UiPath Türkiye Genel Müdürü Tuğrul Cora ile Fintechtime Mart 2026 sayısı için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.

“Yapay zekanın deneme aşamasından çıkıp ölçülebilir iş sonuçlarına dönüştüğü yeni bir kırılım noktasındayız. Bugüne kadar kurallı işleri yazılım robotlarına devreden iş dünyası, artık bağlamı anlayan ve inisiyatif alabilen “Yapay Zeka Ajanları” ile tanışıyor. Özellikle hız ve regülasyonların kesiştiği finans ekosisteminde oyunun kurallarını baştan yazan bu dönüşümü, Türkiye’deki 400’ü aşkın kurumsal müşterisiyle sürece liderlik eden UiPath’in Türkiye Genel Müdürü Tuğrul Cora ile konuştuk. Cora ile yapay zekânın masamıza nasıl bir “ekip arkadaşı” olarak oturacağını ve iş gücünü bekleyen asıl yetkinlik sınavını masaya yatırdık.”

 

Tuğrul Bey, röportaja genel bir çerçeve çizerek başlayalım. 2025 yılı, yapay zekanın teoriden pratiğe en hızlı geçtiği ve somut iş sonuçlarına dönüştüğü yıllardan biri oldu. UiPath Türkiye açısından baktığımızda hem büyüme hedefleri hem de sahadaki proje çeşitliliği anlamında nasıl bir yılı geride bıraktınız? Özellikle teknolojiye en hızlı uyum sağlayan sektörlerin başında gelen fintek dünyasıyla ilişkileriniz ve iş birlikleriniz 2025’te nasıl şekillendi. Bu ivme yakın gelecek planlarınıza nasıl yansıyacak?

2025’i ben tek bir cümleyle özetlemek istersem, yapay zekânın “deneme aşamasından” çıkıp “ölçülebilir iş sonucuna” dönüştüğü yıl oldu derim. Uzun süredir konuştuğumuz dönüşüm bu yıl sahada çok daha net karşılık buldu. UiPath Türkiye olarak hem müşteri derinliği hem de proje kapsamı açısından güçlü bir büyüme yaşadık. Türkiye’de 400’ün üzerinde kurumsal müşteriyle çalışıyoruz ve artık projeler yalnızca operasyonel iyileştirme değil, doğrudan stratejik dönüşüm başlığı altında ele alınıyor.

Fintek dünyası bu dönüşümün en dinamik alanlarından biri oldu. Çünkü fintekler hız, ölçeklenebilirlik ve regülasyon uyumunu aynı anda yönetmek zorunda. 2025 boyunca fintek şirketleriyle yürüttüğümüz çalışmalarda özellikle müşteri edinim süreçleri, KYC doküman doğrulama, mutabakat, fraud analizi ve regülasyon raporlaması gibi alanlarda ciddi verimlilik kazanımları gördük. Bu projelerde otomasyon artık maliyet düşürme aracı olmaktan çıktı; büyümenin altyapısı haline geldi. Bu ivme 2026 planlarımızı da şekillendiriyor. Agentic otomasyonu fintek ve bankacılık sektöründe çok daha merkezi bir konuma taşıyacağız.

 

Geleceğe odaklanırsak, 2026 yılına “Agentic Otomasyon” vizyonuyla girdiniz. Sektör uzun süredir RPA ile verimlilik sağladı ancak şimdi oyunun kuralları değişiyor. Geleneksel otomasyon ile bu yeni dönem arasındaki temel farkı nasıl tanımlıyorsunuz; şirketleri sadece işi yapan robotlardan karar alabilen ajanlara geçmeye zorlayan itici güç nedir?

RPA bize önemli bir kazanım sağladı; kurallı ve tekrarlayan işleri yazılım robotlarına devrederek ciddi bir verimlilik yarattık. Ancak iş dünyası artık yalnızca işi yapan sistemlerle yetinmiyor. Bugün kurumların ihtiyacı, değişken bağlamı anlayabilen, veriyi yorumlayabilen ve hedefe yönelik aksiyon alabilen sistemler.

