parayla sağlıklı bir sorumluluk ilişkisi kurmasına alan açan bir deneyim. Bu sayede bireyler, parayla bilinçli, dengeli ve olgun bir ilişki kurabilen finansal yetişkinler olma yolunda ilerleyebiliyor.
Dijital kanallar üzerinden kolayca yönetilen, harcama ve kategori limitleri ile güvenli bir finansal özgürlük sağlayan Biz Kart bu anlamda üç temel şeyi bir araya getiriyor:
- Ebeveyn için kontrollü ve güvenli bir finansal alan,
- Çocuk için kendi parasını yönetme deneyimi,
- Aile içinde para üzerine konuşmayı ve paylaşımı teşvik eden bir yapı.
Benim sektöre bırakmak istediğim imza da budur: Parayı aile içinde sohbetlere, günlük hayata taşıyan; korkuyu deneyime, tabuyu diyaloğa çeviren bir finans kültürü. Bankacılığın jargonunu hayatın gerçekliğine, sektörün dilini insanın diline dönüştürmek. Yeni jenerasyonla birlikte, onlara güven veren, onların dilinden konuşan bir ekosistem kurmak.
Liderlik yolculuğunuzda “ilgili an benim için bir dönüm noktasıydı” dediğiniz, size liyakat ve direnç konusunda en büyük dersi veren özel bir tecrübe var mı?
Global sorumluluk aldıktan sonra Nijerya pazarına giriş benim için gerçek bir kırılma anıydı. Farklı kültürlerde çalışmak zihinsel sınırlarınızı genişletiyor. Öte yandan orada, ev ziyaretlerinde kadınlarla konuşurken anladım ki liderlik, bildiğini anlatmak değil, önce doğru soruyu sorabilmek ve gerçekten dinleyebilmek demek.
2026 perspektifinden baktığımızda, “Cam Tavan” kavramının artık fiziksel engellerden ziyade algısal bariyerlere evrildiğini görüyoruz. Kariyer basamaklarını tırmanan bir kadın lider olarak, söz konusu görünmez bariyerlerin fintek özelinde nasıl bir değişim geçirdiğini gözlemliyorsunuz?
Bugün artık toplumsal cinsiyet eşitliğinde dış engeller değil, içselleştirilmiş kalıplarla mücadele ediyoruz. Açıkçası bu kalıpları tespit etmek ve dönüştürmek dış çerçeveyi ve kapsayıcı kuralları koymaktan çok daha zor. Ben bu noktada özellikle kadınların erkek gibi davranarak başarılı olacaklarına inanmalarını başlı başına bir bariyer olarak görüyorum. Bu algıyı kırmadan gerçek eşitliğin kurulabileceğine inanmıyorum. Kadınların kendine özgü bir dili, zekâsı ve yaklaşımı var. Bu çeşitlilik kazanılmadan fintek gibi hız, cesaret ve dönüşüm odaklı bir alanda başarılı bir sektör inşa etmek ise mümkün değil. Dolayısıyla bu, yalnızca kadınlar için değil, tüm sektörün sürdürülebilir geleceği için önemli bir konu.
Masada daha fazla kadının yer alması, sadece bir “sayısal veri” olmanın ötesinde, kurumunuzun ürün stratejilerine ve finansal kapsayıcılık vizyonuna nasıl bir boyut katıyor?
Kadınlar henüz iş dünyasında masada eşit bir şekilde yer alamasa da aile içindeki rolleri dolayısıyla ekonomide belirleyici konumdalar. Bahsetmiş olduğum ailede finansal sosyalleşme kapsamında kadınlar, parayla ilişkide öğreten, karar veren ve rol-model oluşturan bir konumdalar.
Bu içgörü ürün stratejimizi doğrudan şekillendiriyor. Aile bankacılığı ve finansal sosyalleşme odağıyla geliştirdiğimiz çözümler, parayı yalnızca işlem yapılan bir araç olmaktan çıkarıp konuşulan ve öğrenilen bir konuya dönüştürüyor. Biz Kart’ı da bu yüzden ebeveynin rehberlik ettiği, çocuğun deneyim kazandığı ve aile içinde finansal diyalog kurulan bir yapı olarak kurguladık. Böylece finansal kapsayıcılık ve farkındalığa çok yönlü bir şekilde hizmet ediyoruz.
Finans ve teknoloji gibi eril dilin yoğun olduğu bir alanda, yönetim kültürünü daha kapsayıcı ve empatik bir çizgiye çekmek için bugüne kadar attığınız en cesur adım neydi?
Biz Hayat Finans’ta ‘cesur adımları’ bir iş yapış biçimi ve kültürümüzün bir parçası olarak görüyoruz. Türkiye’nin ilk lisanslı dijital bankası olarak fiziksel ve zihinsel bariyerleri aşmayı ve köklü bir reform yapmayı hedefliyoruz. Bugün birikim tutarı fark etmeksizin her tasarruf sahibine eşit pay veren Hayat Avantajlı Hesap’tan dijitalin gücüyle kurduğumuz masrafsız bankacılığa dek her alanda bunu görünür kılıyoruz. Bu hizmetlerimiz finansal sisteme erişimi zayıf olan küçük ölçekli işletmeler, gençler ve kadınlar gibi grupların ekonomik hayata katılımında önemli bir rol oynuyor. Yarattığımız bu kapsayıcı ve hakkaniyetli ekosistem ise her geçen gün hızla büyüyor; aynı zamanda cesur adımlara Türkiye’nin ne kadar açık olduğunu gösteriyor.
Bugünden geriye dönüp baktığınızda; finansal teknolojiler alanında kariyer yapmak isteyen ancak “cam tavanlar”dan çekinen genç kadınlara, klişe tavsiyelerin ötesinde, gerçekçi bir rehberlik için neler söylemek istersiniz?
En temel önerim; başkalarının hikâyeleri üzerinden değil, kendi potansiyelleri üzerinden sektöre bakmaları olur. Başkalarının deneyimleri bilmek değerli ancak onları zihinsel sınıra dönüştürmek gelişimi yavaşlatır. Çoğu zaman cam tavan, karşılaşmadan önce kabullendiğimiz varsayımlardan oluşur.
2026 ve sonrasına dair ajandanızdaki en heyecan verici projeyi düşündüğünüzde; kadınların söz konusu geleceği inşa ederken üstleneceği en kritik rolü hangi kelimelerle tanımlarsınız?
Finansın geleceği kapsayıcılıkla şekillenecek. Bu nedenle kadınların rolünü bir temsil başlığıyla değil, sistem kurucu bir perspektifle ele almanın önemine inanıyorum. Kadın bakış açısı, doğası gereği en karmaşık krizlerin ve belirsizliğin hakim olduğu kaos ortamlarının içinde dahi sarsılmaz bir netlik getirebilen, farklı ihtiyaçları aynı anda sentezleyip önceliklendirebilen benzersiz bir yapıya sahip. Bu yaklaşım, modern finansın çok katmanlı karmaşıklığını sadeleştirerek güvene dayalı bir zemin inşa etmekle kalmıyor; aynı zamanda riskleri öngörülebilir kılan ve toplumsal faydayı merkeze alan sürdürülebilir bir finans ekosisteminin asıl temelini oluşturuyor.
