ColendiBank Kurucu Ortağı ve CEO’su Deniz Devrim Cengiz ile Fintechtime Ağustos sayısı için gerçekleştirdiğimiz özel röportaj yayında.

“Bankacılıkta yeni rekabet alanı dijital kanallardan finansal karar altyapısına doğru genişliyor. Yapay zekâ, veri mimarisi, servis bankacılığı ve ekosistem iş birlikleri kurumların büyüme biçimini yeniden şekillendirirken, güven bankacılığın temel katmanı olmayı sürdürüyor. Fintek çevikliğini bankacılık lisansının getirdiği disiplin ve güvenle buluşturan ColendiBank, yapay zekâ çağında doğmuş bir neobank modeliyle bu dönüşümün merkezinde konumlanıyor.

ColendiBank Kurucu Ortağı ve CEO’su Deniz Devrim Cengiz ile dijital doğan bir bankanın hangi zihniyetle inşa edildiğini, yapay zekânın karar mekanizmalarındaki rolünü, servis bankacılığı ve Moneyfinans ile gelişen ekosistem yaklaşımını, bölgesel büyüme vizyonunu ve geleceğin bütünleşik finansal zekâ deneyimini konuştuk.”

 

ColendiBank, fintek köklerinden gelen bir yapı olarak bankacılık lisansıyla yeni bir döneme adım attı. Siz bu hikâyeyi nasıl tanımlıyorsunuz? ColendiBank, geleneksel bankacılığın dijitalleşmiş bir versiyonu mu, yoksa bankacılığı baştan teknoloji, veri ve yapay zekâ mantığıyla kurgulayan yeni bir model mi? 

Bence bu sorunun cevabı aslında ColendiBank’ın hikayesinden çok, bankacılığın neden yeniden tasarlandığıyla ilgili. Uzun yıllar boyunca bankacılıkta dijitalleşme denildiğinde mevcut süreçlerin teknolojiyle iyileştirilmesi anlaşıldı. Şubeler mobil uygulamalara taşındı, işlemler hızlandı, müşteri deneyimi gelişti. Bunlar önemli dönüşümlerdi ancak bankacılığın temel mimarisini değiştirmedi. Eski sistemler dijital kanallarla desteklendi. Bizim çıkış noktamız ise farklıydı. ColendiBank’ı yapay zeka çağının ihtiyaçlarını merkeze alarak sıfırdan tasarlanmış bir neobank olarak kurduk. Çünkü önümüzdeki dönemde rekabetin daha fazla ürün sunmakla değil, daha doğru ‘finansal kararlar’ üretmekle şekilleneceğine inanıyoruz.

Bugün bankaların asıl ürünü kredi, mevduat veya ödeme hizmetleri diyebilir miyiz? Bankaların gerçek değeri; veriyi anlamlandırma, riski doğru analiz etme ve müşterileri adına doğru zamanda, doğru finansal kararları üretebilme kapasitesi olacak. Uzunca zamandır dile getirdiğim gibi, yapay zekanın rolü burada başlıyor. Biz yapay zekayı bankacılığa sonradan eklenen bir teknoloji olarak değil, karar alma mekanizmasının temel bileşeni olarak görüyoruz. Elbette fintek geçmişimiz de bize önemli bir avantaj sağladı. Fintekler hız, çeviklik ve kullanıcı odaklı düşünme refleksi kazandırıyor. Bankacılık lisansı ise güven, regülasyon disiplini ve uzun vadeli sürdürülebilirlik getiriyor. Biz bu iki dünyanın birbirini tamamladığına inanıyoruz. Bu nedenle ColendiBank’ı ‘dijitalleşmiş bir banka’ olarak değil, fintek çevikliği ile bankacılık güvenini aynı mimaride buluşturan, yapay zeka çağında doğmuş bir neobank olarak inşa ettik. Bence önümüzdeki yıllarda başarılı olacak kurumlar da bankacılığı teknolojinin sunduğu yeni imkanlara göre yeniden tasarlayanlar olacak. Ne demek istediğimi, önümüzdeki dönemde veriyi en iyi anlayan ve bunu müşterileri adına en doğru kararlara dönüştürebilen kurumlar gösterecek. Dolayısıyla biz ColendiBank’ı bu vizyonla ve bu gelecek için inşa ediyoruz.

 

“Dijital doğmak” kavramı bugün çok sık kullanılıyor. Sizin bakışınızla dijital doğan bir banka olmanın asıl farkı nerede ortaya çıkıyor? Teknoloji altyapısında mı, kurum kültüründe mi, karar alma biçiminde mi, müşteri deneyiminde mi?

ColendiBank Kurucu Ortağı ve CEO’su Deniz Devrim Cengiz “Dijital doğmak, analog süreçleri dijitalleştirmek değil, bankacılığı yapay zeka çağının mantığıyla yeniden tasarlamaktır.”