Geleneksel robotlar belirlenen kuralları izler. Agentic yapay zekâ ise hedefi anlar, bağlamı değerlendirir, plan yapar ve gerektiğinde inisiyatif alır. Yani yalnızca süreci yürütmez, süreci yönetir. Bu dönüşümü zorunlu kılan üç temel itici güç var. Birincisi veri hacmi artık manuel karar süreçleriyle yönetilemeyecek seviyede. İkincisi yetenek eksikliği; özellikle dijital yetkinlik gerektiren alanlarda insan kaynağı arzı talebin gerisinde kalıyor. Üçüncüsü ise karar alma hızının doğrudan rekabet avantajı haline gelmesi. Bu üç dinamik birleştiğinde, otomasyonu akıllandırmak bir zorunluluk haline geliyor.

 

Yapay zeka dünyasında üretkenlik heyecanı yerini yavaş yavaş sonuç odaklı çözümlere bırakıyor. UiPath platformunun sadece içerik üreten değil, süreçler içinde karar alıp eyleme geçen bir yapıya dönüşmesi, Türkiye’deki üst düzey yöneticilerin yatırım kararlarını ve beklentilerini nasıl şekillendiriyor?

Gerçekten de son iki yılda büyük bir üretken yapay zekâ heyecanı yaşandı. Ancak 2025 itibarıyla yöneticilerin sorduğu soru değişti. Artık “Bu teknoloji ne kadar etkileyici?” değil, “Bu teknoloji bana ne kadar ölçülebilir değer üretiyor?” sorusu gündemde.

UiPath platformunun agentic yapıya evrilmesi bu beklentiye yanıt veriyor. İçerik üretmek tek başına yeterli değil; o içeriğe göre aksiyon almak gerekiyor. Türkiye’de özellikle CFO’lar ve COO’lar yatırımları artık net metriklerle değerlendiriyor. Örneğin, işlem süresi ne kadar kısaldı, hata oranı ne kadar düştü, risk yönetimi ne kadar iyileşti? Platformun süreç içinde karar alıp eyleme geçebilmesi, yatırım kararlarını daha rasyonel ve uzun vadeli bir perspektife taşıyor. Yani yapay zekâ bir “deney alanı” olmaktan çıkıp kurumsal stratejinin parçası haline geliyor.

 

Türkiye bankacılık ve fintek altyapısı konusunda globalde çok güçlü ancak regülasyon ve hata toleransı konusunda da bir o kadar hassas. Bir yapay zeka ajanının banka içinde otonom kararlar alması, örneğin kredi onayı veya risk analizi yapması kulağa heyecan verici gelse de güvenlik endişelerini beraberinde getiriyor. Finans kurumlarına sunduğunuz yönetişim ve güvenlik çerçevesi bu riskleri nasıl minimize ediyor; insan denetimi sürecin neresinde duruyor?

Finans sektörü doğası gereği en yüksek güvenlik ve yönetişim standartlarını gerektiriyor. Otonomi hiçbir zaman kontrolsüzlük anlamına gelmemeli. Bu noktada bizim yaklaşımımız çok net, sorumluluk insanda kalır.

UiPath platformunda yer alan AI Trust Layer sayesinde kullanılan her modelin davranışı, eriştiği veri ve aldığı kararlar kayıt altına alınır. Süreçler denetlenebilir, izlenebilir ve geriye dönük olarak analiz edilebilir. Ayrıca ISO/IEC 42001 yapay zekâ yönetişimi standardı kapsamında sağlanan çerçeve, bu sistemlerin uluslararası normlara uygun biçimde yönetilmesini mümkün kılıyor.

Bankacılıkta genellikle “human-in-the-loop” modeli uygulanır. Yani sistem öneri üretir, belirli risk eşiklerinin üzerindeki kararlar insan onayına sunulur. Bu yapı sayesinde hız kazanılırken nihai kontrol mekanizması korunur. Otonom sistemler destekleyici rol üstlenir; nihai sorumluluk kurumsal yapıdadır.

 

Fintekler tarafında hızlı büyüme ile operasyonel maliyetleri kontrol etme zorunluluğu hep yan yana gidiyor. Ölçeklenme sancısı çeken bir girişim için Agentic Otomasyon, insan kaynağını doğrusal artırmadan operasyonu büyütmenin bir anahtarı olabilir mi? Bu alanda paylaşabileceğiniz somut kullanım senaryoları var mı?

