Voya Digital Kurucusu Adem Ay ile Fintechtime Şubat 2026 sayısı “2025’te yapay zekayı nasıl kullandık, 2026’da hayatımızı nasıl yönetecek?” dosya konusu kapsamında gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.
“Yapay zeka finansal kararların merkezine yerleşirken, söz konusu kararların kullanıcıya nasıl sunulduğu güvenin temel belirleyicisi haline geliyor. Voya Digital Kurucusu Adem Ay, 2025 yılını yapay zekayı bir özellik olmaktan çıkarıp tasarım sürecinin en başından kurgulanan bir mimariye dönüştürdükleri kritik bir dönem olarak tanımlıyor. Geleneksel UI yaklaşımlarının yarattığı bilişsel yükü hafifleten ve kullanıcıyı veriyle boğmak yerine ona finansal huzur sunan bir deneyimi savunan Ay, otonom finans dünyasında tasarımın üstlendiği etik sorumluluğa dikkat çekiyor. Kullanıcının sürece müdahale edebildiği ve sistemle adil bir ilişki kurduğu bu yeni anlayış, 2026’nın otonom sistemlerinde başarının anahtarını şeffaflık olarak belirliyor.”
“Voya Digital olarak 2025 yılında finansal ürünlerin tasarım süreçlerinde yapay zekayı nasıl konumlandırdınız? Geleneksel UI yaklaşımlarının, yapay zekanın sağladığı kişiselleştirme olanaklarıyla nasıl bir sentez oluşturduğunu gözlemlediniz?”
VOYA’da 2025 yılı, yapay zekâyı yalnızca konuştuğumuz değil, nasıl çalışacağımızı yeniden tanımladığımız bir dönem oldu. Yıl boyunca ürün, UX ve strateji ekiplerimizle gerçekleştirdiğimiz yapay zekâ odaklı çalışma oturumlarında odağımız algoritmalar değil, kullanıcı davranışlarıydı. Yapay zekânın hangi noktalarda devreye girmesi gerektiğini, nerede geri çekilmesinin daha sağlıklı olduğunu ve kullanıcı kararlarını gerçekten ne zaman desteklediğini birlikte tartıştık. Bu çalışmalar soyut fikirler olarak kalmadı, doğrudan ürün akışlarına, karar ekranlarına ve deneyim mimarisine entegre edildi. Böylece yapay zekâ, sonradan eklenen bir özellik değil, tasarım sürecinin en başından itibaren kurgulanan doğal bir yapı taşı haline geldi.
Bu yaklaşım, finansal ürünlerde uzun yıllardır gördüğümüz klasik anlayıştan bilinçli bir kopuşu da beraberinde getirdi. Geleneksel model, veriyi kullanıcıya sunup karar yükünü tamamen onun omuzlarına bırakırken, arayüzü bu karmaşıklığı taşıyacak kadar bilgilendirici kılmaya odaklanıyordu. Ancak bu yapı, özellikle finansal okuryazarlık seviyesi farklı kullanıcı gruplarında ciddi bir bilişsel yük yaratıyor. VOYA olarak 2025’te yapay zekâyı, kullanıcının yerine karar veren bir mekanizma değil; karar sürecini sadeleştiren, bağlama oturtan ve yönlendiren bir deneyim katmanı olarak konumlandırmamızın temel nedeni de tam olarak buydu.
2026 yılında yapay zekâya yaklaşımımızı ve kullanım biçimimizi VOYA AI Studio çatısı altında standartlaştırmayı planlıyoruz. Bu yapıyı yalnızca kendi iç süreçlerimizde kullanılan bir sistem olmaktan çıkarıp, farklı ekiplerin ve organizasyonların da faydalanabileceği, daha geniş kapsamlı ve ölçeklenebilir bir modele dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Yapay zekayı kullanıcının yerine karar veren değil, kullanıcının karar sürecini sadeleştiren, yönlendiren ve bağlama oturtan bir katman olarak ele aldık. Örneğin; portföy ekranlarında sadece “hangi varlık ne kadar kazandırdı?” sorusuna cevap veren bir UI yerine, kullanıcının davranış geçmişine, risk algısına ve zaman içindeki aksiyonlarına bakarak “bu bilgiyi şu anda neden görüyorsun?” sorusunu yanıtlayan bir deneyim kurguladık.
Geleneksel UI hâlâ sistemin omurgası. Net hiyerarşi, okunabilirlik, erişilebilirlik ve tutarlılık vazgeçilmez. Yapay zeka ise bu omurganın üzerinde çalışan dinamik bir deneyim motoru. Aynı ekran, farklı kullanıcılar için farklı öncelikler, farklı anlatım biçimleri ve farklı aksiyon çağrıları sunabiliyor.