ColendiBank Kurucu Ortağı ve CEO’su Deniz Devrim Cengiz “Dijital doğmak, analog süreçleri dijitalleştirmek değil, bankacılığı yapay zeka çağının mantığıyla yeniden tasarlamaktır.”

‘Dijital doğmak’ kavramı çoğu zaman teknolojiyle ilişkilendiriliyor ama bence bu tamamen ‘zihniyeti’ işaret ediyor. Dijital doğmak, analog süreçleri dijitalleştirmek değil, bankacılığı yapay zeka çağının mantığıyla yeniden tasarlamaktır. Bugün birçok banka güçlü dijital kanallara, başarılı mobil uygulamalara ve gelişmiş teknoloji ekiplerine sahip. Ancak bunların önemli bir kısmı yıllar içinde inşa edilmiş sistemlerin üzerine eklenen katmanlardan oluşuyor. Dolayısıyla dijitalleşme ile dijital doğmak arasında önemli bir fark var. Biz dijital doğmayı; bankacılığı sıfırdan, bugünün değil önümüzdeki on yılın ihtiyaçlarını düşünerek tasarlamak olarak görüyoruz. Bu yaklaşım yalnızca teknoloji mimarisini değil, kurum kültürünü, karar alma süreçlerini, ürün geliştirme hızını ve müşteriyle kurulan ilişkiyi de doğrudan etkiliyor. Aslında neobank olmanın en önemli avantajı da burada ortaya çıkıyor. Eski alışkanlıkları dijital ortama taşımaya çalışmıyorsunuz. Bankacılığı, verinin sürekli öğrenen bir sistemin parçası olduğu bir yapı olarak tasarlıyorsunuz. Böyle baktığınızda teknoloji yalnızca altyapıyı oluşturmuyor; kurumun düşünme biçimini de şekillendiriyor.

Bizim için yapay zeka da bu nedenle yalnızca belirli süreçlerde kullanılan bir araç değil. Karar alma mekanizmalarını besleyen, öğrenme kapasitesini sürekli geliştiren temel bir katman. Müşteriyi daha iyi anlamak, riski daha doğru değerlendirmek, ürünleri kişiselleştirmek ve operasyonları daha çevik hale getirmek aynı yaklaşımın farklı sonuçları. Ancak işin belki de en önemli tarafı kurum kültürü. Eğer organizasyonunuz öğrenmeye, denemeye ve değişmeye açık değilse, en güçlü teknolojilere sahip olmanız tek başına yeterli olmuyor. Dijital doğan bir banka, teknolojiyle birlikte öğrenen bir organizasyon olmak zorunda. Dolayısıyla ben dijital doğmayı bir teknoloji yatırımı olarak tanımlamıyorum. Bu, bankacılığı yeniden düşünme biçimi. ColendiBank’ı inşa ederken de en temel önceliğimiz buydu; teknoloji, veri ve yapay zekayı müşteriler adına daha doğru finansal kararlar üretecek ortak bir aklın parçası haline getirmek.

 

ColendiBank’ın kuruluş döneminin yapay zekâ araçlarının hızla erişilebilir hale geldiği bir zamana denk gelmesi sizce nasıl bir avantaj yarattı? Yapay zekâ, Colendi Bank için yalnızca verimlilik sağlayan bir araç mı, yoksa bankanın çalışma biçimini belirleyen ana katmanlardan biri mi?

Aslında bu sorunun cevabı, yapay zekaya nasıl baktığınızla ilgili. Bugün birçok kurum yapay zekayı mevcut süreçlerini hızlandıran yeni bir teknoloji olarak konumlandırıyor. Elbette verimlilik önemli. Operasyonel maliyetleri azaltıyor, süreçleri hızlandırıyor ve çalışanların zamanını daha verimli kullanmasını sağlıyor. Ancak bana göre bunlar yapay zekanın sağladığı ilk kazanımlar. Az önce de dile getirdiğim gibi, asıl dönüşüm çok daha derinde yaşanıyor. Veriyi anlamlandırma, doğru içgörüye dönüştürme ve müşterisi adına daha doğru finansal kararlar üretebilme kapasitesi her kurum için aynı değil. Bu nedenle biz yapay zekayı yalnızca müşteri deneyimini iyileştiren ya da operasyonları hızlandıran bir teknoloji olarak değerlendirmiyoruz. Risk yönetiminden dolandırıcılık önlemeye, kredi değerlendirmesinden ürün geliştirmeye, kişiselleştirilmiş finansal önerilerden çalışan verimliliğine kadar karar verilen her noktada yapay zekanın desteklediği bir çalışma modeli oluşturuyoruz. Yapay zeka, bizim için bankacılığı hızlandıran değil, yeniden tanımlayan bir çalışma modeli.

