Oleka Capital Kurucusu İlker Sözdinler ile Fintechtime Eylül sayısı için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.

Fintek ekosisteminin farklı dönemlerini hem girişimci hem yönetici hem de yatırımcı olarak deneyimleyen İlker Sözdinler, bugün sektörün dönüşümünü masanın başka bir tarafından izliyor. Bir teknoloji şirketini kurmanın, farklı pazarlara taşımanın ve exit sürecinden geçirmenin ardından Oleka Capital ile yeni nesil girişimlerin büyüme yolculuğuna ortak oluyor. Sözdinler ile girişimcilikten yatırımcılığa uzanan bu deneyimin yatırım kararlarını nasıl değiştirdiğini, sermayenin yeni dönemde ne aradığını, Türkiye fintek ekosisteminin büyüme eşiğini, global yatırımcıların Türkiye’ye bakışını ve önümüzdeki yıllarda finansal teknolojilerde hangi şirketlerin öne çıkacağını konuştuk.

 

Fintek sektörünün Türkiye’de henüz bugünkü ölçeğine ulaşmadığı yıllarda girişimci olarak başladığınız yolculuk sizi şirket kurmaktan uluslararası büyümeye, ardından exit’e ve bugün yatırımcı kimliğine taşıdı. Bütün bu dönemleri yan yana koyduğunuzda fintek dünyasında en köklü değişimi nerede görüyorsunuz? Bugünün girişimcisinin karşısındaki oyun, sizin başladığınız döneme göre nasıl değişti?

Bence en köklü değişim, fintekin kendisini ispatlamak zorunda olduğu bir sektörden finansal sistemin kalıcı bir parçasına dönüşmesi. United Payment’ı kurduğumuz dönemde ilk mesele bankaların ve düzenleyicilerin bir finteke güvenmesini sağlamaktı. Lisans almak, güçlü bir bankacılık ortağı bulmak ve müşteriye “paran güvende” diyebilmek başlı başına rekabet avantajıydı. Bugün bankalar fintekleri rakip olmanın yanında iş ortağı, dağıtım kanalı ve teknoloji sağlayıcısı olarak da görüyor. Altyapı, yetenek ve sermayeye erişim de geçmişe göre çok daha gelişmiş durumda.

Fakat oyunun kolaylaştığını söylemem. Ürün geliştirmek hızlandı; kalıcı bir finansal kurum inşa etmek zorlaştı. Müşteri artık sadece iyi bir mobil deneyim istemiyor. Güvenilirlik, regülasyon, kesintisiz hizmet, doğru fiyatlama ve gerçek bir ekonomik fayda bekliyor. Rekabet daha küresel, sermaye daha seçici ve kötü birim ekonomilerini büyüme rakamlarıyla saklamak artık mümkün değil.

Bugünün girişimcisinin elinde bizim dönemimizde olmayan araçlar var; fakat karşısında da daha yüksek bir çıta bulunuyor. Birkaç ayda ürün çıkarabilirsiniz, ama dağıtım, güven ve operasyonel disiplin hâlâ yıllar içinde oluşuyor. Benim için değişmeyen temel nokta şu: Finansal teknolojide büyük şirketi teknoloji tek başına yaratmıyor. Teknolojiyi güven, regülasyon ve güçlü dağıtımla birleştirebilen ekip yaratıyor.

 

Bir şirketi kurmuş, ölçeklemiş ve exit sürecini yaşamış bir yatırımcı olarak masanın karşı tarafındaki kuruculara muhtemelen farklı gözlerle bakıyorsunuz. Finansal tabloların ve yatırım sunumlarının ötesinde, bir girişimciyi gördüğünüzde size “Bu kişi büyük bir şirket kurabilir” dedirten hangi sinyalleri arıyorsunuz?

Oleka Capital Kurucusu İlker Sözdinler

Oleka Capital Kurucusu İlker Sözdinler

İlk aradığım şey entelektüel dürüstlük. Büyük şirket kuracak bir girişimci, iyi giden kadar kötü giden şeyi de açıkça anlatabilir. Rakamlarını bilir, sorunun geçici mi yapısal mı olduğunu ayırt eder ve bilmediği konuda biliyormuş gibi davranmaz. Benim için güven, karizma veya iyi bir sunumdan daha değerlidir.

