Innovance Senior Group Delivery Manager Gökşen Çalışkan ile Fintechtime Mart 2026 sayısı “Fintek Dünyasının Mimarları” dosya konusu için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.
“Gökşen Çalışkan, yazılıma olan tutkusunu öğrenme ve paylaşma motivasyonuyla birleştirerek fintek dünyasında “sessiz liderlik” ekolünün güçlü bir temsilcisi olarak öne çıkıyor. Teknik mükemmeliyet kadar psikolojik güvenliğin de bir performans kriteri olduğunu savunan Çalışkan, yönetim dilini bilinçli olarak yumuşatarak hata toleransı düşük projelerde bile güven temelli bir kültür inşa ediyor. Yeni anne olduğu dönemde kariyerinde yaşadığı stratejik sıçramayı liyakatin bir göstergesi olarak niteleyen tecrübe isim, kadınların dengeleyici ve güven üreten bakış açısının geleceğin fintek dünyasında kalıcı büyümenin anahtarı olacağına inanıyor.”
Fintek dünyasına adım attığınız o ilk günden bugüne, sizi ilgili dinamik yapının içinde tutan ve her gün yeni bir motivasyonla işe başlamanızı sağlayan temel tutku nedir? Söz konusu kariyer öyküsünün, bugün geldiğiniz noktadaki yönetim anlayışınızı nasıl şekillendirdiğini merak ediyoruz.
İşe başladığım ilk günden itibaren bugün hala hissettiğim duygu yazılıma olan sevgim ve sürekli öğrenme arzum. Öğrenmek benim için bir tutkuysa, paylaşmak da bir o kadar değerliydi. Bu nedenle her çalıştığım ekipte birleştirici bir takım oyuncusu olarak konumlandım.
Bugün sorumluluk alanlarım değişmiş olsa da öğrenme ve paylaşma motivasyonum aynı şekilde devam ediyor. Yönetim anlayışım da bu motivasyonla şekillenerek, bir ekip üyesinden farksız, daha çok “sessiz liderlik” yaklaşımıyla öne çıkıyor. Ekip içinde destekleyici bir rolde yer alırken, projelerde sonuç odaklı bir bakış açısı benimsediğimi söyleyebilirim.
Kurumunuzdaki resmî yetki ve sorumluluklarınızın ötesinde; ekosistemi dönüştüren bir kadın lider olarak kendinize biçtiğiniz “görünmez” misyonu nasıl tanımlarsınız? Masada oturan bir yönetici olmanın ötesinde, sektöre nasıl bir imza bırakmayı hedefliyorsunuz?

Bir lider olarak çalıştığım kurumları hedeflerine ulaştırmak ana görevim olsa da benim temel motivasyonum sektörde birlikte çalıştığım insanların hayatlarına olumlu yönde dokunabilmek. Ekip içerisinde bazen öğrenci bazen rehber olabilmeyi ve bu motivasyonu tüm ekibe aşılamayı hedefliyorum. Gençlerin dinamizmi ile deneyimli çalışanların tecrübesi birleştiğinde ortaya çıkan sinerjiyi çok değerli buluyorum. Bireysel öğrenmenin bittiği yerde hayat durur; birlikte öğrenme devam ettiği sürece hem bireyler hem kurumlar hayatta kalır. İnsanların kendi potansiyellerini ortaya çıkarabilmeleri için yol gösterici bir mentor olmayı öncelikli misyonum olarak görüyorum. Bireysel potansiyeller bir araya geldiğinde oluşan kolektif güç ise başarıyı beraberinde getiriyor.
Liderlik yolculuğunuzda “ilgili an benim için bir dönüm noktasıydı” dediğiniz, size liyakat ve direnç konusunda en büyük dersi veren özel bir tecrübe var mı?
Liderlik yolculuğumda dönüm noktası olarak gördüğüm an, Innovance’te Account Manager rolüme başladığım dönemdir. İlk kez kendi inisiyatifimi ortaya koyduğum, yapmak istediklerimle kurumun benden beklediklerinin örtüştüğü bir sürece girmiştim. Daha önce bir yıl yazılımcı olarak çalıştığım şirkete üç yıl sonra lider olarak geri dönmek, sektördeki tecrübeme duyulan güveni çok net hissettirdi. Yeni anne olmuş biri olmamın hiçbir zaman ayrıştırıcı bir parametre olarak önüme gelmemesi ise benim için ayrıca önemliydi.
2026 perspektifinden baktığımızda, “Cam Tavan” kavramının artık fiziksel engellerden ziyade algısal bariyerlere evrildiğini görüyoruz. Kariyer basamaklarını tırmanan bir kadın lider olarak, söz konusu görünmez bariyerlerin fintek özelinde nasıl bir değişim geçirdiğini gözlemliyorsunuz?
Mesleğe başladığım ilk yıllarda yöneticim bir kadındı ve bugünkü liderlik anlayışımı şekillendiren örnek aldığım özellikleri vardır. O yıllarda daha üst düzey pozisyonlarda ise genelde erkeklerin olduğunu söyleyebilirim. Ancak bugün baktığımda, liderliğini büyük bir hayranlıkla takip ettiğim, başarıları Türkiye’yi aşmış pek çok kadın yönetici olduğunu görmek beni çok mutlu ediyor.
Masada daha fazla kadının yer alması, sadece bir “sayısal veri” olmanın ötesinde, kurumunuzun ürün stratejilerine ve finansal kapsayıcılık vizyonuna nasıl bir boyut katıyor?