 

Yapay zekânın finans kurumlarında gerçek dönüşüm yaratması için yalnızca teknoloji ekiplerinin gündeminde kalması yeterli olmuyor. Colendi Bank’ta yapay zekâyı kurum kültürünün parçası haline getirmek için nasıl bir yaklaşım izliyorsunuz? Ekiplerin deneme, öğrenme ve yeni araçları iş süreçlerine uyarlama kapasitesi bu dönüşümde nasıl rol oynuyor?

Yapay zeka, yalnızca teknoloji ekiplerinin sorumluluğu değil. Yapay zekadan gerçek değer üretmek istiyorsanız, önce kurumun öğrenme refleksini değiştirmeniz gerekiyor. ColendiBank’ta yapay zekayı belirli bir ekibin gündemi olarak görmüyoruz. Ürün geliştirmeden risk yönetimine, pazarlamadan müşteri deneyimine kadar her ekibin işinin bugününü ve geleceğini yeniden düşünmesini bekliyoruz. Bir çalışanımızın “Ben bu süreci yapay zeka ile daha iyi nasıl yapabilirim?” sorusunu sorması, bizim için yeni bir aracı kullanmasından çok daha değerli.

Bence yapay zeka çağında kurumların en önemli rekabet avantajı, öğrenme hızı olacak. Bugün kullanılan araçlar birkaç ay içinde değişebiliyor. Yeni teknolojilere hızla uyum sağlayabilen, denemekten çekinmeyen ve öğrendiklerini iş yapış biçimine dönüştürebilen ekipler kalıcı bir avantaj yaratıyor. Bu nedenle biz ‘kontrollü şekilde deneyen’ bir çalışma kültürünü teşvik ediyoruz. Elbette finans sektörü regülasyonların ve risk yönetiminin son derece kritik olduğu bir alan. Bu nedenle her yeni yaklaşımı güvenlik, açıklanabilirlik ve yönetişim ilkeleriyle birlikte değerlendiriyoruz. Ancak bu çerçeve, öğrenmenin önünde bir engel değil; tam tersine sağlıklı biçimde ilerlemesini sağlayan bir rehber. Hepimiz görüyoruz ki, öğrenmeyi kurum kültürünün doğal bir parçası haline getirmek zorundayız. Ben ekip arkadaşlarımdan ‘yapay zekayı merak etmelerini’ bekliyorum. Bilgi çok hızlı eskiyor, merak ise öğrenmeyi sürekli kılıyor.

 

Bankacılık güven üzerine kurulu bir sektör. Yapay zekâ destekli bir banka olma iddiası, beraberinde açıklanabilirlik, veri güvenliği, müşteri mahremiyeti ve regülasyon sorumluluğunu da getiriyor. Colendi Bank bu dengeyi nasıl kuruyor?

Önce şunu netleştirelim, güven ve inovasyon birbirinin alternatifi değil. Hatta bankacılıkta bu iki kavram birbirinden ‘ayrılamaz’ görülmeli. Ne kadar yenilikçi olursanız olun, güveni koruyamıyorsanız sürdürülebilir bir model kurmanız mümkün değil. Finans sektöründe neyin, nasıl üretildiğini anlayabilmek, gerektiğinde açıklayabilmek ve denetleyebilmek çok önemli. Bankacılıkta güven tam da bu şeffaflıktan besleniyor. Yapay zekanın gelişimiyle birlikte regülasyonun rolü de değişiyor. Geçmişte regülasyon daha çok süreçleri tanımlıyordu. Önümüzdeki dönemde ise karar mekanizmalarının nasıl çalıştığı, hangi verilerden beslendiği ve nasıl denetlendiği çok daha fazla önem kazanacak. Dolayısıyla yapay zeka çağında güven, açıklanabilir, izlenebilir ve sorumlu karar mekanizmaları oluşturmakla mümkün olacak. Biz ColendiBank’ta bu yaklaşımı bankanın temel mimarisinin bir parçası olarak görüyoruz. Yapay zeka, insan muhakemesini daha güçlü ve daha tutarlı hale getiren bir karar destek katmanı. Bu nedenle teknoloji ile risk yönetimini, inovasyon ile regülasyonu birbirinden bağımsız değil, aynı sistemin tamamlayıcı unsurları olarak ele alıyoruz. Bence önümüzdeki yıllarda finans sektöründe güvenin tanımı da genişleyecek. Müşteriler yalnızca paralarını emanet ettikleri kurumlara değil, verilerini doğru yöneten, kararlarını şeffaf şekilde açıklayabilen ve yapay zekayı sorumlu biçimde kullanan kurumlara güven duyacak. Yeni nesil neobank’lerin uzun vadeli başarısını belirleyecek en önemli unsur da bu olacak.