İkinci sinyal öğrenme ve uygulama hızıdır. Geri bildirim alan çok kurucu var; onu hızla ürüne, satış sürecine veya organizasyona yansıtan daha az. Bir kurucunun fikrini hiç değiştirmemesi güç göstergesi değildir. Doğru veri geldiğinde hızlı biçimde yön değiştirebilmesi ve bunu ekibine anlatabilmesi daha güçlü bir özelliktir.

Üçüncü olarak, kendisinden daha iyi insanları işe alıp onlara alan açabiliyor mu diye bakarım. Bir girişimi kuran özelliklerle onu yüz milyonlarca dolarlık bir kuruma dönüştüren özellikler aynı olmayabilir. Kurucu her kararın merkezinde kalmak istiyorsa şirketin ölçeği doğal olarak onun kapasitesiyle sınırlanır. Yatırım süreçlerimizi işletirken, C-level’larla da stajyerlerle de konuşmak istiyoruz.

Son olarak kriz anındaki davranış önemlidir. Nakit daraldığında, önemli bir müşteri kaybedildiğinde veya regülasyon değiştiğinde kurucu nasıl iletişim kuruyor? Ekibi ve müşteriyi yanında tutabiliyor mu? İtibarını kısa vadeli bir kazanç için riske atıyor mu? Büyük şirket kurma potansiyelini çoğu zaman kusursuz dönemlerde değil, işler bozulduğunda görürsünüz.

 

Oleka Capital kendisini klasik bir yatırımcıdan çok büyüme ortağı olarak konumluyor. Sizce Türkiye girişim ekosisteminin bugün asıl problemi sermaye eksikliği mi, yoksa şirketleri Seri A’dan global ölçekte büyük yapılara taşıyacak büyüme kültürünün ve deneyiminin henüz yeterince oluşmaması mı?

Bence bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değil. Türkiye’de erken aşama ekosistemi son on beş yılda ciddi biçimde gelişti. İyi bir ekibin ve ürünün ilk yatırımını bulması geçmişe göre daha kolay. Ancak seed yatırımından Seri A’ya geçiş oranı Türkiye’de yaklaşık yüzde 5 seviyesindeyken Avrupa’da yüzde 19 civarında. Şirket 5–10 milyon dolarlık bir tura ihtiyaç duymaya başladığında yerel oyuncu sayısı hızla azalıyor; uluslararası fonlar ise şirketi henüz kendi eşiğinin altında veya ülke riski açısından erken görebiliyor.

Bu finansman boşluğu büyüme deneyimi eksikliğini de derinleştiriyor. Çünkü Seri A sonrası yalnızca daha fazla para demek değil. Uluslararası satış organizasyonu kurmak, üst düzey yönetici işe almak, finansal raporlamayı kurumsallaştırmak, yeni ülkeye doğru ortakla girmek ve takip turlarını planlamak gerekir. Bunların her biri daha önce o yolu yürümüş yatırımcı ve yöneticilerin katkısını gerektirir. 

Oleka’yı bu nedenle büyüme ortağı olarak kurduk. Sermaye sağlamak işin başlangıcı. Yönetim kurulunda aktif olmak, şirketin strateji, finans, işe alım, iş geliştirme ve uluslararası genişleme kararlarına somut katkı vermek istiyoruz. Türkiye’nin asıl ihtiyacı yalnızca daha çok sermaye değil; büyüme aşamasına uygun, sabırlı ve operasyonel sermaye. Bu ikisi birlikte oluşmadığı sürece iyi şirketler ya erken satılacak ya da potansiyellerinin altında kalacak.

 

Yatırımcı kültürü de son birkaç yılda ciddi biçimde değişti. “Büyüme ne pahasına olursa olsun” döneminden sermaye verimliliğinin, birim ekonomisinin, savunulabilir rekabet avantajının ve kârlılığa giden yolun daha fazla sorgulandığı bir döneme geldik. Bugün yatırım komitesinde bir şirkete bakarken geçmişe kıyasla hangi metriklerin ağırlığı arttı, hangilerinin önemi azaldı?

Bugün büyüme hızı kadar kalitesine de bakıyoruz. Gelir artışı hâlâ önemli; fakat tek başına bize yeterli bilgi vermiyor. Bu gelirin ne kadarı tekrar ediyor, müşteri ne kadar süre kalıyor, brüt marj nasıl gelişiyor, müşteri edinme maliyeti kaç ayda geri dönüyor ve büyüme mevcut müşterilerden mi yoksa sürekli yeni müşteri satın almaktan mı geliyor? Asıl sorular bunlar. Bir de tabii en önemlisi, kurucu büyümesinin kalitesinden haberdar mı ve yatırımcılara karşı dürüst mü?

