Pionr Kurucusu Yakup Sezer ile Fintechtime Mayıs sayısı için gerçekleştirdiğimiz özel röportaj yayında.

“Fintek dünyasında yalnızca teknoloji üretmekle kalmayıp, aynı zamanda strateji geliştiren ve yeni girişimlerin önünü açan bir yapı düşünün. Pionr tam olarak bu noktada konumlanıyor. Yerel pazarda edindiği deneyimi uluslararası vizyona taşıma yolunda önemli adımlar atan Pionr’un stratejik yaklaşımını, kurucu bakış açısını ve gelecek vizyonunu daha yakından anlamak istedik. Pionr Kurucusu Yakup Sezer’e hem bugünü hem de yarını konuştuk; fintek ekosisteminde oyunun kurallarını değiştiren yaklaşımlarını, yeni dönem yatırımlarını ve büyüme yolculuklarını sorduk.”

 

“Her Şey Fintek” yaklaşımıyla yola çıkan bir kurucu olarak, sizce fintek kavramı bugün ne ifade ediyor ve 2030’a doğru bu tanım nasıl evrilecek?

Fintek artık sadece finansal ürünlerin dijital versiyonu değil; finansal refahın yeniden tanımlandığı bir altyapı vizyonudur. 2030’a giderken fintek, bireylerin ve işletmelerin ekonomik karar alma süreçlerini güçlendiren, sadece işlem yapan değil öneren, yönlendiren ve gerektiğinde koruyan bir yapay zekâ katmanı hâline gelecek. “Her Şey Fintek” dediğimizde kastettiğimiz şey, bir teknolojik dönüşümden çok, finansal davranışın altyapısını yeniden kodlamaktır.

 

Pionr’ın kuruluş vizyonunu düşündüğünüzde, bugün geldiğiniz noktada sizi en çok gururlandıran stratejik kırılım ne oldu?

Pionr Kurucusu Yakup Sezer “Pionr, sadece şirket kuran değil; başkalarının da kurabilmesini sağlayan bir yapı olmayı hedefliyor.”

Bir ürünü değil, bir zihniyeti inşa ettik. En kritik kırılım, ‘100 günde girişim kuran’ yapımız oldu. Yeniden yapılandırdığımız Tahsildar ile, bir yıl içinde işlem hacmini 14 kat artırarak pazardaki en hızlı büyüyen B2B ödeme ağı haline getirdik. Şimdi ise ödeme altyapısı ve finansman kabiliyetlerini entegre ettiğimiz, lisanslı ve bütünsel bir fintech ekosistemi kuruyoruz. Bu hız ve disiplin, bizi fikirden pazara 100 gün içinde taşıyan stratejik motorumuz oldu.

 

Girişim kurucu teknoloji şirketi olmanın zorlukları çokça konuşuluyor. Sizce bu modeli sürdürülebilir kılan en temel bileşen nedir?

Venture builder olmak, aynı anda birçok savaşı yönetmek demek: sermayeyi optimize ederken ekipleri motive etmek, ürün geliştirme hızını regülasyonla dengelemek, yatırımcının beklentisiyle kullanıcı gerçeğini aynı anda çözümlemek… Ve her girişimin ayrı bir ruhu, ayrı bir kırılganlığı var. Bu modelde sürdürülebilirliği sağlayan şey: irade. Sermaye gelir, gider. Ürün tutar, tutmaz. Ama irade kalır. Bizdeki sürdürülebilirlik, test edip gerektiğinde öldürebilme cesaretinden gelir. Pionr’da kutsal başarısızlıklar yaşarız, ama asla iradesizce bir başarıya tahammülümüz yoktur. Tabii ki bütün bunları mümkün kılan, birbirine kenetlenmiş, yüksek yetkinlikli bir ekip.