 

Yapay zeka Colendi Bank’ta bugün en çok hangi alanlarda somut değer yaratıyor? Müşteri deneyimi, risk yönetimi, operasyonel süreçler, ürün geliştirme, çalışan verimliliği ya da karar destek mekanizmaları içinde hangi başlıklar öne çıkıyor?

Aslında yapay zekanın en büyük katkısı, tüm bu süreçlerin birbirinden bağımsız çalışmasını ortadan kaldırması; gerçekten dev bir orkestrasyon yaratması. Geleneksel bankacılıkta müşteri deneyimi, risk yönetimi, ürün geliştirme ya da operasyon gibi alanlar çoğu zaman kendi hedefleri doğrultusunda hareket eder. Yapay zeka ise bu fonksiyonlar arasında ortak bir öğrenme zemini oluşturuyor. Böylece banka hızlı ve tutarlı kararlar alabilen bir yapıya dönüşüyor. Artık bir müşteriyi anlamak yalnızca geçmiş işlemlerine bakmak anlamına gelmiyor. Harcama alışkanlıklarından tasarruf davranışına, risk profilinden finansal hedeflerine kadar birçok veri birlikte değerlendiriliyor. Bunun sonucunda yalnızca daha doğru bir kredi kararı vermiyorsunuz; müşteriye gerçekten ihtiyacı olan ürünü, doğru zamanda ve doğru bağlamda sunabiliyorsunuz.

Risk yönetimi tarafında da benzer bir dönüşüm yaşanıyor. Yapay zeka, dolandırıcılığı tespit eden ya da kredi riskini ölçen bir araç olmanın ötesine geçiyor. Sürekli öğrenen modeller sayesinde değişen davranışları çok daha erken fark edebiliyor ve bankanın reflekslerini gerçek zamanlı olarak güçlendirebiliyor. Ancak bana göre en önemli değişim, çalışanların çalışma biçiminde yaşanıyor. Bugün ekiplerimiz daha hızlı ve daha fazla senaryoyu değerlendirebilir halde. Haliyle de daha güçlü analizler yapabiliyor ve kararlarını çok daha zengin bir veri setiyle destekleyebiliyorlar. Bu da kurumun tamamında karar kalitesini yukarı taşıyor. Hedefimiz de net; bankanın her gün biraz daha öğrenmesini ve bu öğrenmeyi müşterisine daha iyi bir deneyim olarak yansıtmasını sağlamak için çalışıyoruz.

 

Dosya konumuzda bankacılığın yeni işletim sisteminin fintek, yapay zekâ ve veriyle kurulduğunu söylüyoruz. Sizce bu yeni işletim sisteminde dijital bankalar hangi rolü üstlenecek? ColendiBank bu mimarinin neresinde konumlanıyor?

ColendiBank Kurucu Ortağı ve CEO’su Deniz Devrim Cengiz “Yeni dönemde bankacılığın rekabet avantajı, her şeyi tek başına yapabilmekten değil; doğru ekosistemlerle birlikte ölçeklenebilmekten doğacak.”

ColendiBank Kurucu Ortağı ve CEO’su Deniz Devrim Cengiz “Yeni dönemde bankacılığın rekabet avantajı, her şeyi tek başına yapabilmekten değil; doğru ekosistemlerle birlikte ölçeklenebilmekten doğacak.”

Öncelikle altını çizmek isterim, ‘yeni işletim sistemi’ tanımını çok isabetli buluyorum. Ancak dediğim gibi, bu yapının yalnızca teknolojiyle açıklanabileceğini düşünmüyorum. Yapay zeka, veri ve fintek modelleri bankacılığı yeniden şekillendiriyor olabilir. Ancak bütün bu dönüşümün üzerinde yükseldiği temel katman hala ‘güven’. Dolayısıyla bana göre finansın yeni işletim sistemi; güveni, veriyi ve yapay zekayı aynı mimaride buluşturabilen kurumlar tarafından inşa edilecek. Bu noktada neobank’lerin rolü de farklılaşıyor. Uzun yıllar dijital bankalar daha çok maliyet avantajı, kullanıcı deneyimi ya da mobil uygulamalar üzerinden değerlendirildi. Önümüzdeki dönemde ise asıl sınav, finansal zekayı nasıl ürettikleri olacak. Çünkü artık mesele yalnızca dijital hizmet sunmak değil; müşteriyi anlayan, öğrenen ve her etkileşimde daha doğru finansal kararlar üretebilen sistemler kurabilmek. Bu nedenle sürekli ‘finansal karar altyapısı’ kavramını yineleme ihtiyacı duyuyorum. Kredi, ödeme, yatırım veya tasarruf çözümleri bu yapının çıktıları. Asıl önemli olan ise bu kararların arkasındaki ortak zekayı oluşturabilmek. ColendiBank’ta yol haritamızı yalnızca güçlü bir dijital banka olmak değil; bankacılık lisansının sağladığı güveni, fintek çevikliğini ve yapay zeka destekli karar mekanizmalarını aynı platformda bir araya getiren yeni nesil bir neobank inşa etmek oluşturuyor. Sorunuza dönersek, özetle, evet biz tam da burada konumlanıyoruz.

