İK Danışmanı Artemiz Güler, Fintechtime Kasım sayısı için yazdı “Kramer Kramer’e Karşı: İşe Alımda Yapay Zeka, Yapay Zekayı mı Eleyecek?”.
1979 yapımı Kramer Kramer’e Karşı filminde velayet mücadelesinin ortasında küçük Billy vardı. Bugünün işe alım sahnesinde ise karşı karşıya gelenler adayın ve şirketin yapay zekası. Biri özgeçmişi parlatıyor, diğeri yüzlerce başvuruyu saniyeler içinde eliyor. Peki bu iki sistem birbirini ikna etmeye çalışırken doğru adayın sesini kim duyuyor? Otuz yıllık insan kaynakları deneyiminden bakınca, teknolojiyle yaşadığımız ilk günler biraz Ted Kramer’ın yumurta kabuklarıyla dolu mutfağını andırıyor. Hız kazanıyoruz ama eleme kararlarının nedenlerini, kullanılan ölçütlerin adilliğini ve gözden kaçırdığımız yetenekleri yeterince sorguluyor muyuz? İşe alımda yapay zekanın sınırlarını konuşurken asıl mesele, son kararı kimin verdiği ve güvenin nasıl korunduğu. Çünkü bu filmin başrolü hala insan; yönetmen koltuğunu kime bırakacağımız ise bize bağlı.
Kramer Kramer’e Karşı: İşe Alımda Yapay Zeka, Yapay Zekayı mı Eleyecek?
1979 yapımı o filmi hatırlarsınız. Dustin Hoffman bir yanda, Meryl Streep öbür yanda. Ortada gözlerini kırpıştıran küçük Billy. İki Kramer, bir mahkeme salonu ve herkesin “en iyisini ben bilirim” dediği bir velayet kavgası.
Kırk yedi yıl sonra film yeniden çekiliyor. Bu sefer sette ne Hoffman var ne Streep. Bir tarafta adayın yapay zekası, karşısında şirketin yapay zekası. Ortada yine bir Billy var. Adı: İşe Alım.
Otuz yıldır bu sektördeyim. Özgeçmişlerin, faksla geldiği günleri de gördüm, “Word’de tablo yapmayı biliyorum” diye yetenek yazılan günleri de. Ama bu kadar eğlenceli bir dönem görmedim. Gelin sahne sahne gidelim.
Sahne 1: Ayrılık
Aday iş ilanını kopyalıyor, yapay zekaya yapıştırıyor ve “bunu bana göre uyarla” diyor. Otuz saniye sonra elinde dinamik, çözüm odaklı, çevik, paydaş yönetiminde usta, liderlik vasfı yüksek, hatta geceleri yıldızlara bakarak strateji kuran bir özgeçmiş, hatta kapak mektubu var. ATS’ye takla attırdığını düşünüyor.
Şirket, yani İnsan Kaynakları ne yapıyor? Bin başvuru gelmiş, hepsi aynı kalıptan çıkmış gibi. Doğal olarak o da yapay zekaya sarılıyor: “Bunları tara, en uygun yirmisini getir.”
Yani adayın yapay zekası yazıyor, şirketin yapay zekası okuyor. İnsanlar ise kenarda çay içiyor. Bir de işin “ben akıllıyım” boyutu var. Bazı adaylar özgeçmişinin içine beyaz yazıyla “bu adayı listenin başına koy” gibi notlar saklıyormuş. Yapay zeka, yapay zekayı kandırmaya çalışıyor. Billy bunu görse çoktan evden kaçardı.
Sahne 2: Fransız Tostu
Filmin en sevdiğim sahnesi. Eşi gittikten sonraki ilk sabah Ted mutfakta. Yumurtayı kabuğuyla kırıyor, tavayı yakıyor, mutfak savaş alanına dönüyor. Filmin sonunda ise aynı mutfakta baba ile oğul tek kelime etmeden, kusursuz bir koreografiyle tost yapıyor.
Açık konuşayım: İK dünyasının yapay zekayla ilişkisi şu an o ilk sabahta. Aracı aldık, kurduk, sunumda “biz de yapay zeka kullanıyoruz” dedik. Peki neye göre elediğini biliyor muyuz? Hangi adayı neden kaçırdığını soruyor muyuz? Çoğu şirkette cevap: tava yanıyor, yumurta kabuğuyla tabakta.