Sadece kendi kurumumuzda değil, birlikte çalıştığımız diğer kurumlarda da kadın yöneticilerin artması; ekipler arası sinerjiyi güçlendiriyor ve yaratıcılığı besliyor. Farklı bakış açıları, karar süreçlerini zenginleştirirken ürünlerin daha kapsayıcı ve sürdürülebilir biçimde tasarlanmasına katkı sağlıyor.
Finans ve teknoloji gibi eril dilin yoğun olduğu bir alanda, yönetim kültürünü daha kapsayıcı ve empatik bir çizgiye çekmek için bugüne kadar attığınız en cesur adım neydi?
Finans ve teknoloji gibi daha hiyerarşik ve “sert” bir dilin normalleştiği bir alanda, benim için en cesur adım yönetim dilini bilinçli olarak yumuşatmak ve bunu sistematik hale getirmek oldu.
Bir dönemde ekip içinde performans, hata ve hız konuşulurken, insanların duygu ve yüklerini görünmez kılan bir dil kullandığımızı fark ettim. Bunun üzerine özellikle regülasyon baskısı yüksek, hata toleransı düşük projelerde toplantı formatlarını değiştirdim. “Ne yetişmedi?” yerine “Nerede zorlandık?”, “Kim destek ihtiyacı hissediyor?” gibi soruları bilinçli olarak gündeme aldım.
Daha da cesur olan kısım şuydu:
Bunu sadece sözde bırakmayıp, kendi kırılganlığımı görünür kıldım. Yanıldığım kararları ekip önünde açıkça paylaştım ve “bunu daha iyi nasıl yapabilirdik?” sorusunu önce kendime sordum. Finans ve teknoloji dünyasında bunun zayıflık olarak algılanma riski vardır; ama tam tersine, ekipte güveni ve sorumluluk alma kültürünü ciddi biçimde artırdı.
Bugün geldiğimiz noktada, teknik mükemmeliyet kadar psikolojik güvenliğin de bir performans kriteri olduğunu açıkça savunan bir yönetim anlayışım var. Empatiyi “yumuşak” bir değer değil, doğrudan iş sonuçlarını iyileştiren stratejik bir yetkinlik olarak konumluyorum.
Kadın liderler arasındaki dayanışmanın sadece bir “temenni” olmaktan çıkıp, somut bir iş birliği ağına dönüşmesi, fintek yatırımlarının geleceğini nasıl etkileyebilir?
Kadın liderler arasındaki dayanışma somut iş birliklerine dönüştüğünde, fintek yatırımlarında belirsizlik azalıyor, güven artıyor. Ortak pilot çalışmalar, referans ağları ve deneyim paylaşımı sayesinde girişimler daha hızlı ölçekleniyor ve yatırımcı için risk daha öngörülebilir hale geliyor.
Bu ağlar aynı zamanda yatırım kararlarını kısa vadeli büyümeden çıkarıp, regülasyon uyumu ve sürdürülebilir değer odağına taşıyor. Sonuçta kadın lider dayanışması, fintek ekosistemi için bir temenni değil, doğrudan stratejik bir yatırım avantajı oluyor.
Bugünden geriye dönüp baktığınızda; finansal teknolojiler alanında kariyer yapmak isteyen ancak “cam tavanlar”dan çekinen genç kadınlara, klişe tavsiyelerin ötesinde, gerçekçi bir rehberlik için neler söylemek istersiniz?
Her şeyden önce içinizdeki tutku finansal teknolojiler alanında kariyer yapmak ise mutlaka yapın. Dünyaca ünlü bir ipek markasının kurucusu Ayşen Zamanpur’un çok etkilendiğim ve yeniden paylaşmak istediğim yazısında tutkuyu şöyle tanımlamıştı.
“Tutku; her sabah coşkuyla uyanmak, işin her aşamasında heyecan duymak değildir. Tutku ateştir;
Ama işi ayakta tutan, ateş sönünce de nöbeti terk etmemektir…”
Kariyeriniz boyunca elbette zorluklar olacaktır yeter ki hedefinize ve kendinize inanın. Ara sıra durup başarılarınıza bakın, kim olduğunuzu hatırlayın. Bazen durup hatalarınıza bakın, ders çıkarın. Ve her koşulda yolda olmaya devam edin. Kariyer bir varış noktası değil; öğrenerek ve gelişerek ilerlenen uzun bir yolculuk.
2026 ve sonrasına dair ajandanızdaki en heyecan verici projeyi düşündüğünüzde; kadınların söz konusu geleceği inşa ederken üstleneceği en kritik rolü hangi kelimelerle tanımlarsınız?
2026 ve sonrasına baktığımda beni en çok heyecanlandıran proje, KYC alanında geliştirdiğimiz çözümleri yalnızca yerel regülasyonlara uyumlu değil, uluslararası ölçekte güven üreten ve kapsayıcı bir yapıya dönüştürmek. Hedefim, farklı ülkelerdeki kullanıcıların ve kurumların aynı güven standardında buluşabildiği, sınırları aşan bir doğrulama ekosistemi yaratmak.
Bu geleceği inşa ederken kadınların üstleneceği en kritik rolü üç kelimeyle özetleyebilirim: denge, güven ve sürdürülebilirlik. Kadın liderler, teknoloji ve regülasyon arasında denge kurabilen; hız ile etik arasındaki çizgiyi koruyabilen bir bakış açısı getiriyor. Özellikle KYC gibi güvenin merkezde olduğu alanlarda bu yaklaşım, ürünleri sadece çalışan değil, uzun vadede kabul gören ve büyüyen çözümler haline getiriyor.
Kadınların bu süreçteki katkısının, geleceğin fintek dünyasında “nasıl daha hızlı büyürüz?” sorusundan çok, “nasıl doğru ve kalıcı büyürüz?” sorusunu merkeze taşıyacağına inanıyorum.
