Taxai Yapay Zekâ Hukuku Uzmanı Av. Şeyma Oruç ile Taxia Yapay Zekâ Vergi Uzmanı Şaban Küçük, Fintechtime Mayıs sayısı için yazdı “TBMM’nin Yapay Zekâya Dair Komisyon Raporu, Fintech Ekosistemi İçin Neler Vaat Ediyor?”.

“Küresel yapay zekâ yatırımları trilyon dolarlık bir yarışa dönüşürken, Türkiye olarak bu dijital paradigmada finansal veriyi stratejik güce dönüştüren küresel bir inovasyon üssü olmayı hedefliyoruz. TBMM’nin Mart 2026 tarihli raporu, regülasyon ve inovasyon arasındaki o ince dengeyi kurarak bize çok net bir yol haritası sunuyor. Jeopolitik risklerin ve adaletsizliğin arttığı bu dünyada yapay zekâyı; insanı merkezine alan, fırsat eşitliğini gözeten ve etik değerlerle örülmüş bir denge unsuru olarak kurguluyoruz. Unutmayalım ki ufukta görünen her yeni teknoloji, ancak insan için ve insana hizmet ettiği sürece gerçek bir değer taşıyor.”

 

TBMM’nin Yapay Zekâya Dair Komisyon Raporu, Fintech Ekosistemi İçin Neler Vaat Ediyor?

2024 yılında, küresel çaptaki yapay zekâ yatırımları 200 milyar doları aştı. Finans sektörü, yapay zekânın başlıca kullanım alanlarından biri oldu. Dahası, yatırımlar gün geçtikçe katlanarak artmaya devam ediyor. Gartner’a göre, 2026 yılı sonunda küresel yapay zekâ harcamalarının 2,52 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Bu alandaki yatırımlarda ABD, Çin ve Avrupa Birliği (AB) üç büyük aktör olarak alışıldık yerlerine konumlandı.

Tüm bu gelişmelerin içinde Türkiye’nin, nerede yer alacağı büyük bir merak ve endişe konusu. Zira; “önce regülasyon, sonra inovasyon” odaklı bir yaklaşım için fazla geç kalındığı düşüncesi hakimdi. Uzun bir çalışmanın sonunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) Mart 2026 tarihli Yapay Zekanın Kazanımlarına Yönelik Atılacak Adımların Belirlenmesi, Bu Alanda Hukuki Altyapının Oluşturulması ve Yapay Zekâ Kullanımının Barındırdığı Risklerin Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (Rapor) yayımlandı. Bu raporla, Türkiye’nin yapay zekâ konusundaki bakış açısı ve hedeflediği konum itibariyle bir çerçeve oluşturuldu. Raporda, yapay zekânın finansal hizmetleri kayda değer biçimde dönüştüreceği kabul edilmiş oldu. İlkin, teknik bir ilerleme güdüsüyle hareket etmek gerektiği lakin, insanın bu gelişmelerin gölgesinde kalmaması gerektiğine vurgu yapılmış oldu. Regülasyonun ağır olduğu alanlarda ilerlemenin biraz kadük kaldığı çok fazla örnek biliyoruz. Bu açıdan dünyada farklı eğilimler mevcut.

Finans sektörü, yapay zekâ uygulamaları bakımından “yüksek riskli” alan sınıfında değerlendiriliyor. Bu hiç de şaşırtıcı değil. Keza; siber saldırıya, piyasa manipülasyonuna ve veri ihlaline oldukça açık bir alan. Raporda da finansal teknoloji kapsamında kredi skorlama, dolandırıcılık tespiti, piyasa işlemlerindeki algoritmik roller vb. nedenlerle en hassas uygulama alanlarından biri olduğu vurgulanıyor.

Buna örnek olarak raporda, algoritmaların aşırı alım-satım faaliyetlerinin piyasalarda yaratabileceği istikrarsızlığa dair 2010 yılındaki vuku bulan “Flash Crash”a değinilmiş ve denetimsiz otomasyonun risklerini hatırlatan tarihsel bir uyarı yapılmış.