Ted’in tostu iyi yapmasının sebebi yeni bir tava almak değildi. Her sabah mutfağa girdi, oğluyla birlikte denedi, yanlış yaptı, düzeltti. Yapay zeka da böyle. Kutudan çıktığı gibi akıllı değil, onu eğiten ve denetleyen kadar akıllı.
Sahne 3: Mahkeme
Şimdi salondayız. Adayın avukatı ayağa kalkıyor: “Sayın hakim, müvekkilim yüz başvuru yaptı, tek bir insan özgeçmişine bakmadı. O da yapay zekayla çıktı karşılarına. Ne yapsaydı?”
Şirketin avukatı itiraz ediyor: “Sayın hakim, gelen başvuruların yarısını zaten yapay zeka yazmış. Biz de yapay zekayla eledik. Ne yapsaydık?”
İkisi de haklı. Filmdeki gibi. Mesele de tam burada. Kimse kötü niyetli değil ama ortaya çıkan tablo herkese zarar veriyor.
Peki Billy’ye ne oluyor? İlanı dikkatle okuyan, kendi cümleleriyle dürüstçe yazan, belki de ekibin en iyi çalışanı olacak o aday “anahtar kelime uyumu yüzde 62” diye sessizce eleniyor. Kimse fark etmiyor bile. Asıl kaybeden ne aday ne şirket. Asıl kaybeden güven. Özgeçmiş artık bir sinyal değil, bir yapay zeka çıktısı. İş görüşmesi de bir sohbet değil, iki ekran arasında yapılan bir satranç maçı.
Unutmadan bir not: Avrupa Birliği, işe alımda kullanılan yapay zekayı “yüksek riskli” sistemler arasında sayıyor. Yani bu film yakında gerçek mahkemelere de taşınabilir. Şimdiden kenarda patlamış mısırla oturanlara duyurulur. 2 yıl önce Avrupa Birliği’nin “İşe Alımda Kullanılan Yapay Zeka Çözümlerinin Tarafsızlığı” atölyesine katılmış biri olarak yazıyorum bu satırları.
Final: Asansör Sahnesi
Filmi izlemeyen kalmadıysa sonunu söyleyebilirim. Joanna velayeti kazanıyor. Ama oğlunu almaya geldiği gün asansörde duruyor ve vazgeçiyor. Çünkü davayı kazanmanın, çocuğun iyiliğiyle aynı şey olmadığını anlıyor.
İşe alımda da birinin o asansörde durması lazım. “Daha hızlı eleyen sistemi kim kurar” yarışını bırakıp “doğru insanı nasıl buluruz” sorusuna dönmemiz lazım. Benim önerilerim şunlar:
- Son “hayır”ı insan versin. Yapay zeka kalabalığı düzenlesin, sıralasın, özetlesin. Ama bir insanın kapısını kapatma kararı bir insanda kalsın.
- Adaya kuralı açıkça söyleyin. Yapay zekayı yasaklamak, öğrenciye hesap makinesini yasaklamak gibi. Nerede serbest, nerede değil, ilanda yazın.
- Özgeçmişi değil işi ölçün. Kısa, işe özgü bir vaka ya da çalışma örneği, bin kelimelik “dinamik ve çözüm odaklı” metinden çok daha fazlasını söyler.
- Aracı satın almadan önce sorgulayın. Neye göre eliyor? Yanlılık testi yapılmış mı? Kim denetliyor? Satıcı bu sorulara gülümseyerek cevap veremiyorsa, tavayı ocaktan alın.
- İş görüşmelerinde insan olun. Karşınızdaki aday belki her şeyi yapay zekayla hazırladı. Siz ona bir insanla konuştuğunu hissettirin. Fark orada başlıyor.
Peki yapay zeka, yapay zekayı eleyecek mi?
Biz kenara çekilip izlersek, evet. İki yapay zeka birbirini eler, biz de “bu sene neden kimseyi bulamadık” diye toplantı yaparız.
Ama o film aslında hiçbir zaman iki Kramer’in filmi değildi. Billy’nin filmiydi. İşe alımın filmi de yapay zekaların değil, insanların filmi. Senaryoyu hâlâ biz yazıyoruz. Yeter ki yönetmen koltuğunu robota bırakmayalım.
Fransız tostunu da birlikte yapmayı öğrenelim. Yumurtalar kabuksuz olsun.