 

ColendiBank’ın büyüme vizyonunda servis bankacılığı önemli bir yer tutuyor. Finansal hizmetlerin banka uygulamasının dışına çıkarak perakende, girişimcilik, dijital platformlar ve farklı sektörlerin müşteri deneyimi içine yerleşmesi bankacılığın rolünü nasıl değiştiriyor?

Bence yapay zekanın bankacılıkta yaratacağı en büyük değişim, finansal hizmetleri görünmez hale getirmesi olacak. Yapay zeka sayesinde finans, insanların hayatında daha görünür değil; tam tersine daha sezgisel, daha doğal ve neredeyse görünmez bir deneyim haline gelecek. Önümüzdeki dönemde müşteriler bir bankayla etkileşim kurduklarını çoğu zaman fark etmeyecek bile. Finansal hizmetler, ihtiyaç duyulan anda, doğru bağlamda ve doğru öneriyle hayatın doğal akışı içinde sunulacak. Bu dönüşümün merkezinde ise yapay zeka yer alacak. Çünkü yapay zeka geçmiş verileri analiz etmesinin dışında, kullanıcı davranışlarını anlayan, ihtiyaçları öngören ve her etkileşimden öğrenen dinamik bir karar katmanı oluşturuyor. Böylece finansal deneyim, standart ürünlerden kişiye özel ve sürekli gelişen bir yapıya evriliyor. Bankacılığın kişiselleştirilmiş finansal zeka ile şekilleneceğine olan inancımızla biz de ürünlerimizi hiper kişiselleştirilmiş çözümler üzerinden inşa ediyoruz.

 

Moneyfinans örneği, ColendiBank’ın ekosistem yaklaşımını anlatmak açısından önemli görünüyor. Bu modelde banka, markanın müşteri ilişkisine doğrudan rakip olmak yerine arka planda lisans, risk yönetimi ve finansal altyapı sağlayan bir çözüm ortağına dönüşüyor. Bu yaklaşımın Türkiye’de ne kadar geniş bir potansiyeli var?

Aslında tam da ‘görünmezlik’ konusu burada devreye giriyor; servis modeli bankacılık… Müşteriler finansal işlemlerini bankaların uygulamalarında değil; alışveriş yaptıkları, çalıştıkları, seyahat ettikleri veya günlük hayatlarını yönettikleri platformların içinde gerçekleştirmek istiyor. Bu da bankaların rolünü doğal olarak yeniden tanımlıyor. Kullanıcının ilişki kurduğu marka Moneyfinans olacak ve ColendiBank arka planda güvenli, ölçeklenebilir ve regülasyonlara uyumlu finansal altyapıyı sağlayacak. Böylece her iki taraf da kendi temel yetkinliğine odaklanabiliyor. Bence Türkiye bu model için oldukça güçlü bir potansiyele sahip. Perakendeden telekomünikasyona, mobiliteden e-ticarete kadar milyonlarca müşteriye temas eden çok sayıda güçlü marka var. Bu markaların hedefi banka olmak değil, müşterilerine daha iyi bir deneyim sunmak. Bankaların hedefi ise her markayla rekabet etmek yerine onların güvenilir finansal altyapı ortağı olabilmek.

ColendiBank olarak hedefimiz, kendi kanalımızdan büyüyen bir dijital banka olmanın yanısıra farklı sektörlerde faaliyet gösteren markaların finansal kabiliyetlerini güçlendiren, yapay zeka destekli ve güven odaklı bir altyapı ortağı olmak. Elbette bu dönüşüme yalnızca kendi büyümemiz açısından bakmıyoruz. Türkiye’den çıkan yapay zeka odaklı finansal teknolojilerin küresel ölçekte değer üretebileceğine inanıyoruz. Amacımız sadece Türkiye’de başarılı bir dijital banka olmak değil; Türkiye’den doğan, burada geliştirdiğimiz teknolojileri ve iş modellerini uluslararası pazarlara taşıyan bir banka olmak için yola çıktık. Türkiye’nin finansın yeni bilgi birikimini ve karar altyapısını üreten ülkeler arasında olacağına eminim. Biz de bu bayrağı globale taşıyacağız.

 

Fintek geçmişinden gelen kurumların bankacılık lisansı alması sektörde nasıl bir yeni denge oluşturuyor? Bu yapı geleneksel bankalarla rekabeti mi artıracak, yoksa iş birliği ve platform modellerini mi güçlendirecek?

