Tam Finans CEO’su Hakan Karamanlı ile Fintechtime Mayıs sayısı için gerçekleştirdiğimiz röportaj yayında.
“Tam Finans, mikro KOBİ’lerin ve esnafın finansmana erişimini odağına alan iş modeliyle son dönemde büyümesini hızlandırırken, yeni dönemde fintek açılımı, tarım finansmanı, saha yaygınlığı ve dijitalleşme yatırımlarıyla daha geniş bir oyun alanına hazırlanıyor.
Tam Finans CEO’su Hakan Karamanlı ile 2025 performansını, 2026 hedeflerini, risk bazlı fiyatlama modelini, mikro KOBİ segmentindeki derinleşmeyi ve yeni ürün vizyonunu konuştuk.”
“2025’i yüzde 100 büyümeyle kapattık”
Tam Finans son dönemde nasıl bir büyüme ivmesi yakaladı? 2025’i hangi temel göstergelerle tamamladınız?

2025 bizim için gerçekten iyi bir yıldı. Yaklaşık 250 bin işlem yaparak, 65 bin firmayla 95 milyar liralık bir ciroya ulaştık. Günlük kura çevirdiğimizde bu, müşterilerimize yaklaşık 2,4 milyar dolar finansman sağladığımız anlamına geliyor. Bir önceki yıla göre de yüzde 100 büyüyerek seneyi tamamladık.
2026’nın ilk çeyreğinde de benzer bir ivmeyi koruduk. Biz performansa biraz daha son 12 ay perspektifinden bakmayı seviyoruz. O açıdan baktığımızda 95 milyar liralık hacmi 111 milyar liraya taşımış durumdayız. Müşteri sayımız çeyrek sonu itibarıyla 70 bin seviyesindeydi, sonrasında 72 bine ulaştı. İlk çeyrekte yaklaşık yüzde 30’luk bir büyüme sağladık. Bu da bize, yıl sonu hedeflerine doğru giden yolda güçlü bir yerde olduğumuzu gösteriyor.
“Şubeleşmeyi yalnızca fiziksel büyüme olarak görmüyoruz”
Tam Finans’ın saha organizasyonu sektörde en çok konuşulan başlıklardan biri. Şubeleşme stratejisinin arkasında nasıl bir operasyonel mantık var?
Bugün yaklaşık 1.200 çalışanı olan bir şirketiz. Geçen yıl 10 yeni şube açarak 48 şubeye ulaştık. Bu yıl da yeni açılışlarla birlikte büyümeyi sürdürüyoruz. Alanya şubemizin açılmasıyla sayı 50’ye geldi, yıl sonuna kadar bunu 59’a çıkarmayı hedefliyoruz.
Ama burada bizim için mesele yalnızca fiziksel yaygınlık değil. Hedefimiz, Türkiye’nin her neresinde olursa olsun herhangi bir müşteriye bir saat içinde erişebilmek. Erişilebilir olmak çok önemli. Çünkü mikro KOBİ ve esnaf segmentinde ilişkide, güven ve yerinde temas hâlâ çok belirleyici.
Bir yandan dijital yeteneklerimizi geliştiriyoruz. Mobil uygulamamızı yeniledik, işlemlerimizin yüzde 95’ini dijitalden yapılabilir hale getirdik. Ama öte yandan özellikle KOBİ etkileşiminde saha etkinliğinin çok önemli olduğunu biliyoruz. O yüzden dijitalleşirken şubeleşmeye de devam ediyoruz.
“750 bin müşteri ziyareti sadece satış değil, underwriting kalitesidir”
Sahadaki bu yoğun temas, kredi tahsis ve risk yönetimi tarafında size ne kazandırıyor?
Geçen yıl yaklaşık 750 bin müşteri ziyareti yaptık. Yaklaşık 750 kişilik bir satış organizasyonundan bahsediyoruz. Bu ziyaretleri sadece ticari aktivite olarak okumamak lazım. Müşteriyi görmek, işini anlamak, derdini dinlemek, ticaretin gerçekliğini yerinde teyit etmek bizim underwriting kalitemizi doğrudan artırıyor.
