Sardis Ödülleri Jüri Başkanı, Yönetim ve Strateji Danışmanı Dr. Soner Canko ile Fintechtime Eylül sayısı için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.

Finansal inovasyonda çıta yükseliyor. Yapay zekâ, veri ve otonom sistemler hızla yaygınlaşırken, artık fark yaratan unsur teknolojiyi kullanmak kadar onun hangi problemi çözdüğü ve nasıl ölçülebilir değer ürettiği. Sekizinci yılında “Akıllı Finans Çağı: Otonom ve Akıllı Sistemler” temasıyla düzenlenen Sardis Ödülleri de bu dönüşümü odağına alıyor. Sardis Ödülleri Jüri Başkanı, Yönetim ve Strateji Danışmanı Dr. Soner Canko ile finansal inovasyonun değişen kriterlerini, yapay zekâ çağında güvenin önemini, finans ekosisteminin genişleyen sınırlarını ve bu yıl jüriyi hangi projelerin etkileyeceğini konuştuk. Sardis Ödülleri’nde geç başvurular 11 Eylül 2026’ya kadar devam ederken, kazananlar Brand Week Istanbul kapsamında Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek törende ödüllendirilecek.

 

Sardis Ödülleri sekizinci yılına “Akıllı Finans Çağı: Otonom ve Akıllı Sistemler” temasıyla giriyor. Sekiz yıldır başvurular üzerinden sektörün dönüşümünü yakından izleyen biri olarak, finansal inovasyonun geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yıl sizi bu temaya yönelten en belirgin değişim ne oldu?

Sardis Ödülleri Jüri Başkanı, Yönetim ve Strateji Danışmanı Dr. Soner Canko

Sardis Ödülleri Jüri Başkanı, Yönetim ve Strateji Danışmanı Dr. Soner Canko

Finansal inovasyonun son sekiz yılda geçirdiği dönüşüme baktığımızda, teknolojinin artık yalnızca mevcut süreçleri iyileştiren bir araç olmaktan çıktığını görüyoruz. Bir dönem dijitalleşme, mobil bankacılık, bulut teknolojileri ya da veri analitiği başlı başına inovasyon göstergesi olarak değerlendiriliyordu. Bugün ise çıta çok daha yukarıda. Asıl soru, teknolojinin ne kadar ‘yeni’ olduğundan ziyade, finansal hizmetleri ve müşterinin deneyimini nasıl dönüştürdüğü.

Bu nedenle bu yıl “Akıllı Finans Çağı: Otonom ve Akıllı Sistemler” temasını seçtik. Yapay zekâ ve veri odaklı teknolojiler, finans sektörünü yalnızca daha hızlı çalışan bir yapıya değil; öğrenen, öngören, karar süreçlerine katkı sağlayan ve giderek daha fazla aksiyon alabilen sistemlere taşıyor. Bu değişim, finans sektörünün çalışma biçimini olduğu kadar müşterilerin finansla kurduğu ilişkiyi de yeniden tanımlıyor.

Sardis Ödülleri’nin sekiz yıllık yolculuğunda bizim için en kıymetli gözlemlerden biri de bu dönüşümün başvurular üzerinden somut biçimde izlenebilmesi. Her yıl ödüllendirilen çalışmalar, aslında sektörün hangi sorulara odaklandığını, hangi teknolojileri benimsediğini ve değer yaratma anlayışının nasıl değiştiğini gösteren önemli bir arşiv oluşturuyor. Bugün geldiğimiz noktada inovasyonun merkezinde teknolojinin kendisinden çok, teknolojiyle yaratılan anlamlı ve ölçülebilir değer olduğunu düşünüyorum.

 

Yapay zekâ ve otonom sistemler finans sektörünün en güçlü gündemlerinden biri haline geldi. Ancak artık yalnızca teknolojinin kullanılması yeterli bir farklılaşma yaratmıyor. Jüri Başkanı olarak baktığınızda, bir yapay zekâ projesini gerçekten yenilikçi ve değer yaratan bir finansal çözüm haline getiren kriterler neler olacak?

Yapay zekâ kullanmak artık tek başına bir inovasyon göstergesi değil. Hatta önümüzdeki dönemde yapay zekânın kullanılıp kullanılmadığından çok, neden ve nasıl kullanıldığı daha önemli hale gelecek.

