Yüksel Avukatlık Bürosu Kurucu Ortağı Gökhan Yüksel, Fintechtime Mart 2026 sayısı için yazdı “Visa ve Mastercard’a Alternatif Arayışında Cevap TROY mu, Pay By Bank mı?”.

“Kartlı ödeme sistemleri uzun yıllardır küresel finansın en baskın unsurlarından biri. Günlük hayatta sıradan bir alışkanlık gibi görünen kart kullanımı, aslında Visa ve Mastercard’ın inşa ettiği güçlü bir hukuki ve operasyonel mimariye dayanıyor.

Ancak artan maliyetler, veri hâkimiyeti ve stratejik bağımlılık tartışmaları bu düzeni ilk kez ciddi biçimde sorgulatıyor. Türkiye’de TROY, Avrupa’da ise Pay by Bank modeli alternatif olarak öne çıkıyor. Asıl soru şu: Kart düzeninin içinden bir denge mi kurulmalı, yoksa kartı devreden çıkaran yeni bir yapı mı inşa edilmeli?”

 

Visa ve Mastercard’a Alternatif Arayışında Cevap TROY mu, Pay By Bank mı?

Kartlı ödeme sistemleri uzun yıllardır küresel finansal mimarinin en görünür ve en baskın unsurlarından biri. Günlük hayatta bir kartı POS cihazına okutmak ya da çevrim içi alışverişte kart bilgilerini girmek, artık sorgulanmadan yapılan bir davranış hâline gelmiş durumda. Bu alışkanlığın arkasında ise yalnızca teknolojik bir kolaylık değil; yıllar içinde inşa edilmiş, hukuki ve operasyonel açıdan son derece güçlü bir yapı bulunuyor. Bu yapının merkezinde de Visa ve Mastercard yer alıyor.

Ancak son yıllarda hem Avrupa’da hem de Türkiye’de bu hakimiyet ilk kez bu kadar açık biçimde sorgulanıyor. Kart komisyonlarının maliyeti, veri hâkimiyeti, sınır ötesi bağımlılık ve regülasyon tartışmaları; ödeme dünyasında başka bir yol mümkün mü? sorusunu gündeme taşıyor. Türkiye’de bu soruya verilen yanıtların başında TROY gelirken, Avrupa’da giderek daha fazla konuşulan model ise Pay by Bank ya da teknik adıyla hesaptan hesaba (“Account-to-Account” / “A2A”) ödeme sistemleri oluyor.

Bu noktada kritik bir soru ortaya çıkıyor: Visa ve Mastercard’a gerçekten alternatif yaratmak istiyorsak, stratejik odağımız TROY mu olmalı, yoksa Pay by Bank mi?

Hadi bu soruyu basit bir karşılaştırmanın ötesine taşıyarak; ödeme sistemlerinin geleceğine dair stratejik, hukuki ve yapısal bir tartışmaya dönüştürelim.

Visa ve Mastercard’ın Gücü Nereden Geliyor?

Visa ve Mastercard’ın küresel ölçekte bu kadar güçlü olmasının temel nedeni, çoğu zaman sanıldığı gibi yalnızca iyi bir teknoloji sunmaları değil. Asıl güç, network etkisi denilen yapıda yatıyor. Milyarlarca kart kullanıcısı, milyonlarca üye işyeri, bankalar, ödeme kuruluşları ve regülatörler aynı standartlar etrafında buluşuyor. Bu durum, kartlı ödemeleri yalnızca yaygın değil, aynı zamanda öngörülebilir kılıyor.

Hukuki açıdan bakıldığında kart şemaları;

  • Yetkisiz işlemlerde sorumluluğun kimde olduğu,
  • İade ve itiraz süreçlerinin nasıl işleyeceği,
  • Tüketicinin hangi koşullarda korunacağı

gibi konularda oldukça net kurallar sunuyor. Ters ibraz (Chargeback) mekanizması bunun en bilinen örneği. Bu netlik, hem tüketiciler hem de regülatörler açısından kartlı ödemeleri güvenli bir alan hâline getiriyor.

Dolayısıyla Visa ve Mastercard, yalnızca birer ödeme aracı değil; küresel bir hukuki ve operasyonel standart olarak çalışıyor.

Peki Neden Alternatif Aranıyor?

Buna rağmen, kartlı ödeme sistemlerine yönelik eleştiriler her geçen gün daha yüksek sesle dile getiriliyor. Bu eleştirilerin üç ana eksende toplandığını söylemek mümkün.

Maliyet: İlk olarak maliyet meselesi öne çıkıyor. Kartlı ödemelerde yer alan komisyon yapıları, özellikle yüksek işlem hacmine sahip sektörlerde ciddi bir yük oluşturuyor.