Biz Ar-Ge merkezimiz ve scorecard altyapımız sayesinde müşteriyi dijital olarak, çok hızlı biçimde analiz edebiliyoruz. Fakat risk veri değildir, her şey değildir. Bir firmanın finansallarında bir sıkışıklık görürsünüz; ama bunun nedeni kötü yönetim de olabilir, yeni yatırım da olabilir. Bunu masa başında her zaman ayırt edemezsiniz. Müşteriyi yerinde görmek, onun derdini anlamak bu yüzden çok kritik.
Bir başka önemli taraf da fraud yönetimi. Sahaya gittiğinizde, finans sektörünün en temel risklerinden biri olan sahtekarlık vakalarını ciddi ölçüde elimine etmiş oluyorsunuz. Bu da hem doğru müşteriye finansman vermenizi hem de ülkenin sınırlı kaynaklarını doğru yere yönlendirmenizi sağlıyor.
“Biz müşteriyi değil, ticareti fonluyoruz”
Tam Finans’ı klasik kredi modelinden ayıran ana yapı taşını detaylandırabilir misiniz?
En temel fark şu: Biz müşterinin kendisinden çok, yaptığı ticareti değerlendiriyoruz. Bu çok belirleyici bir fark. Çünkü biz ticaretin finansmanı işindeyiz. Ortada gerçek bir ticaret varsa, ödenmiş bitmiş bir fatura varsa, o ticarete inanıyorsak müşterinin profili nasıl olursa olsun iş yapabiliyoruz.
Bu yüzden müşteri profilimiz de çok farklı. Bugün finansman sağladığımız müşteri tabanının yaklaşık yüzde 20’si bir yıldan genç şirketlerden oluşuyor. Yeni kurulmuş şirketlerin finansmana erişimi Türkiye’de kolay değil. Teminat yok, finansal veri yok, bilanço yok. Biz burada ticareti okuyarak ilerliyoruz.
Hatta müşterilerimizin yaklaşık yüzde 8’i bizimle iş yapmaya başladığında bankacılık sisteminde takipte olan firmalardı. Ama ticaretlerine baktığınızda o işletmenin dönmeye devam ettiğini, iş yaptığını görebiliyorsunuz. Bu firmalara da finansman sağlayabiliyoruz.
Yine müşterilerimizin yaklaşık yüzde 25’i daha önce faktoring kullanmamış. Yaklaşık yüzde 30’u ise banka kredisi dahi kullanmamış. Yüzde 30’un üzerinde bir başka kesim var ki, onların da banka kredi ilişkisi var ama çok küçük tutarlarda. Bu da şunu gösteriyor: Biz Türkiye’de unbanked ve underbanked mikro işletmelere çok kritik bir alanda hizmet veriyoruz.
“Finansal kapsayıcılık bizim için yalnızca söylem değil”
Tam Finans’ın uluslararası tarafta da dikkat çektiği görülüyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Geçen yıl Dünya Bankası Grubu’nun finans kolu IFC’nin küresel organizasyonunda Avrupa’nın en iyi KOBİ Finansör Kurumu seçildik ve Platin Ödülü aldık. Bu ödülün bizim için önemli tarafı şu: Bize bu ödülü verirken finansal kapsayıcılık yeteneğimizi, hizmet verdiğimiz müşteri segmentini ve burada yarattığımız etkiyi öne çıkardılar.
Yani bu iş sadece büyümek değil. Hangi müşteriye, hangi yöntemle, hangi doğrulukla finansman sunduğunuz da önemli. Biz finansal kapsayıcılığı çok somut bir alanda üretiyoruz.
“Bizim için düşük NPL değil, öngörülebilir risk önemli”
Mikro KOBİ, yeni şirketler ve görece daha riskli segmentlerde büyürken portföy kalitesini nasıl yönetiyorsunuz?
