Netmera Genel Müdürü Hasan Emre Özgür, Fintechtime Temmuz sayısı için yazdı “Claude Mythos, ABD Hükümeti ve Tarihsel Bir Deja Vu”.

“Yapay zekâ etrafındaki tartışmalar artık teknolojik kabiliyetlerin ötesine geçmiş durumda. Güvenlik, ulusal egemenlik, regülasyon ve küresel rekabet başlıkları yeni dönemin belirleyici unsurları haline geliyor. Claude Fable 5 etrafında yaşanan gelişmeler, yapay zekânın ilk kez nükleer teknoloji ve kriptografi benzeri stratejik bir varlık olarak değerlendirilmeye başladığını gösteriyor. Tarih boyunca matbaadan internete kadar her dönüştürücü teknoloji önce korkuyla karşılandı, ardından toplumun kuralları ve kurumları tarafından şekillendirildi. Yapay zekâ da benzer bir eşikte bulunuyor. Önümüzdeki dönemde asıl tartışma teknolojinin gelişip gelişmeyeceği olmayacak; bu gücün hangi kurallar, hangi denetim mekanizmaları ve hangi uluslararası standartlar çerçevesinde yönetileceği olacak. Claude Fable 5 vakası da yapay zekâ çağının en kritik sorusunu yeniden gündeme taşıyor: Teknolojiyi mi kontrol edeceğiz, yoksa onu yönetecek kuralları mı inşa edeceğiz?”

 

“Eğer mahremiyet yasaklanırsa, mahremiyete sadece suçlular sahip olur.”

Phil Zimmermann

 

Haziran 2026. Anthropic, yeni nesil yapay zeka modeli Claude Fable 5’i piyasaya sürdü. Üç gün sonra ABD hükümeti bir ihracat kontrol direktifiyle modeli yayından kaldırttı. Sektör şoke oldu ama aslında tablo oldukça tanıdık. Tarih boyunca bu sahneyi defalarca izledik. Farklı perdeler, aynı oyun.

Gelin Claude Mythos olayını tarihin aynasından okumaya çalışalım. Zira bugün yaşananlar, son derece önemli bir soruyu tekrar önümüze koyuyor.

“Dönüştürücü bir teknolojiyle karşılaştığında insanlık gerçekten ne yapar?”

 

Mythos Neydi, Ne Oldu?

Anthropic’in Claude Mythos modeli, Nisan 2026’da duyurulduğunda sektörde derin bir tedirginlik yarattı. Bunun nedeni yalnızca modelin üstün yetenekleri değil, Anthropic’in bizzat kendi modelinden korkmasıydı. Şirket, Mythos’un yazılım açıklarını otonom olarak keşfedip istismar edebildiğini, 27 yıldır fark edilmemiş güvenlik açıkları dahil binlerce zayıf nokta tespit ettiğini açıkladı. Model kamuoyuna değil, “Project Glasswing” çatısı altında 100 milyon dolarlık bir bütçeyle yalnızca seçilmiş kuruluşlara sunuldu.

Haziran’da ise Anthropic güvenlik filtreleriyle donatılmış “halka açık versiyonu” Claude Fable 5’i piyasaya sürdü. API, AWS, Microsoft Foundry üzerinden erişime açılan model, üç gün içinde ABD hükümeti tarafından durduruldu. Gerekçesi Fable 5’in güvenlik filtrelerini devre dışı bırakacak bir jailbreak yöntemine sahip olduğunun keşfedilmesi ve bu açığın siber saldırı altyapısı oluşturmak için kullanılabileceğini hükümetin farketmesiydi.

Teknoloji tarihinde ilk kez bir yapay zekâ modeli, nükleer teknolojiye benzer ihracat kontrolleri kapsamına alınmış oldu. Peki gerçekten ilk kez mi böyle bir durum yaşanıyordu? Tarih aslında bize çok tanıdık hikayeler anlatıyor.