Ağırlığı artan metrikler arasında net gelir tutma oranı, churn, geri ödeme süresi, gelir yoğunlaşması ve çalışan başına gelir var. Ayrıca şirketin bir sonraki finansman turunu yapamadığı senaryoda ne kadar süre ayakta kalabileceğine ve kârlılığa giden yolun yönetimin kontrolünde olup olmadığına bakıyoruz. Fintek tarafında işlem hacmi ile gerçek gelir ve brüt kârı birbirinden ayırmak da kritik. Büyük bir GMV rakamı, şirketin güçlü ekonomi ürettiği anlamına gelmeyebilir. 

Önemi azalan metrikler ise bağlamdan kopuk kullanıcı sayıları, indirme rakamları, toplam işlem hacmi ve yalnızca bir sonraki tur değerlemesini hedefleyen büyüme göstergeleri. Bunlar tamamen değersiz değil; fakat ekonomik kaliteyle desteklenmediklerinde yanıltıcılar. 

Yatırım komitesinde üç basit soruya dönüyoruz: Müşteri gerçekten kalıyor mu? Şirket büyüdükçe birim ekonomisi iyileşiyor mu? Sermayeye erişim zorlaştığında yönetim kendi kaderini kontrol edebiliyor mu? Bu üçüne güçlü yanıt veren şirket, daha düşük manşet büyümesiyle bile daha değerli olabilir.

 

Oleka’nın Wamo, Onlayer ve EasyCep gibi yatırımlarına baktığımızda güçlü yerel konumunu bölgesel ya da global liderliğe taşıma potansiyeli bulunan şirketler dikkat çekiyor. Son dönemde Tasklet yatırımıyla yapay zeka tarafında da yeni bir pencere açıldı. Bugün Oleka’nın yatırım tezini hangi ortak özellikler belirliyor? Önümüzdeki birkaç yılda hangi teknoloji ve iş modellerinin portföyünüzde daha fazla yer bulmasını bekliyorsunuz?

Oleka Capital Kurucusu İlker Sözdinler

Oleka Capital Kurucusu İlker Sözdinler

Portföyümüzdeki şirketler farklı sektörlerde görünse de aradığımız ortak özellikler oldukça net. Öncelikle gerçek bir ürün-pazar uyumu ve kanıtlanmış ticari çekim görmek istiyoruz. Şirketin kendi pazarında lider veya savunulabilir bir niş oyuncu olması, iş modelinin başka ülkelere taşınabilmesi ve ekibin uluslararası ölçekte uygulama kapasitesi taşıması gerekiyor. Giriş değerlemesinde disiplinli davranıyor; yatırım anında yalnızca büyüme senaryosunu değil, olası çıkış yollarını da düşünüyoruz. Fakat her şeyin ötesinde anlayabildiğimiz ve itibarımızı emanet edebileceğimiz işlere yatırım yapmak istiyoruz.

Wamo, büyük oyuncuların yeterince yerelleşmediği Avrupa pazarlarında KOBİ bankacılığı için güçlü bir pozisyon kuruyor. Onlayer, Türkiye’de geliştirdiği finansal suçlarla mücadele ve ticari risk yönetimi ürünlerini MENA ve Asya’ya taşıyor. Zen Educate, kısa dönemli öğretmene ihtiyacı olan okullarla öğretmenleri bir araya getiriyor; iş büyüdükçe network etkisiyle şirketin büyümesi de hızlanıyor. Tasklet ise yapay zekâ modelleri ile şirketlerin günlük iş akışları arasındaki ürün katmanını inşa ediyor. Tasklet’te ayrıca ürünü yatırım yapmadan önce kendi işlerimizin merkezinde kullandık; araştırma, raporlama ve bilgi akışımızda yarattığı değeri doğrudan gördük.

Önümüzdeki dönemde B2B yapay zekâ uygulamaları ve ajanlar, regtech, siber güvenlik, sınır ötesi finansal altyapı ve KOBİ’lerin işini kolaylaştıran kurumsal yazılımlar daha fazla yer tutacak. Ancak “AI” etiketi tek başına bir yatırım tezi değil. Ölçülebilir bir müşteri problemi çözen, kalıcı veri veya iş akışı avantajı yaratan, tekrar eden ya da öngörülebilir gelir üreten ve müşterinin maliyetini somut biçimde düşüren şirketlerle ilgileniyoruz.