Bu yaklaşımın ölçülebilir etkilerini de net şekilde gördük. 2025 boyunca çalıştığımız fintech projelerinde;
- Kritik karar ekranlarında ortalama karar süresi %25–35 aralığında kısaldı,
- Yanlış işlemden geri dönüş oranlarında ciddi düşüşler yaşandı,
- Destek ekiplerine gelen “ne yapmalıyım?” odaklı talepler belirgin şekilde azaldı.
Bu bize şunu net biçimde gösterdi: Yapay zeka, UI’ı daha karmaşık değil; doğru kurgulandığında daha görünmez hale getiriyor.
Dosyamızda 2026’nın parlayan kavramı olarak UX’in bir adım ötesi olan BX’i (Behavioral Experience) işaret ediyoruz. Tasarım süreçlerinde kullanıcının sadece ekranla etkileşimini değil, finansal davranışlarını ve psikolojisini de yöneten bir mimari kurmak, 2026’da finteklerin rekabet gücünü nasıl etkileyecek?

2026’ya yaklaşırken şunu çok net görüyoruz, UX artık tek başına rekabet avantajı yaratmıyor. Çünkü bugün neredeyse tüm fintech’ler kullanıcı dostu, sade, hızlı arayüzler sunabiliyor ve bu artık bir ayrıcalık değil, bir beklenti haline geldi.
Asıl fark yaratan nokta artık tek bir soruda başlıyor: Kullanıcı bu ekranda neden bu kararı verdi?
Bugüne kadar tasarım süreçlerinde çoğunlukla şu soruya odaklandık:
Kullanıcı nereye tıklıyor, hangi akışı izliyor, nerede takılıyor?
Bunlar hâlâ önemli sorular. Ancak tek başına yeterli değiller.
Çünkü finansal ürünlerde bir karar, sadece ekran üzerindeki bir aksiyon değildir.
O karar; kullanıcının risk algısı, geçmiş deneyimleri, kayıp korkusu, acele etme isteği ve geleceğe dair beklentileriyle birlikte alınır. Aynı ekran, iki farklı kullanıcıda tamamen farklı davranışlara yol açabilir.
Bu noktada ikinci kritik soru devreye giriyor: Bu kararı verdikten sonra kullanıcının finansal davranışı nasıl şekillenecek?
Kısa vadede doğru görünen bir aksiyon, uzun vadede yanlış bir alışkanlığa dönüşebilir.
Sık yapılan ama bilinçsiz işlemler, kullanıcının finansal sağlığını zamanla zayıflatabilir.
İşte bu yüzden artık yalnızca “kararı aldırmak” değil, o kararın davranışa nasıl evrildiğini de tasarlamak gerekiyor.
BX (Behavioral Experience) tam olarak bu noktada devreye giriyor.
Biz BX’i, klasik UX yaklaşımından net bir şekilde ayırıyoruz.
UX, kullanıcının ekranla kurduğu ilişkiyi optimize eder. Akışları sadeleştirir, okunabilirliği artırır, etkileşimi hızlandırır. BX ise kullanıcının para, risk, belirsizlik ve gelecek algısıyla kurduğu ilişkiyi tasarlamayı hedefler.
Yani mesele artık sadece “hangi butona bastı?” sorusu değildir.
Asıl mesele; Bu kararı hangi ruh haliyle aldı? Hangi içgüdüyle hareket etti? Bu ekrandan ne bekliyordu ve ne hissetti?BX, bu sorulara cevap arayan ve deneyimi buna göre şekillendiren bir yaklaşım.
Kullanıcının davranışını manipüle etmeden, ama davranışın arkasındaki motivasyonları anlayarak ilerler. Amaç daha fazla işlem yaptırmak değil; daha doğru kararları sürdürülebilir hale getirmektir.
Finansal ürünlerde bu ayrım kritik. Çünkü para ile kurulan ilişki hiçbir zaman tamamen rasyonel değildir. Kayıp korkusu, acelecilik, pişmanlık, aşırı özgüven ya da “kaçırma” hissi kullanıcıyı ekrandaki her karar noktasında etkiler. BX, bu duyguları görmezden gelmez; aksine tasarımın temel girdisi haline getirir.
2026’da rekabet gücü şu noktada netleşecek:
Kullanıcıyı daha fazla işlem yapmaya iten ürünler değil,
kullanıcının daha doğru, daha zamanında ve daha bilinçli kararlar almasını sağlayan ürünler kazanacak.
2026 vizyonunda bankacılığın ‘görünmez’ hale geldiği, işlemlerin otonom ajanlarca yürütüldüğü bir düzenden bahsediyoruz. Ekranların ve manuel işlemlerin azaldığı bir dünyada, tasarımın rolü ‘görsel bir şölen’ sunmaktan ‘güven inşa eden bir akış’ kurgulamaya nasıl evrilecek?