 

Gelişmekte olan pazarlara 20 milyon dolarlık yatırım hedefiyle yola çıktınız. Bu hedefin ardındaki stratejik öncelikler nelerdir? Coğrafya mı, ihtiyaç mı, potansiyel mi kararınızı şekillendiriyor?

İhtiyaçla başlayıp potansiyelle karar verir, coğrafyayla hızlanırız. Gelişmekte olan pazarlar hâlâ bankacılığın çözümsüz bıraktığı milyonlarca KOBİ‘ye ev sahipliği yapıyor. Biz bu boşluğu, ürün değil sistem kurarak dolduruyoruz. 20 milyon dolar, bu sistemin ilk tohum sermayesidir. Aynı zamanda Türkiye’de kuluçkasını tamamlamış ve pazar uyumunu kanıtlamış tüm fintech girişimlerimizi, 2026 itibarıyla gelişmekte olan ülkelerde pazara sunma vizyonuyla hareket ediyoruz. 2026 ve sonrası, tüm odağımızı uluslararası açılıma çevirdiğimiz bir büyüme dönemi olacak.

 

Yakın vadede “finansal refah teknolojileri” konuşuluyor. Pionr, finansal sağlığı güçlendirme misyonunu bundan sonraki dönemde nasıl yeniden yorumlayacak?

Finansal refah, pasif bir hedef değil, aktif bir aksiyon alanı olmalı. Pionr olarak “önce farkındalık, sonra çözüm” yaklaşımını benimsiyoruz. Kullanıcı davranışlarını analiz eden, onları sadece izlemeyen; yönlendiren, önlem aldıran ve kaynak israfını azaltan teknolojiler geliştiriyoruz. Yakın dönemde tüm ürünlerimize, şu anda testlerini yürüttüğümüz yapay zekâ temelli finansal analiz katmanlarını entegre edeceğiz. Bu vizyon, aslında Pionr’ın doğuş sebebi. Birçok şirketi büyüten de batıran da temelinde nakit akışı yönetimi. Biz bu süreci yalnızca tahsilat takibine değil, finansal dengeyi koruyan bir sisteme dönüştürüyoruz. Hedefimiz hem nakit akışını iyileştiren hem de finansal israfı önleyen yeni nesil bir model inşa etmek.

 

Tahsildar ve Norma gibi iki farklı ölçeği hedefleyen ürününüz var. B2B segmentinde derinleşirken, mikro girişimleri desteklemek neden hâlâ gündeminizde?

Çünkü mikrodan başlar büyük ekonomi. Bugünün mikro girişimi, yarının zincir mağazası olabilir. Norma ile 3,5 milyon mikro işletmenin muhasebe, ödeme, POS ve kredi ihtiyaçlarını birleştiriyoruz. Bu kesimi yalnız bırakırsak, yarının orta ölçekli işletmelerini doğurmamış oluruz. Yeni dönemde bu segmentte daha da derinleşeceğiz; yalnızca Norma ile değil, inşa edeceğimiz yeni girişimlerle de mikro işletmelere finansal yönetim, gelir optimizasyonu ve maliyet kontrolü gibi konularda yüksek etkili çözümler sunacağız. Önceliğimiz, şu an elimizde bulunan 78.000 KOBİ’lik güçlü Pionr ağına bu hizmetleri yaygınlaştırmak olacak. Bu network, sadece bir müşteri listesi değil; finansal ihtiyaçları gerçek veriyle kanıtlanmış, ürünlerimizi birlikte evrimleştirdiğimiz bir canlı ekosistem. Amacımız, mikrodan orta ölçeğe geçişin zeminini sağlamak; hem erişilebilir hem entegre çözümlerle.

 

Fintek ürünlerinde “ölçeklenebilirlik” artık olmazsa olmaz. Sizce bugünün en büyük ölçekleme tuzağı nedir ve Pionr bunu nasıl aştı?