 

Verimlilik Artışı ve İnovasyon Fırsatları

Daha evvel bahsi geçen tüm riskli durumların karşısında yapay zekâ, fintech paydaşları için muazzam bir operasyonel verimlilik vaat etmekte. Makine öğrenmesinin kredi risk modellerinde kullanımı sayesinde işlem hızı arttığı gibi mali kayıpların da önüne geçilebiliyor. Raporda yer verilen 2023 verilerine göre, finans profesyonellerinin %36’sı yapay zekâ sayesinde yıllık maliyetlerini %10’dan fazla düşürmeyi başarmış. Ancak bunun yanında, finans kuruluşlarının %68’inin yapay zekâ yatırımlarında yeterli seviyeye ulaşmadığı da düşünülüyor. Yapay zekâ destekli modeller sayesinde finans kuruluşları daha hızlı karar alabiliyor, risklerini daha iyi yönetebiliyor ve operasyonel maliyetlerini düşürebiliyor. Fakat burada dikkat çeken bir nokta var: sektörde bu teknolojilere yatırım yapanların sayısı artsa da hala önemli bir kesimin geride kaldığı görülüyor. Bu da önümüzdeki dönemde rekabet ikliminin daha da sertleşeceğine işaret ediyor.

Türkiye özelinde ise, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yürüttüğü “Nakit Akışı ve Portföy Yönetimi Projesi” ile veri odaklı bütçe tahminleme, akıllı likidite yönetimi ve dış dünyaya uyumlu bir yatırım karar destek mekanizmasının kurulması amaçlanmış. Bununla birlikte, vergi mükellef anomalilerini tespit ederek 2024 yılında 120 milyar liralık matrah farkı saptayan “Yapay Zekâ Destekli Risk Analizi Platformu” verimlilik konusunda en somut örnek olarak sayılabilir. Pek tabii KURGAN sistemi sayesinde Maliye, mükellefler nezdinde biraz da korku salarak işlemleri yakından takip ettiğinin sinyalini vermiş oldu. Ayrıca, TÜBİTAK’ın 2025 yılı ekosistem çağrılarında finans teknolojileri ve e-ticaretin öncelikli alan olarak belirlenmesi, sektörün stratejik önemini teyit ediyor. Kredi Kayıt Bürosu (KKB) bünyesinde geliştirilen “Finansal Türkçe Büyük Dil Modeli” ise sektöre özgü yerli teknoloji üretiminde ciddi adımlar atıldığının göstergesi.

 

Küresel Modeller

Dünyada yapay zekâ uygulamaları konusunda üç temel yaklaşım öne çıkıyor. ABD Modeli inovasyonu önceliklendiren ve katı kısıtlamalardan kaçınan yaklaşım sergilerken, AB Modeli bireyi ve mahremiyeti merkeze alarak, uygulamaları risk düzeylerine göre sınıflandıran bir yapı kurdu. Diğer yandan Çin, devlet desteğiyle gelişimi her şeyin üstünde tutan merkeziyetçi bir yaklaşım sergiliyor. Dahası, hukuki açıdan oldukça tartışmaya açık olacak şekilde sosyal kredi sistemi adı verilen tabiri caizse “vatandaşlık puanı” benzeri uygulamalara yer veriyor.

Rapora göre, yapay zekâ konusunda en kapsamlı, bağlayıcı ve sistematik çerçeveyi kurarak bu alanda küresel ölçekte öncülük eden yapı AB olarak lanse ediliyor. Zira AB, Dünyadaki ilk kapsamlı ve bağlayıcı hukuki düzenleme olan Yapay Zekâ Tüzüğü (AI Act) ile öne çıkıyor. Bu model, yapay zekâ sistemlerini risk düzeylerine (kabul edilemez, yüksek, sınırlı, asgari) göre sınıflandırarak yüksek riskli sistemler için sıkı denetim, şeffaflık, insan gözetimi ve teknik belgelendirme zorunlulukları getiriyor. AB’nin buradaki temel hedefi; bireyi ve mahremiyeti merkeze alan, etkin, etik ve güvenilir bir dijital pazar inşa etmek.

 

Kurumsal ve Hukuki Reform Planı

Raporda, Türkiye’nin fintech ekosistemini inşa etmek adına atacağı adımlar ve stratejik planlar detaylandırılmış olup sektörel olarak ilgi çekici hususlar da paylaşılmış. Şöyle ki;

Türk Yapay Zekâ Kanunu ve Esnek Hukuki Çerçeve: AB Yapay Zekâ Tüzüğü ile uyumlu, ancak ihtiyaçları gözeten genel ve çerçeve nitelikli bir kanun hazırlanması planlanıyor. Bu kanunun, yürürlükteki düzenlemeler ile çelişmemesi için diğer kanunlarda da değişikliğe gidilebileceği vurgulanıyor. İnovasyonu kısıtlamamak adına teknoloji bağımsız ve değişen koşullara uyum sağlayabilen esnek bir model hedeflenirken, girişimlerin teknolojilerini test edebilmeleri için “Düzenleme Deneme Alanları” (Regulatory Sandbox) kurulması öngörülüyor.