Bir çalışmayı değerlendirirken öncelikle hangi problemi çözdüğüne bakıyoruz. Teknoloji gerçek bir ihtiyaca mı yanıt veriyor, yoksa yalnızca mevcut bir sürece yapay zekâ mı eklenmiş? Bize göre sürdürülebilir bir proje üç ana sütuna dayanmalı: ölçülebilir etki, şeffaf/sorumlu yönetim ve kırılması güç bir müşteri güveni.

Ancak bunlara bir boyut daha eklemek gerekiyor: güven. Finans, hata maliyetinin çok yüksek olduğu bir alan. Dolayısıyla yapay zekâ destekli bir sistemin yalnızca hızlı ve akıllı olması yeterli değil; güvenilir, şeffaf, denetlenebilir ve sorumlu biçimde tasarlanmış olması da gerekiyor.

Bu nedenle jüri değerlendirmesinde teknolojiye değil, teknolojinin yarattığı etkiye odaklanacağımızı söyleyebilirim. Bence gerçekten güçlü bir yapay zekâ projesi, “Biz yapay zekâ kullandık” demekten ziyade, “Bu teknoloji sayesinde finansal hizmetlerde daha önce çözülemeyen şu problemi şu şekilde çözdük” diyebilen projedir.

 

Sardis Ödülleri’nin kategori yapısı bu yıl yapay zekâ ve veri odaklı teknolojilerin yanı sıra açık finans, ESG inovasyonu, finansal erişilebilirlik ve finansal dayanıklılık gibi alanları daha görünür hale getirecek şekilde yenilendi. Bu değişiklikler bize finans sektörünün önümüzdeki birkaç yıldaki öncelikleri hakkında nasıl bir tablo gösteriyor? Sizce bugün henüz yeterince konuşmadığımız hangi alanlar finansın yeni büyüme sahaları olacak?

Sardis Ödülleri Jüri Başkanı, Yönetim ve Strateji Danışmanı Dr. Soner Canko

Sardis Ödülleri Jüri Başkanı, Yönetim ve Strateji Danışmanı Dr. Soner Canko

Kategori yapısındaki değişiklikler aslında finans sektöründeki dönüşümün bir fotoğrafını çekiyor. Bir tarafta yapay zekâ, veri ve açık finans gibi teknolojik dönüşümü hızlandıran alanlar; diğer tarafta finansal erişilebilirlik, dayanıklılık ve ESG gibi sektörün toplumsal ve ekonomik sorumluluğunu güçlendiren başlıklar var. Bu iki alanın birbirinden bağımsız olmadığını düşünüyorum.

Önümüzdeki dönemde finans sektörünün başarısını yalnızca ne kadar hızlı veya kârlı büyüdüğüyle değil, ne kadar dayanıklı, kapsayıcı ve akıllı bir ekosistem oluşturabildiğiyle de değerlendireceğiz.

Bence henüz yeterince konuşmadığımız ancak önümüzdeki dönemi şekillendirecek asıl başlık, ‘finansal zekânın’ hayatın akışına nasıl sızacağı. Gömülü finans ve açık finansla birlikte finansal hizmetler bankaların fiziksel ya da dijital kanallarının dışına çıkıyor. Finans, müşterinin finansal bir hizmet satın aldığını hissetmediği kadar hayatın doğal akışına entegre olabilir. Bunun yanında kişiselleştirilmiş finansal rehberlik, otonom finansal karar destek sistemleri ve finansal dayanıklılığı artıran çözümler de önemli büyüme alanları olacak.

Özetle, önümüzdeki dönemin büyüme alanlarını yalnızca yeni teknolojilerde değil, teknolojinin insan hayatındaki finansal kararları nasıl daha anlamlı ve sürdürülebilir hale getireceğinde aramak gerektiğini düşünüyorum.

 

“Artık tüm sektörlerin finans sektörünün perspektifinden düşünmesi gereken bir döneme girdik” değerlendirmeniz oldukça dikkat çekici. Gömülü finans, servis bankacılığı ve açık finansla birlikte perakendeden mobiliteye, e-ticaretten telekomünikasyona kadar birçok sektör finansal hizmet üretmeye başlıyor. Sizce önümüzdeki dönemde finans ekosisteminin sınırları nasıl değişecek ve Sardis Ödülleri bu yeni oyuncuları ne ölçüde içine alacak?