En büyük tuzak: “herkese hitap eden ama kimsenin ihtiyaç duymadığı” ürünler. Pek çok fintech, ürünü merkeze alıp onun her şeyi çözeceğine inanıyor ama gerçek dünya böyle işlemiyor. Ürün tutkusu elbette önemli, ama onu çevreleyen büyüme stratejileri olmadan bu tutku sadece iç motivasyon olarak kalıyor. Biz segmenti net belirliyoruz: KOBİ. Onların borç döngüsü, ödeme takibi ve likidite krizleri üzerine kurduk tüm sistemimizi. Ve şunu açıkça gördük: Ölçeklenmek istiyorsan, önce dar bir sorunu çöz, sonra bu çözümün etrafına sürdürülebilir bir büyüme motoru kur. Pionr’da ekiplerimizin yaklaşık %50’si sadece büyüme faaliyetlerine odaklanıyor. Organik edinim, kanal iş birlikleri, içerik stratejisi, kullanıcı eğitimi ve veri odaklı segmentasyon gibi konulara yatırım yapıyoruz. Bugüne kadar 30’dan fazla fintech ürününü başarıyla canlıya almış bir yapı olarak, öğrendiğimiz en net gerçek şu: Ürünün kendisi değil, ürünün büyümesi için verilen mücadele ölçek getiriyor. Bizim ölçeğimiz, bu yatırımdan geliyor.

 

Fibabanka ile iş birliği finansal ürünlerin entegrasyonuna yeni bir boyut kattı. Sektörde ‘bankacılık ortaklığı’ kavramı sizce ne zaman dönüşüm katalizörüne dönüştü?

Bankacılık ortaklığı, ürün değil; vizyon paylaşımıysa anlam kazanır. Fibabanka ile birlikte çalıştığımızda fark ettik ki doğru partner, seni sadece regülasyonla değil, hızla da korur. Bu bizim için sadece bir finansal yatırım değil, stratejik bir ivmelenmeydi. Özellikle kredi ürünlerinin mevcut portföyümüze entegre edilmesi ve müşterilerimizle hızlı buluşması, bize sadece operasyonel değil, psikolojik olarak da yeni bir boyut kazandırdı. Bu ortaklık, büyümenin ve ölçeklenmenin ilk fazını tamamladığımız, ürün ve operasyonu güçlü bir zemine oturttuğumuz anda geldi. Doğru destek, doğru zamanda geldiğinde sadece iş modelinizi değil, özgüveninizi de büyütüyor. Fibabanka’nın bu süreçte sunduğu güven, strateji ve insan kalitesiyle, iş ortaklığının nasıl bir dönüşüm katalizörüne evrileceğine birebir şahit olduk.

 

Tahsildar’ı bir SaaS ürününden bütünsel bir ödeme ekosistemine dönüştürme hedefiniz var. Bu vizyonu “finansal operasyonların API’si” olarak mı düşünmeliyiz?

Kesinlikle. Tahsildar artık bir yazılım değil, bir altyapı. Biz onu “B2B ödeme orkestrasyonu” olarak konumlandırıyoruz. Ödemeden krediye, fatura mutabakatından bayi yönetimine kadar her şeyin entegre ve otomasyona dayalı şekilde çözüldüğü bir yapı. Ancak sadece API değil; müşterilerimizin ihtiyaç duyduğu her kanalda — ister masaüstü, ister mobil, ister POS entegrasyonu — bu çözümleri onların yanına getiren bir platform modelini benimsiyoruz. Amacımız, ürünlerin keşfedilmesini beklemek yerine, bu hizmetleri kullanıcıların kendi akışlarına entegre edecek kadar iç içe hale getirmek. Ayrıca orta vadede ürünlerimizin kalbine süreçler üzerinde çalışan yapay zekâ modelleri yerleştireceğiz. Bu sadece dış müşteriye değil, aynı zamanda hazine, destek ve operasyonel süreçlerimize kadar uzanan kapsamlı bir dönüşüm olacak.