Türkiye Yapay Zekâ Kurumu: Yapay zekâ faaliyetlerini tek elden koordine edecek, uzmanlaşma odaklı ve uluslararası gelişmeleri de takip edebilen bir kurumun kurulması planlanıyor. Bu kurumun bürokratik engelleri aşarak ekosisteme rehberlik etmesi hedefleniyor. Esasen, mevcut KVK Kurumu’na benzer bir yapı kurulmaya odaklanılıyor.

Ekosistem ve Finansman Desteği: Stratejik alanlarda “Milli Şampiyonlar” çıkarmak amacıyla “Yapay Zekâ Ortak Araştırma ve Ürün Geliştirme Fonu” oluşturulacağı, girişimlerin küresel pazara açılmasının destekleneceği belirtiliyor.

Sektörel Türkçe Büyük Dil Modeli: Finans ve bankacılık gibi alanlarda kullanılmak üzere, yerel terminolojiye ve kültürümüze hâkim “Finansal Türkçe Büyük Dil Modeli” geliştirilmesi planlanıyor.

Otomatik Karara İtiraz Hakkı: Bireylere, tamamen yapay zekâ tarafından alınan finansal kararlara itiraz etme ve kararın gerekçesini “yalın bir dille öğrenme” hakkı KVKK kapsamında güvence altına alınıyor. Yapay zekâ sistemlerinin halüsinasyon riski de nazara alındığında insan gözetimi de böylelikle sağlanmış olacak.

 

Küresel Yarışta Türkiye’nin Yeri

Dünya genelinde ABD, 500 milyar dolarlık “Stargate” gibi projelerle teknolojik liderliği şaşırtmayacak şekilde göğüslerken; Türkiye, teknoloji üretiminde G20 üyesi olarak dünyada ilk 20 içinde yer almayı stratejik bir hedef olarak belirlemiş durumda. Fintech bu hedefin en kritik kalesi, veri ise en değerli hazinesi olacak. TBMM raporu, geleceğin finans dünyasını “gücünü teknolojiden, meşruiyetini hukuktan, gayesini insandan alan” bir vizyonla inşa etmeyi vaat ediyor. Türkiye’nin hedefi, teknoloji tüketmekten ziyade; finansal veriyi stratejik bir güce dönüştüren küresel bir inovasyon üssü olmak. Bu hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için regülasyonların hızlandırılması, üreticinin desteklenmesi ve bu konuya ciddi bir bütçe ayırmak gerektiği ise su götürmez bir gerçek.

Son olarak;

En önemlisi insan.

Zekânın adil ve eşit dağıtılmadığı, fırsat eşitliği ile hakkaniyet uygunluğunun tartışıldığı, gelir ve servet adaletsizliğinin arttığı, jeopolitik risklerin yoğunlaşması nedeniyle korumacı ve merkantilist modellerin gündeme geldiği bir dünyada, yapay zekânın bu derin uçurumdaki yeri oldukça önemli. Yapay zekânın sıçrayışı; ulus devletleşme, sonrasında küreselleşme ve global teknoloji devlerinin ulusüstü güçleri ile son zamanlarda devletlerin artan askeri güç kullanımı ve savaş eğilimli tutumlarıyla yeni bir paradigma değişimine eşlik eden bir döneme denk geldi. Değişim her bir güne, dönüşüm ise daha sancılı bir süreçle zamana yayılıyor. İnsan ise, her şeyin dönüştüğü bir çarkıfeleğin tam ortasında, en merkezinde ve çekici bir yerde var olmalı. 2045 için çok farklı senaryoların konuşulduğu bu gezegende, ufukta neler var sadece tahmin edebiliyoruz.

Olacak olanların hepsi insan için olmalı. Isaac Asimov’un 1942’de ortaya attığı Robotiğin 3 Temel Yasasını göz önünde tutarak yeni bir denge ve hukuk düzeni oluşacağı kesin. Birlikte hem yaşayacağız hem de göreceğiz.