Doğru; bizim hizmet verdiğimiz segmentin risk profili, sektör ortalamasına göre daha yüksek. Ama burada teknoloji ve risk bazlı fiyatlama bizi farklılaştırıyor.
Biz müşterinin riskini ölçüyoruz. Bu riski fiyatın içine koyuyoruz. Yani her müşteriye aynı fiyatı vermiyoruz. Risk-based pricing uyguluyoruz. Böylece daha riskli bir firmaya da hizmet verebiliyor, daha düşük riskli bir firmaya da daha rekabetçi fiyat sunabiliyoruz.
Bazen finans sektöründen arkadaşlar NPL oranımızı soruyor. Türkiye’de düşük NPL her zaman başarı gibi okunuyor. Bizim için öyle değil. Bizim için önemli olan, öngördüğümüz kadar NPL’yi tutturabilmek. Scorecard doğru çalışıyor mu, underwriting modeli öngörüsünü gerçekleştiriyor mu, asıl marifet burada.
Sektörde yıl sonu itibarıyla NPL oranı 2,4 seviyesindeydi. Bizde bu oran 4,2 civarında. Ama bizim müşteri segmentimiz sektör ortalamasından çok farklı. Ayrıca faktoring sektöründe vadeler kısa olduğu için portföy yıl içinde birkaç kez dönüyor. Bankalarla birebir kıyaslama yapmak bu nedenle teknik olarak da çok sağlıklı değil.
“Son dört ayda çek tarafında yüzde 40’a yakın iyileşme görüyoruz”
Makro görünüm ve reel sektör davranışı açısından son dönemde nasıl sinyaller alıyorsunuz?
Özellikle çek tarafında son dört aydır yüzde 40’a yakın bir iyileşme görüyoruz. Bu, hem başvurularda hem bizim kendi iç verimizde görünen bir tablo. Merkez Bankası verilerine birebir aynı hızda yansımamış olabilir ama bizim tarafta en kötünün geride kalmış olabileceğine işaret eden bir görüntü var.
Tabii bunu kalıcı trend ilan etmek için erken. Ama iyi bir sinyal olduğunu söyleyebilirim. Biz zaten sadece başvuru anında değil, kredinin yaşam döngüsü boyunca müşteriyi ve portföyü izlemeye devam ediyoruz. Bu sürekli monitoring kabiliyeti de bize erken sinyal üretme imkânı veriyor.
“Biz scorecard’a sektör değişkeni koymuyoruz”
Sektörel kırılımda en kırılgan ya da en dirençli alanlar hangileri?
Bu biraz şaşırtıcı gelebilir ama bizim scorecard sistemimizde sektör parametresi yok. Çünkü ben Türkiye’de finans dünyasında sektörlere karşı zaman zaman fazla önyargılı yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Her sektörün iyi firması da var, kötü firması da var. Bir sektör genelinde bozulma varsa, o zaten firmanın finansallarına yansıyor.
Yani biz sektörü baştan cezalandıran bir model kurmuyoruz. Firma ve ticaret bazlı bakıyoruz. Elbette sahada bazı dönemsel sıkışıklıklar görüyorsunuz; bugün tekstilde biraz daha baskı olduğu görülüyor. Ama bunu genelleyip “bu sektör kötü” gibi okumayı doğru bulmuyoruz.
“Vade bize piyasanın ruh hâlini anlatıyor”
Ortalama vade dinamiğini nasıl okuyorsunuz? Bu veri size ne söylüyor?
Bizim sistemimizde vade yönünde yapay bir kısıt yok. Gerçek ticaretin vadesini izliyoruz. O yüzden ortalama vade bize piyasanın hissiyatını da anlatıyor.
Geçen yıl ortalama vadeler 88 günlere kadar düşmüştü. Sonrasında 94 günlere kadar çıktı. Son dönemde yeniden 90-91 gün bandına doğru bir gerileme görüyoruz. Pandemi öncesinde ise bu ortalamalar 115-120 günlere daha yakındı.