Bence bu gelişmeyi yalnızca sektöre yeni rakiplerin girmesi olarak değerlendirmek eksik olur. Fintek geçmişinden gelen kurumların bankacılık lisansı alması, teknoloji şirketleriyle bankalar arasındaki sınırları yeniden tanımlıyor. Artık bir tarafta yalnızca teknoloji geliştiren fintekler, diğer tarafta bu teknolojileri kullanan bankalar yok. Fintek çevikliği ile bankacılık yetkinlikleri aynı kurumun içinde buluşmaya başlıyor. Bu yapı elbette rekabeti artıracak. Fintek kökenli bankalar daha kısa geliştirme döngüleriyle hareket edebiliyor, veriyi ürün tasarımının merkezine yerleştirebiliyor ve müşteri davranışlarındaki değişime daha hızlı yanıt verebiliyor. Ancak ben dönüşümün yalnızca pazar payı rekabeti üzerinden ilerleyeceğini düşünmüyorum. Çünkü finansal hizmetler giderek daha bağlantılı ve modüler bir yapıya dönüşüyor. Bir kurumun bütün değer zincirini tek başına kontrol etmeye çalışması yerine; bankaların, finteklerin, teknoloji şirketlerinin ve güçlü müşteri ekosistemlerine sahip markaların farklı yetkinliklerini aynı platformda bir araya getirdiği modeller öne çıkacak. Dolayısıyla yeni dönemin belirleyici kavramı yalnızca rekabet değil, ‘birlikte değer üretebilme kapasitesi’ olacak.

 

Geleneksel bankalar sermaye gücü, ölçek, müşteri güveni ve uzun yıllara dayanan risk yönetimi deneyimi açısından çok güçlü bir konuma sahip. Fintek kökenli bankalar ise hız, teknoloji kültürü, veri kullanımı ve kullanıcı deneyimi konusunda farklı bir avantaj getiriyor. Ben bunları birbirini ortadan kaldıracak iki ayrı model olarak değil, sektörün geleceğini birlikte şekillendirecek iki farklı yetkinlik alanı olarak görüyorum. Yeni dönemde bankacılığın rekabet avantajı, her şeyi tek başına yapabilmekten değil; doğru ekosistemlerle birlikte ölçeklenebilmekten doğacak.

 

Türkiye genç nüfusu, dijital servis kullanım alışkanlıkları ve fintek ekosistemiyle önemli bir potansiyel taşıyor. Siz daha önce Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede güçlü bir dijital banka oyuncusu için alan olduğunu vurguladınız. ColendiBank’ın bölgesel büyüme vizyonunu nasıl tarif ediyorsunuz?

Ben bölgesel büyümeyi yeni ülkelerde şube açmak ya da faaliyet göstermekten daha geniş bir perspektifle değerlendiriyorum. Çünkü dijital bankacılıkta ölçek coğrafyayla değil, teknoloji, veri ve iş modeliyle oluşuyor. Eğer kurduğunuz yapı farklı pazarlara kolayca uyarlanabiliyorsa, büyümenin sınırlarını haritalar değil, platformun yetkinlikleri belirliyor. Türkiye bu açıdan çok önemli bir avantaj sunuyor. Genç nüfusu, yüksek dijital adaptasyonu, güçlü fintek girişimleri ve yoğun rekabet ortamı sayesinde oldukça dinamik bir finans ekosistemine sahip. Böyle bir pazarda geliştirilen teknolojiler ve iş modelleri, benzer demografik ve ekonomik özelliklere sahip birçok ülke için de güçlü bir referans oluşturabiliyor.

Bizim hedefimiz, yapay zeka destekli karar altyapısını, servis bankacılığı kabiliyetlerini ve ekosistem iş birliklerini farklı pazarlara uyarlanabilecek bir platform haline getirmek. Bu nedenle büyümeyi yalnızca son kullanıcıya ulaşmak olarak görmüyoruz. Büyüme aynı zamanda farklı ülkelerde faaliyet gösteren kurumlara, markalara ve ekosistemlere finansal altyapı sağlayabilme kapasitesi anlamına geliyor. Böyle baktığınızda globalleşme, tek tek ülke açılışlarından çok daha ölçeklenebilir bir modele dönüşüyor. ColendiBank’ın vizyonu da tam olarak bu. Türkiye’de geliştirdiğimiz dijital bankacılık modelini bulunduğumuz bölgenin finansal dönüşümüne katkı sağlayabilecek, yapay zeka destekli ve platform odaklı bir bankacılık mimarisi oluşturuyoruz.

 

Dijital bankalar için büyümenin en kritik eşiği sizce nerede? Müşteri kazanımı, güven inşası, regülasyon, sermaye gücü, teknoloji altyapısı, kârlılık ya da ekosistem ortaklıkları içinde hangisi daha belirleyici olacak?