 

Wamo yatırımı bu sayı açısından bizim için ayrıca anlamlı. Bu sayıda Wamo yönetimiyle de konuşuyoruz. Wamo’ya ilişkin yatırım yaklaşımınızda şirketin yaşadığı zorlu dönemden sonra gösterdiği dayanıklılığı özellikle vurguladınız. Sizce yatırım dünyasında “resilience” ne kadar ölçülebilir bir kriter? Kusursuz büyüme grafiği mi, krizden geçip doğru refleksleri geliştirmiş bir ekip mi sizi daha fazla ikna ediyor?

Dayanıklılık tek bir hücreye yazılabilecek bir metrik değil; fakat sonuçları ölçülebilir. Kriz sırasında kaç müşteri kaybedildi? Hizmet ne kadar sürede yeniden kuruldu? Ekip dağıldı mı, kritik çalışanlar kaldı mı? Yönetim müşterilerle, çalışanlarla ve düzenleyicilerle ne kadar açık iletişim kurdu? En önemlisi, krizden sonra altyapı ve karar mekanizmaları gerçekten değişti mi? 

Wamo bir fintekin yaşayabileceği en ağır sınavlardan birini geçirdi. Bankacılık ortağı çöktü, müşteri hesapları donduruldu ve şirketin varlığı tehdit altına girdi. Ekip soğukkanlılığını korudu, müşterilerini mümkün olduğu ölçüde yanında tuttu ve daha temiz, daha dayanıklı bir altyapıyla yoluna devam etti. Sonraki büyüme bize krizin yalnızca atlatılmadığını, kurumsal bir öğrenmeye dönüştürüldüğünü gösterdi. Kurucu Yankı Önen, kişisel varlığını Wamo’ya emanet edip ‘all in’ dedi. Daha ne olsun?

Ben kusursuz büyüme grafiğine temkinli yaklaşırım; çünkü her büyük şirket bir noktada zor bir dönem yaşayacaktır. Kriz görmüş ve doğru refleksler geliştirmiş bir ekip, hiç test edilmemiş bir ekipten daha fazla güven verebilir. Ancak burada krizi romantikleştirmemek gerekir. Aynı hatayı tekrar eden veya kendi yarattığı sorunları “dayanıklılık hikâyesi” olarak anlatan ekiple, dışsal bir şoku disiplinle yöneten ekip aynı değildir.

Dolayısıyla bizim aradığımız şey yara izi değil, öğrenme kapasitesi. Krizden sonra daha iyi ürün, daha güçlü risk yönetimi ve daha net bir organizasyon ortaya çıkmışsa dayanıklılık yatırım kararında gerçek bir avantajdır.

 

Londra, İstanbul ve uluslararası yatırım çevreleri arasında hareket eden biri olarak Türkiye’ye dışarıdan nasıl bakıldığını da yakından görüyorsunuz. Türkiye’nin fintek yetkinliği yabancı yatırımcıların gözünde hangi noktada? Teknoloji ve mühendislik gücümüzün global sermaye açısından daha yüksek bir değerlemeye dönüşmesini engelleyen temel eksikler sizce neler?

Türkiye’nin teknoloji ve fintek yetkinliği dışarıdan bakıldığında tahmin edilenden daha güçlü. Bankacılık altyapımız gelişmiş, mühendislerimiz hızlı ve pratik, girişimcilerimiz de zor koşullarda kaynak verimli çalışmayı biliyor; yabancı yatırımcılar, birçok Türk girişimin az parayla geldiği noktalara şaşırıyor. Büyük ve dijital bir iç pazar, şirketlere ürünü gerçek ölçekte test etme imkânı veriyor. Türkiye’nin Avrupa, MENA ve Orta Asya arasında doğal bir geçiş noktası olması da önemli bir avantaj.

Buna rağmen yabancı yatırımcı yalnızca iyi mühendisliğe prim ödemiyor. Uluslararası gelir, tekrar edilebilir satış modeli, güçlü yönetişim ve öngörülebilir raporlama görmek istiyor. Birçok şirketimiz ürün tarafında küresel seviyeye yaklaşırken satış organizasyonu, finansal kontrol, cap table düzeni ve uluslararası yönetici kadrosu tarafında aynı olgunluğa ulaşamıyor. Ayrıca ülke ve kur riski, şirketin kendi operasyonel riskleriyle birleştiğinde değerleme iskontosu büyüyor.

