Nef Solution Kurucu Ortağı Derya Sarıkayalar ile Fintechtime Mart 2026 sayısı “Fintek Dünyasının Mimarları” dosya konusu için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.
“Derya Sarıkayalar, finans dünyasındaki çeyrek asırlık birikimini, “insanları ikna etme” sanatı ve sürdürülebilirlik vizyonuyla birleştirerek teknolojiye derinlik katan bir lider. Mevcut düzeni sürdürmek yerine verimli ve geleceğe hazır yapılar inşa etmeyi temel motivasyonu olarak gören Sarıkayalar, liderliği “tüm sesleri duyarken bile inandığın yolda ilerleyebilme cesareti” olarak tanımlıyor. Eril dilin hâkim olduğu yapılarda kapsayıcı bir kültür yaratmanın zorluğunu kendi yolunu çizerek aşan tecrübeli girişimci, 2026 perspektifinde kadınların teknolojiyi sadece üreten değil, kapsayıcılıkla dengeleyen ve iyileştiren “mimar” rolünü üstleneceğine inanıyor.”
Fintek dünyasına adım attığınız o ilk günden bugüne, sizi ilgili dinamik yapının içinde tutan ve her gün yeni bir motivasyonla işe başlamanızı sağlayan temel tutku nedir? Söz konusu kariyer öyküsünün, bugün geldiğiniz noktadaki yönetim anlayışınızı nasıl şekillendirdiğini merak ediyoruz.
Fintek dünyasına gelmeden önce 25 yılı aşkın süre finansın farklı alanlarında çalıştım. O yıllarda öğrendiğim en önemli şey, işleri sadece yürütmek değil, daha iyi hale getirmeye çalışmaktı. Kariyerimin başında, 1998 yılında o dönemde yöneticimin söylediği “Ne kadar çalıştığınız değil, yaptığınız işi nasıl daha verimli hale getirdiğiniz önemlidir; çözümle gelin.” sözü benim için bir dönüm noktası oldu. Bu yaklaşım, kariyerim boyunca yeni projeler üretmemin ve dönüşüm odaklı düşünmemin temelini oluşturdu. Benim için artık motivasyon, mevcut düzeni sürdürmek değil; daha verimli, sürdürülebilir ve geleceğe hazır yapılar kurmaktı. Zamanlada şunu fark ettim; değişimin en zor kısmı teknoloji değil, insanları ikna etmek. Çünkü gerçek dönüşüm ancak insanlarla mümkün oluyor. Bugün beni motive eden şey de yaptığımız işin sahada gerçekten işe yaradığını görmek. Benim için başarı, siz olmasanız bile kurduğunuz yapının devam edebilmesi. Sanırım insanı ayakta tutan da bu… Bir şeyin fayda sağladığını gördükçe, yeni hayaller kurmak ve yola devam etmek daha kolay oluyor.
Kurumunuzdaki resmî yetki ve sorumluluklarınızın ötesinde; ekosistemi dönüştüren bir kadın lider olarak kendinize biçtiğiniz “görünmez” misyonu nasıl tanımlarsınız? Masada oturan bir yönetici olmanın ötesinde, sektöre nasıl bir imza bırakmayı hedefliyorsunuz?

Benim için görünmez misyonun merkezinde güven var. Ürettiğimiz çözümler yalnızca teknolojiden değil, yılların sahadaki tecrübesinden besleniyor. Eğer biri NEF’in çözümlerinden birini kullanıyorsa, arkasına bakmadan ilerleyebilmeli; sorgulamaktan değil, güvenmekten güç almalı. Çünkü gerçek değer, yalnızca çalışır bir sistem kurmak değil, sürdürülebilir bir etki yaratabilmek. Bu yaklaşım aynı zamanda kapsayıcı olmayı da gerektiriyor. Büyük ya da küçük ölçekli, farklı sektörlerden ya da segmentlerden bağımsız olarak herkesin erişebileceği ve fayda sağlayabileceği bir dönüşüm anlayışı benim için çok önemli.
Bir diğer görünmez misyonum ise, tekrar eden çözümler üretmek yerine gerçekten yenilikçi olanın peşinden gitmek. Çünkü emek vererek yarattığınız bir değerin etrafında her zaman farklı yorumlar olur. Bazen liderlik tüm bu sesleri duyarken bile inandığınız yolda ilerleyebilme cesaretidir. Benim sektöre bırakmak istediğim imza da tam olarak bu: güven yaratan, kapsayıcı ve gerçekten yeni olanı cesaretle inşa eden bir dönüşüm anlayışı.
Liderlik yolculuğunuzda “ilgili an benim için bir dönüm noktasıydı” dediğiniz, size liyakat ve direnç konusunda en büyük dersi veren özel bir tecrübe var mı?
Olmaz mı 😊 Aslında tek bir an değil, birkaç kez dönüp kendime baktığım zamanlar oldu. İnsan emek vererek ortaya çıkardığı işi içtenlikle paylaşmak istiyor ve etrafında güvenli bir alan olduğunu düşünmek istiyor. Ama bazen işler beklediğin gibi gitmiyor; hayal kırıklığı yaşadığın, insanları ve liyakati yeniden sorguladığın anlar oluyor. Benim için en büyük ders de tam burada geldi. O anlarda geri çekilmek yerine, sakinleşip yeniden başlamak gerektiğini öğrendim. Çünkü her zor deneyim, insana biraz daha sadeleşmeyi ve yoluna devam etmeyi öğretiyor. Bugün baktığımda, beni ayakta tutan şeyin büyük başarılar değil; zor anlarda vazgeçmemeyi seçmek olduğunu düşünüyorum.