Dijital bankalar için büyümenin en kritik eşiğinin müşteri kazanımı olduğunu düşünmüyorum. Dijital kanallar sayesinde müşteri kazanmak geçmişe kıyasla daha hızlı. Asıl mesele, kazanılan müşteriyi sürdürülebilir bir ilişkiye dönüştürebilmek ve büyürken karar kalitesini koruyabilmek. Daha fazla müşteri; daha fazla veri, daha fazla işlem, daha karmaşık riskler ve daha büyük bir sorumluluk demek. Bu nedenle büyümenin gerçek testi, kurumun hacmi arttıkça güven, hizmet kalitesi ve risk disiplinini aynı seviyede sürdürebilmesidir. Saydığınız unsurların hiçbiri tek başına yeterli değil. Teknoloji olmadan ölçeklenemezsiniz. Sermaye gücü olmadan büyümeyi taşıyamazsınız. Regülasyon ve risk yönetimi olmadan güven oluşturamazsınız. Karlı bir model kurmadan da büyümeyi uzun vadeli hale getiremezsiniz. Ekosistem ortaklıkları ise bütün bu kapasitenin daha geniş bir alana yayılmasını sağlar.

Bu nedenle belirleyici olan, tüm bu yetkinliklerin nasıl bir araya getirildiği. Ben dijital bankacılıkta asıl rekabet avantajının ‘büyüme mimarisi’ olduğuna inanıyorum. Yani teknoloji, sermaye, risk yönetimi, müşteri deneyimi ve ekosistem ilişkilerinin aynı hedef doğrultusunda çalıştığı bir yapı kurabilmek.

Burada güvenin özel bir yeri var. Çünkü bankacılıkta hız, büyümeyi başlatabilir; ancak güven, büyümeyi kalıcı hale getirir. Müşteri kullandığı kurumun yalnızca iyi bir deneyim sunmasını değil; parasını, verisini ve geleceğine ilişkin kararları sorumlulukla yönetmesini bekliyor.

 

ColendiBank’ın SAS ve Linktera ile gerçekleştirdiği iş birliği, veriye dayalı modern dijital bankacılık deneyimi açısından dikkat çekici bir adım olarak duyuruldu. Veri mimarisi ve karar destek sistemleri yeni nesil bankacılıkta nasıl bir rekabet avantajına dönüşüyor?

Veri mimarisi, bankanın düşünen ve öğrenen sinir sistemi. Risk yönetiminden müşteri deneyimine, dolandırıcılık önlemeden kişiselleştirilmiş finansal önerilere kadar bütün karar mekanizmalarının aynı veri diliyle çalışmasını sağlayan ortak akıl altyapısı. Geçmişte veriyi raporlama için kullanıyorduk. Bugün ise operasyonları iyileştirmek, geliştirmek için kullanıyoruz. Önümüzdeki dönemde ise veri, kararların üretildiği temel katmana dönüşecek. Böylece bankalar her etkileşimden öğrenen ve her yeni veriyle kendini geliştiren organizasyonlara dönüşecek. Bu nedenle SAS ve Linktera ile kurduğumuz yapı, ColendiBank’ın uzun vadeli karar mimarisini oluşturma vizyonunun önemli bir parçası. Amacımız, ColendiBank’ın tamamında aynı doğrulukta, aynı hızda ve aynı güven seviyesinde karar alabilen bir yapı kurmaktı, bunu da başardık.

 

Sermaye piyasaları tarafında da yapay zekânın aracı kurumlar ve yatırımcı deneyimi için hızlı fayda yaratabileceğini vurguladınız. Colendi ekosisteminin bankacılık, yatırım, sigorta ve finansal servisleri birlikte düşünen yapısı gelecekte nasıl bir bütünleşik finans deneyimi sunabilir?

Bankacılık için başka bir uygulamaya, yatırım için başka bir platforma, sigorta için farklı bir deneyime, finansal danışmanlık için başka arayışlara ihtiyacımız olmalı mı? Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız kararlar değil. İnsanlar aslında tek bir şeyi yönetmeye çalışıyor; o da finansal hayatları… Yapay zeka bu parçalı yapıyı ortadan kaldırıyor ve kararlar arasında bağlantı kuruyor. Harcama alışkanlıklarınızı, yatırım hedeflerinizi, risk profilinizi, gelir akışınızı ve geleceğe ilişkin planlarınızı aynı bağlam içinde değerlendirebiliyor. Böylece finansal hizmetler ayrı ayrı çalışan ürünler olmaktan çıkıp, birlikte düşünen bir sisteme dönüşüyor.