Bu iskontoyu azaltmanın yolu Türkiye hikâyesini daha yüksek sesle anlatmak değil, daha fazla kanıt üretmek. Döviz bazlı gelir, yabancı referans müşteriler, düzenli ve denetlenebilir raporlama, güçlü yönetim kurulu ve başarılı uluslararası çıkış örnekleri oluşturmalıyız. Uluslararası yatırımcı şunu görmek istiyor: Bu şirket Türkiye’de iyi olduğu için mi büyüyor, yoksa Türkiye’yi bir test alanı olarak kullanıp dünyanın başka yerlerinde de kazanabildiği için mi?

Oleka’nın köprü rolü burada önemli. Yerel şirketi küresel yatırımcının beklediği kurumsal standarda hazırlamak ve yatırımcıya Türkiye riskini doğru bağlamla anlatmak aynı işin iki tarafı.

 

Türkiye’de başarılı girişimlerin önemli bir bölümü belli bir ölçeğe ulaştığında exit seçeneğini değerlendiriyor. Siz ise şirketlerin daha erken satış yapmak yerine bölgesel ve global ölçekte büyük yapılara dönüşebilmesi gerektiğine dikkat çekiyorsunuz. Türkiye’den milyar dolarlık şirket çıkarmaktan daha zor olan şey, o şirketi milyarlarca dolarlık sürdürülebilir bir global kuruma dönüştürmek olabilir mi? Bunun için kurucu, yatırımcı ve sermaye piyasası tarafında neyin değişmesi gerekiyor?

Oleka Capital Kurucusu İlker Sözdinler

Oleka Capital Kurucusu İlker Sözdinler

Kesinlikle daha zor. Bir şirketin milyar dolar değerlemeye ulaşması bazen iyi bir finansman turunun sonucudur. O değeri yıllarca taşıyan, kârlı veya kârlılığa giden yolu açık, farklı ülkelerde çalışan bir kurum inşa etmek ise çok daha uzun bir süreçtir. Gerçek başarıyı unicorn sayısıyla değil, on yıl sonra hâlâ kendi kategorisinde lider olan şirket sayısıyla ölçmeliyiz. Neticede bir şirketin gerçek değeri, o şirketin ömrü boyunca içinden ne kadar nakit para çıkarabileceğinizle ilgili. Milyar dolarlık kalabilmek için, sürdürülebilir gelir üretebilmek lazım.

Kurucu tarafında en büyük değişim, “kahraman kurucu” modelinden kurumsal liderliğe geçiştir. Kurucu doğru zamanda yetki devretmeli, kendisinden daha deneyimli yöneticileri işe almalı, yönetim kurulunu denetim mekanizması değil düşünce ortağı olarak kullanmalı ve sermaye tahsisini öğrenmelidir. Yerel başarıyı başka ülkeye taşımak, yalnızca satış ekibi açmak değil; ürünü, fiyatlamayı ve organizasyonu yeniden kurmak anlamına gelir.

Yatırımcı tarafında daha sabırlı ve takip finansmanı sağlayabilen büyüme sermayesine ihtiyaç var. Fonların amacı ilk fırsatta likidite aramak olmamalı. Yatırımcılar, iş ortaklarının en yüksek sürdürülebilir değerine ulaşmasına yardım etmeli. Bunun için uluslararası işe alım, M&A, borç finansmanı ve halka arz hazırlığı gibi alanlarda da destek verebilmek gerekir.

Sermaye piyasası tarafında ise yerli kurumsal yatırımcıların teknoloji ve girişim sermayesine daha fazla, daha uzun vadeli kaynak ayırması; çalışan hisse opsiyonlarının ve sınır ötesi yapıların kolaylaşması; halka arz ve ikincil satış kanallarının derinleşmesi gerekiyor. Erken satış bazen doğru karardır. Ancak tek rasyonel seçenek hâline geliyorsa ekosistemde eksik bir halka var demektir.

 

Yapay zeka yatırım dünyasının kendi çalışma biçimini de dönüştürüyor. Oleka’da araştırma, şirket analizi ve raporlama süreçlerinde AI agent’lardan yararlandığınızı söylüyorsunuz. Bu gelişme yatırım kararlarının matematiğini nasıl değiştirecek? Daha fazla şirketin çok daha hızlı analiz edilebildiği bir dünyada yatırımcının gerçek rekabet avantajı veriye erişimden muhakeme, network ve kurucu seçme yeteneğine mi kayacak?