 

 

Uluslararası büyüme vizyonunuzda regülasyon ve lokal partnerlikler nasıl bir rol oynayacak? Türkiye’de edindiğiniz tecrübeler ne kadar taşınabilir?

Türkiye, girişimcilik açısından sert ama öğretici bir pazar. Regülasyon sıkı, kullanıcı beklentisi yüksek, finansal sistem çok katmanlı. Bu ortamda kurduğumuz sistemlerin başka pazarlarda başarı ihtimali çok daha yüksek. Uluslararası açılımda regülasyonu bir bariyer değil, bir rehber olarak görüyoruz. Her pazara birebir uyan bir ürün yerine, hızlı lokalize edilebilen bir altyapı tasarımıyla hareket ediyoruz. Lokal partnerlikler ise bizim için sadece dağıtım kanalı değil; kültürel uyumun, regülasyonun ve müşteri güveninin kilididir.

 

Pionr ekosisteminde yapay zekâ nereye konumlanıyor? Risk modellemeden müşteri segmentasyonuna kadar bu teknolojinin karar alma süreçlerinizi nasıl etkilediğini paylaşır mısınız?

Yapay zekâ bizde bir özellik değil, karar destek sistemidir. Norma’da müşteri segmentasyonunu ve kredi tekliflerini AI ile optimize ediyoruz. Tahsildar’da işlem örüntülerine göre risk modeli üretiyoruz. Kararlarımız sezgiyle başlar, yapay zekâ ile doğrulanır. Orta vadede vizyonumuz, ürünlerimizin kalbine süreçler üzerinde çalışan yapay zekâ modelleri yerleştirmek. Bu sadece dış müşteriye dönük değil; aynı zamanda kendi iç süreçlerimizde de (hazine yönetimi, müşteri yönetimi, destek sistemleri, operasyonel kararlar) POC çalışmalarımızı başlattık. Hayatın bu kadar hızlandığı ve akıllandığı bir dönemde bu dönüşüm bizim için kritik bir stratejik öncelik.

2025 sonrası için bir “Fintek Kurucuları Manifestosu” yazacak olsanız, ilk üç maddesi ne olurdu?

  • Ürün değil, sistem kur.
  • Başarısızlıktan korkma, tutarsızlıktan kork.
  • Etiket olma, denemeye devam et ve bir çözüm bul.

 

Pionr’un uzun vadeli hedeflerinden biri de fintek alanında ‘dönüştürücü lider’ olmak. Bu konumun gerektirdiği sorumlulukları nasıl tanımlıyorsunuz?

Dönüştürücü liderlik, ilk olmak değil, doğru olanı ilk söyleyip arkasında durmaktır. Sorumluluğumuz; sadece ürün üretmek değil, ekosistem yaratmak. Yeni kuruculara yol açmak, rekabetten çok yenilikle öne çıkmak. Ve en önemlisi, kazandıkça sadece ciroyu değil, etkiyi de artırmak. Geçmişte profesyonel hayatımızda birçok API platformu, servis bankacılığı altyapısı ve “as a service” model geliştirdik; bunları fintech’lerin ve kurumsal şirketlerin kullanımına açarak pazarda birçok yapının kurulmasına destek olduk. Bu alanda ciddi bir teknik ve operasyonel tecrübemiz var. Orta vadede bu deneyime ve vizyona yeniden dönmeyi, sadece ödeme ya da bankacılık servisleri geliştiren bir yapıdan öteye geçmeyi planlıyoruz. Kurucu kimliğimizi merkeze alarak, özellikle zor şartlardan geçen fintech girişimlerine destek olacağımız, mentorluk, teknik altyapı ve büyüme desteği sunduğumuz yeni bir model üzerine çalışıyoruz. Pionr, sadece şirket kuran değil; başkalarının da kurabilmesini sağlayan bir yapı olmayı hedefliyor.