Bu dönüşüm, tasarım disiplininin özüne çok güçlü bir geri dönüş aslında. Çünkü ekranlar azalırken, tasarımın sorumluluğu artıyor.
Görünmez bankacılıkta kullanıcı artık her adımı manuel olarak onaylamıyor. Otonom ajanlar; fatura ödemelerini yapıyor, tasarruf kararları alıyor, riskleri dengeliyor. Bu noktada tasarımın rolü, “bak ne kadar güzel” demek değil; “arka planda ne oluyor ve neden buna güvenebilirsin?” sorusuna cevap vermek.
2026’da tasarım üç temel eksene kayacak:
- Öngörülebilirlik: Sistem ne yapacak, ne zaman yapacak, hangi koşulda duracak?
- Müdahale Hakkı: Kullanıcı nerede ve nasıl kontrolü geri alabilir?
- İzlenebilirlik: Alınan kararlar geriye dönük olarak nasıl anlaşılır kılınır?
Bu artık görsel tasarımdan çok, akış tasarımı ve mikro etkileşim mimarisi meselesi. Küçük bildirimler, zamanında verilen açıklamalar, doğru anlarda sunulan özetler… Bunların hepsi güven inşasının parçaları.
Şunu net söyleyebilirim:
2026’da en iyi tasarım, kullanıcıya kendini “sistemin içinde kaybolmuş” hissettirmeyen tasarım olacak.
Otonom finansal kararların tasarım aracılığıyla kullanıcıya sunulmasında şeffaflık kritik önem taşıyor. Yapay zekanın aldığı karmaşık kararları, kullanıcıyı manipüle etmeden (dark patterns’dan kaçınarak) en sade ve güven verici şekilde nasıl görselleştirebiliriz? Tasarımın buradaki etik sorumluluğu nedir?”
Otonom finansal kararlar devreye girdikçe tasarımın rolü köklü biçimde değişiyor. Kullanıcı artık yalnızca bir ekranla değil, arka planda kendi adına karar alan bir sistemle ilişki kuruyor. Bu noktada şeffaflık ve iyi bir deneyim tercihi olmaktan çıkıp güven haline geliyor.
Yapay zekâ kararları çok sayıda değişkene dayanır, ancak kullanıcının bu karmaşıklığın tamamnını kullanıcının görmesi gerekmez. Kullanıcının ihtiyacı, kararın en temel nedenlerini sade ve anlaşılır bir şekilde kavrayabilmektir. Tasarımın görevi, karmaşık modeli gizlemek değil kararın mantığını insan zihninde kurulabilir hale getirmek olmalıdır.
Bunu sağlamanın en etkili yolu, katmanlı bir anlatım kurgulamaktır. Önce net bir sonuç sunulur: Bu aksiyon öneriliyor ya da Bu işlem otomatik olarak yapıldı. Ardından kısa ve açık bir gerekçe verilir. Daha fazla detay isteyen kullanıcılar için ise açıklama derinleştirilebilir. Böylece hem hız hem şeffaflık aynı anda korunur.
Dark pattern’lardan kaçınmak burada kritik bir etik sınırdır. Önerilen aksiyonun görsel olarak baskın hale getirilmesi, alternatiflerin geri plana itilmesi ya da kullanıcının gerçek bir seçim yaptığını hissetmemesi, güveni zedeler. Otonom karar sunan bir tasarımda kullanıcıya her zaman itiraz, durdurma ve ayar değiştirme hakkı açıkça tanınmalıdır. Kullanıcı seçtiğini hissetmiyorsa, sistem ne kadar akıllı olursa olsun kullanıcılar tarafından kabul görmez.
Bu noktada tasarımın etik sorumluluğu üç başlıkta özetlenebilir:
- Açıklanabilirlik: Kullanıcı, neden bu kararı gördüğünü anlayabilmeli.
- Kontrol: Kullanıcı isterse sürece müdahale edebilmeli.
- Geri alınabilirlik: Yanlış bir kararı düzeltme imkânı olmalı.
Şeffaflık, her şeyi göstermek anlamına gelmez. Aksine, fazla detay çoğu zaman güven değil kafa karışıklığı yaratır. İyi tasarım, kullanıcıyı veriyle boğmadan, dürüst ve sakin bir anlatım sunar. Kullanıcının ekrandan şu duyguyla ayrılması gerekir: “Bu sistem benimle açık ve adil bir ilişki kuruyor.”
Özetle, otonom finans dünyasında iyi tasarım kullanıcıyı yönlendiren değil, karar sürecinde yanında duran tasarımdır. 2026’da fark yaratan şey, sadece daha akıllı algoritmalar değil, bu algoritmaların ne yaptığını ve neden yaptığını doğru anlatabilen deneyimler olacak.
