Lidio Kurucu Ortak & CEO, Mobilexpress CEO Emre Güzer’in Fintechtime Temmuz sayısı “Money20/20 Europe’un Ardından” dosya konusu için verdiği görüş yayında.

“Emre Güzer, Money20/20 Europe 2026’nın fintek ekosistemi için teknolojilerin sahadan gerçek operasyonlara taşındığı bir dönüm noktasına işaret ettiğini vurguluyor. Güzer’in değerlendirmesinde agentic yapay zekâ, stablecoin temelli ödeme altyapıları, dijital varlıklar, açık bankacılık, alternatif ödeme yöntemleri ve sınır ötesi ödemeler aynı dönüşüm hattında birleşiyor. Lidio açısından etkinliğin en önemli çıktısı ise uzun süredir stratejik olarak odaklandıkları cross-border ödeme alanının sektör gündeminin merkezine yerleşmesi ve Türkiye’ye giriş yapmak isteyen global oyuncularla somut iş birlikleri için güçlü bir zemin oluşması.”

 

Money20/20 Europe 2026, finansal teknolojiler sektörünün artık yeni teknolojileri konuşmaktan çok, bu teknolojilerin gerçek hayatta nasıl ölçekleneceğini, nasıl gerçek operasyonlara dönüşeceğini ve regülasyonlarla nasıl uyumlu hale geleceğini tartıştığı bir etkinlik olarak öne çıktı. Bu yılki gündemin dört ana başlık etrafında şekillendiğini söyleyebilirim: agentic yapay zekâ, hizmetlerin yeniden paketlenmesi (rebundling), stablecoin temelli yeni ödeme altyapıları ve hız kazanan regülasyon.

Bu yıl özellikle agentic yapay zekâ, stablecoin’ler, dijital varlıklar, gerçek zamanlı ödeme altyapıları ve sınır ötesi ödeme çözümleri en yoğun gündem maddeleri arasındaydı. Ancak bence etkinliğin en önemli çıktısı, bu başlıkların artık geleceğe yönelik vizyon konuları olmaktan çıkıp somut kullanım senaryolarına dönüşmeye başlamasıydı. Bunun en çarpıcı örneği, sektörün canlı ödeme altyapısı üzerinde yapay zekâ ajanları tarafından uçtan uca gerçekleştirilen ilk işlemleri konuşur hale gelmesiydi; yani agentic commerce artık bir slogan değil, devreye girmeye başlayan bir gerçeklik.

Yapay zekâ tarafında sektörün odağı yalnızca verimlilikten çok karar destek mekanizmalarına, risk yönetimine, sahtekârlık önlemeye ve müşteri deneyimini iyileştirmeye kaymış durumda. Daha da önemlisi, firmalar artık yapay zekâyı mevcut sistemlerinin üzerine bir katman olarak eklemek yerine, altyapılarını baştan yapay zekâ odaklı bir ekonomiye göre yeniden kurgulamaya başladı. Benzer şekilde stablecoin’ler ve dijital varlıklar da artık yalnızca perakende ya da spekülatif bir hikâye olmaktan çıkıp, kurumsal hazine yönetimi ve B2B sınır ötesi mutabakat için ciddi şekilde değerlendirilen çözümler haline geldi; bu yıl bazı tartışmalarda stablecoin’lerin etkinliğin baskın temasında agentic yapay zekânın bile önüne geçtiğini gözlemledik.

Açık bankacılık tarafında ise veri paylaşımının ötesine geçen yeni iş modellerinin şekillendiğini görüyoruz. Fintekler artık tek başlarına ürün geliştiren oyuncular olmaktan ziyade, farklı ekosistemleri birbirine bağlayan platformlar olarak konumlanıyor. Bu dönüşüm, iş birliklerini, entegrasyon kabiliyetini ve birlikte çalışabilirliği (interoperability) her zamankinden daha kritik hale getiriyor.

Bu noktada alternatif ödeme yöntemlerinin küresel yükselişi de etkinliğin satır aralarında güçlü bir tema olarak öne çıktı. Brezilya’da Pix’in yerel ödeme alışkanlıklarını kısa sürede kökten dönüştürmesi, Hollanda’nın güçlü yerel markası iDEAL’ın EPI çatısı altında Wero’ya taşınarak tüm Avrupa’ya açılan pan-Avrupa bir çözüme evrilmesi; bunların hepsi, yerel ve alternatif ödeme yöntemlerinin mevcut ödeme yollarını nasıl geliştirip genişletebileceğinin güçlü örnekleri. Bu örnekler bize, ödeme egemenliği ile küresel entegrasyonun birbirine alternatif değil, birbirini tamamlayan kavramlar olduğunu gösteriyor.

Tam da bu çerçevede, ülke olarak gurur duyduğumuz bir gelişme TROY’un hızlı büyümesi oldu. TROY’un yurt içinde ulaştığı ölçeğin yanı sıra, artık sınır ötesi ticarette de iş birlikleriyle söz sahibi olmaya başlaması bizleri ayrıca memnun etti. Türkiye’nin yaklaşık on yıl önce attığı bu ödeme egemenliği adımının, bugün Avrupa’nın Wero ile tartıştığı pek çok konuyu çoktan hayata geçirmiş olması, doğru zamanda doğru adımın atıldığının net bir göstergesi.

Lidio açısından baktığımızda etkinliğin en önemli çıktılarından biri, uzun süredir stratejik olarak odaklandığımız sınır ötesi ödeme alanının nihayet sektörün ana eksenine oturduğunu görmek oldu. Yıllardır savunduğumuz “cross-border’ın derinleşeceği” tezinin bu yıl masanın merkezinde tartışılıyor olması, doğru yerde durduğumuzu teyit etti. Türkiye; güçlü ödeme altyapısı, zengin alternatif ödeme yöntemleri ve regülasyon deneyimi sayesinde uluslararası oyuncular açısından giderek daha stratejik bir pazar haline geliyor. Etkinlik boyunca Türkiye’ye ilgi duyan çok sayıda yeni global partnerle bir araya gelme ve istişare etme fırsatı bulduk; özellikle Türkiye’ye giriş yapmak isteyen küresel şirketlerin yerel ödeme sistemlerine erişim, yerel tahsilat altyapısı, regülasyon uyumu ve operasyonel entegrasyon konularına yoğun ilgi gösterdiğini gözlemledik. Bizim için kıymetli olan, bu oyuncuları doğru lisans, doğru altyapı ve doğru yerel bağlantılarla Türkiye’ye getirebilecek pozisyonda olmak; etkinlikten döndüğümüzde masamızda bunu somutlaştıracak birkaç değerli görüşme vardı.

Genel olarak Money20/20 Europe 2026, finansal hizmetlerin geleceğinin yalnızca teknolojiyle değil; güven, uyum, iş birlikleri ve ölçeklenebilir platformlar üzerinden şekilleneceğini bir kez daha ortaya koydu. Özellikle güvenin (trust) artık sonradan eklenen bir unsur değil, sistemin tasarımına en baştan yerleştirilmesi gereken bir gereklilik olarak konuşulması, sektörün olgunlaştığının en net göstergesiydi.