Biz de Colendi ekosistemini bankacılık, yatırım veya sigortadan oluşan farklı iş kolları olarak görmüyoruz. Bunları tek bir finansal karar platformunun birbirini besleyen yetkinlikleri olarak değerlendiriyoruz. Çünkü müşterinin ihtiyacı kredi, yatırım fonu ya da sigorta poliçesi değil; doğru zamanda doğru finansal kararı verip harekete geçebilmek.

Amacımız kullanıcıya müşterilerimize finansal hayatının tamamını anlayan, farklı ihtiyaçlarını tek bir zeka katmanında değerlendiren ve her gün daha iyi öneriler üreten bütünleşik bir finans deneyimi oluşturmak. Gelecekte insanlar banka seçmeyecek; finansal hayatlarını emanet edecekleri ‘bütünleşik finansal zekayı’ seçecek.

 

Önümüzdeki beş yılda dijital bankacılığı bugünkü noktadan ayıracak en büyük fark ne olacak? Müşteriler bugünkü bankacılık deneyiminin en çok hangi tarafını eski bulacak?

Bugün hala kullanıcıların hesaplarını kontrol etmesini, ürünleri karşılaştırmasını, doğru yatırım aracını seçmesini, kredi seçeneklerini değerlendirmesini ve finansal risklerini tek tek yönetmesini bekliyoruz. Dijitalleşmiş olsak da bu deneyim hala büyük ölçüde kullanıcıdan sürekli karar vermesini isteyen bir yapıya dayanıyor.

Oysa yapay zeka ile birlikte insanlar uygulamaya girmek için değil, hayatlarını yaşamak için teknoloji kullanacak. Finansal servisler ise doğru anda, doğru bağlamda ve neredeyse fark edilmeden devreye girecek. İyi tasarlanmış bir finans deneyimi, ihtiyaç duyulduğu anda en doğru desteği veren deneyim olacak. Dolayısıyla rahatlıkla söyleyebilirim ki, önümüzdeki beş yılda rekabeti ‘arayüzler’ değil, ‘öngörü kalitesi’ belirleyecek. Beş yıl sonra insanlar bugünkü bankacılığı dijital olduğu için değil, hala kullanıcıdan sürekli karar vermesini beklediği için eski bulacak. O nedenle biz hep yeni kalacağımız bir altyapı kurduk.

 

Son olarak, Türkiye’den global ya da bölgesel ölçekte güçlü fintek ve dijital banka markaları çıkması için sizce hangi üç şarta ihtiyaç var? Colendi Bank bu hikâyede nasıl bir rol üstlenmek istiyor?

Türkiye’de güçlü mühendislik kültürüne, genç ve dijital dünyaya hızla adapte olabilen bir nüfusa ve zorlu rekabet ortamında çözüm üretmeyi öğrenmiş girişimcilere sahibiz. Bunlar, yeni nesil finans teknolojileri geliştirmek için çok değerli avantajlar. Ancak küresel ölçekte güçlü markalar oluşturabilmek için bunların üzerine üç temel yetkinlik daha inşa etmemiz gerekiyor. İlki, küresel ölçekte düşünme cesareti. Bugün başarılı şirketler yalnızca kendi pazarlarının ihtiyaçlarını çözmüyor; geliştirdikleri teknolojiyi dünyanın farklı bölgelerinde çalışabilecek şekilde tasarlıyor. Başlangıç noktası Türkiye olabilir ama vizyonun sınırı Türkiye olmamalı.

İkincisi, teknolojiyi ürün olarak değil, temel yetkinlik olarak geliştirmek. Yapay zeka, veri mimarisi ve karar sistemleri, finans kurumlarının rekabet avantajını belirleyen çekirdek kabiliyetler haline geliyor. Bu alanlarda sürdürülebilir bir bilgi birikimi oluşturabilen şirketler uzun vadede farklılaşacak. Üçüncüsü ise ‘olmazsa olmaz’ olan ‘güven inşa edebilmek’. Finans sektöründe küresel ölçekte büyümenin en önemli şartı, regülasyon, risk yönetimi ve kurumsal yönetişim açısından uluslararası ölçekte güvenilir kurumlar oluşturabilmek. Teknoloji büyümeyi hızlandırabilir ama güven, o büyümeyi kalıcı hale getirir.

Ben önümüzdeki dönemde Türkiye’nin yeni nesil finans altyapıları geliştiren bir merkez olabileceğine inanıyorum. ColendiBank olarak bizim hedefimiz de bu dönüşümün parçası olmak. Amacımız, Türkiye’de geliştirilen teknoloji, yapay zeka ve finansal bilgi birikiminin bölgesel ve küresel ölçekte değer üretebileceğini gösteren örneklerden biri olmak. Eğer bunu başarabilirsek, yalnızca kendi kurumumuz için değil, Türkiye’den çıkacak yeni nesil finans girişimleri için de güçlü bir referans oluşturacağımıza inanıyorum.