Aslında insanlık, dönüştürücü teknolojilere karşı her zaman aynı refleksi gösterdi. Matbaa ortaya çıktığında birçok yönetici bilgi üzerindeki kontrolün kaybolacağını düşündü. Bazı ülkelerde hatta ülkemizin tarihinde de onlarca yıl boyunca yasaklandı.  Elektrik ilk yaygınlaşmaya başladığında insanların sağlığına zarar vereceği, şehirleri yaşanmaz hale getireceği konuşuluyordu. Otomobiller ilk üretildiğinde bazı ülkelerde önünde kırmızı bayrak taşıyan bir kişinin yürümesi zorunlu tutuldu. Çünkü hızın toplum için tehlikeli olduğu düşünülüyordu. İnternet ortaya çıktığında suç örgütlerinin cenneti olacağı söylendi. Nükleer enerji, insanlığın en büyük enerji devrimlerinden biri olabilecekken aynı zamanda tarihin en yıkıcı silahına dönüştü.

Bugün yaşananlara neredeyse birebir benzer bir örnek olarak, Kriptografi uzun yıllar boyunca askeri teknoloji kabul edildi ve ihracatı ciddi şekilde kısıtlandı. Phil Zimmermann, 1991’de PGP (Pretty Good Privacy) şifreleme yazılımını geliştirdiğinde ABD hükümeti bunu ihracat kısıtlamaları kapsamındaki bir “silah” olarak nitelendirdi ve Zimmermann hakkında federal soruşturma başlattı. Kriptografi teknolojisi ihracatı, tıpkı konvansiyonel silahlar gibi lisansa tabi tutulmuştu. Soruşturma üç yıl sürdü. Nihayetinde kamuoyu baskısı ve açık kaynak topluluğunun direnci kısıtlamaları yumuşattı. PGP bugün modern internet güvenliğinin temel taşlarından biridir.

Bu örneklerin tamamına baktığımızda her seferinde aynı ikilemi görebiliriz. Yeni teknoloji büyük fırsatlar sunarken aynı zamanda daha önce hiç görülmemiş riskler de oluşturuyordu. Bugün yapay zekâ için yaşadığımız tartışma aslında insanlık tarihinde yeni değil ama ölçek çok daha büyük.

 

Yapay Zekâyı Diğerlerinden Ayıran Ne?

Yapay zekâ önceki teknolojilerden farklı bir özelliğe sahip. Çünkü bu kez dönüştürdüğümüz şey yalnızca fiziksel dünya değil. İlk kez “insanın zihinsel yeteneklerinin önemli bir bölümü” de otomasyonun konusu oluyor. Kod yazıyor. Araştırma yapıyor. Bilimsel hipotez üretebiliyor. Yeni moleküller tasarlıyor. Hukuki analiz yapıyor. Siber saldırıları planlayabiliyor. Savunma sistemleri geliştirebiliyor.

Bu nedenle birçok uzman yapay zekâyı “genel amaçlı teknoloji” olarak değil, elektriğin ve internetin birleşiminden bile daha büyük bir paradigma değişimi olarak değerlendiriyor.

 

Gerçekten İnsanlık İçin Bir Tehdit mi?

Bu soruya dürüstçe cevap vermeliyiz..  “Evet! ama tek başına yapay zekâ olduğu için değil.”

Asıl risk, güçlü teknolojilerin kötü niyetli insanlar tarafından kullanılabilmesidir. Bir yapay zekâ modeli biyolojik silah araştırmasını hızlandırabilir. Siber saldırıları otomatik hale getirebilir. Sahte kimlik üretimini kolaylaştırabilir. Finansal dolandırıcılıkları ölçekleyebilir. Toplumları manipüle edecek içerikleri saniyeler içinde üretebilir. Bütün bunlar gerçek risklerdir.