Fintek ekosisteminde büyüme genellikle müşteri sayısının hızla artması anlamına geliyor. Ancak operasyonel kapasite aynı hızda genişleyemeyebiliyor. Agentic otomasyon burada doğrusal olmayan bir büyüme modeli sunuyor.

Örneğin müşteri onboarding süreçlerinde kimlik doğrulama, belge analizi ve risk kontrolü agentic sistemler tarafından yürütülebiliyor. Fraud tespitinde anlık veri analizi ve şüpheli işlem kalıplarının izlenmesi insan müdahalesi olmadan gerçekleşebiliyor. Regülasyon raporlaması gibi yüksek hacimli ve hata toleransı düşük süreçlerde ajanlar hem hız hem doğruluk sağlıyor.

Bu yapı sayesinde şirket müşteri hacmini artırırken operasyonel kadroyu aynı oranda büyütmek zorunda kalmıyor. İnsan kaynağı daha çok ürün geliştirme, müşteri deneyimi ve strateji tarafına kaydırılabiliyor. Bu da sürdürülebilir büyümenin anahtarı haline geliyor.

 

Müşteri deneyimi bankacılıkta rekabetin en keskin olduğu alan. Mevcut chatbotlar genellikle kısıtlı ve kurallı cevaplar verebiliyor. UiPath’in yeni nesil ajanları, müşteriyle diyalog kurarken arka planda bankanın ana sistemlerine bağlanıp sorunu o an çözebilme yeteneğine sahip mi? Deneyimi gerçek zamanlı hale getirmek burada nasıl mümkün oluyor?

Geleneksel chatbotlar çoğunlukla soru-cevap mantığıyla çalışıyor ve belirli senaryolarla sınırlı kalıyor. Yeni nesil ajan yaklaşımı burada farklılaşıyor. Çünkü konuşma yalnızca bir arayüz; asıl güç arka plandaki orkestrasyon.

UiPath’in “conversational agent” yapısı, bankanın ana sistemlerine entegre olabilir, süreç başlatabilir, işlem tetikleyebilir ve gerekli kontrolleri gerçekleştirebilir. Müşteri kredi kartı limitini artırmak istediğinde yalnızca bilgi almakla kalmaz; sistem uygunluk kontrolünü yapar, gerekli adımları başlatır ve sonucu gerçek zamanlı olarak iletebilir.

Gerçek zamanlı deneyim, konuşma ile işlem arasında kopukluk olmamasından kaynaklanıyor. Diyalog ve aksiyon aynı orkestrasyon içinde yürütüldüğünde müşteri deneyimi gerçekten akışkan hale geliyor.

 

Türkiye’de 400’e yakın kurumsal müşteriye ulaşmış durumdasınız. Ülkemizdeki şirketlerin bu yeni teknolojilere adaptasyon hızını global ile kıyaslarsanız nasıl bir tablo görüyorsunuz? Türk yöneticiler bu teknolojiyi sadece bir maliyet kalemi tasarrufu olarak mı, yoksa yeni gelir kanalları yaratacak bir fırsat olarak mı değerlendiriyor?

Türkiye adaptasyon hızı açısından oldukça dinamik bir pazar. Özellikle bankacılık ve ödeme sistemleri altyapımız global ölçekte güçlü bir konumda. İlk aşamada otomasyon projeleri doğal olarak maliyet odaklı başlıyor. Ancak olgunluk arttıkça perspektif değişiyor.

Bugün birçok Türk yöneticinin bakış açısı yalnızca maliyet düşürmek değil, yeni gelir fırsatları yaratmak yönünde. Kişiselleştirilmiş finansal ürünler, veri temelli kampanyalar, risk bazlı fiyatlama gibi alanlarda yapay zekâ doğrudan gelir üretimine katkı sağlıyor. Dolayısıyla Türkiye’de bu teknoloji artık yalnızca tasarruf kalemi değil; büyüme aracı olarak konumlanıyor.

 

En çok merak edilen konu şüphesiz iş gücünün geleceği. Yapay zeka ajanları kavramı beyaz yakalı çalışanlarda haklı bir endişe yaratabiliyor. Siz ise demografik dönüşüm ve yetkinlik artışına vurgu yapıyorsunuz. Bir finans profesyoneli yanına dijital bir ajan aldığında rolü nasıl evrilecek? Liderlere ekiplerini bu dönüşüme hazırlamaları için ne tavsiye edersiniz?