Bu tablo bize şunu söylüyor: Enflasyon, güven algısı, piyasa iştahı ve işletmelerin vadeye bakışı birlikte değişiyor. Vade uzadığında ya da kısaldığında, bu sadece operasyonel bir veri değil; ekonominin duygusunu da gösteriyor.
“Firmalar yatırım değil, daha çok nakit akışı peşinde”
Sahada şirketlerin temel finansman ihtiyacını bugün nasıl tanımlıyorsunuz?

Biz yatırım finansmanı değil, nakit akışı finansmanı yapıyoruz. Son birkaç yılda sıkılaşma politikalarının da etkisiyle firmaların büyüme ya da yeni yatırım iştahının sınırlı kaldığını görüyoruz. Şirketler daha çok mevcut nakit akışını korumaya, ticaretini döndürmeye, peşin alımlarda avantaj sağlamaya çalışıyor.
Karlılık tarafında da baskı var. Bu çok net görünüyor. O nedenle işletmeler finansmanı daha çok günü döndürmek, ticaret akışını sürdürmek ve doğru anda likidite yaratmak için kullanıyor.
“Türk KOBİ’si borcuna sadıktır”
Şirket büyüklüklerine göre risk görünümünde nasıl bir tablo var?
Biz firmaları daha çok boyutlarına göre sınıflandırıyoruz. Çok net biçimde küçük işletmelerin daha kırılgan olduğunu, büyük şirketlerde ise tablonun görece daha iyi olduğunu söyleyebiliriz.
Ama iş tahsilat tarafına geldiğinde bazen tam tersi bir manzara da ortaya çıkıyor. Büyük firmalar sorun yaşadığında konkordato gibi mekanizmalar devreye girebiliyor ve tahsilat daha zor hale gelebiliyor. Küçük firmalar ise çoğu zaman borcunu ödeme konusunda daha sadık, daha iyi niyetli davranıyor.
Ben burada altını özellikle çizmek isterim: Türk KOBİ’si, Türk esnafı borcuna sadıktır. Bu segmentle ilgili zaman zaman haksız önyargılar görüyorum. Bizim saha tecrübemiz bunun tersini söylüyor.
“Yapay zeka riski ölçüyor, fiyat ona göre oluşuyor”
Risk bazlı pricing modeliniz pratikte nasıl çalışıyor?
Sistem bir firmanın riskini ölçüyor. Örneğin bu firma yüzde 3 batma riski taşıyor diyorsa, fiyatlamanın içine bunu koymanız gerekiyor. Bu model bize iki yönlü avantaj sağlıyor. Bir taraftan daha riskli firmalara da açılabiliyoruz. Öte taraftan düşük riskli firmalara çok rekabetçi fiyat verebiliyoruz.
Bu aslında kapsayıcılığı artıran ama aynı zamanda marj disiplinini bozmayan bir model. Dolayısıyla pricing tarafında bize ciddi bir esneklik ve doğruluk sağlıyor.
“Anadolu’da ekonomik ağırlığın da üzerinde varız”
Coğrafi yaygınlık ve yerel karar mekanizması tarafında nasıl bir strateji izliyorsunuz?
Türkiye ekonomisine baktığınızda aslında Anadolu’da ekonomik büyüklüğe oranla daha yüksek bir şube varlığımız var. Büyükşehirlerde ise bu oran görece daha düşük. Çünkü biz ekonomik büyüklükten çok erişilebilirliği esas alarak büyüdük.
Bir başka önemli konu da lokalizasyon. İstanbul’daki bir firmanın finansmana erişim koşullarıyla Artvin’deki bir firmanın koşulları aynı olmayabiliyor. Biz scorecard içinde ve gerektiğinde manuel dokunuşlarla bu farklılıkları dikkate alıyoruz.