Ancak aynı teknoloji, kanser ilaçlarını yıllar yerine aylar içinde geliştirebilir, iklim krizine yönelik yeni malzemeler keşfedebilir, eğitimde fırsat eşitliğini artırabilir, küçük şirketleri büyük şirketlerle rekabet edebilir hale getirebilir, yazılım geliştirme maliyetlerini dramatik biçimde düşürebilir, sağlık hizmetlerini dünyanın en uzak bölgelerine ulaştırabilir. Ya da kritik ve önemli yazılımlardaki güvenlik açıklarını anında tespit ederek çok daha güvenli bir dijital ekosistem yaratılmasına vesile olabilir.

Sonucu belirleyen teknoloji değil onu kullanan insandır.

 

Peki Amerika’nın Kararı Nasıl Okunmalı?

ABD’nin aldığı kararı yalnızca “yasak” olarak okumak eksik olur. Bu karar aynı zamanda stratejik bir ulusal güvenlik yaklaşımını da yansıtıyor. Bugün yapay zekâ, ekonomik rekabet gücü, askeri üstünlük, siber güvenlik, istihbarat, bilimsel üretkenlik gibi alanların tamamını doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla ülkeler, yapay zekâyı artık yalnızca ticari bir ürün olarak değil, kritik altyapı teknolojisi olarak görüyor. Nasıl ki gelişmiş çipler, kuantum teknolojileri veya nükleer bilgi belirli ihracat kurallarına tabiyse, ileri yapay zekâ modelleri de benzer bir çerçevede değerlendirilmeye başlanıyor. Bu durum önümüzdeki yıllarda daha sık karşımıza çıkacak gibi görünüyor.

 

Yasaklar Gerçekten Çözüm mü?

Muhtemelen hayır. Çünkü bilgi artık küresel. Açık kaynak modeller her geçen gün güçleniyor. Model ağırlıkları internette dolaşabiliyor. Dünyanın dört bir yanında binlerce araştırma laboratuvarı benzer teknolojiler geliştiriyor. Bir ülkenin aldığı yasak kararı, teknolojinin gelişimini tamamen durdurmuyor. Sadece yönünü değiştiriyor. Tarih bunun da sayısız örneğini gösteriyor. İnternet yasaklarla durmadı. Kriptografi yasaklarla ortadan kalkmadı. Açık kaynak yazılım engellenemedi. Yapay zekâ da muhtemelen durmayacak.

 

Asıl İhtiyacımız Olan Şey

Bence bugün insanlığın ihtiyacı yeni yasaklardan çok yeni kurallar. Tıpkı havacılıkta olduğu gibi. Tıpkı nükleer enerjide olduğu gibi. Tıpkı ilaç geliştirme süreçlerinde olduğu gibi. Uluslararası standartlar, bağımsız denetimler, güvenlik testleri ve şeffaflık mekanizmaları oluşturulmadan yalnızca yasaklarla ilerlemek mümkün görünmüyor.

Önümüzdeki yıllarda ülkeler arasındaki rekabet kadar, ortak güvenlik standartlarının oluşturulması da kritik önem taşıyacak.

 

Tarihte bir ilk ve bize kalan öğretisi

Claude Fable 5 olayı belki de tarihe, ilk “yasaklanan yapay zekâ modeli” olarak geçecek. Ancak asıl önemli olan bunun kendisi değil. Önemli olan, insanlığın bu teknoloji karşısında nasıl bir medeniyet sınavı vereceği. Her büyük teknolojik devrim korkuyla başladı. Ama insanlık, doğru kuralları oluşturabildiğinde o teknolojileri yaşam kalitesini artıran araçlara dönüştürmeyi başardı. Yapay zekâ da muhtemelen aynı yolu izleyecek.

Artık şunu kabul etmemiz gerek, tarihte ilk kez teknolojiyi geliştirmeden önce kuralları koymak zorundayız.

Belki de Claude Fable 5 vakasının bize bıraktığı en önemli miras tam olarak budur.