Bağımlılık: Özellikle Rusya’ya uygulanan yaptırımlar sonrası, bağımlılık konusunun gündemdeki yeri daha önem kazanmış gözüküyor. Ulusal ödeme sistemlerinin küresel kart şemalarına olan bağımlılığı, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik ve politik bir mesele olarak da görülmeye başlandı.

Bu başlık altında en güncel ve önemli örnek Rusya’nın Mir sistemi. Mir’i öğretici yapan şey, çıkış hikâyesinin yenilikten çok süreklilik üzerine kurulmasıdır. Bir ülkede küresel ağlara erişimin jeopolitik risklerle kesintiye uğrayabileceği ihtimali somutlaştığında, ödeme sistemi bir anda milli güvenlik başlığına dönüşebilir.

Birleşik Krallık’ta Visa/Mastercard alternatifleri tartışması son dönemde yeniden görünür oldu. Özellikle 16 Şubat 2026 tarihli bir haberde, İngiltere’de büyük bankaların üst düzey yöneticilerinin Visa ve Mastercard’a yerel bir alternatif oluşturmak amacıyla bir araya gelmeye hazırlandığı ve motivasyonun önemli ölçüde dayanıklılık/bağımlılık ekseninde kurgulandığı aktarılıyor.

Veri ve Kontrol: Üçüncü ve belki de en kritik başlık ise veri. İşlem verilerinin kim tarafından işlendiği, hangi ülkede tutulduğu ve hangi hukuk düzenine tabi olduğu soruları, dijital ekonomide her geçen gün daha fazla önem kazanıyor.

İşte bu noktada, Visa ve Mastercard’a alternatif tartışması yalnızca teknolojik bir yenilik arayışı olmaktan çıkıyor, stratejik bir tercih hâline geliyor.

TROY: Kart Düzeninin İçinden Gelen Alternatif

TROY, çoğu zaman Visa ve Mastercard’a yerli bir rakip olarak tanımlanıyor. Ancak bu tanım eksik. TROY, kartlı ödeme sistemlerinin tamamen dışında konumlanan bir yapı değil; aksine aynı oyunu, farklı bir oyuncu olarak oynamayı hedefleyen bir kart şeması.

Bu yönüyle TROY’un sunduğu alternatif, alışkanlıkları kökten değiştirmeyi değil mevcut sistemi yeniden dengelemeyi amaçlıyor. Kart kullanımı devam ediyor, POS altyapısı değişmiyor, tüketici deneyimi büyük ölçüde aynı kalıyor. Ancak işlem takası, veri akışı ve yönetişim yapısı daha yerel bir çerçevede şekilleniyor.

Hukuki açıdan bakıldığında TROY’un en önemli avantajı, kartlı ödemelere ilişkin mevcut mevzuatla büyük ölçüde uyumlu olması. Tüketici koruması, yetkisiz işlem sorumluluğu ve itiraz mekanizmaları bakımından bilinen bir zeminde ilerliyor. Bu durum, bankalar ve üye işyerleri için de daha öngörülebilir bir risk profili anlamına geliyor.

Ancak TROY’un da sınırları var. Kart temelli bir sistem olması, kart üretimi ve dağıtım maliyetlerinin devam etmesi anlamına geliyor. Ayrıca kart dolandırıcılığı gibi yapısal riskler tamamen ortadan kalkmıyor. Uluslararası kabul alanının sınırlı olması da TROY’un küresel ölçekte Visa ve Mastercard ile birebir rekabet etmesini zorlaştırıyor.

Geçtiğimiz günlerde popüler bir çevrimiçi sözlük/forumda karşılaştığım bir başlık altında, TROY’un yurt dışı kullanım senaryolarında yaşanan kısıtlar ve bunun günlük hayat (seyahat, yurtdışı e-ticaret, dijital abonelik) kullanıcı endişelerinin başında geldiği anlaşılıyor. Bu geri bildirimler, TROY’un ölçeklenmesi açısından kritik bir noktaya işaret ediyor. Uluslararası kabul ağının güçlendirilmesi ve/veya yurt dışı işlemlerinde kesintisiz kullanım sağlayacak ortaklık modellerinin netleştirilmesi artık teknik olduğu kadar stratejik bir gereklilik.

TROY’un küresel kabul bariyerini aşmak için Discover Financial Services ile işbirliği (karşılıklı ağ/acceptance anlaşması) yaptığını, TROY kartların yurt dışında Discover ve Diners Club ağının kabul noktalarında işlem görebilir hale geldiğini de not etmek gerekir.

Bu bağlamda TROY’un, kart düzenini yıkmaktan ziyade kart düzeni içinde rekabet yaratmayı hedefleyen bir alternatif olarak konumlandırıldığını kabul etmek daha doğru bir değerlendirme olacaktır.