Deprem döneminde bunu çok net yaptık. Deprem bölgesinde pozitif ayrımcılık uyguladık. Biz yapay zekayı etik çerçevede kullanmak istiyoruz. Negatif ayrımcılık yapmaktan özellikle kaçınıyoruz. Yereli bilen şube müdürü, yereli bilen çalışan, yerelin gerçek sorununu merkeze taşıyabiliyor. Bu bizim için çok değerli.
“Bizim için esas olan ticaretin kendisi”
Kredi notu zayıf ama ticareti canlı bir müşteri geldiğinde karar mekanizması nasıl işliyor?
Biz bir alacağı temlik alarak finansman sağlıyoruz. Dolayısıyla bizim için esas olan ticaret. Müşterinin kendisine bakıyoruz ama onun kadar alacağın doğduğu ticaret ilişkisine de bakıyoruz. Bizim müşterilerimiz çoğu zaman mikro KOBİ’ler olduğu için, onların satış yaptığı firmalar daha büyük ve daha güçlü oluyor. Tedarik zincirindeki bu asimetriyi değerlendirmeye katıyoruz.
Eğer işin içinde çek varsa, ciro ilişkileri varsa, onları da analiz ediyoruz. Hangisi daha pozitif veri veriyorsa oradan ilerliyoruz. Sadece müşterinin finansalıyla değil, alacağın kalitesiyle, borçlunun kalitesiyle ve kendi tarihsel ticaret verimizle birlikte karar veriyoruz.
Türkiye’de geçen yıl takasa giren çek hacminin yaklaşık yüzde 5’i bizim verimize temas ediyor. Bu bize çok güçlü bir ticaret datası sağlıyor. Kim kiminle iş yapmış, nasıl dönmüş, hangi akışlar sağlıklı, bunları görebiliyoruz. Bu veri fraud tespiti için de çok kıymetli.
“Faktoring’e dönük önyargı ciddi biçimde kırıldı”
Temlik ve faktoring kullanımına dönük algı sizce nasıl değişti?
Eskiden bu konuda daha fazla hassasiyet vardı. Artık çok azaldı. Son dönemde özellikle düzenleyici tarafta da finansmanın gerçek ticarete yönelmesi yönünde güçlü bir yaklaşım oluştu. Bu da fakoring’in işlevini daha görünür kıldı.
Bugün geldiğimiz noktada, faktoring kullanmak hem satıcı hem alıcı tarafında çok daha doğal karşılanıyor. Hatta müşterilerimizin faktoring müşterisi olmaktan memnun olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Biz net müşteri memnuniyeti skorunu çok düzenli ölçüyoruz. Genel skorumuz 75, aktif müşterilerimizde bu 80 seviyesinde. Şikayet sayımız da yaptığımız iş hacmine göre oldukça düşük. Bu alanda sertifikalı bir şikayet yönetimi yaklaşımımız da var.
Uzun vadede bankalaşma seçeneği masada mı?
Bu zaman zaman masaya gelen bir konu. Çünkü organizasyon kabiliyetimiz, teknoloji altyapımız ve finansal gücümüz bunu düşündürüyor. Ama diğer tarafta da 12 yılda mikro KOBİ segmentinde oluşmuş çok ciddi bir uzmanlık var.
Bu müşteriyi tanıyoruz. Defalarca gidiyoruz. İşini, davranışını, ritmini biliyoruz. Bu alanı seviyoruz ve burada hâlâ ciddi bir potansiyel görüyoruz. O yüzden banka olma seçeneğini tamamen kapatmış değiliz ama şu anki önceliğimiz, mevcut lisans ve yeni iştirakler üzerinden ürün çeşitliliğini artırarak yine mikro KOBİ odağında büyümek.
“Faktoring’in dışındaki ürünlerle de KOBİ’nin ayağına gideceğiz”
Tam Finans’ın fintek açılımını biraz açar mısınız?

Biz aslında uzun süredir güçlü bir teknoloji şirketi gibi çalışıyoruz. Şirket içinde Ar-Ge merkezimizde yaklaşık 60 mühendis var. Bugüne kadar 30 farklı proje tamamladık. 33 bilimsel yayın yaptık. 7 patentimiz ya da patent başvurumuz var.