Finans sektörünün sınırları artık bankaların sınırlarıyla aynı değil. Finansal hizmetler, müşterinin hayatındaki farklı temas noktalarına dağılıyor ve bu durum finans ekosistemini giderek daha geniş, daha çok oyunculu ve daha bağlantılı bir yapıya dönüştürüyor.

Bir müşterinin ödeme, kredi, sigorta, yatırım ya da finansman ihtiyacını karşılamak için mutlaka bir finans kuruluşunun doğrudan kanalına gitmesi gerekmeyebilir. Bu hizmetler alışveriş deneyiminin, seyahatin, mobilitenin veya başka bir günlük yaşam deneyiminin doğal bir parçası haline gelebilir. Dolayısıyla finans ve finans dışı sektörler arasındaki sınırların giderek daha fazla bulanıklaşacağını düşünüyorum.

Bu dönüşüm Sardis Ödülleri açısından da önemli bir fırsat yaratıyor. Çünkü finansal inovasyonu yalnızca klasik finans kuruluşlarının ürettiği çözümlerle sınırlı değerlendirmek, bugünün ekosistemini eksik okumak olur. Finansal hizmetlerin tasarlanmasına, sunulmasına veya müşteri deneyimine katkı sağlayan farklı sektörlerden oyuncuların da bu dönüşümün parçası olduğunu düşünüyoruz.

Sardis Ödülleri’nin önümüzdeki yıllarda bu genişleyen ekosistemi daha fazla kapsaması, finans sektörünün dönüşümünü daha bütünsel bir şekilde görünür kılması açısından önemli. Çünkü bugün finansal inovasyonun hikâyesi yalnızca finans şirketleri tarafından yazılmıyor.

 

Sekiz yıllık Sardis Ödülleri arşivine dönüp baktığınızda, geçmişte ödül alan projelerle bugün jüri önüne gelen çalışmalar arasındaki en büyük fark ne? Bu yıl başvuru yapacak kurumlara “Bizi teknolojinizden önce bununla ikna edin” diyeceğiniz tek bir unsur olsa neyi söylersiniz?

Sekiz yıllık arşive baktığımızda en belirgin değişimin, inovasyonun tanımında olduğunu görüyoruz. Geçmişte yeni bir teknoloji kullanmak veya sektörde daha önce yapılmamış bir uygulamayı hayata geçirmek güçlü bir farklılaşma unsuru olabiliyordu. Bugün ise bunlar başlangıç noktası haline geldi.

Artık daha önemli olan, bu yeniliğin neyi değiştirdiği. Müşterinin hayatında, kurumun iş yapış biçiminde veya finansal ekosistemde nasıl bir fark yarattığına bakıyoruz. Teknolojinin kendisi hızla erişilebilir ve kopyalanabilir hale geliyor; kalıcı rekabet avantajını yaratan ise teknolojiyi doğru probleme, doğru ihtiyaçla ve doğru amaçla buluşturabilmek.

Bu nedenle başvuru yapacak kurumlara tek bir şey söylemem gerekirse: “Bizi teknolojinizden önce yarattığınız etkiyle ikna edin.”

Bana göre iyi bir başvuru, yalnızca ne yaptığını anlatmamalı; neden yaptığını, hangi problemi çözdüğünü, kim için değer yarattığını ve bunun sonucunda neyin değiştiğini açıkça ortaya koymalı. Bunun yanında, jüri değerlendirmesini destekleyecek şeffaf, doğrulanabilir ve anlaşılır verilerin sunulması da büyük önem taşıyor. Projenin fikrini, uygulama sürecini ve sonuçlarını sade ve bütünlüklü biçimde aktarabilen iyi kurgulanmış bir case video da çalışmanın değerini doğru anlatmak açısından önemli bir araç.

Sardis Ödülleri’nin değerli olmasının nedenlerinden biri de tam burada ortaya çıkıyor. Biz yalnızca bugünün başarılı projelerini ödüllendirmiyoruz; aynı zamanda finans sektörünün yarını nasıl şekillendirdiğini de kayıt altına alıyoruz. Her yıl oluşan bu arşiv, aslında sektörün dönüşümünü okumak için önemli bir kaynak niteliğinde. Bu yıl da jüri olarak bizi en çok heyecanlandıran çalışmaların, teknolojiyi yalnızca yenilikçi bir uygulama olarak değil, gerçek bir dönüşümün itici gücü olarak kullanan çalışmalar olacağına inanıyorum.