DT Cloud Genel Müdürü Serdar Yokuş ile Fintechtime Aralık sayısı ‘Yeni Gündem, Yeni Değerler’ dosya konusu kapsamında gerçekleştirdiğimiz özel röportaj yayında.
Serdar Yokuş, 2026 gündeminin teknoloji, sürdürülebilirlik ve regülasyon kesişiminde şekillendiğini vurguluyor. Yapay zekâ ajan ekosistemleri, dağıtık container mimarileri, cloud continuum ve enerji verimli veri merkezleri kurumların yeni stratejik ihtiyaçlarına dönüşüyor. DT Cloud, bu dönüşümü yalnızca altyapı geliştirmek olarak ele almıyor; veri egemenliğini yatırımcı güvenini artıran ve yapay zekâ ekonomisinin temelini oluşturan stratejik bir kaldıraç olarak konumlandırıyor.
Beş Fikirle 2026
2026’nın merkezinde sürdürülebilir veri egemenliği, şeffaf AI agent ekosistemi ve regülasyona uyumlu işlem mimarileri yer alacak.
Cloud continuum yaklaşımıyla edge, merkezi bulut ve sovereign/community cloud katmanları entegre yönetilecek.
Veri merkezlerinde enerji verimliliği, yenilenebilir enerji entegrasyonu ve kaynak optimizasyonu küresel standart haline gelecek.
Kurumlar “verinin nerede saklandığı” sorusundan “hangi modelde nasıl işlendiği ve hangi hukuk rejimine tabi olduğu” sorusuna geçecek.
Community cloud yapıları fintechler ve kritik sektörlerde maliyet, şeffaflık, güvenlik ve hız açısından stratejik avantaj sağlayacak.
“Veri kaynağı egemenliği, yapay zekâ ekonomisinin hem güven hem büyüme kapasitesini belirleyen en kritik unsur haline geliyor.”
Serdar Yokuş
Önümüzdeki yıl herkesin radarında hangi konu/konular olacak sizce?
2026’da öne çıkacak trendleri ele alırsak, teknoloji ve sürdürülebilirlik kesişiminde şekillenen büyük dönüşümün merkezinde veri egemenliği ve onun etrafında gelişen yeni mimariler yer alacak.
Yapay zekâ ajan ekosistemleri (AI Agent Space) regülasyona uyumlu ve şeffaf işlem altyapıları üzerinde çalışarak “AI agent compliance” kavramını gündeme taşıyacak; kişiselleştirilmiş yapay zekâ asistanları günlük yaşamda proaktif karar destek sistemlerine dönüşürken, üretkenlikte devrim yaratacak, kuantum bilgisayarların ticarileşmesi model geliştirme ve finansal modellemede çığır açacak. Bu gelişmelerin yanında, dağıtık container mimarileri AI için ölçeklenebilir, regülasyona uyumlu ve enerji verimli çözümler sunarken Kubernetes gibi orkestrasyon sistemleri sovereign ve community cloud yapılarıyla birleşerek esneklik ve uyum sağlayacak; cloud continuum yaklaşımıyla edge cloud, merkezi bulut ve sovereign/community cloud katmanları entegre edilerek verinin nerede işlendiği, hangi regülasyona tabi olduğu ve hangi enerji kaynaklarıyla desteklendiği uçtan uca yönetilecek.
Çevresel boyutta ise veri merkezlerinin enerji tüketimi, su kullanımı ve e-atık üretimi küresel ölçekte tartışma konusu olurken yenilenebilir enerji entegrasyonu hızlanacak, yeşil enerji tabanlı veri merkezleri, ısı geri kazanımı, su optimizasyonu ve enerji depolama çözümleri standart hale gelecek; kaynak akışının izlenmesi ve endüstriyel simbiyoz veri ekonomisiyle mümkün olacak, elektrikli ve otonom hava araçları şehir içi ulaşımda çevre dostu alternatifler sunacak.
Sonuç olarak 2026’da gündemin merkezinde “sürdürülebilir veri egemenliği + AI agent compliance + dağıtık container mimarileri + cloud continuum + yeşil enerji çözümleri” olacak ve bu trendler hem regülasyon uyumu hem şirket güveni hem de ekosistem sinerjisi açısından kurumlar, KOBİ’ler ve fintekler için stratejik kaldıraçlara dönüşecek.
Bugünden bakınca, 2026’da herkesin konuşacağı ama şu anda yeterince gündeme gelmeyen bir konu söyleyin desek, neyi işaret edersiniz?
Bugün veri egemenliğini konuşuyoruz; ancak 2026’da gündemi belirleyecek konu, verinin nerede saklandığı değil, hangi verinin hangi yapay zekâ modeline girdiği, hangi teknoloji katmanlarında işlendiği ve hangi community cloud yapılarında paylaşıldığı olacak: veri kaynağı şeffaflığı (model eğitiminin menşei etiketi), kültürel veri egemenliği (farklı kültürlerin verilerinin temsili ve “dijital sömürgecilik” tartışmaları), netlik kazanan regülasyonlar (verinin sadece lokasyonu değil, hangi hukuk rejimine tabi olduğu), ve yatırımcı perspektifi (veri kaynağı uyumluluğunun TCO/ROI üzerindeki etkisi) bugünden yeterince konuşulmuyor; oysa 2026’da bunlar ana gündem başlıkları haline gelecek.
Senaryolar net: bir ülkenin kültürel verilerinin izinsiz şekilde yabancı bir modelce kullanılması “dijital kültürel mülkiyet” krizini tetikler; küresel sağlayıcılar çok katmanlı veri menşei ve işlem altyapısı raporlamasına geçer; yatırımcılar veri kaynağı uyumluluğu olmayan yapay zekâ girişimlerinden çekilir. DT Cloud olarak çözümlerimizi bugünden uyumlu hale getirmeye odaklanıyoruz; sovereign cloud altyapımız verinin hangi hukuk rejimine tabi olduğunu garanti eder; AI Native Cloud vizyonumuzla model eğitiminde kullanılan verilerin menşei ve uyumluluğunu denetlenebilir şekilde raporlayabiliyoruz; big data platformumuz regülasyona uygun biçimde kendi egemen mimarimize entegre ediyoruz, veri işleme pipeline’nını ölçeklenebilir kabiliyete çektik; GPU processing katmanını segmentasyon, erişim kontrolü ve gözlemlenebilirlik (observability) servismizle audit logs düzenleyerek veri egemenliği ilkelerinden ödün vermeden yürütürüz. AB’nin Data Act, AI Act ve finansal ekosistem için PSD2 ile GDPR gerekliliklerini tasarımdan itibaren karşılarız; ve özellikle kritik altyapılar ile fintechler için community cloud modelini devreye alabiliyoruz; paylaşımlı ama regülasyona uyumlu altyapı sayesinde maliyet avantajı, ortak güvenlik ve uyum katmanı, şeffaf işlem ve API standardizasyonu ile ekosistem sinerjisi sağlar, inovasyonu ve büyümeyi hızlandırırız.
Sonuç olarak 2026’da veri kaynağı egemenliği ile regülasyona uygun işlem altyapısı (big data + GPU) ve community cloud, yapay zekâ ekonomisinin kritik omurgası olacak; biz DT Cloud olarak kurumları, KOBİ’leri ve fintechleri bu dönüşüme bugünden hazırlıyor, veri egemenliğini yalnızca korunan bir değer değil, yatırımcı güvenini ve rekabet avantajını artıran stratejik bir kaldıraç haline getiriyoruz.