Bu birikim bizi faktoring’in ötesine baktırıyor. Bu kapsamda grup çatısı altında iki yeni yapılanma kurduk. Bunlardan biri Tam Birlik Tarım. Son üç yılı aşkın süredir içeride çalıştığımız tarım finansmanı know-how’ının bir kısmını buraya taşıdık. Tarım, bizim için yalnızca ticari değil, stratejik bir alan.
İkinci şirketimiz ise fintek yapılanmamız. Burada yeni bir mobil uygulama geliştiriyoruz. Soft launch çok yakın. Bu yapının markası da Halleder olacak. Burada vizyonumuz, faktoring dışındaki finansal ve finans dışı ürünleri de KOBİ’lere dijital kanaldan sunabilmek.
Ödeme şirketleriyle neler yapabiliriz diye bakıyoruz. İş birlikleri olabilir, satın almalar olabilir. Bu alanda hem iştahımız var hem de arayışımız sürüyor.
“Yapay zeka konuşulmuyorken biz bu yatırımı yapmıştık”
Teknoloji kaslarınızı biraz daha detaylandırır mısınız?
Biz Ar-Ge merkezimizi 10 yıl önce kurduk. Scorecard sistemimiz de bu yıl 10. yaşına geliyor. Bu altyapı sayesinde başvuruları saniyeler içinde değerlendirebiliyoruz. Üstelik müşteriden ekstra veri istemeden, elimizdeki veriler ve finansal veri kaynaklarıyla bunu yapabiliyoruz.
Karar yalnızca evet-hayır değil; risk segmentasyonunu da içeriyor. Eğer müşteri mevcut müşterimizse, onboarding ihtiyacı yoksa süreç çok daha hızlı tamamlanıyor. Mobil uygulama üzerinden fatura yüklüyor, birkaç onay veriyor ve finansmana çok kısa sürede ulaşabiliyor.
Yapay zeka ve robotik süreçleri biz bugün popüler olduğu için değil, yaklaşık 10 yıl önce devreye almaya başladık. Bu bize hem operasyonel verimlilik hem hız hem de daha düşük temas maliyeti sağladı.
“3-5 dakikada paraya erişim mikro KOBİ için kritik”
Hız neden bu kadar belirleyici?
Çünkü bizim müşteri profilimiz nakit akışı ihtiyacını çoğu zaman önceden çok net planlayamayan bir profil. “Alacağım gelecek” diye düşünüyor, gelmediği anda sıkışıyor. Böyle bir noktada başvurup 3-5 dakikada paraya ulaşabilmek onun için gerçekten çok kritik.
Piyasada faktoring çoğu zaman çekle özdeşleştiriliyor ama biz önemli miktarda çeksiz işlem de yapıyoruz. İşlem adedi bazında yaklaşık yüzde 15 çeksiz işlemden geliyor. Küçük faturalar mobil uygulama üzerinden yüklenip finansmana dönüştürülebiliyor.
“Finansın sıkıcılığından çıkmaya da çalışıyoruz”
Şirketin sosyal yatırımlarını ve kültürel tarafını da görünür biçimde anlatıyorsunuz. Bunun arkasında nasıl bir yaklaşım var?
Biz öğrenmeye açık bir şirketiz. Bu kültür şirketin içine yerleşmiş durumda. Bu nedenle Tam TV’yi kurduk. Alanında lider insanlarla sohbetler yaptığımız, iş, sanat, kariyer, sağlık gibi başlıklarda içerik ürettiğimiz bir kanal oldu. Kısa sürede çok ciddi bir izlenme aldı.
Bunun yanında spora ve sanata da yatırım yapıyoruz. Basketbol takımı sponsorluğu, Tam Sanat sergileri, çalışanlarımızın eserlerini görünür kıldığımız sergiler… Bunların hepsi aynı düşünceden çıkıyor. Finans çok yoğun ve zaman zaman yorucu bir alan. Biz biraz da bu sıkıcılığın dışına çıkıp daha üretken, daha canlı, daha insani bir alan kurmaya çalışıyoruz.