 

Pay by Bank: Kartı Devreden Çıkaran Yaklaşım

Pay by Bank modeli ise çok daha radikal bir öneri sunuyor. Bu modelde ödeme, kart üzerinden değil; doğrudan kullanıcının banka hesabından başka bir hesaba aktarım yoluyla gerçekleşiyor. Özellikle Birleşik Krallık’ta açık bankacılık altyapılarının gelişmesiyle birlikte bu tür ödemeler ciddi biçimde teşvik ediliyor.

Birleşik Krallık’ın Ödeme Sistemleri Düzenleyicisi (“PSR”), özellikle Brexit sonrası artan maliyetler üzerine bir inceleme başlattı ve Visa ve Mastercard’ın piyasadaki hakimiyetini kullanarak şema ücretlerini ve takas ücretlerini haksız yere artırıp artırmadığını mercek altına aldı.

PSR’ın raporlarından, Birleşik Krallık’ta yapılan kartlı ödemelerin işlem adedi bazında %95’inden fazlası bu iki şema üzerinden işlediği görülmekte. Bu durum, işletmelerin üzerinde devasa bir maliyet yükü oluştururken, alternatiflerin (TROY benzeri bir kart şeması veya Pay by Bank) önündeki giriş bariyerlerini de yükseltiyor. Özel sektörün aksine Birleşik Krallık otoritelerinin çözüm önerisi yeni bir şema kurmak yerine, kartı tamamen aradan çıkaran Pay by Bank ekseninde hukuki ve teknik yol açmak.

Pay by Bank’in en temel vaadi, kart şemalarını ve dolayısıyla onların komisyon yapısını devre dışı bırakmak. Aracı sayısının azalması, maliyetlerin düşmesini sağlıyor. Özellikle e-ticaret, abonelik ve fatura ödeme gibi alanlarda bu modelin önemli bir verimlilik potansiyeli sunduğu görülüyor.

Ancak bu verimlilik, hukuki açıdan yeni soruları da beraberinde getiriyor. Kartlı ödemelerde alışık olunan chargeback mekanizması, Pay by Bank modelinde ya hiç yok ya da çok sınırlı. İşlemler çoğu zaman kullanıcının anlık ve açık onayı ile gerçekleştiği için, sonradan itiraz ve iade süreçleri daha karmaşık hâle geliyor.

Birleşik Krallık’ta bu sorunu aşmak için yeni tazminat kuralları getirilerek bankaların zararı belirli durumlarda paylaşması zorunlu kılınsa da kartlı ödemelerdeki ters ibraz gibi güçlü bir enstrüman karşısında zayıf kaldığı söylenebilir.

Bu durumun Pay by Bank’i, hukuken daha basit değil, aksine daha dikkatli tasarlanması gereken bir model hâline getirdiği söylenebilir.

Kartlı ödeme sistemlerinde sorumluluk zinciri önceden tanımlanmış durumda. Yetkisiz bir işlemde kimin ne ölçüde sorumlu olacağı, hangi şartlarda tüketicinin korunacağı büyük ölçüde net. Bu yapı, regülatörler açısından da denetimi kolaylaştırıyor.

Pay by Bank modelinde ise sorumluluk, bankalar arası ilişkiler ve kullanıcı onayı üzerinden şekilleniyor. Bu durum, özellikle tüketici uyuşmazlıklarında daha fazla gri alan yaratabiliyor. Dolayısıyla Pay by Bank, kart sistemlerinin hukuki konfor alanından bilinçli bir çıkışı temsil ediyor.

 

O Zaman Soruya Geri Dönelim: Neye Odaklanılmalı?

Bu noktada baştaki soruya geri dönmek gerekiyor:

“Visa ve Mastercard’a alternatif yaratmak için TROY’a mı, Pay by Bank’e mi odaklanılmalı?”

Bu soruya verilecek en dürüst cevap: “Bu bir “ya o ya bu” tercihi değil.”

Eğer amaç, kısa ve orta vadede kartlı ödeme sistemlerine olan bağımlılığı azaltmak ve mevcut kullanıcı alışkanlıklarını sarsmadan rekabet yaratmaksa, TROY daha gerçekçi bir seçenek sunuyor. Aynı dili konuşan, aynı hukuki zeminde ilerleyen bir alternatif olarak kart düzeninin içinden güçleniyor.

Eğer amaç, orta ve uzun vadede kartlı ödeme sistemlerinin mimarisini kökten sorgulamak ve aracıları azaltan bir yapı kurmaksa, Pay by Bank çok daha dönüştürücü bir potansiyel barındırıyor. Ancak bu dönüşüm, daha fazla hukuki tasarım, daha güçlü tüketici koruması ve zaman gerektiriyor.