Bu soruyu çok önemsiyorum. Yapay zekâ ajanları bir finans profesyonelinin rolünü ortadan kaldırmaz; rolünü dönüştürür. Rutin raporlama, manuel analiz ve tekrarlayan kontroller dijital ajanlar tarafından yürütüldüğünde insanın zamanı stratejik karar alma, risk senaryosu kurgulama ve müşteri ilişkisi yönetimine kayar.

Ben sıkça şunu söylüyorum, tehdit robotlar değil, dönüşüme hazırlıksız kalmak. Demografik dönüşüm, yetenek açığı ve hızlanan rekabet ortamında insanın değerini artıran şey yaratıcılık, eleştirel düşünme ve problem çözme becerisi.

Liderlere önerim, bu dönüşümü bir maliyet azaltma projesi olarak değil, yetkinlik geliştirme projesi olarak ele almaları. “Re-skill” ve “up-skill” programlarını sistematik hale getirmek, çalışanlara dijital okuryazarlık kazandırmak ve citizen developer kültürünü desteklemek kritik önem taşıyor.

Burada kastettiğim şey basit bir eğitim programı değil, kurumsal kapasitenin yeniden tasarlanması. “Re-skill”, mevcut çalışanların rolünü dönüştürüyoruz demek oluyor. Örneğin manuel raporlama yapan bir finans profesyonelini, artık veriyi yorumlayan ve otomasyon çıktısını denetleyen bir profile evriltmiş oluyoruz. “Up-skill” dediğimizde ise mevcut uzmanlığı bir üst seviyeye taşıyoruz; süreç yöneten bir lideri, süreci dijital olarak tasarlayabilen bir lidere dönüştürüyoruz.

Dijital okuryazarlığı burada temel şart olarak görüyoruz. Herkesin kod yazmasını beklemiyoruz ama algoritmik düşünmeyi, veriyi anlamayı ve yapay zekânın sınırlarını kavramayı öğrenmesini önceliklendiriyoruz. Çünkü teknolojiyle birlikte çalışmanın ilk adımını onu anlayarak atıyoruz. “Citizen developer” kültürünü desteklediğimizde ise inovasyonu yalnızca IT’nin sorumluluğu olmaktan çıkarıyoruz. Süreci en iyi bilen iş birimi çalışanlarının “low-code” araçlarla kendi otomasyonlarını geliştirmesini sağlıyoruz. Böylece üretkenliği kuruma yayıyoruz. Bu noktada bizim için mesele teknolojiye yatırım yapmaktan ibaret olmuyor; o yatırımı anlamlı kılacak insan kaynağını inşa ediyoruz. Rekabet avantajını da tam burada yaratıyoruz.

 

UiPath olarak sıkça orkestrasyon kavramına değiniyorsunuz. İnsanların, robotların ve şimdi de yapay zeka ajanlarının birlikte çalıştığı karmaşık bir yapıdan bahsediyoruz. 2026 ve sonrasında başarılı bir şirketin dijital anatomisi sizce nasıl görünecek, Tuğrul Cora’nın gelecek vizyonunda bizi neler bekliyor?

Ben geleceği insan ile makinenin rekabet ettiği bir dönem olarak değil, birbirini tamamladığı bir dönem olarak görüyorum. Başarılı bir şirketin dijital anatomisi üç bileşenden oluşacak: insan zekâsı, robotik hız ve agentic karar mekanizması.

Robotlar süreçleri hızlandıracak, ajanlar bağlamı anlayıp karar alacak, insanlar ise yönü belirleyecek. Bu üç yapının tek bir orkestrasyon altında çalıştığı kurumlar hem çevik hem güvenli hem de sürdürülebilir olacak.

2026 ve sonrasında “AI as a teammate” kavramını daha çok konuşacağız. Yapay zekâ bir araç olmaktan çıkıp ekip arkadaşı haline gelecek. Ancak yönetişim, etik ve sorumluluk ilkeleri bu yapının temelini oluşturmaya devam edecek. Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, değer üretiminin merkezinde insan olacak.