Yapay zekâ yatırımın temel matematiğini değil, o matematiğe ulaşmanın maliyetini ve hızını değiştiriyor. Bugün çok daha fazla şirketi tarayabiliyor, yüzlerce veri kaynağını bir araya getirebiliyor ve ilk analizleri haftalar yerine saatler içinde hazırlayabiliyoruz. Oleka’da ajanları fırsat tarama, pazar araştırması, veri odası inceleme, finansal analiz, yatırım notu hazırlama, portföy takibi ve raporlama süreçlerinde kullanıyoruz.

Bu sayede yatırım ekibi zamanını veri toplamak yerine doğru soruları sormaya ve bulguların ne anlama geldiğini tartışmaya ayırabiliyor. Tasklet yatırımımızın önemli nedenlerinden biri de ürünü önce müşteri olarak deneyimlememizdi. Ajanların günlük iş akışlarımızı nasıl değiştirdiğini, ekibin ürünü ne kadar hızlı geliştirdiğini ve kullanıcı geri bildirimini nasıl uyguladığını içeriden gördük.

Veriye erişim ucuzladıkça rekabet avantajı gerçekten muhakemeye kayacak. Hangi verinin önemli olduğunu bilmek, bir pazarın yapısal olarak neden değiştiğini anlamak, kurucuyla güven ilişkisi kurmak ve yatırım sonrasında şirkete katkı vermek daha değerli olacak. Network de yalnızca fırsata erken erişmek için değil; müşteri, yönetici, düzenleyici ve takip yatırımcısı bulabilmek için önem kazanacak. AI herkesi daha hızlı yapacak; fakat herkesi daha iyi yatırımcı yapmayacak.

 

Biraz geleceğe bakalım. Önümüzdeki beş yıl sonunda finansal teknoloji dünyasında bugünün güçlü oyuncularından hangilerinin ayakta kalacağını belirleyecek temel özellik ne olacak? Ve bugün size yeni bir şirket kurmak istediğini söyleyen genç bir fintek girişimcisi gelse, “önümüzdeki on yılın büyük şirketi burada kurulabilir” diyeceğiniz problem alanları nereler olurdu?

Önümüzdeki beş yılda ayakta kalan şirketler müşterinin finansal hayatında vazgeçilmez bir iş akışına sahip olanlar olacak. Yalnızca daha güzel bir arayüz sunan veya başkasının lisansı üzerinde dağıtım yapan ürünlerin savunulabilirliği sınırlı. Güçlü dağıtım, düzenleyici güven, düşük maliyetli altyapı, benzersiz veri ve müşterinin kullandıkça ayrılmasını zorlaştıran ürün derinliği gerekiyor.

Genç bir girişimciye “bir sonraki tüketici cüzdanını kur” demezdim. Daha sıkıcı görünen, pahalı ve hâlâ manuel yürüyen süreçlere bakmasını önerirdim. KOBİ’ler için yapay zekâ destekli finans operasyonları (nakit yönetimi, mutabakat, tahsilat, raporlama ve uyum süreçlerinin ajanlarla yürütülmesi) çok büyük bir alan. Sınır ötesi çalışan orta ölçekli şirketler için ödeme, hazine ve çalışma sermayesi altyapısı da hâlâ parçalı. 

Finansal suçlarla mücadele, KYB/KYM, gerçek zamanlı işlem izleme ve kimlik tarafında küresel ihtiyaç büyüyor. Bankaların ve finteklerin farklı ülkelerdeki veriyi güvenli biçimde kullanmasını sağlayan regtech altyapısı önemli olacak. İşlem verisine dayalı gömülü kredi ve sigorta ürünlerinde de hâlâ çözülememiş çok problem var.

Benim filtrem şu olurdu: Problem gerçekten büyük mü, müşteri bugün bunun için zaman veya para harcıyor mu ve çözüm regülasyon ile güven gerektirdiği için kalıcı bir avantaj yaratabilir mi? Önümüzdeki on yılın büyük fintek şirketleri, “fintek” kelimesini en çok kullananlar değil; finansın görünmeyen ama kritik işlerini en güvenilir biçimde çözenler olacak.