2026 perspektifinden baktığımızda, “Cam Tavan” kavramının artık fiziksel engellerden ziyade algısal bariyerlere evrildiğini görüyoruz. Kariyer basamaklarını tırmanan bir kadın lider olarak, söz konusu görünmez bariyerlerin fintek özelinde nasıl bir değişim geçirdiğini gözlemliyorsunuz?
Fintek alanında görünmez bariyerlerin tamamen ortadan kalktığını söylemek için hâlâ biraz yolumuz var. Bugün birçok masada, açıkça konuşulmasa da hissedilen algısal sınırlar olduğunu düşünüyorum. Ama sahada gerçek katkı ortaya çıktıkça bu duvarlar yavaş yavaş anlamını kaybediyor. Küçük ya da büyük fark etmez; etkisi olan her fikirde, girişimde, projede yer aldıkça bu bariyerler biz fark etmeden azalıyor. Çünkü değişim tek bir kırılma anıyla değil, istikrarlı üretimle geliyor. Benim için önemli olan yorulmadan devam etmek. Zamanla görünmez bariyerler zaten kendiliğinden geride kalıyor.
Masada daha fazla kadının yer alması, sadece bir “sayısal veri” olmanın ötesinde, kurumunuzun ürün stratejilerine ve finansal kapsayıcılık vizyonuna nasıl bir boyut katıyor?
Masada daha fazla kadının yer alması benim için kapsayıcılık, detaylı ve bütünsel yaklaşım demek. Kadın bakış açısı, bir fikrin ötesine geçebilmek için gereken sabrı ve düzeni beraberinde getiriyor. Bu yaklaşım ürün stratejilerine de doğrudan yansıyor ve finansal kapsayıcılık vizyonunu daha gerçek, daha sürdürülebilir bir zemine taşıyor.
Finans ve teknoloji gibi eril dilin yoğun olduğu bir alanda, yönetim kültürünü daha kapsayıcı ve empatik bir çizgiye çekmek için bugüne kadar attığınız en cesur adım neydi?
Benim yolculuğumda 25 yıllık kariyerimde eril dilin yoğun olduğu birçok yapıda bulundum. Bazılarında kapsayıcı bir kültür yaratmaya çalıştım; ancak bunun çoğu zaman sürdürülebilir olmadığını gördüm. Bu yüzden attığım en cesur adım, fintek alanında girişimci olarak kendi yolumu çizmek oldu. Çünkü gerçek değişim, var olan sistemi zorlamaktan değil, yeni bir kültürü en baştan kurabilmekten geçiyor.
Kadın liderler arasındaki dayanışmanın sadece bir “temenni” olmaktan çıkıp, somut bir iş birliği ağına dönüşmesi, fintek yatırımlarının geleceğini nasıl etkileyebilir?
Kadın liderler arasındaki dayanışmanın temenniden çıkıp gerçek bir iş birliği ağına dönüşebilmesi için önce görünmez bariyerlerin azalması gerekiyor. Bu denge sağlandığında, farklı ya da benzer vizyonlara sahip kadın liderlerin bir araya gelmesi yalnızca güçlü bir ağ oluşturmakla kalmaz; uçtan uca çözümler üreten, fintek yatırım dünyasında kalıcı iz bırakabilecek başarıların da önünü açar. Çünkü gerçek etki, bireysel başarıların ötesine geçebilmek ve ortak değer yaratabilmekle mümkün oluyor.
Bugünden geriye dönüp baktığınızda; finansal teknolojiler alanında kariyer yapmak isteyen ancak “cam tavanlar”dan çekinen genç kadınlara, klişe tavsiyelerin ötesinde, gerçekçi bir rehberlik için neler söylemek istersiniz?
Bence önce şunu kabul etmek gerekiyor; kadının kendi yeteneklerini, yaratıcılığını ve ortaya koyduğu değeri gerçekten içselleştirmesi zaman alan bir süreç. Çünkü her yaşın ayrı sorumlulukları, heyecanları ve telaşı var. 20’li yaşlarıma baktığımda benim de çok savrulduğum zamanlar oldu ama başladığım alanı değiştirmek gibi bir arayışım hiç olmadı. Zamanla şunu fark ettim; asıl önemli olan, insanın kendini tanıması ve hedefiyle uyum kurabilmesi. Bu uyumu yakaladığınızda, aslında o “cam tavanlar” eskisi kadar görünür olmuyor. Bu yüzden genç kadınlara tek önerim: Kendinizi gerçekten dinleyin, dışarıdan gelen seslerin ise sadece size iyi gelen kısmını sahiplenin. Yol zamanla netleşiyor.
2026 ve sonrasına dair ajandanızdaki en heyecan verici projeyi düşündüğünüzde; kadınların söz konusu geleceği inşa ederken üstleneceği en kritik rolü hangi kelimelerle tanımlarsınız?
2026 ve sonrası için tek bir kelime seçmem gerekirse bu kesinlikle kapsayıcılık olurdu. Çünkü geleceği inşa etmek artık sadece teknoloji üretmek değil; farklı bakış açılarını bir araya getirerek daha dengeli ve sürdürülebilir çözümler kurabilmek anlamına geliyor. Kadınların bu süreçteki en kritik rolü de tam olarak burada başlıyor.