“Kısa vadeli işlerin fiyatlamasında çok rekabetçiyiz”
Tam Finans’ın maliyet tarafındaki rekabet avantajı nerede oluşuyor?
Evet, biz de bankalardan borçlanıyoruz. Bunun üzerine operasyonel maliyetimizi ve kredi riskimizi koyarak fiyat oluşturuyoruz. Ama müşteri açısından toplam maliyeti belirleyen tek şey nominal oran değil. Burada vade çok önemli.
Bizim işlemlerimiz ortalama 90 gün civarında. Bankadan tam bu vadeye uygun finansman bulmak her zaman kolay olmuyor. 83 günlük bir ihtiyacınız varsa, size daha uzun vadeli bir kredi veriliyor ve toplamda daha fazla faiz yükü oluşabiliyor. Biz ticaretin vadesine daha uygun, daha optimize bir finansman sunduğumuz için kısa vadeli işlerde çok rekabetçi olabiliyoruz.
Ortalama işlem büyüklüğümüz yaklaşık 10 bin dolar, yani 500 bin lira seviyesinde. Bizim asıl işimiz büyük ölçekli dev dosyalar değil; mikro KOBİ’nin günlük finansman ihtiyacı.
“İnsan kaynağını da veriyle yönetiyoruz”
Bu kadar yaygın ve hızlı büyüyen bir organizasyonda insan kaynağını nasıl standardize ediyorsunuz?
Burada da çok sistematik ilerliyoruz. İşe alımda yapay zeka destekli değerlendirme araçlarımız var. Sonrasında mobil uygulama üzerinden ilk günden itibaren çok disiplinli bir onboarding süreci başlıyor. Yeni çalışan ne yapacak, ne öğrenecek, kimle sahaya çıkacak, hangi aşamada hangi beceriyi kazanacak, hepsi takip ediliyor.
Koçluk sistemi kurduk. Usta-Çırak modelimiz var. İç kontrol ve teftiş mekanizmalarımız aktif. Ayrıca geçmiş veriye dayanarak, çalışanların hangi ayda ne kadar üretim yapabileceğine kadar bir model kurmuş durumdayız. Bütçeyi de buna göre yapıyoruz ve yıllardır yüzde 100’e çok yakın isabetle çalışıyoruz.
İlk 3 ila 6 ayda turnover yüksek olabiliyor, çünkü zor bir iş yapıyoruz. Ama 6 ayı geçen arkadaşlarımızın şirkette kalıcılığı çok yüksek. Ayrıca yöneticilerimizin yüzde 70-80’ini içeriden yetiştiriyoruz. Bu da kültürü ve standardı korumamızı kolaylaştırıyor.
“Mikro KOBİ’nin ayağına daha fazla ürünle gideceğiz”
Son olarak, Tam Finans’ın önümüzdeki döneme dair ana mesajını nasıl özetlersiniz?
Biz mikro KOBİ finansmanında büyümeye devam edeceğiz. Ama bunu sadece bilanço büyüklüğüyle okumamak lazım. Saha gücümüzü artıracağız, dijitalleşmeyi derinleştireceğiz, ürün çeşitliliğimizi genişleteceğiz.
Tam Finans bugün yalnızca bir faktoring şirketi değil. Mikro KOBİ’yi çok iyi tanıyan, veriyi ve sahayı birlikte kullanan, riski teknolojik altyapıyla yöneten ve yeni fintek açılımlarıyla etki alanını büyütmeye hazırlanan bir yapı.
Şubeleşme, Halleder, tarım finansmanı, ödeme sistemleri tarafındaki arayışlar… Hepsi aynı yere çıkıyor: Mikro KOBİ’nin ve esnafın gerçek ihtiyacına daha hızlı, daha erişilebilir ve daha doğru çözümlerle ulaşmak.
